banner864

Çanakkale şehitlerinin son mektupları 18 Mart 2015, 17:02

Bundan tam 100 yıl önce "Ana ben gidiyom düşmana karşı" dediler ve gittiler. İki yüz elli bini aşkın şehidin kanıyla sulandı bu vatan toprağı. Kahramanlığını, düşmanın dahi övdüğü bir destan yazdı askerlerimiz. Peki o kahramanlar cephede son günlerini yaşarken neler hissetmişti. İşte bu soruya cevap olabilecek bazı örnekler

Aslında ne söylesek az gelir Çanakkale Savaşı için. Bu yüzden fazla kelamı bırakalım dedik. Ve zaferin 100. yıldönümü vesileyle 1. Dünya Savaşı  koleksiyonu dalında yurt içi ve yurt dışında altın madalya ödüllerine sahip olan Araştırmacı-Yazar Dr. R. Sertaç Kayserilioğlu'nun kapısını çaldık. Yaklaşık 30 yıldır biriktirdiği koleksiyonunun bazı nadir parçalarını açtı Kayserilioğlu. Koleksiyonunda bulunan şehitlerin yazdığı duygu dolu son mektupları okudukça, fotoğraflara baktıkça; ölümle burun buruna mücade ettiklerini gördükçe bir kez daha tüylerimiz ürperdi, gözlerimiz yaşardı! Kimi ölmeden önce göndermişti son mektubunu, kimi ise gönderememiş, cebinde mektubuyla şehit olmuştu. Ortak duyguları ise şehit olmanın vereceği kutsilikti. Aziz hatıraları önünde saygıyla eğiliyoruz. 

"Bana acımasınlar, bahtiyarım çünkü"

14 Nisan 1915 tarihinde Seddülbahir’de şehit olan Yüzbaşı Kâzım Efendi’nin son mektubu...



"Sevgili kardeşim
Ben vatan ve millet uğrunda bana düşen vazifeyi ifa ettim. Artık gerisini size terk ediyorum. Cümlenize hakkımı helal ettim, tabiidir ki siz de helal edersiniz. Hemşiremin, Ziya'nın Kemal'i hasretle gözlerinden öperim. Muhterem amcamın ellerinden öperek dualarını her zaman beklerim. Çoluk çocuğumu evvel Cenab-ı Hak'ka sonra vatan ve millete ve sizlere emanet ederim. Sevgili valideme, aileme, çocuklara güzel bakınız. Tahsillerine himmet ediniz. Maaşlarının tahsisi, icap eden muamelenin ifası için arkadaşlardan alayımızın tabur katibi ve aynı zamanda alay naibi bulunan Hasan Efendi’ye yazdım. Bulunduğum fırkanın kumandanı Miralay Remzi Bey, alay kumandanı Binbaşı Halil Bey’dir. Bu isimler size lazım olursa kendileriyle muhabere edersiniz. Binbaşımız Şevki Bey de benim gibi tehlikede bulunduğu için sağ kalırsa ona da müracaat edersiniz. Kolordu kumandanımız malum olduğu üzere Esat Paşa Hazretleri’dir. Hayvanım hakkında lazım gelen muamele için de kâtip efendiye yazdım. Oradaki hakkımı da çocuklarım için ararsınız. Sana çok rica ederim, efrad-ı ailemi, validemi hiçbir vakit üzme. Daima rıfk ile muamele et. Bana acımasınlar. Ben mukaddes vatan vazifem uğrunda terk-i can ettim, bahtiyarım. Cenabı Hak sizleri de bahtiyar buyursun. Baki cümlenizi Cenabı Hak'ka emanet ederim sevgili kardeşim.
Kâzım"

"Ruhumu şâd edin yeter"

Çanakkale Savaşı esnasında Yüzbaşı Mehmet Tevfik Bey'in yazdığı bu mektup, savaştan geriye kaldığı bilinen en dokunaklı belge.
Kahraman şehidimiz bu mektubu, Arıburnu Cephesi'nden babaannesine, babasına, annesine ve kızkardeşine hitaben yazmış. İki hafta sonra da şehit olmuş.
                                                                                
"Pazartesi, 31 Mayıs, 1915
Sebeb-i hayatım, feyz-i velinimetlerim. Sevgili peder validem, babacığım, valideciğim. Arıburnu’nda ilk girdiğim müthiş muharebede sağ yanımdan ve pantolonumdan kurşun geçti, hamdolsun kurtuldum. Fakat bundan sonra gireceğim muharebelerden kurtulacağıma ümidim olmadığından bir hatıra olmak üzere şu yazılarımı yazıyorum. Hamdüsenalar olsun Cenâb-ı Hakk’a ki beni bu rütbeye kadar eriştirdi. Yine mukadderat-ı ilahiye olarak beni asker yaptı. Siz de ebeveynim olmak dolayısıyla beni vatan ve millete hizmet etmek için ne suretle yetiştirmek mümkün ise öylece yetiştirdiniz. Sebeb-i feyz-i rıfatım ve hayatım oldunuz. Cenâb-ı Hakk’a ve sizlere çok teşekkürler ederim.

Sevgili peder ve valideciğim; gözbebeğim olan zevcem Münevver ve oğlum Nezih’ciğimi evvela Cenâb-ı Hakk’ın, sonra sizin himayenize emanet ediyorum. Onlar hakkında ne mümkün ise lütfen yapınız. Oğlumun tâlim ve terbiyesine siz de refikamla birlikte lütfen gayret ediniz.

Servetimizin olmadığı malûmdur. Mümkün olandan başka bir şey isteyemem, istesem de pek beyhudedir. Refikama hitaben yazdığım kapalı mektubu lütfen kendi eline veriniz. Fakat çok müteessir olacaktır, o teessürü azaltacak şekilde veriniz. Ağlayacak, üzülecek tabii; teselli ediniz.

Sevgili peder ve valideciğim, belki bilmeyerek size karşı birçok kusurda bulunmuşumdur, beni affediniz. Ruhumu şâd ediniz.

Sevgili hemşirem Lütfiye’ciğim, bilirsiniz ki sizi çok severdim. Sizin için ve sa'yimin yettiği nisbette ne yapmak lazımsa yapmak isterdim. Belki size karşı da kusur etmişimdir, beni affediniz. İlahi mukadderat böyle imiş. Hakkınızı helal edin. Ruhumu şâd edin.

Ey akraba ve dostlar ve sevenlerim, cümlenize elveda. Cümleniz hakkınızı helal ediniz. Benim tarafımdan cümlenize hakkım helal olsun. Elveda, cümlenizi Cenâb-ı Hakk’a tevdi ve emanet ediyorum. Ebediyen Allah’a ısmarladım.

Oğlunuz Mehmet Tevfik"
"Yüksek sesle ağlamamanızı dilerim"
Zahit Üsteğmen 8 Ocak 1916'da, Kerevizdere Mevkii'ndeki 'Şehitler Tepesi'nde yaşanan kanlı ve çetin muharebelerde patlayan bir mayınla şehit olduğunda 34 yaşındaydı. Bıraktığı mektup zarfının içinden küçük bir saç demeti de çıktı. Bu; Nadide adlı yavrusunun saçının tutamıydı.
"Pınarbaşı (Aziziye) İlçesi Kılıç Mahmutbey Köyü’nden Ahmet Efendi kızı eşim Hanife Hanım’a;
Hem kendim hem mesleğim itibariyle tam bir asker, hem de şerefli bir askerim. Asker olmam nedeniyle, gidip gelmemek, gelip bıraktıklarımı bulmamak olabilir. Bu gibi durumların insanlık aleminde meydana gelebileceği inkar olunamaz. Şu vasiyetnameyi yazmak, hemen ölmek demek değildir.

İlahi mukadderat; ben seni, sen beni tanımadığımız halde uzak memleketlerden bizi birbirimize nasip etti. Allah'ın emrine ve peygamberin kavline göre nikahımız kıyıldı. Yaşadığımız sürece geçimimizi sağlamaya çalıştım. Şayet vatanım uğruna şehit olursam, Yüce Allah elbet ruhlarımızı birleştirir.

Böyle bir hal olduğunda mevcut eşyam ve taşınabilir mallarımdan mihri müeccelinizi (payınıza düşen tazminatı) almanız için sizi vekil tayin ediyorum. Eğer yetmezse hakkınızı helal edeceğinize ve beni borçlu yatırmayacağınıza eminim.

Birbirimize verdiğimiz sözlerden dönmemenizi ister ve umarım. Ruhuma bir mevlid okutmak vicdanınıza kalmıştır. Kendim için başka bir şey istemiyorum. Şehitlik bana yeter. 

Bu vasiyetnamemi aldıktan sonra, yüksek sesle ağlamamanızı dilerim. Allaha emanet olun.

Mustafa oğlu Zahit (4. Tabur- 62. Alay- 4. Bölük Komutanı Kerevizdere)"
Çanakkale Savaşı'nda 14 Nisan 1915 tarihinde Seddülbahir’de şehit olan Yüzbaşı Kâzım Efendi’nin eşine  Harbiye Nazırı Enver Paşa tarafından gönderilmiş taziye mektubu... 

"Merhumun intikamını alacağımıza emin, bununla müteselli olunuz"



"Osmanlı Ordu-yu Hümâyunu Kabataş'ta mukime Zehra Hanım'a

Alay 21, tabur 1, bölük 1 zevciniz Yüzbaşı Kâzım Efendi bin Hüseyin, 14 Nisan 1331 tarihinde Seddülbahir muharebesinde bir Osmanlı askerine yakışan kahramanlık ve fedakârlıkla şehit oldu. Dini celili İslam'ın ve mukaddes vatanın müdafaası uğrunda hayatını feda edenlerin arkalarında bıraktıklarına düşen vazife, yeis ve fütur değil, fahir ve sürurdur. Bütün arkadaşları gibi merhumun da kıymetli hatırası yalnız sizin değil, daha büyük ailesi olan ordunun kalbinde ebediyen saklı kalacağına ve intikamının düşmanlarımızdan alınacağına emin ve bununla müteselli olunuz.  Muhterem şehidin bütün yakınları ve sevenleri için Allah'tan ecir ve sabır tazarru ederek beyan-ı hürmet eylerim.
Başkumandan Vekili Enver" (Kezban Aslan Yılmaz - Posta)

Yorum Gönder