Mandacılık veya Milletlerin Kendi Kaderlerini Tayin Hakkı


Bülent Esinoğlu

Bülent Esinoğlu

18 Mayıs 2017, 18:39

Amerika bölgemize gelmiş, bölge ülkelerine ben sizi böleceğim diye bas bas bağırıyor.

“Siz ister, kendi rızanızla, binimle (ABD) iş birliği halinde bunu gerçekleştirin, istemezseniz de, ben bunu zorla gerçekleştiririm” diyor.

Bir zorba ile karşı karşıya olduğumuza göre, bu zorbaya karşı ne yapmalıyız?

Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın, ABD ziyaretinden sonra gerek görsel basında gerekse Amerika’dan gelen haberler, Amerika’nın hiçbir şekilde, bölgeyi bölme planlarından geri adım atmayacağını göstermektedir.

Amerika’da, iktidarda bulunan Cumhuriyetçi Partinin ileri gelenlerinden ve Amerikan derin devletinin adamlarından biri olan Mc Cain, “Türkiye’nin Büyükelçisini Amerika’dan gönderelim” diyor.

Bunun anlamı; Türkiye ile Amerika’nın çıkarları çatışıyor. Türkiye’yi istediğimiz gibi artık yönetemiyoruz. İlişkilerimizi en alt düzeye indirmek için elçiyi gönderelim.

Eğer bağımsızlığımızı ve toprak bütünlüğümüzü savunacaksak, yani milletimizin kaderini gene milletimizin kendisi belirleyecekse, yapacaklarımız bellidir.

Kurtuluş Savaşında Mustafa Kemal’in izlediği yolu izlemeye mecburuz. Ya bedel ödeyerek bağımsızlığımızı ve toprak bütünlüğümüzü savunacağız. Ya da Amerikancılığımız ve teslimiyetçiliğimizi öne çıkararak, Amerikan vesayeti altında onursuz yaşamaya rıza göstereceğiz.

Salih Müslim neden bir başka Barzani olmasın diyenler; bağımsızlığımızı Amerikan vesayetine (manda) teslim etmeye hazır olanlardır.

Herhangi bir terör örgütünü maymuncuk gibi kullanarak, ülkemizin bölünmesine, Batı değerleri adına, göz mü yumacağız?

Böyle durumlarda milletlerin ihtiyacı olan ne silahtır ne teknolojidir, tek ihtiyacımız direnme iradesidir.

Bu iradeyi gösterirken en ufak bir ikirciklilik; oluşmakta olan direnme iradesini yerle yeksan eder.

Biz ülkemizi “küresel mutabakatlar gereğince” değil, milletin istiklalinin gereği olarak savunmak durumundayızdır.

Sn. Cumhurbaşkanın “küresel mutabakatlar gereğince” dediği anda, biz kendi irademizle değil de, küresel iradenin isteği doğrultusunda anlamı çıkar ki, Amerikan bağımlılığına işaret eder.

YPG’ye verilen silahların Türkiye ve İran başta olmak üzere, bölge ülkelerine karşı kullanılacağını bilmemiz gerekir.

Amerika’nın bölgedeki asıl düşmanı Suriye değil Türkiye ve İran’dır. Suriye, bu iki ülkeyi bölünmeye hazırlama basamağıdır.

Amerika’nın Ankara Eski Büyükelçisi Ross Wilson,  ”Türk Silahlı Kuvvetleriyle Amerika arasında sonun başlangıcı Bir Mart 2003 Teskeresidir diyor. Dorudan Türkiye’yi savunan güçleri hedef gösteriyor. Balyoz Ergenekon Davalarını nasıl tezgahlandığını da kabullenmiş oluyor.

Erdoğan’ın Trump görüşmesinde 15 Temmuz’un hiç görüşülmemiş olması da büyük bir eksikliktir. Sizin canınıza kast etmiş kişilerle bir görüşme yapıyorsunuz ve temel sorunu Gülen sorunu içine hapsederek geçiştiriyorsunuz.

İlişkinin kopmasından korkanlar, Amerikan vesayeti altında yaşamaya alışmış olanlardır.

İlişki koparsa elbet bir bedeli olacaktır. Ancak bu bedeli tüm Türk milleti öderken, elbette işbirlikçilerde kendi payına düşeni ödeyeceklerdir.

Bağımsızlığın elbette bir bedeli var. Elbette ödülü de var. Ya eskiden olduğu gibi mandacılığı sürdüreceğiz, ya da bedel ödeyeceğiz.

Emperyalizme karşı bölge ülkelerinin birliği, ihtiyari olmaktan çıktı. Zaruret haline geldi.

Mevcut siyasi iktidarın, artık, Esad inadından vaz geçmesi zorunludur.

Rusya, İran, Suriye, Irak, Türkiye iş birliği peynir ekmek kadar zaruridir.

Bülent Esinoğlu
[email protected]
Yorum Ekle
İsim
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.