banner864

Tarım Bakanı Avrupa birincisiyiz diyor ama... 18 Ocak 2015, 11:37

Tarım Bakanı Avrupa birincisiyiz diyor ama işte dünyada görülmemiş gerçek Türk mucizesi (!)
 Tarım Bakanı Avrupa birincisiyiz diyor ama işte dünyada görülmemiş gerçek Türk mucizesi (!)

Ziraat Mühendisleri Odası (ZMO) tarafından Ankara’da düzenlenen ‘Türkiye Ziraat Mühendisliği VIII. Teknik Kongresi’, önceki gün gerçekleşen oturumlarla sona erdi. Çankaya Belediyesi Çağdaş Sanatlar Merkezi‘nde gerçekleşen ve 5 gün süren kongreyi yaklaşık bin 500 kişi takip ederken, 400’den fazla akademisyen 17 oturumda 74 bildiri sundu.
Türk tarımı açısından oldukça önemli olan ZMO’nun teknik kongresinin açılışına, CHP lideri Kemal Kılıçdaroğlu, DSP lideri Masum Türker ve çok sayıda siyasi de katılım gösterdi. Tarım Bakanlığı’nı temsilen ise bakanlık müsteşarı Vedat Mirmahmutoğulları katıldı. Siyasiler, meslek odası temsilcileri ve sektör temsilcilerinin ilgiyle izlediği kongrenin açılışında konuşan bakanlık müsteşarı Mirmahmutoğulları, Bakan Mehdi Eker’in de sıklıkla dile getirdiği tarımdaki büyüklük rakamlarını bir kez daha yineledi. Türkiye’nin Avrupa’da birinci, dünyada ise yedinci sıraya yerleştiğini iddia eden Mirmahmutoğulları’nın tarıma bakışı ise oldukça çarpıcıydı.

BAKANLIK MÜSTEŞARININ TARIMA BAKIŞI YALNIZCA ‘EKONOMİK’
Tarım Bakanlığı’ndan emekli olduktan sonra bir süre kardeşine ait özel bir şirketin yönetim kurulunda çalışan Mirmahmutoğulları, tarımın ‘sosyal’ değil ‘ekonomik’ bir sektör olarak görülmesi gerektiğini vurguladığı konuşmasında, dünyayı bekleyen gıda, su ve enerji açmazına işaret ederek Türkiye’nin bu konuda bıçak sırtında bir süreçten geçtiğini dile getirdi. Buğday başta olmak üzere Türkiye’nin tarım konusundaki ithalatına yönelik eleştirilere de değinen Mirmahmutoğulları, çeşitli rakamlar vererek tarımsal ihracata yönelik başarılardan söz etti. 60 ovanın tarımsal sit alanı ilan edilmesine ilişkin yasal düzenlemeler için çalışma yapıldığına da değinen Mirmahmutoğulları’nın korunan alanlara ‘dokunulamadığı’ yönündeki sözleri ise tepkilere neden oldu.

TARIMI EKONOMİYE İNDİRGEMEK MİLYARLARCA İNSANI YOK SAYMAKTIR
Kongre boyunca gerçekleştirilen akademik sunumlar Türkiye’nin tarımsal analizi konusunda oldukça kapsamlı bilgiler içeriyor kuşkusuz. Ancak Bakanlığın tarıma bakışı konusunda en yetkili ağızlardan birinin dile getirdiği ‘tarım ekonomik bir sektördür’ ifadeleri, gelinen noktanın siyaseten özeti gibi duruyor. Sayın Müsteşarın da bulunduğu salonda yaptığım konuşmada da ifade ettiğim kimi görüşlerimi burada da bir kez daha vurgulamak istiyorum: Tarım, elbette ekonomik bir sektördür de. Ancak meseleyi yalnızca buna indirgemek dünya nüfusunun neredeyse yüzde seksenini oluşturan milyarlarca insanı yok saymak anlamına geliyor. Türkiye için düşünecek olursak durum daha da vahim. Çayönü, Çatalhöyük, Hacılar ve başka pek çok neolitik yerleşimin bize öğrettiği şu ki tarım ve tarım kültürü, büyük ölçüde Anadolu topraklarında başladı, inanç ve kültürle harmanlanarak gelişti. Özetle söylemek gerekirse tarım, yalnızca ekonomik bir sektör değil, sosyal, kültürel, inançsal, hatta antropolojik ve hatta ruhsal bir yaşama pratiğidir.

İNSANLIĞIN BİNLERCE YILLIK BİRİKİMİNİN OYUN DIŞINA ÇIKARILMASI
Bugün uygulanan vahşi kapitalizmin dayattığı politikalarla kırsal alandan ve üretimden koparılıp, metropollerin ucuz işgücü ve TOKİ cumhuriyetinin cumhuru haline getirilen milyonlarca insan, yalnızca kırdan kente göç eden sayısal bir nüfus hareketi değildir. Bu, aynı zamanda insanlığın ürettiği binlerce yıllık hayat bilgisinin de bir sonraki halkaya eklenmeden dikey bir yaşamın içinde eriyip kaybolmasıdır da. İnsanlığın kendi kendine yetmesini, bağımsız bir hayat sürebilmesini, kimliğini, kültürünü ve inancını, kısaca insanca yaşayabilmesinin yollarının da oyun dışına çıkarılmasıdır.

BETONA HAPSEDİLEN MİLYONLARLA EKMEK VE SÜT TARİHTEN SİLİNİYOR

Çiy damlasından yoğurt, incir sütünden peynir, meşe külünden ekmek mayalamayı öğrenmiş bir halkın üretim araçlarını elinden almak, onu öldürmekten daha ağır bir sonuç doğurur: Piyasa koşullarına teslim olmuş modern kölelik! Bu, bıçak sırtından geçtiği söylenen bir ülkeyi sırtından bıçaklamak değil de nedir? Zira kentlerin dikey bloklarına tıkıştırılan milyonlarca orta yaş üstü ve toprak kökenli insanla birlikte bu toprakların binlerce yıllık sütü, ekmeği, eti, ekmeği, zeytini, inciri, üzümü, buğdayı, peyniri, otu, böceği, masalı ve türküsü de betonların arasına hapsedilerek tarihten siliniyor.

Bugün dünyanın geldiği noktada küçük üreticinin ve aile tarzı üretimin korunması için önemli çabaların ortaya konulduğu bir dönemde Türk tarımının başındaki isimlerden birinin tarımı salt ekonomik bir sektöre indirgemesinin oldukça tehlikeli bir yaklaşım olduğunun altını çizerek sözü tarım camiasının yakından tanıdığı bir başka isme bırakalım…

GÖKHAN GÜNAYDIN’IN ÇARPICI KONUŞMASI TARIMIN ÖZETİ GİBİYDİ
12 Ocak’ta gerçekleşen kongrenin açılış günündeki ilk oturumu yöneten ZMO eski genel başkanlarından ve CHP Ankara Milletvekili Doç. Dr. Gökhan Günaydın, oturum öncesinde kısa bir değerlendirme yaparak Türk tarımının geldiği noktayı özetledi. Bakanlık Müsteşarı Mirmahmutoğulları’nın verdiği rakamları ve söylemleri de eleştiren Günaydın’ın verdiği rakamlar ise oldukça çarpıcıydı.

‘BİRBİRİMİZİ KANDIRMAYALIM’
Başta Bakan Mehdi Eker olmak üzere ilgili bürokratların da her fırsatta dile getirdiği rekorlar ve Avrupa birinciliği ile ilgili tezleri çürüten bir konuşma yapan ve müsteşara atıfta bulunarak “birbirimizi kandırmayalım” diyen Günaydın’ın verdiği rakamlar ve altını çizdiği gerçekleri, kayıtlara geçmesi bakımından özetleyerek burada aktarmak istiyorum. Çünkü bence oldukça önemli olan ve altı çizilmesi gereken ifadelere, yaygın basında neredeyse hiç yer verilmedi. Başta üreticiler olmak üzere her yurttaşın bu gerçeklere kulak kabartması gerekiyor:

GÜNAYDIN: ‘9.2 MİLYAR DOLARLIK BUĞDAY İTHAL EDİP, 6.6 MİLYAR DOLARLIK UN SATIYORUZ’

“TÜİK rakamlarına göre Türkiye 2013’te 22 milyon 50 bin ton buğday üretti. Uluslararası Hububat Konseyi (İGC), aynı yıl Türkiye’nin üretimini 18 milyon ton olarak açıklıyor. Son 12 yıl rakamını vereyim, 220 milyon ton buğday ürettik. İGS diyor ki , 193 milyon ton buğday ürettiniz. Ben şimdi soruyorum, bu iki istatistik arasında 27 milyon ton fark var. Bu 27 milyon ton farkın nereden meydana geldiği konusunda Tarım Bakanlığı bir çalışma yaptı mı? Bakanlık Türkiye’nin buğday üretimini hangi uluslararası istatistik kurumunun standardına göre yapıyor? Ben TÜİK’e mi inanmalıyım, İGC’ye mi inanmalıyım? Bana bunu açıklarsa müsteşar, benim de öğreneceğim şeyler olur burada. Ama bana derse ki ‘net ithalatçıyız buğdayda’, o zaman bir rakam daha vereyim. Türkiye, 2003-2014 arasında 31 milyon ton buğday ithal etti. 9. 2 milyar dolar da bu buğdaya para ödedik. Un ihraç ettik. Doğrudur, Kazakistan ile beraber ya birinci ya da ikinciyiz dünyada. Ne kadar un ihraç etmişiz? 18,5 milyon ton. Bunun buğday eşdeğeri yüzdesi 26 milyon ton olur. Siz bana bisküvi, irmik falan demeyin. Bu rakamlar bisküvi ve irmikte önemli rakamlar değil. Bunu bu işle uğraşan herkes biliyor. Yani sizin buğday ithal edip un ihraç ettiğiniz bu dış ticaret dengesinde eksi 4 milyon ton açığınız var. Ben size bir Türk mucizesinden bahsedeyim, başka ülkelerde olmaz bu arkadaşlar. Buğday ithalatına 9.2 milyar dolar para ödüyoruz. Un ihracatından 6.6 milyar dolar para kazanıyoruz. Dünyada ham maddeyi pahalıya alıp işlenmiş maddeyi ucuza satan ve bununla övünen başka bir ülke var mıdır sizce?

‘UN İHRAÇ EDİYORMUŞ GİBİ GÖRÜNÜP MİLYARLARCA DOLARLA FUTBOLCU ALANLAR KİMLER?’
Bir tarım bakanlığının yapması gereken şey, burada dâhilde işleme rejimi çerçevesinde buğday ithal edip, ucuz buğdayı içeriye satıp, un ihraç ediyormuş gibi görünüp, cebine milyonlarca dolar para doldurup, bunun da onda birini futbolcu satın almak için kimler kullanıyor? Bunun hesabını yapmanız gerekmiyor mu? Teftiş Kurulu ne güne duruyor?

‘HOLLANDA 102 MİLLAR EURO İHRACAT, 66 MİLYAR EURO İTHALAT YAPTI’
Bu memlekette rakamların çarpıtılması üzerine sürekli konuşup, masanın bir tarafına gelip de bu işi bitiremiyorsak, hepimizin hatası var. Bir son söz de Fransa, Hollanda ve Türkiye karşılaştırmasına… Bakın size rakamlar vereyim. 2013’te Hollanda 102 milyar Euro ihracat (tarımsal) yapmış. İthalatı ne kadar, 66 milyar Euro. Yani Hollanda da ithalat yapıyor. Ama ihracatı 102, ithalatı 66 milyar Euro. Arada 30 milyar Euro fark var. Fransa, 2013 yılı ihracatı 60 milyar Euro, ithalatı 48 milyar Euro. Fransa sanayileşmesini tamamlamış bir ülke değil mi? Biz bilgisayar üretebiliyor muyuz? Araba üretebiliyor muyuz? Buğdayı da dışarıdan alıyoruz, ona da mazeret üretiyoruz!

‘AVRUPA’DA BİRİNCİYİZ DİYE SAÇMA SAPAN ÖVÜNEREK KİMSE BİR YERE VARAMAZ’
Bir de size İspanya vereyim, 2013 yılında ihracatı 61 milyar Euro, ithalatı 47 milyar Euro. Bütün bunları yan yana koyduğumuz zaman böyle saçma sapan övünerek Avrupa’da birinciyiz bilmem neyiz diyerek kimse bir yere varamaz. Niye Avrupa’da birincisin. Çünkü 78 milyon hektar yüzölçümün var. Yani Hollanda senden daha mı çok üretmeliydi? Daha çok üretirse ayıp olmaz mı zaten? Belçika senden daha mı çok üretecek? Karşılaştırmalar böyle yapılabilir mi? Özetle ben tarım bakanlığımıza Türkiye’nin dış ticaret rakamları konusunda somut gerçekliğin net olarak ortaya koymasını bekliyorum. Yoksa her toplantıda birbirimizin arkasından konuşmak zorunda kalacağız.

‘BAKANLIK, TARIM ALANLARININ KATLİNDEN BİRİNCİ DERECE SORUMLUDUR’
Sayın müsteşar ormanlara kimse bir şey yapamıyor dedi. Antalya’nın İncekum Tabiatı Koruma Alanı’nda 5 yıldızlı otel yapılıyor. Aylığı 3 bin liradan kiraya verilmiş. Arkadaşlar, hayatımız, tarım bakanlığına karşı tarım alanlarını korumakla geçmedi mi? Bizim TİGEM’leri korurken, orada burada tarım arazilerini korurken herhangi bir yerde bir metrekare toprağımız mı vardı. Biz bu davaları açtık diye Oda olarak başımıza gelmeyen kalmadı. Ama bir aydın namusu içerisinde biz gene gülümseyerek hayata bakıyoruz. Çünkü diyoruz ki bu memlekete karşı olan görevlerimiz içerisinde çok azını yerine getirebildik. Ben şimdi Tarım Bakanlığı’nın yerinde olsam o kamu spotunu şöyle yayınlarım: ‘Gıda Tarım ve Hayvancılık Bakanlığı, bugüne kadar tarım alanlarının katlinden birinci derecede sorumludur. Ne kadar büyük hata yaptığımızı anladık ve bu milletten özür diliyoruz.’ Eğer bunu söyleyebilirlerse gerçekten doğru bir kamu spotu yayınlanmış olur.

‘TMMOB ORTADAN KALKARSA MEMLEKETİN RANTINA KOLAYCA KONABİLİRSİNİZ’
Bundan sonrasına gelin hep beraber iyimser bakalım. Sayın müsteşarın söylediği gibi ovalarımızı koruyacak işlere imza atarız. Bu kanunu çıkarttığımızda çözülmüş olsaydı, mera kanunu meraları, toprak kanunu toprakları korurdu. Koruyabildi mi? Koruyamadı! Çünkü birileri yukarıdan karar alıyorlar, sana sormuyorlar bile. Ve içerideki arkadaşlar da şakır şakır imzaları atıyorlar. Bir avuç halkın mühendisi mimarı da buna karşı çıkıyor ve elbette gerekli dava süreçlerini yürütüyor. TMOOB’nin üstüne geliyorlar, gelmesinler mi? Haklılar! TMMOB olmasaydı onları çoktan yürütmüşlerdi. Yargının üstüne gidiyorlar, halkılar. Yargı da onların çoğunu durdurdu. TMMOB ortadan kalkarsa, ZMO ortadan kalkarsa, mühendisleri, mimarları atomize edip parçalayıp bir arada ve örgütlü dayanışma içerisinde olamamalarını sağlarsanız, memleketin rantına kolayca konabilirsiniz. Mesele bu kadar basittir.”

Yusuf Yavuz
ulusalkanal.com.tr
Etiketler

Yorum Gönder

Çok Yorumlananlar