banner864

Türkiye, Suriye ve Irak bağımsız olacak 04 Mart 2015, 10:40

Halep’teki Arap Millî Teşkilatı Riyaseti’ne: “Mektuplarınızda Suriye, Irak ve Türkiye’nin bağımsızlıklarını kurtaracak bir ‘konfederasyon’ teşkil eylemek veya irtibat maksadıyla birlikte hareket edilmesi bildirilmiş ve teklifleri kabul ederek tafsilatlı talimat göndermiştik.” (24 Ocak 1920, Müdafaai Hukuk Cemiyeti Heyeti Temsiliye Reisi Mustafa Kemal Paşa)1

Millî Devlet projesi

Mustafa Kemal, daha Harbiye sıralarındayken, Osmanlı devletinin dağılacağını ve Türklerin çoğunluk olduğu topraklarda bir millî devlet kuracaklarını görmüştü. İmparatorluğu kurtarmak hayaliyle daha büyük kayıplara yol açmak yerine, millî sınırlara çekilerek yeni bir Türk devleti kurmak, biricik çözümdü.

Mustafa Kemal, daha gencecik bir subayken not defterine, “Evvela sosyalist olmalı. Tarihin maddesini anlamalı” diye boşuna yazmamıştı. Tarihin maddesini tahlil ediyordu; sürecin nereye gittiğini açık olarak görüyordu. Onun başarıya ulaşan devrimciliğinin temelinde de bu vardı. Nitekim Meşrutiyet döneminde ve sonrasında da milli devlet programını cesaretle savundu. Atatürk’ün kendisi yıllar sonra o kararlılığı dile getirmiştir. 1937 yılında Ankara’nın konuğu olan Suriye Başvekili Cemil Mardam’a söylediklerine kulak verelim:

“Bütün kabahat Osmanlı İmparatorluğu’ndadır. Balkan Harbi sonunda Gelibolu’daydım. Ben Talat Paşa’ya teklif ettim. ‘Suriye’ye, Irak’a istiklal veriniz' dedim. Talat Paşa: 'Bunu başkasına söyleme, seni asarlar' dedi. Fakat yapılacak şey bu idi. Eğer yapılsaydı, bugün Türkiye, Suriye, Irak, ki zaten kardeştirler, bugün daha samimi kardeş olacaklardı, müstakil Suriye, Irak ve Türkiye.”2

Arap meselesini Araplarla anlaşarak çözmek

Mustafa Kemal’in millî devlet projesini, 1908 Hürriyet Devrimi’nden sonra ideolojik temellerine oturtarak geliştirdiğini, Ali Fuat Cebesoy’un anlattıklarından öğreniyoruz. Cebesoy, 1913 yılında Sofya’da Askerî Ataşe olan arkadaşından aldığı yazıyı şöyle aktarıyor:

“Milliyetçilik dünya yüzünde o kadar gelişti ki, emin olabilirsiniz bir millet çoğunluğuna dayanmayan devletlerin dağılması kaçınılmaz görülüyor. (...) Büyük bir Arabistan davası çıkmıştır ki, bununla İngiltere, Fransa; Arap çoğunluğu olan yerlerimizi bizden ayırıp kendilerine sömürge yapacaklardır. İçimizde bir de Arap Milliyetçiliği alıp yürümüştür. Bunlardan kültür ve din birliğine inanmayanlar vardır ki, bunların menfaat bakımından büyük devletlerin aleti olacaklarından şüphe edilemez. Buna karşılık çoğunluğu temiz bir Milliyetçilik davası içindedir. Bunlarla görüşüp Arap meselesine bir çözüm noktası bulunabilir.

“Gelecekte hiçbir duygusallığa aldanmadan kesin kararımız, Türk çoğunluğun çizdiği hudut hem dış siyasetimizin hem de savunmamızın temel taşı olmalıdır.” (abç-DP) 3
Milliyetler Prensibi ve Arapların kendi kaderlerini tayin hakları

Kurtuluş Savaşı önderliği, Türk milletinin bağımsız yaşaması için savaşırken, Arapların da kendi geleceklerini özgürce belirleme haklarını savunuyordu. Erzurum ve Sivas Kongresi Nizamname ve Kararnamelerinde belirtilen ve daha sonra Meclisi Mebusan’ın 28 Ocak 1920 tarihli toplantısında kabul edilen Misakı Millî, ülke sınırlarını bu esas üzerine oturtuyordu.

Kongreler ve Meclisi Mebusan, vatan topraklarını, Mütareke anında “Ordumuz tarafından silahla müdafaa olunan sınır” olarak belirliyordu. Bu sınırın güneyinde Arapça konuşan “dindaşlarımız” vardı. Dikkat edilirse, bu tanımda silahla korunan sınırın güneyinde kalan Araplar, artık vatandaşlarımız olarak değil, “dindaşlarımız” diye tanımlanıyordu. 4 Araplar, kendi geleceklerini hür olarak belirleyeceklerdi. Kongreler ve Meclisi Mebusan, hep aynı formülü yinelediler:

“Arap memleketlerinin bağımsız olarak alacağı şekil ve mevcudiyet şartlarını tayin, kavimlerin mukadderatına bizzat hâkim olması hakkına dayanarak Arap kavmine aittir.” 5
Millî Hareket, bağımsızlık ve millî devlet davasını Milliyetler Prensibine dayandırdı. Bu durumda, ülkenin “İslâmî unsurlar” veya ‘Türkler ve Kürtler” diye tanımlanan insan unsuru, İslam olmalarıyla tanımlanan bir topluluk değil, fakat Milliyetler Prensibine göre geleceklerini birlikte tayin edecek bir millî topluluktu.

Mustafa Kemal Paşa, Arapların ayrı bir devlet kurmaları konusunda her zaman berrak bir tutum içinde oldu. Ankara’ya gelişinin ertesi günü, 28 Aralık 1919 tarihinde yaptığı konuşmada, Arap ülkelerinin bağımsızlığa kavuşmaları özlemini içtenlikle vurgulamıştır:

“Cemiyetimiz görüşüyle çizdiğimiz sınır haricinde kalan dindaşlarımızla, bu muhterem kardeşlerimizle, aynı sınır dâhilinde asırlardan beri vatandaşlık ettik. Bu kardeşlerimiz her tarafta, Suriye’de, Irak’ta, Yemen’de, Doğu’da kendi dâhillerinde mevcudiyeti muhafaza ve bağımsızlığı temin için mesai sarf ediyorlar. Bütün bu İslam parçalarının bağımsızlığa mazhar olmaları İslam âlemi için ne büyük bahtiyarlık olur. (…) İslam âleminin muvaffakiyetini o kadar kuvvetli görüyorum ki, bu imanla hissiyat izah eylediğimden dolayı duyduğum vicdani zevk pek büyüktür.” 6

Bağımsızlıktan vazgeçilemez, himaye kabul edilemez

24 Ocak 1920 tarihinde Ankara’da Hâkimiyeti Milliye gazetesinde yayımlanan “Hudut Meselesi” başlıklı yazı, Kemalistlerin ilke tutumunu çok iyi özetlemektedir:
“Bir devletin genel himaye veya vekâletini kabul ederek eski imparatorluk hudutlarımızı bu himaye altında muhafaza etmek, hürriyet ve bağımsızlığı, buna bağlı olan hayat hakkını tehlikeye koymak demektir. Bunun karşılığında kazanılacak menfaat ne olabilir? Arabistan ile beraber Türkiya’ya konan himaye veya vekâlet, her iki milleti birdenbire yabancı devletin özel menfaatlerine esir etmek olur. (...)Devletlerin hayat ve ilişkilerinde fîsebilillah [karşılık beklemeden] ‘millet yetiştirme’ teamülü mevcut değildir. Dolayısıyla üstleneceği himaye veya vekâletin hatırı için iki imparatorluk hududumuzu kabule eğilim gösterecek bir devlet, bunu bizim için değil, kendi menfaatleri için yapacaktır. Şu halde geniş bir hududu kurtarmış olmakla ne kazanacağız? Bu hudut dahilindeki memleketlerden yabancı bir devlet istifade edecek olduktan sonra bağımsızlığımızın fedası karşılığında hangi maddî menfaati temin etmiş olacağız?

“Hami veya vekil olacak devlet kendi menfaatlerinin gerektirdiği zaruretlere göre hareket edecektir. Dolayısıyla Arabistan’ı, Irak’ı ve Anadolu’yu ayrı ayrı düşünmeye mecburiyet görmeyerek limanlarını, iktisadî merkezlerini, demiryollarını kendi memleketiyle olan ticarî ilişkilere göre en çok kolaylık, menfaat ve uygunluk sağlayacak şartlar içinde vücuda getirmeye çalışacaktır. (...)

“Her milletin geleceğini bizzat tayine yetkili olduğunu kabul eden prensiplere göre, Araplar da kendi varlık ve gelecekleri meselesinde bizzat oy sahibidirler. (...) Araplar bir millet oluşturmak için gereken şartlara sahip değillerdir de diyemeyiz; çünkü bağımsızlıkları uğrunda hâlâ mücadele eden ve eski bir medeniyete, olgun millî unsurlara sahip bulunan bir millet için böyle bir isnat gülünç olur.

“Şu halde büyük bir imparatorluk hududunun ilk anda göz kamaştıracak çekiciliği karşılığında bağımsızlığımızdan fedakârlıklar ederek himaye kabul etmek ve Arabistan’ı da bu suretle aynı çembere dâhil eylemek, kendi hesabımıza olduğu kadar onların hesabına da, kabul ettiğimiz ve ateşkeste olduğu gibi barışta dahi dayandığımız prensiplere aykırıdır.” (abç-DP) 7

Kurtuluş Savaşı önderliği, bu ilke tutumunu savaşın her aşamasında sürdürmüştür. Mustafa Kemal Paşa, Meclis kürsüsünden hep vurgulayarak belirtmiştir: “Biz aslında gerek Suriye ve gerek Irak’taki insanların bağımsız olmaları esasını kabul etmişizdir. Buna dair bir itirazımız yoktur. 8

Lozan Barış Konferansı’nda İsmet Paşa, yine aynı ilkeli tavrı şöyle dile getirmiştir: “Osmanlı İmparatorluğu’nun Türkiye’den başka parçalarını, kendi kaderlerini saptamak konusunda, kendisi gibi özgür ve bağımsız saymak ilkesini kabul etmiş bulunan Türkiye Büyük Millet Meclisi Hükümeti, Arapların Türkiye’ye karşı gösterdiği bağlılığı sömürmeyi hiçbir zaman aklından geçirmemiştir.” 9

Doğu Perinçek
Aydınlık/ROTA





1 Atatürk’ün Bütün Eserleri, c.6, s.162.
2 Bilâl N. Şimşir, “Atatürk'ün Yabancı Devlet Adamlarıyla Görüşmeleri/ Yedi Belge (1930-1937)”, Belleten, Ocak 1981, c.XLV, Sayı: 177, s.206.
3 Ali Fuat Cebesoy’un anıları, “Misakı Millî”, Kavram dergisi, Ankara, Ocak 1998, s. 95.

4 Şule Perinçek, “Atatürk ve Arap Dünyası: Kurtuluş Savaşı Yıllarında Türk-Arap Dayanışması”, Şam Üniversitesi Uluslararası “Doğu Arap Coğrafyası (Bilad El-Şam) ve Anadolu: Dünü, Bugünü ve Yarını Sempozyumu”na Bildiri, s.12
5 “Misakı Milli” 4. Madde; bu madde için bkz: Atatürk’ün Bütün Eserleri, c.6, s.162, 163, 169, 173.
6 Atatürk’ün Bütün Eserleri, c. 6, s. 30 vd.
7 Hâkimiyeti Milliye, nr. 4, 24 Kânunusani 1336 (24 Ocak 1920)’deki yazının tam metni için bkz. Kurtuluş Savaşı’nın İdeolojisi –Hâkimiyeti Milliye Yazıları-, 3. basım, Kaynak Yayınları

8 Atatürk’ün Bütün Eserleri, c. 8, s. 391; TBMM Gizli Celse Zabıtları, I, s.73.
9 Lozan Barış Konferansı, I, s.351.


Yarın:
- Misakı Millî’ye yansıyan iki farklı devlet tasarımı neydi?
- Büyük devlet himayesi altında Arap topraklarını elde tutma projesi nasıl reddedildi?
- Türkiye, Suriye ve Irak yurtseverlerinin Dünya Savaşı dersleri


Etiketler

Yorum Gönder

Çok Yorumlananlar