banner864

Odin Kulübü’nü kuruyoruz 12 Ocak 2014, 09:39

Odin, bütün Avrupa halklarının Tanrısıdır. Ancak Asyalı olduğu İskandinav destanlarında kuşaktan kuşağa söylenmiş ve yazılı belgelerle bugünlere kadar gelmiştir. Odin’in Od/Hot kökündeki ateş, Türkçeden İngilizceye kadar bütün Avrasya halklarını ısıtmaktadır.
Değerli Mehtap İnce, Gamze Gencaslan, Martı Aslandoğan,
Mehtap Özdemir, Beyhan Yıldırım, Tunç Akkoç Arkadaşlar,
Avrupa’daki tarihçilerimiz, halkbilimcilerimiz, kazıbilimcilerimiz ve dilbilimcilerimiz,


Drophox sitesinde dosya açmışsınız. Bana da geldi. Sağolun.

Önerim: ODİN KULÜBÜ kuralım. Öncelikle internette. Kuruluş Bildirisi önerimi yolluyorum.



ODİN KULÜBÜ KURULUŞ BİLDİRİSİ
ÖNERİSİ


Asya ve Avrupa’nın tarih öncesini ve tarihini incelediğimiz zaman, şu gerçeği görüyoruz: Avrasya dediğimiz bu büyük iklimin insanları, okyanustan okyanusa, Pasifik’ten Atlas’a kadar akrabadır. Amerika’daki Kızılderililer, Mayalar ve İnkalarla da Bering Boğazı üzerinden akraba olduğumuz hep söyleniyor. MÖ 10 binlere gidersek doğrudur.

Bu, eşsiz bir mirastır. Bu mirasta, Türklerin özel bir konumu olduğu görülüyor. Türk kavminin evrensel kültüre katkısı, Ural ve Karadeniz bozkırlarındaki atlı çoban kültürüyle başlıyor. Öntürkler ve Önhintcermenler, MÖ 3. ve 4. binlerde o iklimde komşu olarak yaşıyorlardı.

Atlı çoban kültürü herhangi bir göçebe kültürü değildir. Göçebe kültürünün en yüksek basamağıdır. Atı evcilleştirenler, pantolonu keşfedenler, üzengiyi bulanlar, demiri ilk işleyenler onlardır. Tarih öncesini araştıran halkbilimcileri, onların geniş otlakları denetlemek için geliştirdikleri örgütlenme yeteneklerinden söz ederler. Tek tanrı da, geniş alanlardaki kabileleri barış içinde örgütleme ihtiyacıyla birlikte ilk kez onlar arasında ortaya çıkmış ve Mezopotamya’dan Çin’e kadar çeşitli iklimlere taşınmıştır. İnsanlığın bildiği ilk Tanrı kavramı olan Sumerce Tingir, bütün Türk dillerinde Gök ve Tanrı anlamıyla bugünlere gelmiştir. Çin’e MÖ 13. yüzyılda Hazar’ın kuzeyinden Coular tarafından götürülmüş, orada Tien olmuştur.

İşte o atlı çobanlar, verimli toprakların bulunduğu büyük ırmak havzalarına yaptıkları akınlar sonucu ilk devletlerin kurulmasına da önderlik etmişlerdi. Onların örgütleme yetenekleri ile tarım yapan halkların zenginliklerinin birleşmesinden devletler çıkmıştır. Devletlerin, uygarlıkların doğuşuyla birlikte tek tanrıya inancın evrenselleşmesi de aynı tarihsel dönemlere denk düşmektedir.

Atlı çobanların akınları, uygarlıklar arasında köprüler kurmuş, insanlığın kültür ve inanç alışverişinde başlıca etken olmuştur. Doğuyu batıya, Batıyı Doğuya, Kuzeyi Güneye, Güneyi Kuzeye taşıyan onlar olmuştur. İpek yollarında, Baharat yollarında kervanların güvenliğini sağlayan, ticareti haydutlardan kurtaran hep onlardır. Ticaretin güvenliği, uygarlığın güvenliğidir.

Bu miras, bir barış ve uygarlık mirasıdır.

Atlı çobanların hep atlarından, keskin kılıçlarından, baltalarından, oklarından ve yaylarından, savaş yeteneklerinden söz edilir. Ancak onlar aynı zamanda örgütlenme ve devlet kurma yetenekleriyle kabileler arası yağmalara ve savaşlara son vererek barışı sağlamışlardır. Dahası geniş iklimlere hükmeden kabile konfederasyonlarıyla ve imparatorluklarla kavimler arasına barışı da getirmişlerdir. Asya kavimleri ile Avrupa kavimleri arasındaki kültür tanışmalarında ve alışverişlerinde bir tür köprü işlevi görmüşlerdir.

Asya’dan Avrupa’ya ve Avrupa’dan Asya’ya doğru seferler ve akınlar, yalnız savaşlara değil, kaynaşmalara, birleşmelere, zenginleşmelere ve yeni uygarlıklara da yol açmıştır. Bu kaynaşmaların bir sonucu da çeşitli iklimlerin halklarının birbirlerini tanımaları, birbirlerini anlamaları, birbirlerini sevmeleri ve birbirlerinden öğrenmeleridir. Bu süreçte çeşitli kavimler birbirleriyle harmanlanırken, günümüze miras kalan dil alışverişleri de olmuştur. Yepyeni kavimler ve yeni diller ve kültürler ortaya çıkmıştır.


Bu kaynaşma son iki yüzyılda emperyalizme karşı devrimci boyutlar kazanarak sürdü. 20. yüzyılın başından beri Ruslar, Çinliler, Hintliler, İranlılar, Araplar, Vietnamlılar, Koreliler, arkasından Afrikalılar ve Latin Amerikalılar ile birlikte Mazlumlar Dünyasının öncü konumlarında bulunan Türk milleti, insanlığın büyük isyanının da öncülerindendir. Ezilenlerin emperyalizme isyanı, aynı zamanda ezilenlerin ve insanlığın kaynaşmasıdır.

Atatürk, “Sömürgeciliğin ve emperyalizmin yeryüzünden yok olacağını ve yerlerine milletlerarasında hiçbir renk, din ve ırk farkı gözetmeyen yeni bir ahenk ve işbirliği çağının hakim olacağını” belirtmişti. “Toplumlar, birer yüce insanlık kitlesi haline dönüşeceklerdir. İşte o zaman milletlerin bütün gayesini insaniyet ve karşılıklı muhabbet teşkil edecektir.” (Atatürk’ün Bütün Eserleri, c.12, s.200.)

Bugün çeşitli milletler ve halklar, bu geçmiş kültür birikimine sahip çıkıyorlar. Hatta bu konuda çeşitli milletlerin tarihçileri ve kültür adamları arasında bir rekabetin bulunduğundan bile söz edilebilir. Örneğin Türkler, Ruslar ve çeşitli İrani kavimler; “Biz İskitiz” diyorlar. “Atilla’nın torunları” olduklarını söyleyenler arasındaki miras kavgası da bitmeyecek gibidir.

Odin, bütün Avrupa halklarının Tanrısıdır. Ancak Asyalı olduğu İskandinav destanlarında kuşaktan kuşağa söylenmiş ve yazılı belgelerle bugünlere kadar gelmiştir. Odin’in Od/Hot kökündeki ateş, Türkçeden İngilizceye kadar bütün Avrasya halklarını ısıtmaktadır.

İşte o 36 derece sıcaklığını, bugün bütün Avrasya’da insan sevgisi ve kardeşlik için sönmeyen bir ateş olarak görüyoruz. Odin, Okyanus’tan Okyanus’a insanları birleştiriyor. Biz tarih öncesinden Odin’i bu kişiliğiyle keşfedip çıkartarak bu mirasa sahip çıkıyoruz.


Geçmişimiz bize, özgüven ve gurur yanında uluslararası kardeşlik kültürü sunuyor. Tarih öncesinden beri Asya ve Avrupa’nın, Kuzey Afrika ve hatta Amerikanın halklarıyla kaynaşıyoruz.

Biz Aslar (Asyalılar), Odin’i Okyanus kıyılarına gidip Savaş Tanrısı olsun diye göndermemiştik. Odin’in başına bir taç koyan, altına bir taht veren Avrupalılardır. Kuzeyli kardeşlerimiz öyle münasip görmüşler, hürmetimiz var.

Oysa biz, Odin’i Kuzeylileri kucaklasın ve ateşiyle ısıtsın diye yollamıştık.

Odin, bizim kavimleri birbirine kavuşturan kahramanımızdır.

Bizimdi, hepimizin oldu.

Hepimiz, Odiniz!

Hepimiz Avrasyalıyız.

Hepimiz insanız ve insanlık kavramına büyük değer veriyoruz.

Odin Kulübü’nü bu amaçla kuruyoruz.

Pasifik Okyanusu’ndan Atlas Okyanusu’na kadar insanlık ve barış davasına değer veren aydınları, emek öncülerini, Avrasyacıları, Avrupa-Asya kardeşliğini savunanları, Odin araştırmacılarını Odin Kulübü’ne davet ediyoruz.


Okyanustan okyanusa kardeşiz!
Pasifik’ten Atlas’a hepimiz Odiniz!


ODİN KULÜBÜ’nün Kurucu Üyeleri için önerileri toplayalım.
Sümer Vikinglerinden Sayın Muazzez İlmiye Çığ’ın Kurucu Başkan olmasını öneriyorum.
Tarihçilerimizi, dilbilimcilerimizi, halkbilimcilerimizi, kazıbilimcilerimizi, gönlü insanlığa açık aydınlarımızı, Silivri, Hasdal, Maltepe, Şirinyer’deki Çaka Beyleri, Piri Reisleri, Turgut Reisleri, yüzen, uçan ve yürüyen bütün sivil ve askerlerimizi Odin Kulübü’ne davet ediyorum. Haberlerinizi bekliyoruz.

Doğu Perinçek
Aydınlık/Rota

Yorumlar

ferhunde çetintaş :

yazılarınızı büyük bir ilgiyle takip ediyorum. bu kadar kumpas, sis- pus içinde nefes aldırıcı ve aydınlatıcı Odin Kulübü'nü destekliyorum beni de üye yazın saygı ve sevgiler

Tüm Yorumlar

Yorum Gönder

Çok Yorumlananlar