banner864

Çok Kutuplu Futbol 05 Temmuz 2014, 11:22

Batı'nın kürsel medya diktatörlüğü ve bu yıl Brezilya'da gerçekleşmekte olan FIFA Dünya Kupası'nı ele alış biçimleri, trajikomik bir şizofreni izlenimi veriyor
Batı'nın kürsel medya diktatörlüğü ve bu yıl Brezilya'da gerçekleşmekte olan FIFA Dünya Kupası'nı ele alış biçimleri, trajikomik bir şizofreni izlenimi veriyor. Bir yanda, haftalar ve aylarca ülkenin, etkinsizlik, yolsuzluk ve düpedüz ahmaklığı ya da turistlerin geleceği yerlerdeki sokak çocuklarını temizlemekle görevli katliam timleri örneğinde olduğu gibi insan hayatına karşı açık saygısızlıkları nedeniyle şampiyonaya ev sahipliği yapılamayacağının işlenmesi. Diğer yandaysa, tüm dünyadan insanların Messi, Neymar, Ronaldo, Robben ya da Klose gibi yıldızları izlemek için kırdıkları izlenme rekorları ve tam aynı medya tekelleri tarafından maç aralarında çekilen fotoğrafları lekelemek için ellerinden geleni yaparken açıklama ve yorumlarıyla her takımı, faulü, kafa ya da köşe vuruşunu o anda dünyanın en önemli sorunuymuş gibi ele alması.

Brezilya'nın, süregelen hükümet karşıtı protestolar nedeniyle bir savaş durumunda olduğu ileri sürülüyor. Ancak, anketler, bugün seçim olsa Başkan Dilma Rousseff'in tüm rakiplerinin toplamından daha fazla oy alacağını gösteriyor (Hiç kimse, bu yıl yapılacak olan seçimlerde Rousseff'in yeniden seçilemeyeceğini düşünmüyor.) Dünya Kupası'nı statların çevresinde yapılan yüzlerce gösteri değil trafik keşmekeşi olumsuz etkiliyor. Doğaldır ki bugün Brezilya'da memnuniyetsiz olmak için çok neden var, benzer “kritik” nedenler FIFA mafyası için de söz konusu ama Brezilyalılar’ın çoğu gerçek düşmanları olan Kapitalizm, Emperyalizm ve Küresel Spor Endüstrisi Şirketleri ve bunlardan hiç birisini yaratmamış olan ve bunların işlediği suçların sonuçlarına işaret eden PT hükümeti arasındaki ayrımı görebiliyor.

Brezilya, diğer büyük (ve küçük) üçüncü dünya ülkelerinde yaygın olan yapısal sorunlara sahip: Büyük eşitsizlikler; demokratik reformları önleyen ve yozlaşmış hiziplerin gücünü koruyan bir politik sistem; zayıfça entegre olmuş, daha çok doğal kaynakların sömürüsüne dayanan bir ekonomi yanında ırkçılık, cinsiyetçilik ve çok sayıda toplumsal kesimde kökleşmiş diğer baskılama söylemleri.

Solda yer alan PT partisi ülke tarihinde ilk kez 12 yıl önce iktidara geldi – bu aynı zamanda kendinden önceki yabani baskı ve diktaya karşı kazanılmış yiğitçe bir zaferdir. Bu zaferin asgari demokratik koşullarını yaratmak için on yıllar boyu süren cesur bir direniş ve sabırlı bir örgütlenme gerekliydi ama bu zafer -kimi devrim kılavuzlarının öngördüğü gibi- Kışlık Saray'a inen bir şimşek gibi değilse de neo-liberal politikaların çökmesinin bir ürünüydü. PT, yerel hükümetlerin çok güçlü olduğu, hatta kendi polis örgütlerine bile sahip olabildikleri federal bir ülkede hem sol hem de sağ partilerin içinde yer aldığı önder bir koalisyondu.

Bütün bunlara karşın 2002'den beri sol kanat liderleri olan Lula da Silva ve Dilma Rousseff bölgenin ve dünyanın en eşitsiz ülkesinde başlattıkları çarpıcı demokratikleşme sürecini sürdürmüştür: 200 milyon Brezilyalı’nın 36 milyonu aşırı yoksulluk sınırını geride bırakmıştır ve 13,8 milyon hane yani 50 milyon kişi, kendi yaşam düzeylerini önemli ölçüde geliştiren sosyal programlardan yararlanmaktadır. Bu programlarla çocukların okullaşması %85 oranında artmış ve gebelikte anne ölümü geçen on yılda %40 oranında azalmıştır. Tarihte ilk kez Brezilya’nın ırkçılık ve cinsiyetçiliğe karşı, çevrenin korunması için ciddi kamu politikaları, içeriden ve dışarıdan yapılan kimi aşırı devrimcilik eleştirilerine karşın, oluşturulmuştur.

Bugün Brezilya, Lula ve Dilma iktidara gelmeden öncesi olduğu ülke değil. Dünyanın altıncı büyük ekonomisi oldu ve BRICS (+Arjantin) üyeliği dolayısıyla çok kutuplu dünya düzeninin çıkış sürecinde öncü seslerden birisi haline geldi. 2002 ve 2008 yılları arasında ihracatı üç kattan fazla artarak yıllık 200 milyar doları zorladı; Presal bulguların keşfedilmesi Brezilya’ya kıyı petrol ülkesi olmanın büyük gücünü verdi ve kamu sektöründen gelen büyük taleplerle sanayisini büyük ölçüde güçlendirdi.
Batı’nın çokuluslu şirket medyası, Brezilya Dünya Kupası’nı, aynı Rusya (Soçi oyunlarını anımsayınız) ve Çin’e karşı yapılan ücretli küresel lekeleme kampanyası benzeri bir karalama kampanyası yürütüyor. Bu, İmparatorluğun, çok kutuplu Dünya Düzenine karşı küresel “savaşımının” bir parçasıdır. Latin Amerika bağlamında, bu kampanya doğrudan üç Güney Amerika ülkesine yönelen bir stratejinin parçasıdır: Brezilya, Arjantin ve Venezüella. İlk ikisi bölgesel devlerdir (ikisi de BRICS+A üyesidir) ve bunlar olmaksızın bölgesel bütünleşmeye dair herhangi bir proje gerçekleştirilebilir değildir. Üçüncüsüyse, Venezüella Bolivarcı Cumhuriyeti, dünyanın kanıtlanmış en büyük petrol rezervlerine sahip olmasının yanında, bu tür bir projenin başarılı olması için kapitalizm karşıtı bir boyuta sahip olması gerektiğini en açık biçimde dile getirmektedir. Bu nedenlerledir ki, kimse şu an görmekte olduğuna şaşırmamalı: Küresel Batı medyasında Venezüella’ya karşı, ABD tarafından finanse edilen “Suriyelileştirme” kampanyası, Arjantin’e karşı Wall Street destekli, spekülasyon saldırganlığı içeren “akbaba” koruma fonları, ve Brezilya’ya karşı açıkça mahkum etmeye dönük kampanyalar.

Brezilya gibi yükselen ülkeler artık “şirin” değildir. Artık zaman başka bir zamandır ve Wall Street/Londra kentlerinin ardışık hegemonyasının desteği bitmiştir. Dört yıl önce Güney Afrika FIFA Dünya Kupası’na ev sahipliği yaptı ve Batı medyası, korkunç sosyal ve ekonomik koşullara karşın bugün Brezilya’ya yapılmakta olanın yakınından bile geçmedi. Dünya Kupası bugün Güney Afrika’da olsaydı benzer bir karalama kampanyasına tanıklık edecektik. Bugün, Brezilya’da fakir insanların hala var olduğunu “öğrenmemiz” gibi Güney Afrika’da beyaz insanların hala imtiyazları olduğunu “öğrenirdik”.

Latin Amerika bağlamında, Devrimin, kapitalizm karşıtlığı yanında pek çok boyutu vardır (ekolojik, ataerkillik karşıtlığı, ırkçılık karşıtlığı, vb). Devrimimiz ulusal, demokratik, bölgesel, kıtasal ve küresel olmalıdır. Bu cephelerden herhangi birisindeki eksiklik Devrimi başarısız kılar çünkü toplumlarımızdan birisinin diğerlerinden yalıtılması amacı anlamsızlaştırır. Bolivyalılar, Venezüellalılar, Nikaragualılar ya da Brezilyalılar olarak tek başına çok da bir anlamımız yok –Pachamama (Dünya Ana) üzerinde Abya’nın Latin Amerikalılar’ı olarak çok daha fazlasıyız.

Jorge Capelán
Gazeteci

Çeviren: Kurtuluş Özgür Yıldız


Yorum Gönder

Çok Yorumlananlar