Nasıl düşüneceğini bilmek...


Doç. Dr. Sait Yılmaz

Doç. Dr. Sait Yılmaz

12 Temmuz 2016, 14:47

Giriş
 
Farkında mısınız? Büyük bir hayat yaşama şansımız ellerimizden çalındı. Bu ünlü olmak ya da çok para kazanmak ile ilgili değildi. RTE, Aziz Yıldırım ve Fatih Terim’e katlanarak ömrünüzün en az dörtte birini geçirmiş olma şanssızlığınızdan da bahsetmiyorum. İnsanlar akıllı telefonları ile dünyayı geziyor ama eğitimleri yok, fırsat yok, işleri yok, ülkelerinde hakları yok, sonuçta insanlar hoşnutsuz. Kültürler ve arzular çatışıyor. Fırsat olmayınca, sıkıntı ve yozlaşma ile birlikte sürekli bir şeyler patlıyor. Nefret ve korkunun daha güçlü göründüğü bir dünyada yaşıyoruz. Yükseliyor, düşüyor, sürekli tökezliyoruz. Hepimiz korkuyoruz, korku insanları geride tutuyor. Umut ve aşkın daha uzun sürdüğü devirler geride kaldı. Hayatımız bir yolculuk olsa da aslında hep ‘o an’ vardır. O anı ve gerçekliği kaybetmeye başladık. Çünkü farkındalık, birilerinin iktidar hırsı içinde ülkeyi yaşanmaz hale getirmesi, gündemin karmaşıklığı ile birlikte yok oluyor.Öte yandan, aldığınız üniversite eğitimi bile size büyük planlarınızı tamamlama imkânı sunan duygusal ve psikolojik kapasiteyi sunmuyor. Hayatınızda atmanız gereken çok önemli adımlar var, bazı trenler çoktan kaçmış durumda ve artık sizin istasyona hiç gelmeyecekler ama ya bundan sonrası? Bir türlü göz alamadığınız riskler? Kariyeriniz, duygularınız ya da ölüme hazır olmak ile ilgili. Size bu makalede neleri düşünemediğinizi, daha ileri giderek nasıl düşünmeniz gerektiğinden bahsedeceğim. Tabii, sabredersiniz hayatta asıl neyi kaçırdığınızı da öğreneceksiniz.
 
Yaşadığınız çelişkili hayat..
 
Birçok kişi, hatta dünyayı yönettiğini sanan liderler dahi, henüz 21. yüzyılda olduğumuzu anlamış değiller. Küreselleşme, teknolojik değişim, dini köktencilik ve etnik milliyetçiliğin yükselişi bu dünyayı 1990’lara göre çok daha çirkin bir hale getirdi. Bütün dünyada rejimler, seçenler ve seçilenler olmaktan hükmedilenler ve hükmedenler ilişkisine dönüştü. İnsanların özel hayatını izlemenin ve gözetlemenin altın çağını yaşıyoruz. Düşüncenin üstesinden gelemeyenler, düşünenin üstesinden gelmeye çalışıyorlar. Özgürlük, mümkün olduğu kadar daha çok kişi özgürlüğü, yani devlet ve hükümetin küçülmesi anlamına gelirken; pratikte ulusal güvenlik devletleriçoğalıyor. Vatandaş hakları ABD’de bile küçüldükçe küçüldü, etnik milliyetçilik başladı. Din insanları kontrol edemediği için, onun yerini devlet korkusu aldı. ABD ve Avrupa’da da insanlar streste, küreselleşmenin kendilerinin refah seviyesini geriye götürdüğünü, belirli kişileri daha zengin ettiğini gördüler. O yüzden ABD seçimlerinde Wall Street en büyük hedef haline gelirken, ABD ve Avrupa’da sağ daha sağa, sol daha sola kayıyor yani kutuplaşma artıyor. Küreselleşmenin ön yüzünde zengini zengin eden, kozmopolitan bir şekilde insanları bir yığın olarak gören, onları Pazar olarak gören, paraya doymaz insanların dünyayı sürüklediği bir düzen var. Arka yüzünde ise bu düzeni kurmak için kullanılan küresel terör ve ayaklanma hareketleri. Bunları yayanlar ile mücadele edenler, madalyonun iki yüzünde de var. İnsanların tek başına yaptığı eylemler de artıyor, bu yeni bir tehdit alanı. Yaşadıkları ülkede dışlanmış kişiler, yaşadığı ülke ve vatandaşlarının kötü olduğunu düşünüyor. Ülkeye mümkün olduğunca çok zarar vermek istiyor. Bunu da yumuşak hedeflere saldırarak yapıyorlar.
 
En büyük tehlike sosyal medya ile birbirine bağlı gençlerin radikalleşmesi.Çarpık İslam’ın aşırı yönü birçok kişiyi risk altına sokuyor. 20. yüzyılın kaderi sağ ve sol ideolojiler tarafından belirlenmişti. Bu yüzyılın ise radikal İslam tarafından belirleniyor. Ölmenin hayatta kalmaktan daha iyi olduğunu düşünüyorlar. Tunus’ta bir manav ile başladı, kendisini yaktı ve Ortadoğu’yu ateşe verdi. Güney Asya ve pek çok ülkede aynı tehlike bekliyor. Bunlar, dinsel bağnazlık nedeni izledikleri yolu dine bağlayan ve Allah’ın yanlarında olduğunu düşünenler. Gerçeği ve doğruyu tam araştırmayan, çarpıtan, bilmek istemeyenler. İnançları ve küstahlığı ile doğruları tanımlayanlar, yaşadığımız hayatın en büyük çelişkilerinden biri. İnsanlar internetten bulduğu bir ideoloji ile bağlantı kurup, katliam yapıyor. Son 10 yılda göçmen olup, teröre maruz kalıp, radikalleşen insanlar da bu sorun daha çok görülecek. Türkiye, bu insanları gittikçe daha çok barındırıyor. Türkiye’yi yönetenler TOKİ’den ev vermekle meselenin biteceğini sanıyor. Oldukları yerde mutlu olmayan, akli sorunları olan kişilerin terörden başka yapacağı iş yoktur. Etrafındaki insanları şartlandırmakta, beyinlerini yıkamaktalar. Çarpıtılmış İslam propagandasının zayıf ve sorunlu bireylerin akıllarına girmesini önleyecek tedbirler almalıyız. İnternet ve sosyal medya aracılığı ile de sıradan insanlara musallat olanlardan kurtulmalıyız.
 
Öte yandan, herkes dışlanmaktan ya da sosyal medyada kınanmaktan korkuyor. Suçluluk kültüründen, “yanlış bir şey yapmak istemiyorum” demekten, utanma kültürüne geçiyoruz. Dışlanmak istemiyorsunuz. Ahlaki sistemde bir değişim söz konusu. Artık önemli olan doğru ya da yanlış değil, kapsayıcı olmak ya da dışlanmayı göze almak. Kapsayıcı olmazsanız yanlış bir şey yapıyorsunuz demektir ve bütün dünya üzerinize çöker. Uygulamaya çalıştığınız evrensel gerçekler varsa bu gerçeklere iyi ve kötü zamanlarda bağlı kalabilirsiniz. Dışlanmaktan ve sosyal medyada kınanmaktan hep korkuyorsanız, diğer insanların fikirlerinden hep korkarsınız ve bu da sizi daimi olarak güvensiz hale getirir. Modern utanç kültürü nedeni ile haksız suçlamalarla karşılaşan kişileri yıkıcı sonuçlar bekliyor. Tevazu sahibi iseniz, haksız olduğunuzu da kabul edebilirsiniz, hatalarınızı dengelemek için size katılmayan insanlara da ihtiyaç var. Her şeyi siz biliyorsanız başka insanlara neden ihtiyaç var ki? Örneğin pek çok politikacı, boş bir gemidir, birkaç akıllı adam yazdığı konuşmaları ellerine vererek, dolu gözükmelerini sağlar. Akıllı insan, iyi bir konuşmacı değildir, iyi bir dinleyicidir. Çoğu insan dinlemez, soru sorar ama cevabı dinlemez çünkü kendi aklıyla ilgilenir. Ama kendine güvenin kaynağı narsistlik değil, entelektüel bilgi olmalı. Bunu; anlam, dürüstlük ve insanlıkla desteklemelisiniz. Dünya bir anlatı, konuşma yeridir. Duygular konusunda çok rahatsız olmamalısınız. Dünyayı kazanma ya da kaybetme yeri olarak görmeyin.
 
İnsanları sevgi dolu ilişkilerle çevreleyerek, başarılı olmaları için duygusal güvenliklerini sağlamak adına çok fazla şey yapabiliriz. Barbara BradleyHagerty’in ilginç bir araştırmasıvar (1); İkinci Dünya Savaşı’na katılan ve terfi eden askerlerinsırrını araştırıyor. Bu sır; cesaret, sosyal sınıf, zekâile ilgili değil;başarının sırrı anneleri ile olan ilişkileri. Anneleri tarafından çok sevilen insanlar (askeri) birliklerindeki kişilere de sevgi göstermişler, bu yüzden yükselmişler.Sevgiyi olduğumuz şeyin merkezine oturtmak, sosyal politika konusunda düşüncemizde de bir değişim gerektiriyor.Bugünün temel sorunları; toplumu bir araya getirmek, küreselleşen dünyanın çeşitliliğinde aile ve sosyal bağları tekrar oluşturmaktır. Ama seven yaratıklar olduğumuz düşüncesinin kıyısında yaşıyoruz. Artık, insan doğasına dair daha bağlantısal bir bakışa ihtiyaç var.Bazıları saf bir erkeklik ile dünyayı erkeklerin rekabet ettiği ve kadınların bir nesne olarak durduğu bir arena gibi görür. Bir kadının vücudu, erkeğin statüsü için orada var. Bir erkeğin erkekliğine, kadınına saldırarak zarar verebiliyorsunuz. Bu aşağılık bir erkeklik formudur. Son nesille birlikte ideal insanın işinde başarılı olması için pozitif, karakter olarak geleneksel kadınsı ve geleneksel erkeksi özelliklere sahip olması gerekiyor. Bu ideal insan olmanın yolu.
 
Prensipleriniz sizi bu hale getiriyorsa, ne işe yarar?
 
İnsanlar yeni bir şey arıyor. Yaşadıkları dünyada daha önce fark etmedikleri bir şey arıyorlar. Bazı insanlar yaşadıkları dönem için doğru iken, günümüz için doğru insan kimdir? İnsanların ani haz, ani bilgi istediği bir çağda erkenden hazırlık ve uzun vadeli oyun için hala bir yer var. Başarılı insanların çoğu yolda bir kaç engelle karşılaştı. Tek gecede ünlü ya da başarılı olmadılar. İstedikleri yere varmak için çok çalıştılar. Hayat aslında pek çok felaketin arka arkaya gelmesidir, mutluluklar arada reklam arası gibidir. Hataları başka yerlerde değil, kendimizde arayalım. Mesela kör olan aşkın gözü değil, seninkidir. İhtiyacınız olan önce yaşadığınız hayatı anlamak yani etrafınızdaki riskler ve fırsatlar konusunda farkındalık, sonra nasıl düşüneceğini bilmek ve uygulamaya geçmek. Hayatınızda ne zaman çok kötü bir duruma düşerseniz, faturayı geçmişte verdiğiniz kötü bir karara kesersiniz. Kötü bir olay karşısında üç seçenek vardır; ya bizi tanımlamasına izin veririz, ya bizi yok etmesine ya da güçlendirmesine izin veririz. Önemli olan kötü gibi gözüken durumlardan daha güçlü çıkmasını bilmektir. Şimdi siz kötü duruma düşmeden, verdiğiniz önemli kararları gözden geçirin. İşe yaramayan prensiplerinizden, hep önünüze çıkan tabulardan, hayatınızdaki kuru dallardan ara sıra kurtulun, hayatınızı budayın. Prensipleriniz sizi bu hale getirdi ise ne işe yarar? Bir insanı kazanmanın en başta gelen prensiplerinin; sık sık ismini söylemek, onu eleştirmemek ve gülümsemek olduğunu biliyor muydunuz?
 
İyi insan olmak ile kötü insan olmak arasında çok ince çizgi vardır. Birçok şeyi hem iyi hem de kötü maksatla kullanabilirsiniz (2). Meselenin özü, insanların sizi sevmesini ve güvenmesini sağlamaktır. Bununla bir bağ kuracağınızı bilir, hatta bunu istismar edebilirsiniz. İnsanlar en çok yalnızken ve ümitsizken savunmasız olur (3). Duygusal savunmasızlık, hani damardan girmek için önemli bir giriş noktasıdır. Bu durumdaki insanları saptamak için dolandırıcılar ölüm ilanlarını bile okurlar. Boşanmış kişilere, işlerini kaybetmiş kişilere yaklaşırlar. Facebook ve Twitter de yaşadıklarımızı paylaşarak, aslında kendimizi ele veriyoruz. Savunmasız zamanlarımızda umut ve inanacak bir şey ararız. Yalnız, ümitsiz ve bir şeye tutunmak isteyen insanlar kolay hedef olur. Öte yandan kibir de kandırılacak kişilerin bir özelliğidir. İltifatlar sizi her yere getirebilir. Tekrar yaşadığımız hayata, verdiğimiz kararlara ve hayat prensiplerimize dönecek olursak; insanlar, yaşadığı hayatın kurban olduğunu kabul etmek istemez. Çünkü itibar söz konusudur. Birilerinin sizi başarısız, saf veya enayi olarak görmesini istemezsiniz. Sadece şansız olduğunuzu düşünürsünüz, işin içinden çıkmak için kendimizi kandırdığımız da olur. Bazen gerçekte ne olduğunu dahi bilmek istemezsiniz. Başına gelenleri kimseye söyleyemeyen, utanan, aramızda pek çok hayat kurbanı var. Ama, yaşlandıkça kendiniz için daha az soruna yol açıyorsunuz. Bu da yaşamayı öğrendiğinizin net bir kanıtı değil mi?
 
Mantık ve duygunun birbirine zıt olduğunu düşünmenin yanlış olduğu görülüyor. Duygular, mantığın temelidir. Duygular, değer katar, sizi motive eder. Sevgi bizi motive eder. Sevgi, işinizi iyi yapmanız için sizi motive eden şeydir. Tıp fakültesine girmek ya da askerlik yapmanız için sizi motive eder. İnsanları bu açıdan ele almalısınız. İnsan, her zaman teşvik edecek bir şeyle motive olmaz. Yaptığınız şeyde iyi olmanızı sağlayan beynin işleyişi ve arkasındaki motivasyon, yani sizi harekete geçiren şeydir. Genellikle, bunun ne olduğunu bilmeden ne istediğinizi bilmeden yaşarsınız. Arzularınızı bilecek kadar tanımalısınız. Bazılarımız bir şeyi istediğimizi sanıyoruz ama aslında başka bir şeyi istiyoruz. İstediğini bilmeden yaşayan insanlar, hep istemedikleri şeylerle yaşamaya mahkûmdur. Kendimizi yeterince tanımıyoruz. Sevgi ve kendinizibir şeylerle çevrelemişsiniz. Bu adanmışlığın önündeki engeldir. Adanmışlık, başka bir kişiyle bir araya gelmeniz, gelecekte kendinize bir kimlik vermeniz için gereklidir.Sevdiğiniz şeyle ilişkinizin son derece güçlü olmasını isterseniz. Mesele, kişisel olarak sevgi ve fark yaratma kapasitesidir. Çok başarılı insanlara bakarsanız, genellikle anne veya babası sorunlu ve koşullu bir sevgiye sahiptir. Büyük bir yüzdesinin 9-12 yaşları arasında anne veya babalarını kaybettiklerini görürüz. Hayatlarındaki güvenlik ellerinden alınıyor ve mücadeleci oluyorlar. Öbür tarafta sevgi pamuğuna sardığınız çocuklarınız, tüm okulları baba bursu ile okumaya devam eder. Bir türlü ayaklarının üzerinde duramazlar. Evet, burada daha önce verdiğimiz terfi eden askerler ile örnek zıtlık teşkil ediyor gibi görünebilir ama demek istediğimiz, çocuklarınızı sevgisiz büyütün değil, ayarı kaçırmayın, azimli ve mücadeleci olmasını da sağlayın.
 
Düşünme ve mantık hataları..
 
Bugünün insanları ilk nesildir ve internet ile büyümüşlerdir. Belirli bilgi ceplerini bulmakta iyidirler ama büyük resmi görmek ve geleceği tahmin etmekte iyi değillerdir. Bugünkü dünyada yaşamaktadırlaramageçmişle hatta yakın geçmişle bağları yoktur. İnternet dışında araştırma yöntemleri çok azdır hatta yazılı haberleşmeleri bile Twitter gibi kısa mesajlardan öteye zor geçmektedir. Konudan konuya süratle geçtiklerinden belirli bir uzmanlıkları yoktur ve kariyerleri birbirine benzemektedir. İçlerinde çok azının tarih ve kültür hakkında anlama düzeyinde bilgi sahibidir ve özel merak duymazlarsa olma ihtimali de yoktur.Size bu makalede tavsiye ettiklerimi uygulayabilmeniz için biraz entelektüel olmaya ihtiyacınız var. Yani hayatını yeniden düzene koymak istiyorsan; hadi, biraz entelektüel ol! Entelektüel toplumda genellikle anlaşıldığı gibi, “her şeyi bilen” insan değildir. Entelektüel, yeni bilgiler ve tartışmalara açık olan, yaratıcı akıl isteyen işlere yakın olan kişidir (4). Öğrenme, eğitim ve akademik çalışma ile bilgi ya da yetenek kazanılması ve sonrasında davranış eğilimlerinin tecrübe ile değiştirilmesidir. Entelektüel, ortaya çıkan etki ve sonuçların sebeplerini arayarak, bunların içinde nelerin doğru nelerin yanlış gittiğini düşünür. Buradan olasılıklar ve fırsatları şekillendirecek yöntemleri bulmalıyız. Böylece “neden dönüştürücü” hale geliriz. Hayatın en önemli hedeflerinden birisi, şartları ve sonuçları etkilemek için “neden dönüştürücü” olmaktır. Bunun için, entelektüel süreç kadar, ortamı doğru anlamak gereklidir. Böylece nedenleri dönüştürecek olan olguları izler, takip eder ve etkileyebiliriz. Ama düşünürken mantık hataları da yapabiliriz.
 
Genellikle aşağıdaki 12 mantık hatasını yaparız;
 
- Rakibin kendisi gibi düşündüğünü sanmak,
 
- Yanlış veya hatalı varsayımlar (insanlar bilmediği şeyler hakkında varsayımlarda bulunur),
 
- Daha uzman gözüken kişinin doğru düşündüğünü farz etmek,
 
- Hatalı etki-sonuç ilişkisi kurmak,
 
- Gerçekler ve kanıtlardan ziyade önyargılara, duygulara ve özel çıkarlara göre değerlendirmek (ad hominem),
 
- Faraziye ile sonucu aynı düşünme hatası,
 
- Aşırı basitleştirme ile ciddi sonuçları kavrayamama,
 
- Küçük kanıtlarla genelleştirme yapma,
 
- Bir olayın takip eden diğer olayın nedeni olduğunu düşünmek,
 
- Pek çok seçenek olma ihtimali varken bunları bir ya da ikiye indirerek diğerlerini dikkate almamak,
 
- Bir konudan çıkarılan sonucu, belirli bir benzerlikten dolayı diğer bir konuya da uygulamak,
 
- Önceki faraziyelerini bir kenara bırakıp düşüncelerinde ani değişiklikler yapmak.
 
Bugün de modern dünyanın çelişkisi algılarımızı yöneten arka plan içinden gerçekleri nasıl yorumladığımızdır. Hayatta başarılı olacağımız, üstünlük sağlayacağımız bir düşünce sistemi kurmayı hedefliyoruz. Bunun için farkındalık ve anlayış gerekir. Anlayış, bilgininin organize hali veya elde edilen ve bir araya getirilen bilgilerden çıkan sonucun kavranması veya anlaşılmasıdır. Anlama’nın manası; açıkça karakterini, doğasını veya mana inceliğini kavramaktır. En çok ihtiyaç artık eleştirel düşünme yetenekleri üzerine yoğunlaşıyor (5). Eleştirel düşünme; varsayımları gözden geçirmek, saklı değerleri fark etmek, kanıtları kıymetlendirmek ve sonuçları değerlendirmek suretiyle yapılan zihni faaliyettir. Kanıta ihtiyaç duyulan, görünüşteki karışıklıkların analizini yaparken ve sorular sorarken haklı olmaktan ziyade en iyi açıklamayı bulmakla ilgilendiğimiz düşünce şeklidir. Eleştirel düşünmenin unsurlarından birisi derin düşünmedir. Düşünme yetenekleri en iyi belirsizlik ortamında geliştirilir. İhtiyacımız olan şey “derin düşünmek”. Derin düşünme; sistematik, kurallı düşünmeden farklı olarak düzensiz ve temelinde yaratıcılık olan düşünme yöntemidir (6). Sistemli düşünmede matematik ya da bilgisayar program gibi düzenli sonuçlara gidilirken, derin düşünmede problem çözümünde paradigma kaymaları sürekli yeni çerçevelere oturtulur. Bir konsept değişimi ne zaman ortaya çıkmaya başlarsa derin düşünme vardır. Derin düşünme, sahip olduğu bilgileri soruşturma konusu yapan, zihnin bir çeşit kendi üzerine dönme hareketidir.
 
Eğitimin şekli ve içeriği, derin düşünmemizi sağlamalıdır. Derin düşünme; kitap okuma, gerçek hayatta dinleme, interaktif dersler ve Sokratik öğrenme tecrübesi gerektirir (7). Sıkılmayın bir düşünme şeklini daha mutlaka bilin; çağdaş düşünme. Çağdaş düşünme; bilimsel (din vb. süperyapılara bağlı olmayan) düşünmek yanında, modern dünya değerlerinin (devlet, ulusal çıkarlar, objektiflik, akılcılık, açık fikirlilik) düşünce sisteminin temeline oturtulmasıdır. Sorgulanamayan dogmalara göre değil bilimsel düşünmeye ihtiyacımız var. Bir şey sorgulanamıyorsa bilimsel değildir. Peki, neden bu kadar düşünme hakkında teknik bilgi verdik? Çünkü gerçekleri ve yaşadığınız hayatı anlama; oluşturacağınız dünya görüşü ve hayat hikâyeniz, hayat ile bağlantı kurma ve onların gelecek ile ilgili beklentileri şekillendirmeniz de bir çerçeve oluşturacaktır. Bir insanın ya da insan grubunun eğitimi, kültürü, yetişme tarzı, dini, tarihi, mitleri ve gelenekleri onun algılama kabiliyetinin arkasındaki olgulardır. Bu olgular onun gerçekler, sonuçlar, olaylar ve dünya görüşü ile ilgili düşüncelerinin oluşumuna ve beklentilerine etki eder (8). Bunları tanımlamak ve farkındalık, “durumsal izlenebilirlik” sağlar. Hayatımıza gerçekleri anlamadaki algılarımız yön verir. Plato’nun mağarada zincire vurulmuş mahkûm tasviri buna iyi bir örnektir. Uzun yıllar mağarada sadece gölgesini gören insan, zamanla gölgeleri gerçek, kendisinin mevcut olmadığını sanır.
 
            Nasıl düşünmeliyiz..
 
İnsan beyni önce sahneyi öğrenir, sonra alt kümelere bölerek öğrenmeyi geliştirir, buna jargonda “güçlendirilmiş öğrenme” denir. Günümüzde yapay zekâ algoritmaları için ‘güçlendirilmiş öğrenme’ temel parçadır. Her değişim trendi kendi parçalarına ve işleyiş tarzına sahiptir. Böylece bir şeyin olmasına neden olur ve bu neden-etki ilişkisi olarak bilinir. Bu işleyiş geleceği belirler, güç ve görünürlükte ya büyümeye ya da yok olmaya gider. Algılarımız, edindiğimiz bilgiler, tecrübelerimiz, sezgilerimiz ve yaşarken dikkatimizi dağıtan şeyler arasından ortaya çıkar. Genellikle bilginin dört yüzü vardır; açık, kapalı, katkılı, bilinmeyen. Algılama ve bilgi toplamadan sonra akıl yürütmenin üçüncü halkası, sezgilerine güvenmektir. Bazı kişiler normal olarak anlaşılması zor tehlike sinyallerini ya da fırsatları daha kurnazca algılar. Bilgiden yola çıkarak kavrayış ya da anlayışa ulaşmak için genellikle şu adımlardan geçmek gerekir;
 
(A) Düşün,
 
(B) Algıla/sezinle,
 
(C) İlgi kur,
 
(D) Birleştir,
 
(E) Sentez et,
 
(F) Anlamayı yarat/yakala.
 
Kişi örümcek hissi denen şeye sahip olabilir. Bir düşünce ya da faaliyeti temel parçalarına ayırarak onun anlamını veya işlevini tam olarak anlamaya çalışmalıdır. Elde edilen bilgiler en sonunda bize avantaj sağlayacak ‘anlama’ya dönüşür ve anlamayı kullanarak düşünür, plan yapar, hızlı karar verir ve rakiplerimizden daha iyi oluruz.
 
21. yüzyılda insanlar, ekonomik durumu ne olursa olsun, teknolojiye kolay ulaşım sayesinde; veri, haber/bilgi, bilimsel metinlere kolayca ulaşabilmektedir. Düşünme, bunlar arasında bir bağ kurabilmektir. İşte önemli olan insanın düşüncenin bu üç alanını nasıl kullandığıdır. Bu kullanımın temelini şunlar oluşturur; (A) Nasıl algıladığı, (B) Nasıl yorumladığı, (C) Bu algılama ve yorumlama sonrası gelecekte bu düşünceden ne beklediği.İnsanlar “nasıl düşünmek” hakkında düşünmeli, nasıl plan yapacağı, uygulayacağı, değerlendireceği ve farkındalık yaratacağı konusunda öncekilerden farklı yani yeni bir anlayış geliştirmelidir. Sorun; doğru ve işe yarar yani karar vermeye ve harekete geçmeye faydalı bilgiye ulaşmaktır. Sürekli ve hızla değişen bir ortamda yeni kararlar almak, planlar yapmak, faaliyetlerimizi revize etmek zorundayızdır. Risk ve belirsizlik ortamında veri, bilgi ve anlayış arasındaki ilişkiyi iyi bilmek gereklidir. Sadece veriye dayalı bir karar, riski artırır. Veri’den bilgiye, ondan da anlayışa geçmek gerekir ve bu zaman alır, bu zamanın optimum kullanılması ile risk ve belirsizliğin derecesi arasında bir orantı vardır. Veri, sağlanan geri beslemeler ve teyitler ile bilgiye, bilgi ise sentez edilerek anlayışa dönüşür. Başarılı olanlar hayat ile ilgili pek çok pratik geliştirmişler ve bu onların üstün yanlarıdır. İyi eğitilmiş, yaratıcı ve akıllıdırlar. Çabuk öğrenir ve öğrendiklerini birlikte çalıştıkları ile paylaşırlar.
 
Mesele büyüme ve yok olmanın arkasındaki nedenleri anlayabilmektedir. Yaşamda genellikle bütün parçalar birbiri ile ilişkilidir ve bu ilişki etkileri doğurur. Bazen küçük bir neden bütün sistemi etkiler ve nihai sonucu belirler. Nasıl düşüneceğini bilmek, yüksek seviyede bilişsel bir süreçtir. İnsanlar yaşadıkları hayatın inisiyatifini ele geçirmek için gerekli şartları hazırlamalıdır. Bunun için de durumun doğru tespiti ile koşulların uygun şekilde düzenlenmesi gereklidir. Çok kötümser olursak, kabiliyetlerimizi pasif duruma sokarız, inisiyatifi kaybederiz. Çok iyimser olursak, fazla atılganlık ta aynı sonucu verir. Peki, hayatınızın inisiyatifi elinizde mi? İnisiyatif bize aynı zamanda altı çeşit izlenebilirliğin kapısını açar; tempo (akış), hız (sürükleme gücü), karar, anlayış, pozisyon (siber ve fiziksel), manevra özgürlüğü.Bunu başarmanın yolu düşüncede üstün olmaktır. Kurnazlıkta galip gelmenin en bilinen yolu kendinizi rakibin yerine koymak, onun bu işleri nerede ve nasıl yapabileceğini öngörmek, olta atmak, hatta cazip gözüken bir hedefi olan tuzak kurmaktır. Akıllı insan, sık sık empati yapmanın ötesinde kendisini rakiplerinin yerine koyar (kırmızı şapka takar), onların nasıl düşündüğünü anlamaya çalışır. Bu yetmez, rakibiniz de akıllıdır ve onun da sizin onu düşündüğünüzü anlamaya çalıştığı kesindir. Demek üstünlük sağlamak için düşüncede bir adım daha atmanız lazım; sizin onu nasıl düşündüğünüzü onun nasıl gördüğünü ve sizin onun hakkında ne düşündüğünüzü onun nasıl düşündüğünü de hesaba katmalısınız. Belki üstünlük sağlamak için karşılık düşünce okumayı bir adım daha ileri götürmelisiniz.
 
            21. yüzyılın başarılı insanı..
 
Tarihsel olarak Amerika icat eder, Kore mükemmelleştirir ve Çin büyük sayıda üretir anlayışı vardı. Bugün insanlar, Çin’in daha üst bir seviyeye çıkacağını düşünüyor. Yenilikler Pekin ve Tel Aviv’den bekleniyor. Londra şimdilerdebüyük bir aydınlanma yaşıyor, sırrı Cambridge’e uzanan metro hattı. Bugün en çok bilgisayar ve biyoloji alanında bir Rönesans var. Daha da ötesi, bu ikisi birbiri ile birlikte yeni bir çığır açma arifesindeler. Batılı şirketler yenilikleri yakalamak, yeteneklerini ortaya çıkarmak adına en iyi kişileri işe almak için rekabet halindeler. Temel düşünce şu; uçuk fikirlere yatırım yapacak kadar risk alabilmek lazım. Geçmişte her şey bir profesör ve iki yüksek lisans öğrencisi ile başladı. Google’ın iki kurucusu da üniversitede yüksek lisans öğrencisi idi. Üniversite ile olan ilişkileri istedikleri şeyleri yapmalarına imkân sağladı. Dünyadaki 20 en büyük üniversitesinin 17’si ABD’dedir. Diğer üçü Cambridge, Oxford ve Tokyo Üniversitesi’dir (9). Bu üniversiteler yeniliklerin motoru olmak yanında, dünyanın her yerinden yetenekli ve hırslı insanlar için de bir mıknatıs vazifesi görmektedir.ABD’dekiStanford modeli, üniversite yüksek lisans öğrencileri üzerine kuruludur. Öğrencileri ilginç şeyler yazmaya teşvik ediliyorlar. İlginç bir şey olursa yatırımcılardan birkaç milyon dolar sermaye alıyorlar. Bir yenilik reçetesi var ve insanların ihtiyacı olana kadar bilmedikleri ürünler yaratılıyor. Bir şeyin daha hızlısını yapmak yerine bulunmayan şeyleri yapmak istiyorlar. Sadece iyi olmamalı, eşsiz olmalı ve insanların sahip olmak zorunda olduğu özellikleri olmalı.
 
Amerika, yeni yüzyılda dünyanın diğer güçlerine karşı “üstün düşünce” ile galip gelmeyi hedeflemektedir. Bu yüzden, tüm dünyada JeffBezos, Bill Gates, Steve Jobs gibi yeni beyinler yakalama peşindedir. Amerikalılara göre daha çok para kazanmak isteyen iş adamı, daha çok okunmak isteyen yayıncı ya da daha çok insana hitap eden eğlence dünyası sonunda Amerikan zenginliği ve gücüne hizmet etmektedir. Bu ırksız ve kozmopolitan düzende artık gençler devlet kademelerinde üst makamlara gelmek ya da milliyetçilik gibi ideolojiler peşine düşmek yerine Lockheed ya da Toyota’da iyi maaşı olan bir iş kapmak peşine düşecekler. Apple’ınbaşındaki Tim Cook’a göre;  “Apple’ı Apple yapan insanlardır, insan ve kültürdür. Buradaki kültür, idealizm ve her şeyin mümkün olduğu düşüncesinin eşsiz bir karışımıdır. Buradaki herkes dünyayı değiştirmek istiyor ve ürünlerimizle bunu yapıyoruz. Dünyadaki en iyi ürünleri yaratıyoruz. İnsanlara aksi takdirde yapamayacakları şeyleri yapmalarını sağlayan araçlar veriyoruz. Kültürü çalamazsınız ve benzerini yapamazsınız.” Steve Jobs, işine odaklanmış ve iş yerinde farklı kişilikler, farklı davranışlar, farklı hayat tecrübeleri istemişti. Harika insanlarla yüksek düzeyde işbirliği geliştirmek istiyordu. Bugün ileri teknoloji şirketlerinde çalışanlar çok para kazanıyorlar ama asıl neden dünyayı buradan değiştirebileceklerine inanıyorlar. Yani işe ve maaşa değil, daha çok enerji ve tutkuya ihtiyacımız var. Gerçekten harika ve farklı bir şey yapmalısınız. En basit şey en zor olandır, bir şeye karmaşık bir çözüm bulmak kolaydır. Yani karmaşık bir ürün tasarlamak kolaydır ama gerçekten basit olmasını sağlamak zordur. Bu yüzden bir şeyi özüne kadar sıyırmak gereklidir.
 
Büyük hedefli ülkeler dünyadaki beyinleri bir araya getirip, mevcut teknolojilerden yenilerini üretmek istiyorlar. Ama bu iş, bilim adamları ve teknologlara ihale edilerek de sonuç alınamaz. Silikon Vadisi’nin sırrı; küresel ölçeğe hızla çıkmaya ve bir organizasyon kurmaya yönelik bir beceri seti ve yetenek ağı oluşturmasıdır. Silikon Vadisi’nde teknologlar, girişimcilik uzmanları, teknoloji şirketleri ve teknoloji üniversiteleri üyelerinden oluşan dört milyon kişi bir kazana koyulmuştur. Matematiğini yaptığınızda ve mantığını ortaya koyduğunuzda birçok şey yapılabilir. Bugüne kadar ilginç olan şeylerin henüz %1’i icat edildi yani %99’u hala icat edilmeyi bekliyor. Uçan arabaları ve kanserin tedavisini bizler göremeyeceğiz ama olacak. Elimizdeki her şey, hatta üniversiteler bile teknoloji olmayan dönemlerden kalmadır. Bazıları başka firmalar tarafından yaratılan şeyleri geliştiriyor. Yeni bir fikir bulmaktansa mesela fare, dijital müzik, akıllı telefon geliştiriyor. Bir başkasının denediği bir şeyi alıyor ve bunu olabildiğince mükemmel yapmaya çalışıyor. Ancak, bunu yapmak, ilk yapan olmaktan daha uzun sürüyor. Bir zaman hedefi koymadan hazır olana kadar çalışmalısınız. Zaman sınırı koyarsınız harika ürünler için harika olmayan kararlar vermeye başlarsınız.Diğer zeki insanlar kendi hedefleri olan organizasyonlar kuruyorlar, bunlar arasında bir çatışma çıkıyor ve müşteriye ve rekabete odaklanacaklarına birbirlerine odaklanıyorlar. Ne yapacağımızı seçerken bir formül yok ama başkalarından daha iyi yapabileceğimiz şeyleri seçmelisiniz. Başkaları yeterince iyi yapıyorsa ilgimizi çekmemeli.
 
Artık yeni teknolojiler ile insanlar, işi makinelere bırakıp, kendini geliştirmek için başka işler bulacak, teknoloji ile hayatımıza yeni amaçlar katmaya çalışacağız. Başarılı bir hayat yaşamanın en açık yolu, hızlı işlemler yapmak yerine, sıkı çalışıp devam etmek. Bir günde köşeyi dönebilirsiniz de, bunu bazı kişiler yapabilir ama çoğunlukla olmaz. Azim ve sıkı çalışma ile zorluklar aşılabilir. Ne kadar çok çalışırsan o kadar şanslı olursun. En iyi çalışanlar, entelektüel ve çok meraklı kişilerdir. Sürekli “neden” diye sorarlar, çok zekidirler, işbirliği yaparlar, arka planda kalmayı isterler. Her zaman parçaları birleştirmediklerini görürsünüz. Buradaki merak bir keşif olgusu yaratır. Sorunun neye benzediğini görmek için yeterince yol almamız gerekir. Yeterince küçük bir işletim sistemi bulana kadar iPod yapılamadı. Sabit disk Toshiba’da bulundu. Yani sizin beyninizde olan bir teknolojiyi başka birilerinin geliştirmesini beklersiniz. Fikriniz olmalı ama bunu sağlayanlar da olmalıdır. Yarattığınız şeyin üzerinde birileri çalışmalı, en önemli özellikleri çözene kadar bütün bunlar bir araya gelmeyeceğini bilmelisiniz. Beklerseniz her zaman daha iyi şeyler gelir, ama sonuna kadar beklerseniz ürün hiç çıkmayabilir. Mükemmel, iyinin düşmanıdır. İçgüdü ve sezgi ile buna karar vermek gerekir.
 
Hayatınız için yol haritası..
 
Şimdi tekrar size ve hayatınıza dönelim. Çocukluğunuzda kıskanma ve arkadaşlık sizin için önemli idi. Farklı olanı grubun dışına atmak istediniz. Gençlikte arkadaş ve sevgili beklentisi öne çıkar. Orta yaşlarda aile ve iş hayatı ile yoğunsunuzdur. Yaşlanmaya başladığınızda ise bir eser bırakmak isterseniz. Ama bugün doğanların 100 yaşını görme şansı yüksek. İnsanlar daha uzun süre üretken bir hayat sürebilir. Çünkü orta yaş kavramı değişti. Eskiden 20’li yaşların ortasında evleniyor, çocuklarınız oluyordu. Bu şimdi 30’lara kaydı. 20’li yaşlar çok sert bir dönem sizin için; hem işsizlik var, hem de kimliğinizi buluyorsunuz. 50 yaşınıza geldiğinizde daha en az 20-25 sene aktif hayatınız var ve hayatınızda yeni bir dönem olduğunuzu görüyorsunuz. Başarılı insanlar hayatlarını yapay bölümlere ayıranlardır; örneğin bu yedi senede şunu başaracağım gibi. En mutsuz insanlar, zamanın gün gün geçmesine izin veren insanlardır. Gerçek olmayan yani sanal yol ayırımları yapmak yararlı bir araçtır.İnsanlar 20 yaşlarındayken en mutlu hallerinde olurlar. Yaşlandıkça sıkıcı bir insan olacaksınız. Ergen çocuk sahibi oldukları 40’ların sonunda dibe vururlar. Sonra çocuklar yuvadan ayrılırlar, onlar gittiğinde tekrar yükselirler. İnsanlar yaşlandığında dünyaya daha mutlu bir pencereden bakarlar. Çünkü kötü yüzlere değil, mutlu yüzlere bakmayı tercih ederler.Bu yaşlarda, daha cesur ve daha savunmasız olmayı umuyorsunuz. Yavaşlamayı istiyorsunuz. Bir rahatlık geliyor. Televizyon seyretmek, vakit geçirmek değildir. Aklınızın yavaşlaması ve dünyanın size davet edilmesini sağlamaktır. Kolay ve eğlenceli şeyleri seçiyorsunuz, gazete bile okumak sizi sıkıyor. Sadece kilo alarak değil, beyinsel olarak da yavaşlıyorsunuz yani. Beyninizi doğru tempoda yavaşlatmaya çalışmak da bir zorluk.
 
Belli bir yaşta, hayatın ortasında, hatta sonlarına doğru büyük riskler alıyorsunuz. İşte bu bölüm çok önemli yani çok başarılı iş adamı olmaktan, nasıl düşüneceğinizi öğrenmekten vazgeçtiniz ama hayatı gene de ıskalamayın. Önünüzde üç ayrı kategori var; kişisel, duygusal ve ruhani. Artık şansınızı denemenin zamanının geldiğini görün. Çünkü 40 ya da 50’li yani orta yaşlardasınız ve her şeyin nereye gittiğini görebiliyorsunuz. İyi-kötü bir işiniz var, kenarda kaynaklarınız oluyor yani para ve belki de menkulleriniz. Büyük bir risk almaya hazır oluyorsunuz çünkü sabit bir zemininiz var. Büyük riskleri bu zamanlarda almanız gerek. Entelektüellerin her zaman projeleri vardır ama sizin de bir projeniz olmalı.Kaçırdığınız gerçekler için avuntu koridorunda çok kalmayın. Hayatınız bir balonun içinde geçiyor ve çıkmasını bilmek lazım. Doğru zaman, kaybedecek çok şeyinizin olmadığı dönemdir.Büyük bir tehlike ile karşılaştığımızda, örneğin işimizi kaybetme riski ile karşılaştığımızda, genellikle üç seçeneğimiz vardır. Bunlardan ikisi olumsuz ama seçmesi kolay, diğeri ise harika ama seçmesi zordur. İlki; hareketsiz kalmak, durumu kabullenmektir. İkincisi, daha önce bildiği yolları deneyerek, farklı bir şey olmasını ve durumun değişmesini beklemektir. Üçüncüsü ise yeni bir şey denemek, uzun süreli bir sorun ile baş etmek için riski göze almaktır. Şimdi, yeni bir şey denemek, riski göze almak zamanıdır.
 
- Kişisel riske girmek; seçtiğiniz iş ve yaşadığınız hayat, adanmışlıklar ile ilgilidir. Dört büyük adanmışlık; eşe ve aileye, mesleğe, bir felsefe ya da inanca ve topluluğa olan bağlılıktır. Bu adanmışlıkları ne kadar yerine getirdiğiniz hayatınızın kalitesini belirler. Partner, inanç ya da felsefe gibi şeylerde uzun vadeli adanmışlıklarla alakalıdır. Bir şeye kendini adamak, o şeye aşık olmaktır. Bu aşk gücünü kaybettiğinde, bu şey etrafında bir davranış inşa ederseniz. Biriyle evlenmek gibi bir adanmışlık düşünemezsiniz. Kendisi dışındaki şeylere adanmış olmak, uzun vadeli şeylere kendini adamak ta söz konusu. Bir mesleğe kendinizi adadığınızı düşünemezsiniz. “Gazeteci ya da subay” olmayı seviyorum dersiniz. Bir sevgi sürecidir bu, severek buna dâhil olursunuz. Uzun bir süre gerekir. Gelecekteki kendinizi hayal etmeye çalışırsınız. Verimli çalışmak kendinizi başka şeylerden uzak tutarak, onlara “hayır” diyerek gerçekleşir. Başka şeyleri ortaya çıkarmaya davet edersiniz. Eğer böyle bir meslek edinmek istiyorsanız, zamanıdır.
 
- Hayatınızın duygusal boyutunda çok geç olmadan riske girmek için de bir şansınız var. Birçoğumuz ancak orta yaşlarda duygusal olarak daha açık oluyoruz. Biraz daha kadınsı oluyoruz. Atmanız gereken radikal adım, hassasiyetinizi dışarıya vurmak. Carl Young’ın dediği gibi; hayatın ilk yarısı bir dünya yaratmak ve ikinci yarısı da üretken olmaya çalışmak, bir dava bulmaktır (10). Birçoğumuz hareket ediyoruz, yeni insanlar tanıyoruz ve zamanla duygusal olarak daha donanımlı hale geliyoruz. Hayatınızın büyük bir bölümünde duygusal olarak bir salak olabilirsiniz. Daha iyi ilişkiler kurarak, müzik dinleyerek ve edebiyat okuyarak duygu repertuarınızı geliştirmeye çalışıyorsunuz. Bir anda etrafınızdaki kişilere karşı duygusal olarak daha hassas oluyorsunuz. Sevdiğiniz kişilerle zamanla kökleriniz birleşmeli ve tek bir ağaç olmalısınız. İnsanlarla temas ederek ya da duygusal bağ kurarak bu noktaya gelebilirsiniz. Böylece tüm dünya ile de bağlantı kurarsınız. İşte size en başta söylemek istediğim, hayatınız da kaçırdığınız şey bu; mümkün olan her şeyle bağlantı kurmak. Yaşadığınız hayatta en az farkında olduğunuz ve size verilen hayatın elinizden aldığı en önemli fırsat buydu.
 
            - Şimdi en zor kategoriye geldik; en fazla cesaret isteyen ve en radikal karara. Din anlayışınız ne olursa olsun ruhani dünyanızda risk almaya istekli olmak. Ölümü, büyük bir güvenle ve neşeyle karşılayacak ruh hazırlığında olmak için içinizdeki ışığı yakalamak. Bunun için zaten ölürken değil, tüm hayatı neşe ve coşku ile yaşamak. Bu bir ömür boyu süren tutku olmalı. Tutku, sadece ölüme hazırlığı değil, hayatını da şekillendirmeli. Kendini düşünmeden sürekli çevresine bir şeyler veren biri olmak. İşte risk, buna ulaşmak için nelerden vazgeçeceğiniz ile ilgili. Gerçekten sevgi dolu bir yaratık olmak için yeterince savunmasız olmanız gerekir. Bazı alanlarda çok kötü şeyler yaşarsınız. Bu yüzden bunlara dayanıklı olmanız gerekir. Ölümüne günler kalan bir kişi şunu söylemişti; “zamanım olsaydı, hiçbir şey yapmazdım”. Hiçbir şey yapmamak, hepsini içine almak demektir. Kendini var olan her şeye karşı savunmasız kılmak. Bir planınızın ve hırsınızın olmaması. Derinden tutkulu olmak ve ölürken “Krallığına gidiyorum” diyebilmek. Uçmak, duvarlarının arkasını görmek.
 
Sonuç..
 
Bu makalede daha önce keşfedilmemiş, çok çalkantılı sularda entelektüel bir yolculuk yaptık. Entelektüel, bilgisel ve fiziksel olarak bağ kurmadan yenilikler ortaya çıkmaz. Dürüstlük, toplum ve zanaat disiplinine ihtiyacınız var. Bir zanaat ya da para kazanmak için yaptığımız şey bizim bir mesleğe olan adanmışlığımızı disiplin altına alır. Ne yazık ki, Türkiye’de hiçbir zaman sosyal sınıf dinamiklerine dayalı, ‘ekonomik temelli’ gerçek bir toplumsal yapı gelişmemiştir. Türk insanı, otoriteyi ve kolektif hareket etmeyi sever, yardımlaşma ve az’a kanaat etmek esastır. Türkler hakkında yapılan araştırmalar, Türk erkeğinin kadınsı özelliklerinin daha fazla olduğunu (% 55) gösteriyor (11). Türk toplumunun belirsizlikten kaçınma oranı yüksek olduğu için; kural, emir, öngörü ve disiplin sosyal yaşamda öne çıkmakta; tolerans, yaratıcılık, esneklik, gevşeklik ve deneycilik arka plana itilmektedir (12). Yenilikçi fikirler üretecek, büyük hedefler ortaya koyacak, cesur ve büyük düşünecek insanlara ihtiyacımız var. Bunun için mantıklı ve geleneklerden bağımsız düşünebilen, hayal gücü yüksek insanlar gerekli. Ülke olarak başarılı olmanızı sağlayacak yetenekleri oluşturmanızı mümkün kılan sosyal sorumluluk anlayışını eğitimin temeline yerleştirmeliyiz. Eğer okullar bunlar üzerine kurulu değilse sadece diploma dağıtıyorlar demektir.Artık yeniden düşünmek, hayat haritanıza yeni bir yön vermek ve bunun için de düşünmesini öğrenmek zamanı..
 
Doç.Dr.Sait YILMAZ
ulusalkanal.com.tr

Kaynakça
(1) Barbara BradleyHagerty: Life Reimagined:TheScience, Art, andOpportunity of Midlife, RiverheadBooks, (2016).
(2)Dale Carnegie: How to Win FriendsandInfluence People Pocket Books, (1992).
(3) Maria Konnikova: TheConfidence Game: WhyWe Fall forIt . . . Every Time, Viking, (2016).
(4) www.merriam-webster.com/dictionary/intellectual
(5)James JayCarafona: IfYouWantGoodLeaders, Make Sure They'reGoodThinkers, DavisInstituteforNational Security andForeignPolicy, (December 1, 2015).
(6)William Byers: Deep Thinking, What Mathematics Can Teach Us About the Mind, World Scientific Publishing Co., (2014).
(7)Dan Levitin: TheOrganizedMind: ThinkingStraight in the Age of Information Overload, Dutton, (2014), p.77.
(8) William James: Psychology, (Edt.) E.G. Allport, Harper&Brothers, (New York, 1967), p.120.
(9)Stephen M. Walt: Joe NyeWas Right, ForeignPolicy, (January 19, 2010).
(10) Carl Young: FindingMeaning in the Second Half of Life: How toFinally, ReallyGrowUp, Avery, (2006), p.32.
(11) David C. Thomas, Mark F. Peterson: Cross Cultural Management, EssentialConcepts, SAGE Publications, (2014), p.213.
(12) A. Selami Sargut: Kültürler Arası Farklılaşma ve Yönetim,İmge Kitabevi, (Ankara, 2001), s.35.
 


Yorum Ekle
İsim
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.
Avatar
Sancar - 5 ay önce
Komutanim tesekkürler makaleniz on numara ayrica hocamin diger mükemmel makalelerini usam bülteninden de okuyabilirsiniz .bu makalede en canalici nokta türkiyenin atatürk gibi yôneticilere ihtiyaci var yoksa durum vahim ayrica türk insanini bir arabaya benzetirsek uzun yillardir ucuz en adi benzinle calistirildi ve her parcamiz tikanip cürüdü siğ vatanini bu milleti sevmeyen insanlar tarafindan yönetildi ve yönetiliyor .türkiyenin nüfusunun yüzde 70 si için söylenmis bir sözde benden "21.Yüzyıl cahilleri, okuma yazma bilmeyenler değil, yanlış öğrendiklerini unutamayan, yeniden öğrenmeye, değişime ve dönüşüme açık olmayanlar olacaktır!"
Avatar
Erdem - 5 ay önce
Her zamanki gibi mükemmel bir yazı. Umarım bu gazetedeki tüm yazılarınız bir kitap haline gelir. Türkiyede gurur duyduğum ve severek okuduğum 3-4 değerli yazardan birisiniz. Sevgi ve saygılarımla... ''İlkelerin seni bu noktaya getirmişse o ilkeler neye yarar?'' 2007 yapımı sıkı bir film olan No Country for Old Men filminin 83. dakikasında geçen bir söz..
Avatar
Sibel - 5 ay önce
Teşekkürler.Elinize sağlık.