banner864

Türkiye’nin su deposu zehir deposuna döndü! 22 Mayıs 2015, 10:01

Bu bir ulusal güvenlik konusudur, derhal kırmızı kitaba alınmalı…
Türkiye’nin ikinci en büyük tatlı su gölü olan Göller Bölgesi’nin simgesi Eğirdir Gölü, son yıllarda insan eliyle hızla kirletiliyor. Evsel ve endüstriyel atıkların yanı sıra ağır metaller içeren tarım ilaçlarıyla kirletilerek can çekişir hale gelen Eğirdir Gölü’nü kurtarmak için yöre halkı ve sivil toplum örgütleri seferberlik başlattı. Bu amaçla 17 Mayıs’ta Eğirdir’de gerçekleştirilen toplantının ardından yayınlanan sonuç bildirgesinde, su ve besinin önemine vurgu yapılarak Eğirdir Gölü’nün korunarak sağlıklı biçimde geleceğe aktarılmasının ulusal güvenlik konusu olması gerektiğine dikkat çekildi.

EĞİRDİR GÖLÜ’NÜN HÜZÜNLÜ YOKOLUŞUNA ÇARE ARANIYOR

Türkiye’nin dört bir yanından gelen katılımcılarla 17 Mayıs’ta Eğirdir’de gerçekleştirilen ‘Eğirdir İçin Göl Vakti’ toplantısının ardından yayınlanan sonuç bildirgesinde, manifesto niteliğinde kararlar alındı. 30 yıldır Türkiye’nin gölleri üzerine yaptığı çalışmalarla tanınan SDÜ Öğretim Üyesi Yard. Doç. Dr. Erol Kesici’nin kapsamlı bir sunum yaptığı toplantının ardından yayınlanan sonuç bildirgesinde, 60 yıldır ekolojik dengesi giderek bozulan Eğirdir Gölü’ndeki kimyasal ve biyolojik kirliliğin her geçen gün arttığına dikkat çekilerek, gölün içme suyu özelliğini giderek yitirdiği kaydedildi.

GÖL HAVZASINDA HER YIL 65O TON TARIM İLACI, 25 BİN TON GÜBRE
Toplumun her kesiminden katılımcıların görüş ve önerilerini paylaştığı toplantıda fikir birliğine varılan gölle ilgili ana başlıkların kamuoyunun dikkatine sunulduğu sonuç bildirgesinde, “Göl havzasında sadece elma üretimi açısından ele alındığında, mevsim koşullarına göre her yıl 15-30 kez ilaçlama yapılmakta olduğu ve elma için her yıl 25 bin ton sentetik gübre, 650 ton pestisit içeren tarım ilacı kullanıldığı ve ilaç maliyetinin yüzde 48,37'sinin aşırı kullanım olduğu belirtilmektedir. Göl çevresindeki su ve toprakta ağır metal birikimine neden olan diğer bir önemli etken de herbisit adı verilen yabancı ot- bitki öldürücüsü kullanımının yaygın olmasıdır” görüşüne yer verildi.

BALIK VE KEREVİTLERDE PESTİSİT KALINTISI TESPİT EDİLDİ

Yapılan analizler sonucu söz konusu toksik maddelerin göle kolay ulaştıklarının saptandığı belirtilen bildirgede, göle ulaşan çok sayıdaki dere ve çayların, geçtikleri yerleşim alanlarının kanalizasyon atıklarından, sanayi tesislerinden ve tarım alanlarından taşıdığı kirliliğin göle ulaşmasıyla su, toprak ve havanın aşırı oranda kirlendiğine vurgu yapılarak şöyle denildi:

“Üniversite ve benzeri araştırma gruplarının TÜBİTAK işbirliğiyle yapmış oldukları çalışmalarda, Eğirdir Gölü'ndeki sazan, sudak ve kerevitlerde pestisit dağılımına ilişkin kalıntılar olduğunu sıklıkla rapor edilmiştir. Ağır metal içeren pestisit grubu tarım ilaçlarının bulundukları ortamlarda 30 yıl kalabildiği ve bunların suya ve gölün dip çamuruna hızlı bir şekilde geçtikleri ve göldeki su canlılarının bünyesinde birikerek, besin zincirini olumsuz olarak etkilemekte ve gölde belirli aralıklarla yapılan çalışmalar da ürünlerinde kansere neden olan pestisit ile karşılaşıldığı belirtilmektedir. Tarım Bakanlığınca; su ve balık dokularında belirlenen metal miktarlarına bakıldığında Fe ve Zn’un göl suyunda tehlikeli boyutlarda olduğu söz konusu raporlarda yer almaktadır.”

GÖL SUYU ‘ÇOK KİRLENMİŞ SU’ SINIFINA DÜŞTÜ
Süleyman Demirel Üniversitesi’nin (SDÜ) TÜBİTAK ile birlikte hazırladığı raporda, göldeki azot ve fosfor miktarlarının çok yüksek değerlerde olduğuna dikkat çekildiği belirtilen sonuç bildirgesinde, “göldeki normal koşullarda litrede 10 mikrogram olması gereken arsenik miktarının, göl suyu ortalamasının litrede 12 mikrogram, göl havzasındaki yeraltı sularındaki arsenik değerinin litrede 24,1 mikrograma ulaştığı bildirilmiştir. Bu verilerce gölün suyu ‘1V. Sınıf’ yani ‘çok kirlenmiş su’ sınıflandırılmasında yer almaktadır” bilgisine yer verildi.

KOMİSYON RAPORU KAYGI VERİCİ

Isparta İl Genel Meclisi’nin, kentteki kanser vakalarının araştırılmasını talep eden önergesi üzerine ilgili kurumlar ve bilim insanlarından oluşturulan komisyon tarafından başlatılan çalışmanın ardından hazırlanan raporda, ‘Gölde kontrol altına alınamayan balıklandırma çalışmaları bu güne kadar göle büyük zararlar vermiştir. Bu güne kadar göle balıklandırma amacıyla milyonlarca balık yavrusu ve çok sayıda farklı balık türleri bırakılmış olup, sonuçları hep kaygı verici olmuştur. Eğirdir Gölü bağlamında bilinçli ve bilimsel yapılan balıklandırma elbette çok önemlidir. Fakat gölün suyu temiz olmadığı için gölden verim alınmasının ve üretimin olamayacağı gibi, elde edilen ürünlerde sağlıklı olmayacaktır’ görüşüne yer verildiği anımsatılan bildirgede, gölün kurtarılması için yapılması gerekenler ise özetle şöyle sıralandı:

GÖL TEMİZLENEREK ÖZEL HÜKÜMLER UYGULANMALI
“Eğirdir Gölü’nün yasalarla belirlenen içme suyu önceliğine uyulmalı. Tarımsal sulama için açılan kuyular denetim altına alınmalı, göl havzasında akılcı ve planlı sulamaya geçilmeli. Gölün biyolojik çeşitliliği ve su seviyesi korunarak göl mekanik ve biyolojik yöntemlerle temizlenmeli. Tarım ilaçlarının göle salınımının önüne geçilmeli. Gölün doğal yapısında yer almayan istilacı balık türlerinin girişine engel olunmalı. Gölle ilgili 30 yılı aşkın süredir var olan ve zaman zaman revize edilen koruma yasa ve yönetmelikler- özel hükümler- uygulanmalıdır. Buna bağlı olarak, göl ve kıyı ekosisteminin korunmasının, kıyı ile sahil şeridine yapılacak planlamanın ilk adımı; kıyı kenar çizgisinin, doğal ve bilimsel verilere uygun biçimde saptanmasıdır.

‘DOĞAL GÖLLER AĞI OLUŞTURULMALI’
Eğirdir Gölü’nü kirleten, kirletilmesine göz yuman, kişi kurum ve kuruluşlar hakkında yürütülecek işlemlerin hem Bakanlık ve taşra teşkilatları ve hem de Valilikler nezdinde yerel koruma ekipleri kurularak çalışması sağlanmalıdır. Türkiye’de yer alan tüm doğal göllerin içine dâhil olacakları, doğal göllerin sorunlarının, çözümlerinin, iletişiminin sağlanacağı ‘Doğal Göller Ağı’ oluşturulmalıdır.

BU BİR ULUSAL GÜVENLİK MESELESİDİR, KIRMIZI KİTABA GİRMELİ
Eğirdir Gölü, su üreten, taşkınları selleri önleyen, iklimi yaşanır yapan, tarımdaki verimi artıran besin- sağlıklı yaşam sunan üretken bir kaynaktır. Günümüzde su ve besinin, en önemli ilgi konusu olduğu ve sulak alanlarımızın korunması, gelecek kuşaklara en sağlıklı yapısıyla aktarılması bir ulusal güvenlik konusu olmalıdır ve ‘kırmızı kitap’ta yer almalıdır.”

Yusuf Yavuz 
ulusalkanal.com.tr

 
Etiketler

Yorum Gönder

Çok Yorumlananlar