banner864

Hüseyin Haydar yazdı: Cemal Süreya: Şapkası sözcükle dolu şair! 08 Ocak 2012, 16:34

Türk Dilinin usta şairi, düşünürü ve Aydınlık yazarı Cemal Süreya’yı, 9 Ocak 1990 günü yitirdik… Aydınlıkçıların öncülerinden Süreya’yı ölümünün 22. yılında Hüseyin Haydar’ın tanıklığıyla, büyük eksikliğini duyarak anıyoruz.
Hüseyin Haydar
Şair, biliyordu. En azından, bilinmesi gerekeni biliyordu. Olup bitenden haberdardı ve bütün çatışması, çalışması olup bitenden haberdar olmak, bunun da ötesinde geleceği haber vermek içindi. Ondan istenen buydu. Toplumsal buyrukla bağlı ve örgütlüydü... 60 yaşının eşiğine dek öylece yaşadığı görünüyordu.

Salt şiirle çözülebilecek sorunlar gelip onu buluyordu… çözümü bilgelik, vicdan gerektiren. Daha çok bu nedenle kapısı çalınırdı; bakın ki, bugün de çalınıyor. Kapıyı, “Şapkam dolu çiçekle”, “Günübirlik”, “99 Yüz” ve nice yapıtıyla açıyor, ne güzel… Olayları, olguları temiz bir yürekle anlamak istemesi bu nedenleydi. Bu da onun sanatçı davranışında, hayat tutumunda bilinmeyen bir yan değildi.

İmgenin Kocatepe’sine çıkmıştı
Şair, doğru bir noktada duruyordu; her zaman iyi nişan alabileceği… Sağlam bir kayaya dayanıyordu; tam isabet kaydedeceği… hedefin net göründüğü, imgenin Kocatepe’sine çıkmıştı: Adına Papirüs deyin, Aydınlık deyin, 2000’e Doğru deyin. Belki bu nedenle zaman zaman, içe dönük hırçın bir şeylerle sarsılırdı, ama bu belli belirsizdi ve öyle olmalıydı.

Etrafa kaygı, üzünç saçmadan, hatta yılgınlığa varabilecek bütün kapıları kapalı tutarak, bir şeyler yapmalıydı. Mümkünse neşenin dozunu bir miktar ve ince alayın dozunu da bir o kadar artırmakta sakınca yoktu. Çocuksu bir merakla, ama eskileri de bilen büyük ağabeyin elleriyle dokundu dünyaya.

Yığınağını sağlam tutuyor
Şair, yığınağını sağlam tutuyor. Bakın ki, en az yarım yüzyıl önce neler biriktirmiş. Yıl 1965. Yaşı 34. Hani büyük ozanların erdeme kavuşma dönemi, o da kavuşmuş olacak ki, şiirin büyük sorunlarına yerel çözümler öneriyor, zor kavranır olanı kolay kavranır kılıyor. Ürettiğine “Paçal” diyor; her sözcüğün güçlüsünü, tatlısını bir arada yoğuruyor da ondan. Kileri her zaman doludur... Ya da silah odası, mühimmat sandığı diyelim yedeklidir.

Şairin yazı odası hem var, hem yok. Odasında masası, kalemi, defteri, daktilosu, hem var, hem yok. Defterinde boş sayfası, kaleminde mürekkebi, daktilosunda şeridi hem var, hem yok. Varları kendi içinde taşıdı her zaman; yoklarını ise kendi iç ceplerine tıkamıştı; odasını, masasını, defterini, kağıdını, kalemini, daktilosunu... Neden böyleydi? Sanırım, Cemal Süreya ortaya büyük yapıtlar koymaktan çok, büyük yapıtlar konacak koşulları yaratmaya çabaladı, doğrudan şiiri besledi ve Türk şiirinin kemik yapısının güçlenmesine hizmet etti…

Kılıç gibi bir dize için
Gökyüzünde ansızın patlayan şimşek gibi sözlerle karanlığı geriletti, yerinde duramayan doğası durgunluğu bozdu, keskin duruşuyla ölümü ürküttü, zekasıyla gereksiz merhameti kovdu ve özgür karakteriyle ikiyüzlülüğü, hokkabazlığı kapı dışarı etti.

Çalışma anında kalkıp azcık dolaşmak istese Balık Pazarı, Çiçek Pasajı, Asmalı Mescit’ten turlayıp dönüyor; biraz daha zamanı varsa Çağaloğlu’na çıkıyor. Melih Cevdet ile Doğu Perinçek’in masasındadır ya da Dedem Korkut’la, Yunus Emre’yle, Kalın Abdal ile demdedir ki, onca yükü yüklenmek, havada çakan kılıç gibi bir dize içindir.

Şapkası çile dolu adam
Batının kendi bohem şairleriyle masa üstünde çok koşuşturmuştu, ama asıl, Doğunun erdemli ozan geleneğine bağlıydı. Sonuna dek yaşamsever ve son sürat iyimser. Kendi bilge sözünü Türkçenin özüne, anadilin tözüne dışarıdan sokmaya zorlamadı, kendi sözünü Türkçenin varlıklarından var etti. Dilin gizilgücüyle senli benli olan, şapkası çile dolu adam işte böyle yaptı, böyle yaşadı.

Kimdi o? “Köpek diliyle içer suyu / Kurt soluğuyla” gibi “ağır” sözleri Divanül Lügat’ten mi aldı? Hem evet, hem hayır! Hatta daha evvelinden olsa gerek, bu yakıcı, ama yerli yerini bulan deneyim. Hatta daha ötesi böyle bir söz, nice bin yılın salt bilgisiyle olacak şey değil, burada yaşamın anakarasına dalan bir yerellik var ki, ağacının dalları dünyayı örter.

Tanığıydı insan yüzünün
Kimdi o? “Kurt altı yavru doğurur / Köpek olur bunlardan biri” diyen, soylu edebiyatın varlık dökümünü dip notlarıyla birlikte küçük bir cep defterinde toplayan ozan. Öyle yapardı, sözcüklerle başlayan yüz deseni, çocuğun kara kalem dokunuşlarıyla, tamamlanamadan biterdi. Tanığıydı insan yüzünün, daha da önemlisi tanığıydı içimizdeki iyiliğin ve hınzırlığın. Çizerken görseniz elinin tavrını, Granadalı Lorca’ya ya da Moskovalı Mayakovski’ye benzetebilirsiniz, ama o elin, bir Türk şairinin gövdesine bağlı çalıştığını, işinden anlamanız zor olmazdı.

Kimdi o? Elbette, Ağabey Cemal. Bunu en çok hak edenlerden biri. “Ağa”lığı “aka”lık, yani geleneğe bağlı atalıktan; “bey”liği yüce gönüllülük, yani “bay”lıktan geliyor. “Akabay” olmak, Cemal Süreya olmak. Asıllı nesilli, evin sahibi, ama kiracı gibi oturan bir saygınlık… Sevinci büyüteyim derken acısını azdırırdı. Nasıl mı? “Yazıldı defterine güzelliğin / Çocuklar sabah akşam resim çektirdi // Sevinçler acılar şarkılar ki / İstanbul’u an an görünür kılar”

İşte o istanbul. Sevinçler, acılar, şarkılardan an an görünür kılınan, an an yitip giden şehirde, sabah akşam resim çektiren çocuklar, eski bir balıkçı köyünün bir ucunda, adına Kadıköy denilen camekânlı bir caddenin kıyısında, bir akşam, iskeleye karşıdan bakan bir meyhanede rakı içişimiz geliyor aklıma. Onunla, yani şapkası sözcükle dolu ağabeyle.

Cemal Ağabey’le bizim sırtımız kapıya dönük, yan yana oturuyoruz. Hava karardıkça meyhane kalabalıklaşıyor. Sigaralar emilip püskürtüldükçe de, boz duman üstümüzde dört dönüyor. En çabuk da rakı tükeniyor. “Bize bir 35’lik daha!” Şişe gelir gelmez dört eşit parçaya bölünüyor; boş bardaklar diklenip yeniden şekilleniyor.

Sözcüklerle rakı içiyoruz
Masada olması gereken mezeler tabak tabak. Ama sanırım daha çok sözcüklerle rakı içiyoruz. Bir tek sözcükler tükenmiyor. Sözcükler yerli yerinde sunulunca, yerli yerinde ortaya çıkınca ne kadar lezzetli oluyor. Diyelim böyle puslu bir gecede, sarıya çalan lokantanın cam kenarındaki masada, sözceleri ağzında eriten adamların garip demlenişindeki doyumsuz ağız tadı. Hangi bilge aşçının özel tarifidir?

Sözcüklerimiz bol ve türlü türlü ve düşünün ki bedava. Ve üstelik Cemal Süreya kalitesinde. “Sen bize bir 35’lik daha…” derken, garson atılıyor: “Cemal Abi, demedim mi 70’lik vereyim diye!” “Ver adaş, gelen olur, giden olmaz dem masasından kolay kalkılmaz,” diyor. Gelenler oluyor galiba ve masa bir kat daha genleşerek büyüyor… büyüleniyor!

'Cemal Süreya bugün yaşasaydı!'
Yıllar sonra, bir evdeyiz bu kez... Yine türkülerce, sözlerce, şiirlerce can ehliyle demdeyiz, keremdeyiz. Şapkası rüzgar dolu şairin dostu Doğu Ağabey, bir ara derinden içleniyor: “Cemal Süreya bugün yaşamalıydı! Kim bilir ne müthiş şeyler yazardı.” Ben de bu zor günlerde, onun yokluğunu canımda duyarak, sesleniyorum: Yetiş Cemal Süreya, yetiş! Ateşinle koru bizi! (Aydınlık)

* CEMAL SÜREYA'NIN PORTRESİNİ İZLEMEK İÇİN TIKLAYIN


ulusakanal.com.tr

Yorumlar

ozel raslan :

iran vatani icin olmeyi hazir yoneticisi var bizim olmadigi icin biz teslim olduk iran teslim olmaz

mehmet selim polat :

i̇ranın inancı ne olursa olsun,ortadoğude başarılı,onurlu tek devlettir.

sapina kadar KEMALIST :

iran teslim olmaz ama turkiye oldu bile ... zamaninda balyozu planlayacaklarina indirmeleri vacipti durakladilar butun hersey ondan oldu ...simdi tsknin %20si ocafendici en az ... bunu en az 10 sene once duyuyorduk ama olamaz diyorduk buyrun simdi tsk ki ihanetcilerin boyu ile ozel kuvvai inzibatiye kuruldu ....suriyeye girerse sasmayin ama ulke icin iyi olur hem imamlar hem ozel kuvvai inzibatiyenin sonu olur...

Killuminati :

ajan yuvası 'konsoloslukta' yok.

bekir tünay :

amerika ve israilin taşerönu olan akp iktidarının yeni bir siyaseti dir .bu ama anadolu türk halkı asla böyle bir oyuna gelmeyecektir.bu vatanı alevisiyle sünnüsüyle kürdüyle lazıyla bu vatana düşmalardan kurtadık gazi mustafa kemal atatürk sayesinde onuda rahmet anıyorum ve bu yüzden kahrolsun amerika ve israil ve onların uşaklarına .

gondelen :

saman yolu tv yetkililerinin akılları başlarına yenmi geldi. şia mezhebine göre zaten sevilmezdi. ama arap baharıyla gündeme gelen mezhep çatışmalarına çanakmı tutmak isterler. birazcık tarihi araştırırlarsa zaten bu farklılıklardan dogmuştur şia yoksa bop projesi içinde bu çekişmenin olcagını bilmiyorlarmıydı

Tüm Yorumlar

Yorum Gönder