banner864

Ulusal Eğitim dostları Makedonya'da 25 Temmuz 2014, 14:19

Makedonya’ya, turun son günü tekrar dönecek olan Ulusal Eğitim dostları, 08.00’de oteli terk ederek, kısa sürede Arnavutluk’a ulaştı.
Makedonya’ya, turun son günü tekrar dönecek olan Ulusal Eğitim dostları, 08.00’de oteli terk ederek, kısa sürede Arnavutluk’a ulaştı.

Antik İlliryalılar arasında ‘’Arben, Arber’’ isimli bir boydan gelen, Eski Arnavutça’da ‘ar’ iş, ‘ben’ yapan (iş yapan) anlamında gelen kelime, daha sonra tüm Arnavutların ismi haline gelmiştir.

Romalılar ‘Arben’ kelimesini kendi dillerinde, Arvanit olarak kullandılar. Osmanlı, Arvanit kelimesini Arnavut’a dönüştürdü.

Arnavut kelimesini bilmeyen Arnavutluk’takiler, kendileri için kartalın oğlu anlamındaki ‘’Shqiptar’’ kelimesini kullanırlar.

Bu ülke vatandaşı için, doğu ve batı dillerinde genelde ‘’Alban’’ tercih edilir.

Latince ‘Alba’, yüksekte duran anlamındadır. Arnavutluk sınırına girdiğinizde 3000 metreyi aşan dağlar arasında seyahat ederken, ne anlama geldiğini daha iyi anlarsınız.

Aziz Pavlus, MS 1. yüzyılda İllirya’yı Hiristiyanlıkla tanıştırdı. 325 yılında İznik Konsili’nde, İllirya Romaya bırakıldı. 731 yılında Bizans’a, 927 yılında ise; Arnavutluk Kilisesi, 1. Bulgar İmparatorluğu’nun başkentindeki Ohri Piskoposluğu’na bağlandı. Tekrar el değiştirerek Bizans’a, 15. yüzyılda Osmanlı hakimiyetine geçti. Bu durum 1912 yılına kadar sürdü.

İlk olarak, tavasıyla ünlü, 120 bin nüfuslu, ‘’kale’’ anlamındaki Elbasan kentini ziyaret ettik. Kalenin yanında fotoğraf çektirdik. Elbasan’dan Tiran’a; otoban kapalı olduğundan eski yolu kullanarak ulaştık. Dağların zirvesinde yolculuk bazı yolcular için hiç kolay olmadı. Bazen arka tekerlerden birinin boşa çıktığı yolculukta, konuklar koltuklara sıkıca tutundu. Sessizlik hakim oldu. Kaptan Gökmen Car ustalığını konuşturdu. Düzlüğe inildiğinde kaptana yoğun bir alkış koptu. Köy enstitüsü geleneğinden gelen Hüseyin Koyuncu ‘’aslında araca sıkıca tutunarak uçurumlardan aşağı düşmekten ben kurtardım. Beni alkışlamanız gerekir’’ diye esprisini patlattı.

Ardından nüfusu 1 milyona dayanan, Eski Yunanca ‘’Mutlak Güç Sahibi’’ anlamına gelen, 17. yüzyılda küçük bir köy olup, 1920’de Arnavutluğun başkenti olan Tiran’a ulaştık. Şehir içinde otobüsten inmeden yapılan turla; Enver Hoca’nın kızı ve damadının tasarımı ile 1988 yılında açılan, sosyalist dönemde ‘’Enver Hoca Müzesi’’ olarak kullanılan Piramit adlı binayı, Arnavutluk Belediyesi, Parlamento, Genel Kurmay ve Ulusal Tarih Müzesi binalarını, Arnavutluk Kahramanı İskender Bey Heykeli’ni görerek, öğle yemeği için İşkodra’ya yöneldik.





İşkodra 1392 yılından başlayarak el değiştirmelerle, kesin olarak Fatih Sultan Mehmet döneminde, 1467 yılında Rumeli Beylerbeyliği’ne bağlı bir sancak olarak Osmanlı topraklarına katıldı.

Büyük kısmı Bektaşi olan Arnavutluk Müslümanları için İşkodra, Bektaşiliğin merkezi konumundadır. Burada pek çok Bektaşi tekkesi vardır.

Alt kısmında Dirina Ve Buna nehirlerinin birleştiği İşkodra’da, Rozafa Kalesi eteklerindeki, Dirini nehri kenarındaki restoranda öğle yemeği yendi.

Rozafa Kalesi’nin ilginç bir öyküsü var:

Söylenceye göre 3 kardeş bu kaleyi yapmaya karar verir. Gün boyu ördükleri duvarlar, ertesi gün geldiklerinde yıkılmıştır. Bu durum günlerce devam eder. Bir gün çalışırken, yanlarına bir ihtiyar yaklaşır ve yıkılmaması için yapılması gerekeni söyler. İhtiyar, bir sonraki gün kimin eşi yemek getirirse onun canlı olarak duvara gömülmesi gerektiğini öğütler. Kaleyi yapmakta karalı olan kardeşler, eşlerine hiçbir söylemeden, dedenin söylediğini yapma kararı alırlar. Ağabeyleri sözünü tutmaz ve eşine durumu anlatır. Ertesin gün, en küçük kardeşin eşi Rozafa yemeği getirir. Kardeşler, kadına durumu açıklar. Kadın 1 şartla diri diri gömülmeyi kabul edeceğini söyler. Şartı; bebeğini görmek için sağ gözü, ona sarılmak için sağ kolu ve emzirmek için sağ göğsü açıkta kalacaktır.

Kardeşler şartı kabul ederek kadını surun içine gömerler. Ertesi gün, dedenin dediği gibi yaptıkları duvarın yıkılmadığını görürler. Ancak o günden sonra her yağmurda; kireç taşları üzerine yapılmış kaleden aşağı akan sular, beyaz renk alır. Halk, akan suyun Rozafa’nın sütü olduğunu düşünür. Bu durumu betimleyen taş kabartma, İşkodra Müzesi’ndedir.



Yemek sonrası kafile, Karadağ Budva’daki otellerine ulaşmak için yola koyuldu.

Haber ve Fotoğraf:Osman Gazi OKTAY
ulusalkanal.com.tr

Yorum Gönder

Çok Okunanlar

Çok Yorumlananlar