Mali'de ABD-Fransız Emperyalizmi


Doç. Dr. Sait Yılmaz

Doç. Dr. Sait Yılmaz

20 Kasım 2015, 13:37

Mali’deki otel baskını ile ülke ile ilgili yorumlar yapılmaya başlandı. Yorumlara göre küresel terör yayılıyor ve artık daha güçlü bir mücadele için tüm dünyanın işbirliği yapması yani Batının yanında olması şart. Rusya ve Çin de bu kapsamda destek veriyor. Çünkü tüm bu ülkeler IŞİD, Afrika El Kaidesi, Çeçenistan, Doğu Türkistan üzerinden kendi oyunlarını oynamak için ortak bir anlaşmayı kullanmak, terörle mücadele adı altında kendi askeri uygulamalarını meşru kılmak derdindeler. Şimdi Mali üzerinden neler olduğunu anlamaya çalışalım (1).

Fransızlar bağımsızlık sürecinde Mali’nin sınırlarını çizerken Tuareg bombasını hazırlayarak çekilmişlerdi. Tuareglerin yurtları genelde dört ülke sınırları içinde kalacak şekilde parçalandı. Bu ülkelerden üçü doğrudan Fransız sömürgesi olan Cezayir, Nijer ve Mali olup dördüncüsü ise Libya idi. Tuaregler, Moritanya ve Burkina Faso sınırlarındakiler ile daha az bir topluluk olanların bulunduğu Nijerya’dakiler dâhil günümüzde toplam yedi ülke sınırlarında yaşamaktadırlar. Libya’da Muammer Kaddafi’nin iktidarı tehlikeye girince onu savunan Malili Tuaregler ile yapılan görüşmelerle bu ülkeyi terk etmeleri ve ellerindeki araçlar ve silahlarla Mali’ye dönmeleri sağlandı. Mali’de başbakanlığa ABD’de yaşayan ve vatandaşlığını kabul eden Şeyh Modibo Diarra isimli bir astrofizik profesörü getirildi. Afrika ülkelerinin geleceği net bir şekilde Washington’da masaya yatırılıyor.

Liberya, Moritanya, Fildişi Sahili derken Mali’de de aynı plan uygulandı. Daha iki yıl önce Mali’ye gidenler başkentte en lüks evleri ABD’lilerin kiraladığını duyunca bunun kısa vadede ne anlama geleceğini kestiremiyorlardı. Mali, Güney Afrika ve Gana`nın ardından Afrika’nın en büyük üçüncü altın üreticisi, ayrıca, Fransız şirketleri tarafından işletilen uranyum yataklarına sahiptir. Merkezi hükümete karşı ayaklanmış olan kesimdeki İslamcı grupların hedefi, yıllardır ülkenin kaynaklarını sömüren başta Fransa olmak üzere Mali’deki Batı etkinliğine son vermek ve ülkede İslami hassasiyetleri gözeten bir yönetim oluşturmaktır. Kuzey Mali’deki uranyum yataklarının kontrolünün yitirilmesi ve eski bir Fransız sömürgesinin sosyo-kültürel, ekonomik ve tabii ki siyasal anlamda kaybedilmesi endişesi, Fransa’nın 3 bin kadar askerini Mali’ye göndermesini beraberinde getirmiştir.

Batı Afrika’nın denize kıyısı olmayan ülkelerinden biri olan ve nüfusunun yaklaşık % 95’lik bölümünü Müslümanların oluşturduğu Mali’de yaşanan iç savaş tüm dünyanın dikkatinin bir anda bu ülkeye yönelmesine neden oldu. Mali’nin potansiyel olarak müdahale alanına girmesinin emareleri Libya’ya yönelik NATO müdahalesinde ortaya çıktı. Mali gibi, güney komşusu Fildişi Sahilleri de Batı Afrika’da önemli bir çekişme alanıdır. Geçtiğimiz yıl, Fransız ordusu, Fildişi Sahilleri’ndeki başkanlık köşküne askeri saldırıda bulunarak başkan Laurent Gbagbo’yu zorla uzaklaştırdı. Fransız şirketleri tarafından işletilen uranyum yataklarına sahip olan Mali’nin kuzeyindeki isyan grupların en önemlisi olan Tuaregler’in talepleri arasında uranyum madenleri üzerinde söz hakkı ve bu kaynaklardan elde edilen gelirden pay almak da vardır. Ayrıca ülke, ABD Trans-Sahra Terörle Mücadele Ortaklığı için de kilit nokta konumundadır.

Afrika’nın en büyük yedinci ülkesi olan ve yaklaşık 15 milyonluk bir nüfusa sahip olan Mali, sosyo-kültürel anlamda Berberi ve Tuareg halklarının oluşturduğu kuzey ile Bambara etnik grubundan gelen siyahların çoğunluğu oluşturduğu güney arasında bölünmüşlük yaşamaktadır. Tuareglerin en önemli özelliği, bu halkın Mali, Moritanya, Cezayir, Nijer, Senegal gibi ülkelerde dağınık olarak yaşamaları ve kendi ulusal kimlikleri üzerine kurgulayacakları bir devletlerinin olmayışıdır.

Bağımsızlık çabalarından sonuç alamamış olan Tuaregler, dinsel muhafazakârlık çerçevesinde radikal örgütlenmeler yolu ile kendilerini göstermeyi tercih etmişlerdir. Bu nedenle Mali’nin kuzeyinde konumlanmış ve iç savaşın taraflarından biri olan Ensar Ed Din örgütü daha çok Tuaregler ve onlarla müttefik olan Berberiler ve yerel halklardan oluşmaktadır (2). Merkezi hükümete karşı ayaklanmış olan kesimdeki İslamcı grupların hedefi, yıllardır ülkenin kaynaklarını sömüren başta Fransa olmak üzere Mali’deki Batı etkinliğine son vermek ve ülkede İslami hassasiyetleri gözeten bir yönetim oluşturmaktır. Ensar Ed Din, mevcut Mali hükümetinin darbe ile işbaşına gelmiş oluşu, ülkenin sosyo-ekonomik ihtiyaçlarına cevap verememesi, laik yönetim anlayışı ve Fransa başta olmak üzere yabancı güçler ile kurduğu müttefiklik ilişkilerinden rahatsız olarak aylar önce silahlı mücadeleye başladı. El Kaide ve onun Batı Afrika’daki kolu Tevhid ve Cihad Hareketi ile işbirliği içerisinde olan Ensar Ed Din, Mali’de yönetimi ele geçirmek ve ülkeyi İslam şeriatına uygun olarak yönetmek niyetindedir. Kuzey Mali’deki uranyum yataklarının kontrolünün yitirilmesi ve eski bir Fransız sömürgesinin sosyo-kültürel, ekonomik ve tabii ki siyasal anlamda kaybedilmesi endişesi, Fransa’nın 3 bin kadar askerini Mali’ye göndermesini beraberinde getirmiştir.

Fransa uzun bir süredir Mali konusunu BM gündemine getiriyordu. Bu şekilde, Mali meselesiyle ilgili olarak uluslararası topluluğun dikkatini çekti ve diğer devletlerin de konuyla ilgili uzlaşısını aradı. Nitekim BM Güvenlik Konseyi’nin beş daimi üyesi yani Rusya ve Çin de dâhil olmak üzere, bu meşruiyet sorununu aşırı/radikal İslam’ın tehdit haline getirilmesiyle aşmaya çalıştı. Suriye’de Esad sonrası düzene ilişkin ortak bir paydada buluşulamadı ama Mali’de uzlaşıldı. Çünkü Mali’de İslamcı militanların yaydıkları tehdit uluslararası güvenliğe yönelik bir tehdit olarak algılandı. Fransa’nın Mali müdahalesi, ülkede tehlikeye giren enerji kaynaklarını güvence altına alma harekâtı olarak değerlendirildi. Bundan sonrası bilindik uluslararası Afrika operasyonu senaryosu idi. ABD Savunma Bakanlığı (Pentagon) Sözcüsü George Little, C-17 tipi beş uçak ile Mali'ye 80'den fazla asker ve 124 ton askeri malzeme sevk edildiğini açıkladı. Fransız ve Malili askerler, yaklaşık 4 aydır isyancıların elinde bulunan Douentza kentinin kontrolünü ele geçirdi. İsyancıların, Fransa'nın hava saldırısı düzenlediği Diabaly kentini de terk ettiği açıklandı.

Mali’nin kuzeyinde yaklaşık İspanya toprakları kadar büyüklükte bir alanda Fransa, kendi deyimiyle İslamcıların kontrolünün azaltılması için operasyon yürüttü (3). Başkent Bamako’da yönetim yanlıları Fransa’nın bayraklarını arabalarına, motosikletlerine astılar ve operasyona destek verdiler. Malili albaylar ülkenin bölünmesini engelleyecek askeri stratejiler belirlemek yerine kendilerini bugünlere hazırlayan ABD merkezli hükümetlerde bakanlık stratejileri hesapları yaptılar. Mali krizi, Afrika’nın uluslararası sistem bağlamında artan öneminin altını çizen ve bu kıta içerisinde yaşanacak hiçbir gelişmenin tesadüfen gerçekleşmeyeceğini gösteren önemli bir örnektir. Mali’nin bölünmesi, ya da eski sınırları içinde olduğu gibi kalması ABD veya Fransa için ciddiye alınacak bir konu değildir. Arap Baharı’ndan sonra Sahra Altı Afrika’da ve Mali’de gerçekleştirilen darbe ve peşinden kurdurulan ısmarlama hükümet tüm kıtanın en az yüzyıllık geleceği üzerine ABD tarafından başlatılan yeni sürecin ilk öncü hamlesidir.

Mali’deki iç savaşın Cezayir’e olan yansıması sonucunda, bu ülkede de tedhiş eylemlerinin baş göstermesi Fransa’nın işine yaramıştır. Fas ise Fransa, İspanya ve Portekiz ile işbirliğini güçlendiriyor. Fransa’nın Libya operasyonunun ardından Mali’de de aktif bir tavır takınması, bu ülkenin Afrika’da yeni bir emperyalist plan kurguladığını ve meselenin Sarkozy ya da François Hollande’ın politikaları ile sınırlanamayacağını göstermektedir. Enerji kaynaklarının kontrolü, ticari bağımlılık ilişkisi yaratabilme ve dil-kültür entegrasyonu bu politikanın en önemli dayanak noktalarıdır. Mali’de son saldırılar, Batı için küresel terörün geldiği son aşamayı yani daha da küreselleştiğini, diğerleri için ise emperyalizme karşı savaşın ve topyekun direnişin yeni bir cephesini temsil ediyor. Gerçekte ise dünya üzerinde terörü kullanarak çıkarlarını sağlamaya çalışan, felaket kapitalizminin yeni bir tezgahı ile karşı karşıyayız.

Doç. Dr. Sait Yılmaz
ulusalkanal.com.tr


Kaynakça
(1) Afrika’da 2003 yılından beri terörün nasıl geliştiği ile ilgili bakınız; Sait Yılmaz: Afrika Raporu, 21. Yüzyıl Türkiye Enstitüsü, (Ankara, 2015).
(2) Göktürk Tüysüzoğlu: Mali Krizi ve Afrika, Uluslararası Politika Akademisi, Politika Akademisi (21 Ocak 2013). http://politikaakademisi.org/mali-krizi-ve-afrika/
(3) Zeynep S. İnanç: Dış Politikasında Afrika’nın ve Mali’nin Önemi, Akademik Perspektif, (11 Şubat 2013).
Yorum Ekle
İsim
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.
Avatar
Özcan - 1 yıl önce
2014 ekim ayında Malide 3 ay bulundum şunu bilmelisinizki oradaki yaşam anlatilandan ve görünen den çok çok kötü dengesi olmayan yaşam tarzları var
Avatar
AHMET BÜYÜKŞAR - 1 yıl önce
Sn. Sait YILMAZ a aydınlatıcı yazısı için teşekkür ediyorum. Konu uluslararası perspektiften iyi incelenmiş. Türkiye açısından bir değerlendirme eklenmesinin yararlı olacağını düşünüyorum. Saygılar
Avatar
Ferhat Türkman - 1 yıl önce
Çok faydalı bir yazı teşekkürler.