Müslüman ülkelerin yöneticileri çaresiz mi? Aptal mı? İş birlikçi mi?


Ömer Yıldız

Ömer Yıldız

07 Ekim 2015, 11:52

Ülkemizde yaşayan birçok nesil senelerce, darbelerle, istikrarsızlıklarla, terör ve anarşi ile iç içe yaşamak zorunda kaldı. Neden?

***

Türkiye’nin önderi Mustafa Kemal kimdir?

Binlerce kitap okuyan, onlarca ülke gören, doğu ve batı kültürünü bilen, zaruri olmadıkça her harbin bir cinayet olduğu bilincinde olan, bilim adamı vasıflarında, karizmatik, oldukça tecrübe ve bilgi birikime sahip, entelektüel bir liderimizdi. Bizim aydınlık yüzümüzdü Mustafa Kemal.

Mustafa Kemal fikirleri ve dünya görüşleri, sonsuz çağdaş modernizmin sembolü, yoksul ve sömürülen halkların yol göstericisi ve güneşiydi.

Giyiminden kuşamına, oturup kalkmasından konuşmasına, yemesinden içmesine, ahlaklı ve erdemli duruşundan namuslu ve şerefli şahsiyetine kadar her özelliği, ülke bireylerinin öykünebileceği örnek ve asil bir kişilikti.

Aynı Mustafa Kemal, ölümüne mücadele verdiği çok sevdiği Türk ordusu subaylarına, birçok defa taktiksel kıta tipi liderlik ve önderlik vasıflarını göstererek ve öğretirken, diğer yandan da yüksek karargâha ve komuta heyetine de stratejiksel zekânın ulusalcı yanını sergiliyordu.

Askerlik alanındaki dehası, sevk ve idare kabiliyeti, sivil yaşamın girdaplarında da yol gösterici devrimci yanını dışa vuruyordu.

Ülkenin ve halkın sorunlarına çareler ararken, hiçbir emperyaliste boyun eğmiyor, borç almıyor ve el etek öpmüyordu.

Altı ilkeli, muhteşem çözüm odaklı reçetesini hayata geçirirken, halkı merkeze alıyor, halkın ve ülkenin çıkarlarını ve kalkınmasını, refah ve mutluluğunu sağlamayı hedefliyordu.

Tam bağımsız bir ülkeden ve tam bağımsız bir ekonomiden yana, antiemperyalist olarak, yetişmiş kalifiye insan gücü kıtlığına rağmen hedeflerine de büyük oranda ulaşıyordu.

Bunca işi başaran Mustafa Kemal, nasıl Mustafa Kemal olmuştu?

Aslında sorunun cevabı da soru kadar basitti.

Mustafa Kemal, bir halk çocuğuydu. Halkın en yoksul ve en alt katmanlarından filizlenerek gelen, yetişen bir kişilikti.

Halkı ve ordusu ile kolayca iletişime geçme, onlarla empati yapma kabiliyeti ve sezgisel eylemci zekası, onu halk gibi düşünmeye, devlet adamı gibi çözüme ulaştırıyordu.

Ona bu doğal özelliklerine şekli yetiştiği Harp Okul vermişti. Mustafa Kemal, Harp Okulunun verdiği subaylık ruhunu en iyi alan, içinde şekillendiren ve hayata geçiren ender insanlardan biriydi ve hatta tek insandı.

Mustafa Kemal, Harp Okulu’nda vermek üzere programlanan bir subaydı.

Türk ordusuna asaleti veren, üyelerine yiğitliği öğreten askeri okulların eğitim kalitesinin yüksekliğinin yanı sıra, Atatürk’e “ Mektep-i asli Kıtadır.” Sözünü söyleten ana düşünce, Mustafa Kemal’i kıtalarda eğiten ve yetiştiren subayların, binlerce yıllık Türk Ordusu devlet adamlığı geleneğini, gelecek nesillere aktarmak üzere ona aşılamasında başka bir şey değildi.

Türk Ordusunun subay ve astsubayları askeri okullarda, Türk vatanı ve Türk Milleti uğruna canını feda edecek kadar özel olarak yetiştirilirler.
Bu türdeki insanların ruhların beslenme kaynakları ise; şereftir, onurdur, haysiyettir.

Türk ordusunun askerleri, askeri okullarda okurken, vermek üzere progranırlar. Programlanmışların en uç noktası, en muhteşemi, Mustafa Kemal’dir.

Mustafa Kemal, Türk Milletine hizmet için programlanmış tipik bir Türk subayının anıtsal örneğidir.

Yokluk ve çaresizlik içinde yaşamsal kaynak yaratmayı ve başarmayı öğrenen Türk Subayları, Türkiye Cumhuriyeti Devletinin kurucu önderleri arasında yer almışlardır.

Mustafa Kemal’de dâhil olmak üzere dönemin asker kişilerinin hepsinin ortak özelliği, yüksek devlet adamlığı vasıflarıdır.

İşte bu insanların asker devlet adamlığından, sivil devlet adamlığına geçiş süreçleri bazıları için sancılı olurken, Mustafa Kemal, mayasındaki hamurun kalitesi ile bir deha olarak ortaya çıkmıştır.

Musatafa Kemal’in yeni Türkiye’si, dünyanın yoksul ezilen halklarına ve Müslüman dünyasına en güzel direniş ve varoluş modeli olarak hayat bulmuştur.
Mustafa Kemal antiemperyalist, tam bağımsızlık yanlısı, milli ekonomiye inanan, önce halk, önce vatan diyen bir önerdi.

Mustafa Kemal Atatürk’ün yaşadığı yıllarda, birçok Müslüman ülke liderleri de Mustafa Kemalleşmiş ve dünya emperyalizmine karşı onurlu bir direniş göstererek, ülkelerini refah ve mutluluğa taşımaya çalışmışlardı.

Türkiye ne yazık ki, Mustafa Kemal’in ebediyete intikal ettiği günden başlayarak, hızla onun ideal ve ilkelerinden uzaklaşmaya ve hatta bu değerler toplamını silinmeye başlanmıştır.

Zaman içerisinde hızlanan bir seyirle millilikten ve tam bağımsızlıktan uzaklaştırılıp emperyalist tuzağına düşürülen Türkiye, ilke ve ideal olarak Mustafa Kemal’den uzaklaştıkça halk yoksullaşmış, adalet yozlaşıp bozulmuş, ülke bağımsızlığı zedelemiş ve en nihayetinde de Kemalist olduğunu söyleyenler ve Mustafa Kemal’in ismini kullananlar ABD emperyalizminin sosyolojik planlarının hedefine girerek, milliliklerini yitirmişler ama kendilerini hala Atatürkçü görmekten de geri durmamışlardır.

Türkiye en büyük darbeyi bu türden insanlardan yemiştir.

Türkiye’yi ve Türk toplumunu kontrol altına almak isteyenler, özellikle NATO olanaklarını da kullanarak asker ve sivil güç odaklarını planlı bir şekilde etki altına almışlardır.

Türkiye ve diğer Müslüman ve yoksul ülkeler, genelde ABD orjinli operasyonlara uğratılmışlardır.

Emperyalistler, toplumun her noktadaki kanaat önderlerini, gazetecileri, siyasetçileri, iş adamlarını, yargıçları, askerleri ve STÖ’leri kullanarak yeni bir Türkiye toplumu yaratmak üzere, toplumu değişim ve dönüşüme zorlamışlar, hedeflerine ulaşmak için de, hiç bir masraftan kaçınmamışlardır.

Ele geçirmek istedikleri insanların zafiyetine göre her türlü maddi ve manevi güçlerini kullanarak, post-operatif bir biçimde toplumsal dinamikleri yönlendirecek yöneticileri yönlendirmek üzere planlarını harekete geçirmektedir.

Müslüman ve yoksul ülkelerin asker ve sivil yöneticileri, kanaat önderleri ve STÖ’ler, süreklilik arz eden bir desteklilik himayesinde, emperyalist devletlerin çıkarlarına göre ülkelerini ve halklarını, bilmeden veya bilerek yoksulluğa ve ölüme sürüklemektedirler.

Bu çerçeveden baktığımızda doğal olarak sormamız gereken soru, Müslüman ülkelerin yöneticileri çaresiz mi? Aptal mı? İş birlikçi mi?

Müslüman ülkelerin yöneticilerinin ve kanaat önderlerinin aptal olmadığı sürdükleri lükse yaşantıdan ve günden güne artan servetlerinden kolayca anlaşılmaktadır.
Sormamız gereken bir diğer soru da, ülkesini ve ulusunu soyan, vatanlarını kan gölüne çevirtenler, bu cesareti ve güvenceyi nerden almaktadırlar?

Özellikle Müslüman ülkelerin yöneticileri ve önderleri ülkelerinden çaldıkları servetin neredeyse tamamını, emperyalist ülkelerin banka kasalarına yığarken, genelde de aile bireylerini ve karanlık işlerinde kullandıkları adamlarını da emperyalist ülkelere kaçırarak güvence altına almaktadırlar.

Ülkesinin insanlarını çağdaş ve modern bir yaşama geçmesine engel olanlar, genelde demokratik kurallarla gelmiş olsalar da hızla oligarşik yapıya veya diktatörlük yönetime geçme düşünceleri, emperyalist destekli bir önerme olarak zihinlerine işlenmektedir.

Halklarını eğitmekten ziyade, cahil bırakacak sitemlere ağırlık veren ceberut yöneticilerin emperyalist işbirlikçiliği, bütün çıplaklığı ile dünyanın her yerinde görünmektedir.

Ne yazık ki tam bağımsızlık, ulusal bütünlük ve milli ekonomi peşinde koşan ülke liderleri, politikacılar, iş adamları, bilim adamları, aydınlar, sanatçılar, askerler ve bürokratlar ve özellikle yazılı ve görsel basın mensupları sürekli olarak emperyalizmin post-operatif sosyolojik operasyonuna uğramaktadır

Direnenler de, baskı ve komplolarla yok edilmeye çalışılmaktadır.

Bu bilgiler ışığında şimdi hep beraber düşünelim.

ABD, İngiltere, Almanya, Fransa, İsrail gibi emperyalist devletlerin Türkiye’ye yönelik operasyonlarından etkilenenler kimlerdir?

Türk Milletini ve devleti yönlendirecek dinamikleri yönlendirecek (post- operatif), sosyolojik emperyalist planların hedeflerini ve sosyolojik operasyonlara alet olanları da lütfen zihnimizde listeleyelim.

Listeleyelim ki, 1 Kasım seçimlerinde hangi partilere oy vermeyeceğimize karar verelim.

Dipnot:

Emperyalizmin post- operatif sosyolojik planlarının kontrolüne girmeyen partiler milli partilerdir. Bu türden partiler Atatürk’ün altı ilkesin kayıtsız şartsız sahip çıkarlar.
Bu türden partilerden hangisine oy verirseniz, verin hiç fark etmez.
Yeter oyuna gelip, oyunun bir parçası olmayalım, oyumuza sahip çıkalım.

BİR ÖNERİ:
Türk Ordusundan subaylar 52 yaşında en verimli çağında kapı önüne konmakta ve zorla emekli edilmektedir. Ki bu işin doğasında vardır. Devlet bu insanları en az yedi veya sekiz yıl daha istihdam edebilir. Mesela, düşünce akademilerinde, hastane idari işlerinde, yatılı bölge okullarında, askerlik şubelerinde, yurtlarda veya devletin birçok yerinde istihdam edebilir. Yetişmiş beyinlerin kaldırılıp kenara atılması büyük bir yetişmiş beyin kaybıdır. Devletin, bu yetişmiş beyinleri hiçbir ilave külfete uğramandan değerlendirme olanağı vardır.

Ömer Yıldız
Ulusalkanal.com.tr



Yorum Ekle
İsim
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.