banner864

Phaselis’teki otel projesi baştan sona usulsüz çıktı 09 Mart 2014, 18:22

Antalya’yı ayağa kaldıran ve geçtiğimiz günlerde yargıya taşınan Phaselis antik kenti bitişiğindeki otel projesinin tahsisinden planlamasına, ÇED dosyasından inşaat emsal oranının belirlenmesine kadar baştan aşağı usulsüz olduğu ortaya çıktı.
Rixos otellerinin sahibi Fettah Tamince tarafından yapılmak istenen otel Dream Of Phaselis adı verilen otel projesiyle Bakanlığa sunulan proje tanıtım dosyasını inceleyen Çevre Mühendisleri Odası, “tarihin, kültürün fışkırdığı bir alanın, halkın malı olan bir alanın ranta teslim edilmesi, belirli çıkar gruplarının eline bırakılması kabul edilemez" açıklamasında bulunarak projenin durdurulmasını talep etti.

Tamince ‘o kadar çıldırmadım’ dedi

Antalya'nın Kemer ilçesinde bulunan ve 2 bin 700 yıllık geçmişe sahip olan Phaselis antik kentinin bitişiğinde otel yapılmak istenmesine yönelik tepkiler üzerine projenin sahibi iş adamı Fettah Tamince “Phaselis'e proje yapacak kadar çıldırmadım” ifadelerini kullanmıştı. Yerel bir gazeteye konuşan Rixos otellerinin sahibi Tamince, ABD'li mimarlarca tasarlandığını belirttiği projesini savunarak, alana uygulanacak yapıların temel kazısı yapılmadan inşa edilecek 2 katlı 193 bungalovdan oluşacağını öne sürmüştü.

Çevre Mühendisleri Odası projenin çelişkilerini açıkladı

Ancak Antalya'da meslek odaları ve yöre halkının açtığı dava sonucu yargıya taşınan “Dream Of Phaselis” adlı otel projesinin tahsisinden planlamasına kadar birçok alanda usulsüzlükler ve yasalara aykırılıklar olduğu öne sürüldü. Projeye dava açan kuruluşlardan biri olan TMMOB Çevre Mühendisleri Odası (ÇMO, konuyla ilgili bir basın açıklaması yaparak, bir kısmı 1. derece arkeolojik sit, tamamı ise milli mark sınırında bulunan otel girişimi hakkındaki çarpıcı ayrıntıları kamuoyuyla paylaştı.

TMMOB ÇMO Başkanı Baran Bozoğlu, tarihi ve doğal bir alan olan Phaselis'in toplumdan koparılarak ranta açıldığına işaret ettiği açıklamasında, burada yapılması planlanan otel projesindeki hukuksuzluklar ve bilim dışı uygulamalar hakkındaki bilgiler verdi.

‘Proje için tahsis süreci tersinden işletilmiş’

“Alanda süreç bilim dışı ve tersten işletilerek rantın önü açılmıştır” diyen Bozoğlu, “önce alan tahsis edilmiş, daha sonra şirket, gereken evrakları toparlamış, proje hazırlanmış, Uzun Devreli Gelişim Planı yapılmış, ardından imar planları yapılmıştır. Yani, önce milli park sınırları içerisinde orman olarak belirlenen arazi, yatırım amaçlı tahsis edilmiş, ardından buna uygun yasal prosedür yerine getirilmiştir. Milli Parklar Kanunu 8. Maddesinde açıkça ‘...Milli park ve tabiat parklarının gelişme planları kesinleşmeden bu Kanunda sözü edilen izin verilemez’ denilmektedir. 180 dönümlük, biyoçeşitliliği yoğun olan, doğal alan, orman alanı herhangi bir plan olmadan tahsis edilmiş, tahsis işleminin ardından planlar hazırlanmıştır!” ifadelerini kullandı.

‘Halkın malı olan alanın ranta teslim edilmesi kabul edilemez’

Bölgede Koruma Kurulunun incelemelerinin sürdüğünü kaydeden Bozoğlu, arkeolojik olarak yeniden araştırılmasına karar verilen ve yeni tarihi verilerin olabileceği bir bölgede otel yapımının önünün açılmasını eleştirerek, “tabiri caizse, tarihin, kültürün fışkırdığı bir alanın, halkın malı olan bir alanın ranta teslim edilmesi, belirli çıkar gruplarının eline bırakılması kabul edilemez” dedi.

‘Bedeli belirsiz olan tahsis, orman kanununa aykırı’

Otel için ayrılan alanın tahsis bedeli hakkında Orman Bölge Müdürlüğü'ne sormalarına rağmen bu bedelin öğrenilemediğine dikkat çeken Bozoğlu, tahsis bedelinin sorgulanması gerektiğini ve bu konuda Bakanlığın şeffaf hareket etmesi gerektiğini belirterek, “Orman Kanu'nun 17. maddesi hangi durumlarda ormanlık alanın tahsis edilebileceğini ya da kiralanabileceğini belirlemiştir. Buna göre 17. maddenin 3. Fıkrasında ‘...Devlet ormanları üzerinde bulunması veya yapılmasında kamu yararı ve zaruret olması halinde’ denilmektedir. Yasanın bu maddesi, ormanlık alanda yapılabilecek tesisleri tek tek saymış, bu tesislerin yapımına da ancak ‘kamu yararı ve zaruret hali’nin bulunması durumunda izin vermektedir. Alanda otel ve tatil köyü yapılacağı açıktır. Ne var ki, Yasanın bu maddesi Milli Park Statüsündeki Ormanlık alanda, otel veya tatil köyü yapımına izin vermediği gibi, otel veya tatil köyü yapımında 'kamu yararı ve zaruret' de bulunmamaktadır” görüşünü savundu.

‘Projede sit ilgili etkileme geçiş alanı belirlenmemiş’

Açıklamasında, sit alanı ile tahsis edilen alanın iç içe olduğunun altını çizen Bozoğlu, gerek yönetmelikte geçen tanımlarda, gerekse Koruma Kurulu İlke kararlarında, 1. derece arkeolojik sitlerin etrafında etkileme geçiş alanlarının belirlenmesi gerekliliğinin ortaya konulduğunu ancak dava konusu olan parselde sit alanı etrafının herhangi bir etkileme geçiş alanı yapılmadan tahsis edildiğine dikkat çekerek, "sit alanının bitmesi ile inşaat alanı başlamıştır. İnşaat alanının hemen yanı ile denize bakan kısmının önü, 1. derece Arkeolojik sit olan, uluslararası öneme sahip Phaselis liman kentidir. Tahsis edilen alanda büyük bir 5 yıldızlı turistik tesis yapımı amaçlanmıştır. Tesisin ve otelin yapımı, inşat aşaması, inşaat ve sonrası kullanımı, alt yapı tesisleri antik kente, doğal site ve milli parkın bu bölümünde kalan orman ekosistemine zarar verecek konumdadır" dedi.

‘Çevre ve şehircilik hataları irdelemeden karar vermiş’

Projeye ilişkin verilen ÇED Gerekli Değildir Kararıyla projenin çevresel etkilerinin göz ardı edildiğini kaydeden Bozoğlu, Antalya İl Çevre ve Şehircilik Müdürlüğü'nün proje tanıtım dosyasındaki hataları irdelemeden karar verdiğini öne sürerek, “Proje Tanıtım Dosyası, ÇED sürecinin gerekli olup olmadığına dair bilgiler içermeli ve ÇED Yönetmeliğinde belirtilen formata uygun olmalıdır. Ancak ne yazık ki, Proje Tanıtım Dosyası içerisinde projeye dair birçok detay bulunmamakta, çevresel etkiler irdelenmemekte, önlemler yönetmeliklere atıf yapılarak geçiştirilmekte ve güncel olmayan modelleme metotları kullanılmaktadır” görüşünü savundu.

‘Alan şirketin tapulu malı değil, kamuya aittir’

Otelle ilgili proje tanırım dosyasının birçok soruya yanıt vermediğine dikkat çeken Bozoğlu, tahsis edilen alanın proje sahibi şirketin tapulu malı olduğunun öne sürüldüğüne dikkat çekerek, “Oysa alan, dava dışı şirketin tapulu malı değil, irtifak hakkı devletten (Orman Bakanlığı adına Maliye`den) alınan bir kamu malıdır. Şirket, yerin tapulu malı olduğunu beyanla gerçeğe aykırı beyanda bulunmaktadır" dedi.

‘19 bin metrküp hafriyat nerede depolanacak belli değil’

Antik kentin bitişiğindeki alanda projenin uygulanması için 2,5 metre yüksekliğinde futbol sahasına eşdeğer 19 bin metreküp hafriyat çıkacağının hesaplandığını dile getiren Bozoğlu, proje tanıtım dosyasında bu kadar büyük hafriyatın nasıl çıkarılıp depolanacağına ilişkin veri bulunmadığına dikkat çekerek, “180 dönümlük bir orman alanında yapılacak olan kazı çalışmasında, doğal alanın tahribatı, kaç adet hangi tip ağaç kesileceği, hangi canlılara zarar verileceği, flora ve faunaya dair etkilerin neler olacağı, bu etkinlerin engellenmesi için ne gibi önlemler alınacağı hakkında en ufak bir açıklama yer almamaktadır. Çevre ve Şehircilik İl Müdürlüğünün bu konuda herhangi bir talebinin olmaması ise mutlaka sorgulanmalıdır” diye konuştu.

İnşaat emsal oranında firma haksız rant sağlıyor

Dava konusu olan 180 dönümlük parselin sit olmadığı iddia edilen 160 dönümlük kısmında yapılaşma izni verilmesinin bu kararı geçerli kılmayacağına değinen Bozoğlu, parselin tamamının esas alınarak inşaat emsal oranı belirlendiğini vurguladığı açıklamasında, Koruma Amaçlı İmar planı yapılmadan tüm parsel üzerinden tahsis ile inşaatı yapacak firmanın fazla emsal kazanarak haksız rant sağladığını ileri sürerek, şu görüşleri dile getirdi:

‘Yaşam alanlarımız çıkar gruplarına teslim edildi’

“Böylesine önemli, tarihi ve doğal bir alanın tahsisinden, çevresel etkilerinin değerlendirilmesine kadar ciddi hukuksuzlukların ve hataların olduğu açıkça görülmektedir. Phaselis`te yapılması planlanan projede var olan bu açık usulsüzlükler, ülkemizdeki rant politikalarının uygulandığının, halkın olan doğanın, yaşam alanlarımızın belirli çıkar gruplarına teslim edildiğinin göstergesidir. Ayrıca, Bakanlıklar arasında koordinasyonsuzluk olduğu, doğal ve tarihi alanlarımıza dair her kurumun farklı kararlar verdiğini, bu kararların dönemsel olarak ve projelere, projelerin sahiplerine göre farklılık gösterdiği de, artık gün gibi ortadadır. Bakanlıkların, koruma kurullarının görevi, kamu yararı gözetmektir, doğayı korumaktır, halkın alanlarına sahip çıkmaktır, herkesin sağlıklı bir çevrede yaşama hakkını sağlamaktır!

‘Proje ile tarih ve doğa toplumdan koparılacak’

Ülkemizde Çevresel Etki Değerlendirme mevzuatının geldiği durumu görmek adına ise ibret verici bir projedir. Çevre ve Şehircilik Bakanlığının ve Çevre Mevzuatının ülkemizin sorunlarına çözüm üretmekten oldukça uzaklaştığını, daha çok rant çevrelerinin işini kolaylaştıracak çalışmalar yaptığını ortaya koymaktadır. Yapılacak proje ile doğal, tarihi ve kültürel güzellikleri barındıran bu önemli bölgenin toplumdan kopartılacağı, özel mülkiyet alanına tabi olacağı ve halkımızın bu alanlara erişiminin engelleneceği unutulmamalıdır. Bu nedenle, biran önce tarihi ve doğal sit alanlarına yapılması ön görülen projeler durdurulmalıdır.”

 
Etiketler

Yorum Gönder

Çok Yorumlananlar