banner864

Tekin: Osmanım'a 'seni kurtaracağız' sözü verdiler 06 Eylül 2013, 11:57

Ergenekon Davasının en çok konuşulan isimlerinden Muzaffer Tekin: Osmanım'a 'seni kurtaracağız' sözü verdiler
HİKMET ÇİÇEK 

Kararı duyduğum zaman “Hepiniz Osman Yıldırım’sınız” dedim! Kararı mahkeme değil Osman Yıldırım verdi. Kendisine beraat, savcı ve yargıçlara ise asırlar boyu müebbet! Bu mahkemenin kararı, Osman Yıldırım’ın vicdanı ve inandırıcılığı kadardır.

Hatırlarsınız bir celsede Osman Yıldırım, yargıç Hasan Hüseyin Özese’ye “Başkanlık size çok yakışıyor başkanım” demişti. Ben de savcı ve yargıçlara “Osman Yıldırım sizlere çok yakışıyor” diyorum!

Emekli Kıdemli Albay Muzaffer Tekin, Ergenekon davasında en ağır ceza alan sanık. İki kez ağırlaştırılmış müebbet ve 117 yıl hapis... Tekin 16 Haziran 2007 gününden beri tutsak. Tekin'le birlikte iki kez ağırlaştırılmış müebbet alan bir diğer sanık da Veli Küçük.

Tekin, 6 yıldır süren Ergenekon davasında yaşananları ve büyük tertibi Aydınlık’a anlattı.

Aydınlık - Kamuoyu Muzaffer Tekin adını, Ergenekon tertibinden önce, 17 Mayıs 2006 tarihinde yapılan Danıştay saldırısıyla duydu. Tekin’in adı bu olaya nasıl karıştı?

Muzaffer Tekin - Elbette hukuki bir gerekçesi yoktu. Öyle olduğu için gözaltına alındıktan kısa süre sonra ‘takipsizlik kararı’ ile aklandım. Ankara’da görülen Danıştay davasının iddianamesinde adım bir cümle bile geçmedi. Peki adım nasıl katıldı? Danıştay saldırısı bir ‘işaret fişeği’dir. Atatürk ilke ve devrimlerini savunan kişi ve kurumları itibarsızlaştırmanın, etkisiz kılmanın ilk fişeği orada benim adım karıştırılarak atıldı.

Aydınlık- O dönemde medyada sizinle Alparslan Arslan arasındaki ilişki çok yazıldı. ‘Çok sık görüşürlerdi, hatta saldırıdan bir hafta önce görüştüler’ falan diye. Arslan ile tanışıklığınız nereden geliyor, gerçekten çok sık mı görüşüyordunuz?

Tekin - Alparslan Arslan’ı avukat kimliğiyle 2004 yılında tanıdım. İfademde Kadıköy’de büromun hemen yanında bir hukuk bürosu olduğunu, Arslan’ı oraya geldiğinde tanıdığımı belirtmiştim. Nitekim hukuk bürosunun sahibi Av. Adnan Güleç Ergenekon davasında verdiği ifadede Arslan’ı benimle kendisinin tanıştırdığını açıkça belirtti.

“Çok sık ve yoğun görüşme” tamamen yalandır. Yandaş medyanın bilinçli olarak yaptığı bir kirli haberdir. Adım Danıştay saldırısında bu meczupla birlikte anılınca canıma kıymaya kalkıştım. Bu teşebbüsten önce “Arslan’la en fazla üç- dört kez görüştüm. Son bir buçuk yıl ise hiç görüşmedim” diye not yazdım. Hayatından vazgeçmeyi düşünen bir insanın yazdığı son notta yalan olur mu? Ankara TEM şubede de bu ifademi tekrar ettim. Nitekim Telekomünikasyon İletişim Başkanlığı (TİB)’den gelen kayıtlarda Arslan’la son görüşme tarihimizin 16 Kasım 2005 olduğu, Arslan’ın aradığı ve 52 saniyelik bir görüşme olduğu, 2005 ve 2006’da benim bir kez dahi aramadığım saptandı.

“Kuvvetli suç şüphesi!”

Aydınlık - Peki sizin Doğuş Factoring’in yönetim kurulu başkanı ve Arslan’ın da bu kurumun avukatı olduğu doğru değil mi?

Tekin - Doğuş Factoring’in hiçbir zaman başkanı ya da üyesi olmadığım Kadıköy Asliye 3. Ticaret Mahkemesi’nin kararıyla doğrulandı. Kaldı ki bu şirketin son tescil tarihi 2003. Benim Arslan’ı tanıdığım tarih ise 2004. Yani Arslan ile tanıştığım dönemde şirket faaliyetlerini durdurmuş. Fakat Ergenekon savcıları ve mahkeme heyeti bu şirket ile Arslan’ı tanıştıranın ben olduğumu yıllarca tekrar ettiler. “Kuvvetli suç şüphesi” böyle oluyor işte!

Aydınlık - Hakkınızda Ankara’da takipsizlik kararı veriliyor. Bir yıl sonra Ergenekon soruşturmasında aynı gerekçeyle gözaltına alınıyor ve tutuklanıyorsunuz. Bu nasıl iş?

Tekin - Ümraniye’de ele geçirildiği iddia edilen el bombalarının sahibi ile tanışıklığımın olması. Gözaltında ve savcılık ifadesi sırasında bana hiç kimse ne bir “terör örgütü”nü ne de Danıştay suikastını sordu. Daha gözaltına alınmadan bir gazeteciye “bu, Danıştay olayının bir rövanşı” demiştim. Haklı çıktım. Zaten Ankara’da serbest bırakıldığımda Başbakan Erdoğan “Yüzbaşının bırakılması suçsuz olduğu anlamına gelmez” dememiş miydi?

Aydınlık - Ben gene de Ümraniye ile bağlantınızı anlayamadım.

Tekin - Mehmet Demirtaş’ın yeğeni Ali Yiğit, benim “bombaların bulunduğu” gecekonduya gittiğimi polis ifadesinde söylüyor. Ali Yiğit’e polis böyle söyletiyor. Nitekim mahkemede bu ifadesini reddetti.

Ali Yiğit, 19 Temmuz 2007 tarihinde TEM’de bir ifade verdi. Burada, “Ben Muzaffer Tekin’i ilk kez Bayrampaşa cezaevinin karantinasında gördüm. Benim babam kaçakçı, bombalar ona ait” dediğinde, “senin babanda bomba ne arar, kime aitse çıksın” dediğimi söyledi. Bu ifade mahkemeden gizlendi! Ne zamana kadar? 13 Kasım 2011 günlü 206. celseye kadar! Ama savcıların ve mahkeme heyetinin delillere itibar etme gibi bir alışkanlığı yok ki.


Tam bir hukuk komedyası

Aydınlık - Ümraniye soruşturmasında gözaltına alındınız. Sizde devletin bazı gizli belgeleri ve MGK tutanakları bulunmuş. Sonra bir de Ergenekon – Lobi belgeleri?

Tekin - “Gizli belge” dedikleri bir CD. TEM şubede gösterdiklerinde hatırlamadım bile. Savcı Zekeriya Öz, “Bir eski polisin ihbarı var, dolandırılmış” diyene kadar hatırlamadım. Büromda benim olmadığım bir gün getirilmiş, merak edip açmadım bile. Zaten bunlar Genelkurmay’a soruldu. Gizli belge olmadığı cevabı geldi. Keza MGK tutanakları denilenin de öyle olmadığı anlaşıldı. Bu CD’yi büroma getiren şahıs yıllar önce tahliye edildi fakat kararda bu CD’den dolayı hakkımda hüküm tesis edildi. Tam bir hukuk komedyası.

Ben de Lobi belgesi çıkmadı. 2006 yılından beri internete konmuş bir metin. Aloihbar.org sitesine giren herkesin okuyabileceği bir doküman. O zamana kadar 18 bin kişi okumuş. Böyle gizli belge mi olur? Bu tertibi yürütenler, benim “örgüt lideri” olduğumu “kanıtlamaları” için bu yalanlar gerekiyordu.

Savcıların gizlediği ifade

Aydınlık- Osman Yıldırım’ı önceden tanıyor musunuz?

Tekin - Kesinlikle hayır. Hayatımın hiçbir döneminde, tesadüfen bile olsa karşılaşmadık, aynı ortamda bulunmadık. Zaten Yıldırım’ın kendi el yazısıyla Ankara 11. Ağır Ceza Mahkemesi’ne yazdığı dilekçe dava klasörlerinde var. 30 Mart 2007 tarihli bu dilekçede beni tanımadığını kesin bir dille söylüyor. Sadece bu ifade bile Danıştay davası ile Ergenekon’un ayrılmasının hukuki gerekçesi olmalıydı. Fakat ne oldu biliyor musunuz? Ergenekon savcıları bu ifadeyi gizlediler ve hiç sorgulama gereği bile duymadılar. Kemal Kerinçsiz, davanın başlamasından iki yıl sonra dosyalardan buldu bu ifadeyi.

Aydınlık- Ataşehir’de bir evde yapılan toplantı ve bombaları sizin verdiğiniz iddiası?

Tekin - Size bir ifade tutanağını hatırlatayım. Bunun üzerinde pek durulmadı. 6 Şubat 2008 tarihinde Süleyman Esen’in avukatı Mehmet Ener, Osman Yıldırım’ı ziyaret ediyor. Yıldırım şöyle diyor “27 Nisan’da Ataşehir’de yapılan bir toplantıda Veli Küçük’ün bombaları Alparslan Arslan’a verdiğini söylesem mi?” Bakın o tarihte benden söz etmiyor Yıldırım, kafasında o zaman Veli Küçük var. Sonra ne oldu? Bir yığın çelişik ifade. Birinde ‘talimatı Veli Küçük verdi’ dedi, diğerinde ‘Muzaffer Tekin.’ Osman Yıldırım kendisine ‘para teklifinde bulunan’ ismi de her ifadesinde değiştirdi.

Pazarlık süreci

Bu çelişik ifadelerin bir nedeni var. Kanımca o dönemde Osman Yıldırım, savcılarla bir pazarlık sürecindedir. Danıştay saldırısından çıkarılacağı ve sadece Cumhuriyet’e atılıp patlamayan ilk iki bombadan sorumlu tutulacağı kendisine vaat edilmiştir. Mahkeme kararı bu pazarlığın sonucudur. İyi ama Cumhuriyet’e üçüncü bomba atılırken Osman Yıldırım gene orada! Baz istasyonu kayıtları ortada. Buna rağmen Yıldırım bu bombadan muaf tutulmuştur.

ulusalkanal.com.tr

Yorumlar

a.r. :

biz uyanmaya başladık, hala mahmurluk var üzerimizde ama uyanıyoruz. itibarsızlaştırma politikasına tanık olduk ve şaşırdık. uyanıyoruz..

Tüm Yorumlar

Yorum Gönder

Çok Yorumlananlar