banner864

Patatesi Türkler 5 liraya, Avrupalılar 50 kuruşa yiyor! 28 Ocak 2014, 11:18

Tarım Bakanı ‘Avrupa birincisiyiz’ diyor ama sektör temsilcileri uyarıyor: “yakında sofralarınızda Rus sebzeleri görürseniz şaşırmayın…”
Yusuf Yavuz

TARIM BAKANI MEHDİ EKER TÜRKİYE’Yİ AVRUPA ŞAMPİYONU İLAN ETTİ
Gıda Tarım ve Hayvancılık Bakanı Mehdi Eker, EXPO 2016 alanına ağaç dikmek için 23 Ocak’ta Antalya’ya geldi. Dillere destan doğal ormanları gün geçtikçe katledilen Antalya’da ağaç dikim törenine katılan Bakan Eker, Antalya Ticaret ve Sanayi Odası’nın (ATSO) geleneksel ödül törenine katıldı. Burada bir konuşma yapan Bakan Eker, her fırsatta yinelediği iddiasını Antalya’da bir kez daha dillendirerek, çeşitli rakamlar vererek sürdürdüğü konuşmasında, Türk tarımının Avrupa’da birinci, dünyada ise yedinci sırada olduğunu öne sürdü.
Kuraklıkla boğuşan üreticilere yağmur duası öneren Bakan Eker, kuru fasulyenin 10, patatesin ise 5 liraya kadar yükselerek rekor kırdığı bu günlerde yaptığı konuşmalar üreticilerin yanı sıra tarım sektörünü ve tüketicileri de şaşkına çeviriyor...

SEKTÖR ALARM VERİYOR: ‘BÖYLE GİDERSE RUSYA’DAN SEBZE ALACAĞIZ’
Bakan Eker’in açıklamaları karşısında şaşkınlığını gizleyemeyenlerden Antalyalı sektör temcilcilerinden birinden aldığım ibretlik mektubu paylaşmak istiyorum. Turizmin olduğu kadar örtüaltı tarımsal üretimin de başkenti sayılan Antalya’da üretimden ihracata kadar sektörün nabzını tutan okuyucumuz, bakanlıktan üreticiye, tüccardan tüketiciye uzanan yelpazede yaşanan çarpıklıkları gözler önüne seriyor ve kamuoyunu uyarıyor: “biz tarım yapmıyoruz, fason üretim yapıyoruz. İhracat kapısı olan Ruslar Kazak steplerinde dev seralar kurmaya başladı. Böyle giderse tekstil sektörü gibi tarım da çökecek!”

TARIM BAKANLIĞI İŞİNİ YAPMIYOR, BALIK BAŞTAN KOKUYOR!
İşte Bakan Eker’in Türk tarımını Avrupa’da birinci ilan eden açıklamalarına rağmen ezberleri bozacak ifadelerle dolu o mektupta yer alan çarpıcı gerçekler:
“Türkiye’de tarım bakanlığı işini yapmıyor. Balık baştan kokar misali il ve ilçe tarım teşkilatlarındaki memurlar bu işin ciddiyetinden çok uzaklar. Sektördeki kayıt dışı mal giriş çıkışını kontrol altına almayı ve çiftçinin doğrudan ürününü satabilmesini hedefleyen 2012’de çıkartılan “hal kayıt sistemi”, masa başında planlandığı için pratiğe uymayan uygulamalara sahne oluyor. Öyle ki, hallerde çalışan katipler kafalarına göre düzenleme yaparak göstermelik bir sistem yaratıyor.

TÜRKİYE’DE 5 LİRAYI BULAN AVRUPA’DA PATATES 10 İLA 50 CENT ARASINDA

Dünyanın hiç bir yerinde fiyat ve kalite ölçütleriyle bu şekilde oynanmaz. Ürünlerin ekimi, dikimi ve hasadı önceden belirlenir ve çiftçilere bu şekilde bir planlama çizelgesi verilir. Bu uygulamadaki sapma en fazla yüzde 5’i geçmez. Örneğin Hollanda ya da İspanya’da tarımla uğraşan bir kente gittiğinizde görürsünüz, kentin girişindeki tarla ya da serayla çıkışındaki arasındaki hasatta her zaman bir domino etkisi vardır. Hasat edilen ürün piyasaya düzenli olarak girdiğinden hiçbir zaman ürün sıkıntısı olmaz. Ürünün belirli bir fiyatı vardır ve üretici sezon başında o yıl ne kadar kazanacağını net olarak görebilir. Ne fazla üretildiği için ürünler sokaklara, derelere dökülür, ne de az üretildiği için gereksiz yere şişirilen fiyatlarla piyasaya sürülür. Türkiye’de bunun tersini patates örneğinde çok net gördük. Kilogram fiyatı 5 liraya dayanan patatesin Avrupa’daki fiyatı, hem de birinci kalite lüks üründe hal fiyatı ortalama 0,10 ila 0,50 cent Euro arasında değişiyor. Örneğin Rotherdam’da 100 kg’lık patates 13 ila 15 Euro arasında. Market satışı ise 0,45 cent civarında. Üstelik bu fiyatlar yıllardır da değişmiyor.

AVRUPALI ÜRETİCİ HİLE YAPARSA ÇİFTÇİLİK HAYATI BİTER!
Avrupa’da sera ile uğraşan aileler o kadar düzenli ve temiz çalışırlar ki, ürünler seradan karton ambalajında, ölçümlemesi çok iyi yapılmış ve tartılmış olarak çıkar. Bizdeki gibi ürünün fiyatının yükselmesi beklenip artık dalında eriyip gidenleri konmaz. Her gün kooperatiflere mal sevkıyatları yapılır. Her üreticinin malı bellidir, karıştırılma olasılığı yoktur. Çiftçi 50 kasa 1. kalite ürünü ayrı, 30 kasa 2. kalite ürünü ayrı toplar. 5 kasa endüstri denen çıkmasını da ayrıca toplar. Bizdeki gibi aynı kasa içinde tabana çürük çarıklar üste mostralık iyileri koymaz, koyamaz! En ufak bir kalite sıkıntısında kooperatiften atılır ve çiftçilik hayatı biter. Bu kadar net! Bir de çok can yakan para cezasını da ödemek zorunda kalır.

TARIMDAKİ PLANSIZLIK BATAĞINDA KIVRANAN ÇİFTÇİ MEHMET
Bizdeki sistem ise şöyle işler: üretici Mehmet mal piyasasına bakar, geçen sene kaypa biber mi para etti? O da bu sene toprak ve su analizi yaptırmadan ve bilinçsizce kapya diker. Tabi Mehmet’le birlikte diğer köylüler de kapya’ya yüklenince otomatik olarak kapyanın fiyatı düşer, ürün dereleri boylar. Üretici Mehmet de zaten borçlu olduğu komisyoncusunun kapısında yatar durur artık! Gerisi komisyoncunun insafına kalmış. İnsaf, bu işi yapanlarda pek rastlanmayan bir duygudur. Sonuç, ya banka kredisine nedeniyle seraya el konulacak, ya da komisyoncunun eline geçecek. Üretici Mehmet artık kendi serasında yüzde 25 komisyonla çalışan bir işçiye dönmüştür. Hadi malı iyi ektin diyelim… Köylü kurnazısın ya, her şeyi sen biliyorsun. Mal para etmiyor mu? Dalında beklet domatesi, biberi; zaten 2 haftaya kadar fiyat yükselir diyorlar. Daha çok kar ederim 1 liraya satacağıma 1,5 2 liradan satarım anlayışı.

DÖLLENMEDE KULLANILAN ARILAR AÇLIKTAN ÖLÜYORLAR
Öyle cahilce uygulamalar var ki, yıllardır bu işi yaptığı halde çiçeklenmeyi, döllenmeyi hesap etmekten aciz duruma düşer üretici. Zamanında hasat edilmeyen ürün bitkisine zarar verir, bitkinin tüm gücünü tüketir. Altı kez döl alınacakken iki tam bir de yarım yamalak döl alınır. Ya döllenmede kullanılan arılar? Döllenme tamamen doğal denilir, oysa hasat yapılmadığı için yeni sürgün ve çiçek olmayınca arılar besinsizlikten ölürler. Ya o yararlı böcekler? Bekçi olarak konulan bu böcekler de döngü sağlanamadığı için açlıktan ürüne saldırırlar. Yani Mehmet’in evdeki hesabı bir türlü çarşıya uymaz. 1 lira daha fazla kar edeceğim derken, arıydı, böcekti, ilaçtı; 5 lira zarara girer. En acısı da anlatırsın, anlamaz…

ÜRÜNÜN YÜZDE 20’Sİ YANLIŞ HASATTA YOK OLUYOR

Hasat derseniz ayrı dert. Siz ürünlerin düzgün toplanması ve istiflenmesi için yırtının durun. Boşunadır. Ürünler öyle hoyratça toplanır ki, çocuğu gibi baktığı ürünleri acımadan yolarak naylon çuvallara tıkıştırır. Ürünün yüzde 20’si bu esnada kırılıp, yok olur. Oysa ürünleri çuvala toplamak yasaktır. Ama dinleyen kim? Seraların önünde çuvallar kasalara silkelenir, iyi görünümlü üç beş biber de üst kısmına yerleştirildi mi tamam denilir. Oysa o üç beş iyi biber de tıkış tıkış yığılmaktan kırılmıştır. Kısacası domates de, patlıcan da, bütün ürünlerde durum aynı; külliyen zarar! İşte perakende ürünün fiyatının şişme nedenlerinden biri budur.

TARIM BAKANI YALAN SÖYLÜYOR, BİZ FASON ÜRETİM YAPIYORUZ

Tarım Bakanı tarımda şöyle iyiyiz, böyle iyiyiz diye açıklamalar yapıp duruyor. Yalan! Koca bir yalan! Biz tarım yapmıyoruz ki. Bakanlık tamamen “gezelim, tozalım, maaşımızı alalım” tarzındaki insanlardan oluşan içi boş bir birim. İmam osurursa cemaat sıçarmış ya, sektör böyle idare edilirse üretici ne yapsın ki? Örneğin Antalya için tarımın başkenti deniyor. Bu da içi boş bir hikâye. Gerçekte Antalya sadece fasoncu.1980’li yıllarda Türkiye’de tekstil patlaması yaşanmıştı. Her yerde konfeksiyon atölyeleri, ucuz işgücü ve Avrupa’nın arka bahçesi olarak sektör deli gibi üretim yapıyordu. Avrupa, Amerika ne isterse gönderiliyordu. Model, kalıp ve rengin onlar tarafından belirlendiği kişiliksiz ve şuursuz bir üretim yapılıyordu. Soranlara ise “Türkiye tekstilde İtalya’yı geçti, tekstil devi olduk” denilirdi. Oysa gerçek çok farklıydı. İtalyanların markaları, kimlikli bir duruşları vardı. Hindistan ya da Bangladeş; nerede üretilirse üretilsin, İtalyan markası olarak satılıyordu. Türkiye’de ise kendini bu çarkın dişlilerine kaptıran küçük işletmeler eridi, büyükler de gümbür gümbür battı. Avrupa ve Amerika’daki mağazalar alımlarını tamamıyla Uzakdoğu’ya kaydırdı. Biz de markalaşamadığımıza, koca bir balon olan büyüme yalanına yanıp durduk.

ABD HOLLANDA’YI BİTİRDİ, RUSYA DA TÜRK SERACILIĞINI BİTİRECEK!
Bugün seracılık da aynen tekstilin durumunda. Rusya domates mi istiyor? Hemen atölye misali tüm seralarda Ruslara domates üretiliyor. Her şey politik dengelere bağlı. Türk ve Rus siyasiler doğalgaz ya da başka bir sorundan dolayı kapışmaya başlayınca hoop, Rusya kapıları kapatıyor, alımları kesiyor. Seralardaki domatesler de dereleri boyluyor. Zaten bankalara ipotekli olan seralarda köylü ağlamaya başlıyor. Ürün çeşidimiz, kalitemiz, kimlikli bir duruşumuz yok tarımda. Onun bunun elinde oyuncak olmuş sektör. Eline kim bir kalıp verirse ona uydurulmaya çalışılan bir yamalı bohça gibi. Ruslar da 7-8 yıl önce Amerika’nın Hollanda’ya yaptığını yapmaya başladı. Geçmişte Hollanda’dan ABD’ye uçaklar dolusu domates gidiyordu. Salkım domatesin fiyatı 5 Euro’ya kadar çıkmıştı. ABD, Hollanda’da 5-10 çifçi ailesini davet edip bedava araziler sağladı. Tüm giderlerini karşılayarak Hollanda’nın seracılık sektörünü bitirdi. Şimdi salkım domates Hollanda’da 5 Euro’dan 0,50 cent’e geriledi.

YAKINDA RUS SEBZELERİNİ SOFRALARIMIZDA GÖREBİLİRİZ!
Rusya Tarım Bakanı Nicolay Fyodorar, 2012 yılında dış alımların en yoğun yapıldığı Türkiye ve Çin’e savaş açmıştı. Rusya’nın jeotermal kaynaklar yönünden zengin olan Ninji Navgorad bölgesine, Kazak steplerine ve hatta Abhazya’ya çok yoğun yatırımlar yapıldı. Jeotermal su ile ısıtılan ve Hollandalı mühendislerin uyguladığı teknoloji ile donatılan kilometrekarelerce modern seralarda ilk ürünler alınmaya başladı. Ürünler de son derece kaliteli. Uzun raf ömürleriyle Türk ürünlerini solladıkları gibi bu yıllık ürün göstergelerine göre pek yakında bize de ürün satmaya başlayabilirler. Sofralarımızda Rus sebzelerini görmemiz an meselesi. Öyle ki bizim firmamıza Abhazya’dan ihracat önerileri gelmeye başladı bile.

ÇİFTÇİ MEHMET SERASINI OTELLERE SATIP ‘SONRASI ALLAH KERİM’ DİYOR
Durum böyle Mehmet! Sen bu yıl kafayı işlet, seracılıkta uğraşma. Seranın arazisini sat bir otele. Al paranı, ye doyasıya. Altı ay o pavyon senin, bu pavyon benim… Sonrası Allah Kerim! Sahibi olduğun seranın arazisinde yapılan otele bahçıvan girersin. Hanımı da yanına temizlikçi olarak aldın mı, oh ne rahat. Senden iyisi yok bu dünyada. Nasılsa Bakanımız da her fırsatta söyleyip duruyor, Avrupa’da birinci tarım ülkesiymişiz. Bu övünç de sana yeter de artar…”


ulusalkanal.com.tr


Yorumlar

abrek :

patates eskiden fakir yemeğiydi.. çuval çuval alırdı fakir aileler.. cocuklar hergün patates yemekten bıkardı.. ne hale gelmişiz, yazık..

Tüm Yorumlar

Yorum Gönder