banner864
banner903

Deniz Kurmay Albay Önder Çelebi'den mektup var 20 Aralık 2012, 10:31

Balyoz davasında 16 yıl hapis cezası verilen Deniz Kurmay Albay Önder Çelebi, bir mektup yazarak yaşadıklarını kaleme aldı.
Balyoz davasında 16 yıl hapis cezası verilen Deniz Kurmay Albay Önder Çelebi, bir mektup yazarak yaşadıklarını kaleme aldı.

Ben Balyoz sanığı olarak 14 Eylül 2011 tarihinden itibaren Maltepe Askeri Ceza ve Tutukevinde yatmaktayım. Askeri darbelere ibret düzeyinde gözdağı vermek uğruna hukukun acımasızca çiğnendiği, bağrınızdan çıkmış masum insanları göz göre göre ağır bir şekilde cezalandıran siyasi bir davanın kurbanıyım.

14 YAŞINDA DEVLET'İN OLDUK

Öncelikle şunu söylemek isterim ki, ben sizlerin kardeşiniz, evladınızım. 20 yaşına geldiğinde kınalı kuzularınızı verdiğiniz gibi, 14 yaşında daha çocuk yaştayken ailem beni askeri okula, devletin ellerine teslim etti. Vergilerinizin satın aldığı imkânlarla devlet beni yedirdi, içirdi, giydirdi ve hatta yurtdışında eğitime gönderdi. Ben de bu özene layık olmaya çalıştım.

Balyoz torbasına konmuş bizlerin uğradığı adaletsizliğin hikâyesi hemen hemen herkes için aynı ve bir süredir duyarlı basın organlarında bireysel hikâyelerimiz de yer bulmakta. O yüzden uzun uzun kendi hikâyemi anlatmayacağım. Artık semt pazarında bile ayaküstü bu dava konuşuluyor. Bu davanın “intikam duygularından kaynaklanan ve düzmece delillere dayanan bir adaletsizlik” olduğu konusunda davayı takip eden yabancılar da hemfikir.

ÖZENSİZ HAZIRLANMIŞ KOMPLO

Bir intikam uğruna özgürlüğümün elimden alınmış olmasına sandığınız kadar kızgın değilim. Yalnızca, fedakârlıklarla hizmet ettiğim devletin içine yuvalanmış ve iftirayı uzmanlık edinmiş şer odaklarının varlığı bana rahatsızlık veriyor. Kendimi ihanete uğramış hissediyorum. O kadar basit ve özensizce hazırlanmış bir komployla darbeci yaftası yapıştırdılar ki...

Bu komployu kuranları veya içine düşürüldüğümüz bu durumdan nemalananları sizlere şikâyet etme niyetinde değilim. Bu ve benzeri davalar üzerinden Türk Silahlı Kuvvetlerini ve Türkiye’yi dönüştürmeye çalışanlar olabilir ve hatta gözlerinizin içine bakarak sizlere yalan söylüyor olabilirler. Onlar, sadece hırsları büyük, ne yazık ki hırsları akıllarının önüne geçmiş olan küçük insanlar. Hatta masum olduğumuzu bile bile yanımızda yer almayanları da şikâyet etmeyeceğim. Onlar da onur zannettikleri ağırlığı (?!) taşımaya devam etsinler.

3 KURUŞLUK MALZEMELER

Üç kuruşluk bilgisayar malzemelerine kaydedilmiş, imzasız, ne olduğu mahkeme sürecinde dahi anlaşılamamış sözde delillerle yargılandık ve hüküm giydik. Kusura bakmayın ama üzerimdeki şaşkınlığı atmakta zorlanıyorum. Bu süreçte inandığım değerler ve sade vatandaş olarak güvendiğim tüm kurumlar süratle yerle bir oldu. Aldığım aile terbiyesiyle, çocuk yaşta üniformasını giydiğim bu devletin sağladığı eğitimle çözümleyemediğim, anlam veremediğim, çelişkilerle örülü bir olayın içine itildim.

“Tutsaksınız” dediler, ama tutsak savaşta düşman eline esir düşene denir. Şimdi bazıları “kahramansınız” diyor. Oysa ben kahramanlığı savaşta ülkemi, milletimi savunmak uğruna yapacağım fedakârlıkların karşılığı bilmiştim. Savaşın bile bir hukuku vardır ve aktörler sorumlulukları ile tanımlanmıştır. Böyle bir zulmün hukuku yok ve ne yazık ki hukuk kullanılarak yürütülüyor.

İÇİME SİNDİREMİYORUM

Bu olayı bir devlet büyüğümüz gibi kolaylıkla “içime sindiremiyorum” Çünkü;

• Uluslar arası saygın kuruluşlarca hazırlanan raporlarda yerden yere vurulan ve Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’nde insan haklarına aykırı uygulamaları nedeniyle defalarca mahkûm edilen,

• Hukuka uygun olmadığı, adil yargılama yapmadığı ve hatta “hadlerini aştıkları, devlet içinde devlet” oldukları için apar topar kapatılan özel yetkili bir ağır ceza mahkemesince tutuklandım, yargılandım ve hüküm giydim.

Bu komployu kotaranların bir kısmı, davanın unutulup gideceğini düşünmüşler. Cami bombalayacak, kendi uçağını düşürecek, Yunanistan’la Türkiye’yi savaşın eşiğine getirecek gözü dönmüş darbeciler olduğumuza inandırmaya çalıştılar sizi. Hesap tutmayınca; “askerdir yapar”, “ileri demokrasi için her yol mubahtır”, “yargılamadaki çarpıklıklara boş verin, özüne bakın” gibi söylemlerin arkasına sığındılar. Güneş balçıkla sıvanamayacağı gibi masumiyetimizin de göz ardı edilemeyeceğini ve Türkiye’de gerçeklere sırtını çevirmeyen duyarlı insanların da olduğunu unuttular.

Yerli, yabancı akademisyenlerin, gazetecilerin, makalelerinde, köşe yazılarında bu dava didik didik edildi. Hatta Avrupa Birliği Türkiye ilerleme raporunda bile, kaygı verici bir husus olarak ismen yer aldı. Bu zulüm karşısında duyarlılık gösteren, gerçekleri yerinde gelip gören, inceleyen, araştıran, çığlığımızı kaleme alan ve duyuran herkese teşekkür ederim.

Aynı zamanda “Sessiz Çığlık”larını her hafta sonu İstanbul, Ankara, İzmir ve Gölcük’te duyurmaya çalışanlara teşekkür etmek istiyorum. Her ne kadar adaletten ümidini kesip bir mucize olmasını bekleseler de dirençlerini yitirmediler. Bana göre onlar Kurtuluş Savaşında cepheye mühimmat taşıyan insanımızdan farksızlar.

Ey halkım unutmayın, adalet herkes içindir ve kutsal bir haktır. İnsan haklarına saygı ve adalet olmadan demokrasi olamaz.

Saygı ve selamlarımla…

Deniz Kurmay Albay Önder Çelebi
Balyoz Mağduru

Yazışma Adresi :
2. Zırhlı Tugay Postanesi
Askeri Ceza ve Tutukevi
Maltepe/İstanbul

ulusalkanal.com.tr 

Yorumlar

Enver Çelebi :

mektubunu okuduk çok beğendik

Enver Çelebi :

mektubununu annen okudu bende dinledim duygulandık ağladık,seninle gurur duyduk.senbizim gönlümüzdeki amiralimizsin.seni özlmle öpüyoruz.

Tüm Yorumlar

Yorum Gönder