banner864

Dayakçı polislerin kimliği hala belirlenemedi 12 Mart 2014, 17:06

40 emniyet görevlisi hakkında yapılan suç duyurusu üzerine açılan soruşturmada sadece 7 polisin kimliğinin belirlenmesi tepkilere neden oldu
Haziran Ayaklanması sırasında Antalya'da 3 Haziran gecesi Kaleiçi'nde meydana gelen polis dayağı olayıyla ilgili, aralarında amir, komiser, müdür ve polis memuru bulunan 40 kişilik emniyet mensubu hakkında Antalya Cumhuriyet

Başsavcılığı'na yapılan suç duyurusuna ilişkin yürütülen soruşturmada, Müzisyen Mustafa Düştegör(29)'ü öldüresiye döven 40 polisten 7'sinin kimliğinin tespit edildiği, 33 polisin ise kimliğinin hala belirlenemediği öğrenildi. Kafasına aldığı darbe sonucu bayılan ve 'Öldü' diyerek bırakılıp kaderine terk edilen Mustafa Düştegör'ü, arkadaşları hastaneye götürmüş. Olayın ardından geçtiğimiz ay tekrar hastaneye giden Düştegör, yüzüne aldığı darbeler sonucu kaşının üzerinde oluşan yara izine ilişkin 'yüzde sabit iz' raporu aldı. Olayı ve soruşturmada yaşanan gelişmeleri konuşmak için bir araya geldiğimiz Mustafa Düştegör ve Avukatı Hakan Evcin, 33 polisin kimliğinin hala belirlenememiş olmasına tepkiliydiler.

Direnişe katılan eylemcilerin polis tarafından tespitinin kolayca yapılabildiği, direnişe katılan kişilerin 'terörist' ilan edilerek haklarında ömür boyu hapis istemiyle davalar açılabildiği koşullara dikkat çeken Düştegör'ün Avukatı Hakan

Evcin, 40 polisin derhal tespit edilerek haklarında dava açılmasını istedi. Mustafa Düştegör, hak aramanın, protesto hakkının karşılığının dayak olmasına isyan ederek, olaya karışan 40 emniyet mensubunun kimliğinin belirlenerek polislikten men edilmesini istedi. Olaydan sonra Cumhuriyet Meydanı'ndaki eylemlere yine katıldığını söyleyen Düştegör, dün akşam saatlerinde gerçekleşen Berkin Elvan yürüyüşüne de katıldı.

Soruşturma sürüyor ama

Geçtiğimiz yıl Mustafa Düştegör adına Avukat Hakan Evcin tarafından verilen suç duyurusunda 'işkence, adam öldürmeye teşebbüs, bu suçlara yardım ve yataklık, yardım ve bildirim yükümlülüğünü yerine getirmemek, amir olarak bunlara emir ve talimat vermek' suçlamaları yer aldı. Olaya karışan amir, müdür, komiser ve polis memuru hakkındaki bu suç duyurusu üzerine Antalya Cumhuriyet Başsavcılığı, Emniyet Müdürlüğü'nden olay yerine ait Mobese kayıtlarını istedi, Müdürlük olay yerinde Mobese kamerasının olmadığı söyledi. Bunun üzerine Düştegör'ün Avukatı Evcin, olay yerindeki kameralarının fotoğraflarını çekip Savcılığa verdi. Emniyet Müdürlüğü bu gelişmenin üzerine bu kez de olayın olduğu yeri Mobese kamerasının açısının görmediğini iddia etti. 40 polisten 33 polisin kimliğinin ise henüz belirlenemediği, kimliği belirlenen 7 polisin ise olaya karışmadıklarına yönelik ifade verdikleri öğrenildi.

Polisler kameranın yönünü değiştirmiş

Avukat Hakan Evcin'in bürosunda olayı ve soruşturma ile ilgili gelişmeleri konuştuk. Mustafa Düştegör'de oradaydı. Olayın üzerinden 9 ay geçmesine rağmen sol kaşının üzerinde, o günden kalma yara gözle görünüyordu. 'Yüzde sabit iz' raporunun da bu yaraya ait olduğunu öğrendik. 24 yıldır Antalya'da mesleğini sürdüren Avukat Hakan Evcin, Haziran direnişi boyunca kendisinin de Cumhuriyet Meydanı'ndaki eylemlere katıldığını, direnişten sonra da göz altına alınan ve haklarında soruşturmalar başlatılan yurttaşlar için karakollarda ve mahkemelerde olduğunu söyledi. Düştegör'ün maruz bırakıldığı olayla ilgili olarak şikayet dilekçenin verilmesinin ardından gelişen olayları aktaran Evcin, Polislerin olayı gören mobese kamerasının yönünü değiştirdiği görüşünü dile getirdi. Kameranın yönünün değiştirilmeden önce fotoğraflarını çekip Savcılığa sunduklarını belirten Evcin, "Aynı Ethem Sarısülük'ün kamerası nasıl döndürüldüyse

Mustafa Düştegör'ün kamerası da başka bir tarafa bakıyordu. Polis özellikle kameranın yönünü değiştiriyor ve elinde görüntü olmamasına çalışıyor" diye konuştu.

Direnişçiler tespit ediliyor ama polisler tespit edilemiyor

Olaya karışan 40 emniyet mensubundan 33 polisin kimliğinin belirlenememesine de tepki gösteren Evcin, eylemlere katılan yurttaşların polis tarafından kimliğinin derhal tespit edilebildiğini, eylemlerde yer aldığı için insanların 'terörist' ilan edilerek haklarında ömür boyu hapislerin istenebildiğini belirterek polislerin kimlik tespitinin yapılamamasını ve

Emniyetin mobese görüntülerini vermemesini eleştirdi. Evcin; "Türkiye'de sadece toplantı gösterişi yürüyüşüne muhalefet etti diye insanlar didik didik aranıyorsa, insanlar terörist muamelesi görüyorsa, hakkında ömür boyu hapisler isteniyorsa, insanları öldürmeye çalışan polisler hakkında da aynısı yapılabilir. Teknolojimiz buna uygun, yasada uygun.

5 yıl saklanan görüntüleri ne yazık ki emniyet hala reddediyor, 'elimizde görüntü yoktur' diyor" ifadelerini kullandı. 3 Haziran gecesi Cumhuriyet Meydanı'nda görevli olan ve olayla ilgili şüpheli olabilecek polislerin sağdan, soldan ve önden çekilmiş profil fotoğraflarıyla ve polislerin resmi ve sivil kıyafetleriyle çekilmiş fotoğraflarını istediklerini anlatan

Evcin, Savcılığa gönderilen Emniyet yazısında 850 polisin sadece kimlik fotoğrafları ve isimlerinin gönderildiğini, bunun yeterli olmadığını söyledi.

Bize uyguladıkları yasaları uygulasınlar yeter

Soruşturmanın sonucundaki beklentilerini sorduğumuz Evcin, gerçek adaletin hiç bir zaman yerine gelmeyeceğine inandıklarını, tam bir adalet sağlanamayacağını fakat sadece yürürlükte olan yasaları uygulamalarını istediklerini söyledi. Evcin; "Ne Ethem Sarısülük geri gelecek ne de Ali İsmail Korkmaz canlanacak. Ne de Berkin Elvan. Bize göre adalet sağlanması mümkün değil. Biz onların hukukuyla, ötekilerin hukukuyla yaşayan Allah'ın üvey çocuklarıyız. Bu yüzden diyoruz, tam bir adalet sağlanamayacak ama Türkiye Cumhuriyeti yasaları uygulandığında bu kişiler ceza alacak. Bize uyguladıkları yasayı, kendilerine de uygulasınlar istiyoruz" ifadelerini kullandı. Evcin, 40 emniyet mensubunun kimliklerinin derhal tespit edilerek haklarında dava açılmasını istediklerini belirtti.

Düştegör, o günü anlattı

3 Haziran gecesi Cumhuriyet Meydanı'nda yapılan pasif oturma eylemini görüp katıldığını söyleyen Düştegör, polisin bir anda yaptığı müdahalenin ardından Kaleiçi sokaklarına kaçışarak dağılanlarla birlikte olay yerinden uzaklaştığını,

Kaleiçi'nde bir kafenin bahçesine sığındığını anlattı. Polislerin gittiğini düşündüğü sırada sığındığı yerden çıktığını ve birden dayak olayına maruz kaldığını aktaran Düştegör, olay anında dair hatırlayabildiklerinin sınırlı olduğunu fakat olaydan önce polislerle konuşmaya çalıştığı sırada bile polislerin kendisine sert yaklaşımlar sergilediklerini söyledi. Bir anda arkasından çekilip, sürüklenmeye başladığını ve kendisine sopalarla vurulduğunu söyleyen Düştegör, kafasına aldığı darbeyle birlikte bayıldığını gerisini de arkadaşlarından ve kamera kayıtlarından öğrendiğini anlattı. Olaydan

sonra psikolojisinin bozulduğunu, polis gördüğünde tekrar aynı şeyleri yaşayacağını düşünmekten tedirgin olduğunu söyleyen Düştegör, kendisini döven polislerle ilgili olarak, "bu insanlık dışı hareketleri yapanlar, insan değildir bence. Bu şiddete göz yumanlar da insan değildir. Bunların cezalandırılmasını istiyorum. En azından artık polis olmasınlar. Polis dediğiniz, insana güven vermesi gerekiyor ama ben bunlardan güven alamıyorum" ifadelerini kullandı. Kafasına aldığı

darbe sonucu bayıldıktan sonra polislerin 'öldü' diyerek bıraktıklarını söyleyen Düştegör, "Sonuçta bayıldığım için bıraktılar, 'öldü' diyerek bıraktılar. Kamera kayıtlarında görünüyor. En son vuran kaçıyor yani oradan uzaklaşmak istiyor. Çok kötü bir şey. İnsanlar bu duruma düşmemeli bence. Bunlar şiddetle çözülmemesi gereken olaylar. Bir sistem varsa bu sistem yanlış bir sistem. Dayak sistemi yanlış bence" diye konuştu.

Gezi direnişi için neler söyledi?

İnsanların protesto, kendini savunma ve sokaklara çıkma hakkının olduğunu kaydeden Düştegör, gezi direnişine bakış
açısını ve kendisinin de bu eylemlere neden destek verdiğini şu sözlerle anlattı; "Gezi olayları en başında bir ağaç kesme ile başladı ama tek ağaç kesimi değildi. Bir sürü sorun vardı. İnsanlar bir sürü sorununu dile getirmek içi sokağa çıktı ama bunlar da göz önünde oldu. İnsanların söylemek istediklerini anlamak yerine onları bastırmak istediler.

İnsanlara 'hayır böyle olacak' diyerek, kendi sistemlerini dayatmak istediler. İnsanlarında bir bildiği var ki bu kadar sokağa çıktı . Ben özgürlük için çıktım. Kişisel özgürlüğümüz, insanların özgürlüğü, canlıların ve ağaçların bilinçsiz yere kesilmemesi için. Bir Kızıldereli sözü vardır; son balık tutulduğunda, son deniz kuruduğunda...o zaman anlayacaksınız. Böyledir eğer yaparsanız, ağaçları keserseniz aynı zamanda ekmeniz gerekir. Ekmeden keserseniz bu sizinde sonunuz demektir."

Ve son direniş şehidi Berkin Elvan için yapılan eyleme de katıldı

Olaydan sonra Cumhuriyet Meydanı'nda sürdürülen direnişe yine katılarak destek veren Düştegör'ü yaşadıkları yıldırmamış. Aksine perçinlemiş. Her ne kadar o güne dair yaşadıkları hafızasında ve yüzünde kalıcı iz bıraksa da

Düştegör, hak arama için yapılan eylemlere katılmaktan vazgeçmemiş. Tıpkı ekmek almaya giderken polisin attığı gaz fişeğiyle başından yaralanan ve 269 günlük yaşam savaşını dün itibariyle kaybeden Berkin Elvan için düzenlenen yürüyüşlere katıldığı ve katılacağı gibi.  

Haber: Devrim Dönmez
Fotoğraf: Merve Demirağ
ulusalkanal.com.tr

Yorumlar

Erdal tuğ :

Hep aynı muhabbet. Bu ülke duzelmez ileri demograsi dedikleri bu olsa gerek. O an o gün görevde kik varsa tespit edilecek bu kadar basit. Ne biçim zihniyet bu !

Tüm Yorumlar

Yorum Gönder

Çok Yorumlananlar