banner863

Ortadoğu’da başlangıcın sonu; sıradaki savaşlar..


Doç. Dr. Sait Yılmaz

Doç. Dr. Sait Yılmaz

18 Şubat 2016, 16:44

AKP’nin belirli bir teorik çerçeveye dayanan dış politikası olmadı. Dün olduğu gibi bugün de iç ve dış politika Davutoğlu’nun temelsiz ve hayalci öngörülerine dayanarak yürüyor ve ders alınmıyor. Artık rutin hale gelmeye başlayan bombalı saldırılar bu politikaların içeride ve dışarıda iflas ettiğini gösteriyor. Bu politikaları sadece kendi siyasi geleceği için, pragmatik yönünü kullanmaya çalışan Erdoğan, olanlardan Davutoğlu’nu suçluyor. AKP dış politikasını; 2007 öncesi, geçiş dönemi ve Arap Baharı sonrası olmak üzere üç ana döneme ayırabiliriz. 2003-2007 arası dönem; Davutoğlu’nun sıfır problem, AB üyeliği gibi hayalleri ile boşa geçti. 2007 sonrası Davutoğlu’nun Mezopotamya rüyası,PKK ile müzakere ve Irak hükümetini yok sayan, Barzani devletine destek şeklinde bugüne geldi. Türkiye’nin milli çıkarları göz ardı edildi; PKK’nın Irak ve Türkiye içinde güçlenmesine, Türkmenlerin asimile edilmesine göz yumuldu. Irak’ın kuzeyinde Barzani, hemen her gün bağımsızlık isteğini dile getirmesine rağmen bu acayip dostluk birkaç enerji rantı kurnazlığı görüntüsü içinde bugün dedevam ediyor. 22 Temmuz 2015’den beri PKK ile devam eden çatışmalar, yapılan hatalardan en önemli dönüşü temsil ediyor. 2011’de başlayan Arap Baharı ile birlikte İslam dünyası liderliğine soyunan Ankara’nın bu hayalleri de bitiyor. Türkiye, Ortadoğu’nun kaybeden ve hiç olmadığı kadar yalnız ülkesi haline geldi. 2012’de Suriye için düğmeye basıldığında, Erdoğan, 6 ay içinde Şam’da namaz kılmayı hayal ediyordu. Türkiye, bugün çoklu askeri angajmanlar içinde ve her an çok daha büyük bir krizin hatta sıcak savaşın içinde kendini bulabilir. Üstelik gelişmeler bölgesel, hatta küresel ölçekte daha büyük çatışmaların tetikleyicisi olabilir. ABD’nin IŞİD ile mücadeleden sorumlu komutanı Korgeneral Sean MacFarland’ın dediği gibi; Ortadoğu’da sonun başlangıcında değil, başlangıcın sonundayız. Geldiğimiz aşamada artık AKP politikalarının bir muhasebesini daha doğrusu hasar kontrolü yapmak, milli çıkarlarımızı düşünmek ve ülkemiz için aklıselim önerilerde bulunmak istiyoruz. Bu makalede, Ortadoğu’da muhtemel savaş senaryolarını ve Türkiye’nin konumunu analiz edeceğiz.

Türkiye’nin Suriye macerası..

Türkiye, 2011’den itibaren Suriye’de Beşar Esat yönetimine karşı muhalif örgütlere (Özgür Suriye Ordusu, El Nusra vb.) olduğu gibi İŞİD’i oluşturan cihatçı unsurlara da destek verdi. Türkiye sınırlarının savaşçı ve silah sevkiyatıyla kevgire döndüğü ilk iki yıl boyunca hükümet, Türkiye’nin Pakistanlaşacağı uyarılarını “Cihatçılar meselesi abartılıyor” argümanıyla geçiştirdi. Nusra Cephesi ve ardından İŞİD iyice palazlanınca bu kez “Bu örgütleri Esad kurdurttu. Terör örgütlerinin kaynağı rejimdir. Rejim giderse bu sorun da ortadan kalkar” yalanına sarılındı. ABD, 10 Aralık 2012’de Nusra Cephesi’ni terör örgütü listesine alınca, Nusra’ya destek ‘gizli’ ya da ‘örtülü’ şekilde sürerken İŞİD’e aleni destek kesildi. 2014’ten itibaren Türkiye’nin İŞİD politikası çeşitlendi; Türkiye destekli muhalif gruplarla çatışırken ‘kötü’, Ankara’nın düşman bellediği Kürtlere karşı savaşırken ‘iyi’ örgüt muamelesi gördü. ABD’den gelen bütün uyarılara rağmen İŞID’in çıkardığı petrolün Türkiye sınırlarından geçmesini önlemek için Mart 2014’e kadar önlem alınmadı. İŞID’in Suriye’nin Haseki ve Deyr El Zor vilayetlerinde çıkardığı petrol, Irak Kürdistan Bölgesel Yönetimi’nin gözetiminde Kürt petrolüne karıştırılarak yasal yollarla Türkiye’ye geçirildi (1). 2014’e kadar ABD’nin yaptığı yardımlar IŞİD’a gitti, ABD’ye hizmet etsin diye eğit-donat’a tabi tutulanlar da Erdoğan’ın tarafına katıldı. ABD, radikal ve ılımlı İslamcı arasında bir çizgi olmadığını gördü ve Türkiye ile izlenecek yollar ayrıldı. Suudi Arabistan, Katar ve ABD ile birlikte tezgâhlanan Suriye’deki iç savaşın aldığı en büyük darbe 2014’de Halep yenilgisi oldu ve o tarihten beri karada yeterince savaşçı bulamıyorlar. İç siyasi nedenlerle kara gücü gönderemeyen ABD, Kürtleri karada ki unsuru olarak kabul ediyor, hava kuvvetleri ile destekliyor. Ankara’nın aklına ise devreye Türkmenleri sokmak geldi ve böylece mezhepçi heveslerine milliyetçilik maskesi takma imkânı buldu.

Erdoğan, Ortadoğu hayallerinin sona ermesi ile içeride ve dışarıda milliyetçi teoriğe döndü. İslamcı hayallerin yerine Osmanlı vizyonu oturdu, meşruiyetini böylece korumaya çalıştı. 7 Haziran 2015 seçimlerinde kaybettiği oyları, PKK karşısında milliyetçilere oynayarak geri kazandı. Bu dönemde ABD ile olan çatlaklar artık saklanamayacak hale geldi. Türkiye, kendiliğinden değil ABD’nin baskısıyla 2015’te İŞID’e karşı daha açık bir pozisyon almak zorunda kaldı. ABD ile terörle mücadele konsepti üzerinde pazarlıkları sürdürürken, İncirlik Üssü’nün Suriye’deki askeri operasyonlar için açılması konusunda varılan mutabakatın hemen ardından rotayı birden bire İŞID’den PKK’ye kırdı. Buna paralel olarak Rojava özerkliğinin siyasi aktörü PYD ve askeri gücü YPG’yi İŞID’le eşitleyen bir propaganda yürütüldü. Hükümet, uluslararası toplumun İŞID’e karşı öfkesinden PKK’nin de nasibini alması için ‘terörün iyisi kötüsü olmaz’ argumanına başladı. Suruç, Diyarbakır ve Ankara’da düzenlenen saldırılarda yer alan saldırganların güvenlik birimlerinin ağına takıldıkları halde takip edilmedikleri ya da gerekli önlemlerin alınmadığı ortaya çıktı. Ve hükümet faillerle ilgili doğrudan İŞID üzerine odaklanmak yerine “PKK, DHKP-C, Suriye rejimi yapmış olabilir” iddiasıyla suyu bulandırma taktikleri güttü. Ayrıca bir karartma mekanizması olarak her olayda soruşturma hakkında yayın yasakları getirildi. Türkiye’nin 2012’den beri Suriye’de yürüttüğü hatalı politikaların sonucu PYD’nin doğuşu oldu. Suriye’nin bölünmesi ülkenin terör bataklığına dönüşmesine ve güneyimizde bir PKK devletçiğine neden olabilir.Türkiye, Irak’ta Musul’un geleceğine yatırım yapmak ve müttefik Sünnileri öne çıkarmak için Başika’daki kampta Bağdat yönetiminin protestolarına rağmen asker bulundurmak istedi. İŞID ile mücadele eden Haşd El Vatani gücüne yardım adı altında asker bulundurmakta ısrar eden Ankara’nın İŞID’in dünyaya açılan penceresi olarak işlev gören 98 kilometrelik şeritte önlem alması bekleniyordu.

Rusya; Yaz aylarında Beşar Esat’ın ‘Daha fazla dayanamayız’ mesajı vermesinin ardından İran’ın da teşvikiyle 30 Eylül’de Suriye’de hava operasyonları başlatan Rusya, bölgeye yığdığı savaş makineleriyle Suriye haritasını Esat lehine değiştirmeyi başardı. ABD ile İŞİD’e karşı ortak mücadele konusunda anlaşmaya varıldığı günden itibaren, Türkiye mücadelesini kendi Kürtleri üzerinde yoğunlaştırırken, Rus uçağının düşürülmesi sonrasında olası misillemelere karşı Türkiye’nin sınır hatlarındaki askeri hareketliliği kısıtlandı. Haliyle bırakın İŞID ile ortak mücadeleyi Türkiye kendi oyun planını bile uygulama şansını yitirdi. Üstelik IŞİD, değil Rusya, şu an ulusal güvenliğimize büyük bir tehdit olarak ortaya çıktı. Rus uçağını düşürerek neler başardık;

- Suriye’nin kuzeyinde çok istediğimiz uçuşa yasak bölge; bu yasak bölgeye sadece Türk uçakları giremiyor,

- Suriye’deki savaşta söz hakkını kaybettik, Erdoğan’ın karadaki müttefik isyancıları korumasız kaldı,

- YPG’nin önünü açtık, onları önlemek artık angajman kuralını ihlal anlamına geliyor,
- Rus ekonomik yaptırımları,

- NATO ve ABD’den Rusya’ya karşı destek gelmeyeceğini daha iyi öğrendik,

- Rus hava kuvvetlerinin Amerikalılardan daha becerikli olduğu ortaya çıktı; ABD’nin bir yılda yapamadığını yaptılar, 5 günde 1000 petrol tankeri vurdular.

Rus uçağının düşürülmesi sonrasında hükümet başka bir seçenek üzerinden Türk planını yürütmek istedi; İŞID’in temizlenmesi halinde Cerablus’a Türkiye ile dost güçlerin sokulması. İŞID’le kanlı bıçaklı olsalar da bu örgütlerin kuzenleri Nusra Cephesi ve Ahrar El Şam. Ardı ardına gelen saldırılar yüzünden İŞID’le ilgili ayağı netleşse de hükümet, Pakistanlaşma sürecini derinleştirecek şekilde tehlikeli örgütlerle yedekleme yapıyor. İŞID’den sonra bu örgütlerin de Türkiye’nin başına bela olacağından kimsenin şüphesi olmasın.

Suriye’de neler oluyor?

Geçen hafta Münih’te yapılan ateşkes anlaşmasından hemen sonra Suriye-Rus-İran güçlerinin Halep etrafındaki taarruzları hızlandı. Bu, daha önce Ukrayna’da gördüğümüz Rus tipi ateşkes anlaşması. ABD dışişleri bakanı Kerry’ göre; ateşkes anlaşması Suriye’de terör örgütleri IŞİD El Nusra ve BM Güvenlik Konseyi tarafından terör örgütü tarafından tanınmış olan gruplar dışında tüm taraflar için geçerli olacak. BM rakamlarına göre rejim güçleri ve Rus hava saldırıları nedeniyle Halep'te 51 bin kişi yerinden edildi. ABD’nin desteğiyle YPG ve Arap ortaklarının oluşturduğu Suriye Demokratik Güçleri (SDG), Fırat’ın doğusunda IŞİD’in Türkiye’yle bağlantısını kesti.Suriye’de rejim güçlerinin Halep bölgesinde 3 Şubat’ta Türkiye’ye uzanan Azez koridorunu kesmesinin ardından silahlı muhalif gruplar açısından durum giderek olumsuzlaşıyor. PKK’nın Suriye’deki uzantısı PYD’nin silahlı kanadı YPG, 10 Şubat’ta muhaliflerin kontrolündeki Miniğ hava üssünü ele geçirdi. SDG, Türkiye sınırındaki Azez kasabasına batı yönünden, Afrin kenti üzerinden operasyon başlattı. 2012 yılı Temmuz ayında El Nusra Cephesi ve Özgür Suriye Ordusu bu hat üzerinden Halep operasyonunu başlatarak, kent merkezinin doğu kısmını ele geçirmişti. Miniğ’in kaybedilmesi muhaliflere büyük bir darbe oldu. Azez, Tel Rıfat ve Mare kentleri, Halep’in kuzeyinde muhaliflerin elinde kalan ve Türkiye ile bağlantı sağlayabildikleri son bölgeler (2). Başbakan Davutoğlu, “Halep koridorunun yeniden açılması için Türkiye kendisi bir şey yapacak mı” sorusu üzerine de “Önümüzdeki günleri bekleyin, cevabını göreceksiniz (3)” yanıtını verdi. Türk Silahlı Kuvvetleri Kilis'te konuşlu obüslerle, Suriye'nin Azez ilçesi yakınlarında birkaç gün önce PYD'nin denetimi ele geçirdiği Minnig Havaalanı çevresindeki bölgelere top atışı yaptı. Ancak, YPG, Tel Rıfat’ın %70’ini kontrol altına almış gözüküyor. Erdoğan, Suriye’de hala mezhep savaşı yürütüyor ve PYD ile savaş gibi gösteriyor. Eğer, PYD ve Kürt koridorunun önlenmesi konusunda samimi olsa idi Türkiye’den giden din savaşçıları ve teröristler önce PYD ile savaşırdı. Kanal A’da yayınlandığı gibi, Erdoğan’ın Suriye’deki savaşçıları, demokrasi ya da Türkiye için değil Allah için savaştıklarını söylüyorlar yani bu bir din, mezhep savaşı. Terör ihraç eden bir ülkenin; PYD terör örgütüne Suriye, ABD ve Rusya destek veriyor diye kızması da inandırıcı değil. Hem Suriye’nin toprak bütünlüğünden yanayız diyeceksiniz, hem de iç savaşa devam edeceksiniz.

Suriye rejim güçlerinin son saldırıları, 2011 yılından beri Suriye içine savaşçı ve ikmal göndermenin can damarı olan Halep-Kilis arasındaki yolun kesilmesi anlamına geliyor. Bu yolun düşmesi hem isyancıların yenilmesi hem de Türkiye’nin masada rejimi devirme hesaplarının dayanağının kalmaması demek. Yolun kesilmesinden beri Türkiye’nin bölgeye yönelik örtülü faaliyetlerinin arttığı ve bir askeri harekât hazırlığında olduğu iddia ediliyor. Dışişleri Bakanı M.Çavuşoğlu, önce Türkiye’nin Suriye’de S.Arabistan ile birlikte bir kara savaşına girebileceğini açıkladı daha sonra böyle belirli bir plan olmadığını söyledi (4). Erdoğan’ın niyeti; isyancıları yenilmekten kurtarmak ve arkalarında bir tampon bölge kurmak (5). Uluslararası müdahalenin meşru olması için, bunun IŞİD’a karşı yapılıyor olması gerekiyor. Cerablus’tan Afrin’e IŞİD’ın kontrol ettiği bölge yaklaşık 90 km. bir cepheye sahip. Bu cephenin derinliğinde ilgili komşu bölgeler de işgal edilebilir. ABD ve Rusya, Türkiye’nin hedefinin IŞİD değil, PKK’nın uzantısı olarak tanımladığı PYD ve onun silahlı kolu YPG olduğunu düşünüyor. ABD, karada kendine müttefik seçtiği YPG’ya karşı harekât istemiyor. Türkiye’nin askeri müdahalesi sadece IŞİD değil, Şam rejimi ile birlikte Rusya ve İran ile de karşı karşıya gelmesine yol açabilir. Rusya Dışişleri Bakan Yardımcısı Oleg Sıromolotov, IŞİD karşıtı koalisyonun Suriye-Türkiye sınırında 45 kilometrelik güvenli bölge oluşturma girişimlerini kabul etmediklerini söyledi. Sıromolotov, “Koalisyon üyelerinin, Şam ve Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi’nin izni olmadan Suriye topraklarına asker göndermesini, doğrudan askeri müdahale olarak görürüz (6)” dedi. Üstelik bu savaş, ABD-Rusya savaşına yol açarsa, hem Suriye bölünür hem de Türkiye bölünebilir. Bir NATO ülkesi olması nedeni ile Türkiye, ittifak ile de bir ayırım noktasına gelebilir. Suriye, bir Batı ittifakı savunma bölgesi olmadığına göre NATO’nun caydırıcılığı da işlemeyebilir. TSK ise başından beri Suriye içine doğrudan bir harekâta karşı oldu halen de Erdoğan’ı ülkeyi bir felakete götürmekten alıkoyan askerlerin tutumu. Suriye’de ki savaş büyürse Rusya, İran ve Suriye aynı cephede olacak, peki mezhep savaşında bizim tarafta kim olacak? ABD ile hesaplarımızın farklı olduğu belli değil mi?

Harita 1: Türkiye’nin Güneyinde Durum (16 Şubat 2016).


 




Münih'te 17 ülkeden dışişleri bakanlarının katılımıyla yapılan “Uluslararası Suriye Destek Grubu” toplantısında varılan uzlaşmada; BM’nin himayesi altında çalışacak, ABD ve Rusya’nın eşbaşkanlıklarını yapacakları bir görev grubu kurma konusunda anlaşmaya varıldı. Gelecek hafta bu grup, şiddetin ve saldırıların uzun dönemli, kapsamlı ve kalıcı bir şekilde durdurulması konusunda yöntemler geliştirmek üzere çalışacak (7). Suriye’de bir barış yani Cenevre’den bir sonuç çıkması ise zor gözüküyor. Bunun nedenleri arasında; savaş alanındaki karışık durum, tarafların uzlaşma konusundaki isteksizliği, muhalefet içindeki siyasi dinamikler, İran ve Suudi Arabistan arasındaki düşmanlık ve nihayet Rusya’nın Esat’ın arkasından beklentileri sıralanıyor (8). BM Güvenlik Konseyi, Esat’ı iktidarda bırakmaya devam ederken, muhalifler görüşmelere Riyad’ta hazırlandı. Görüşmeler için belirledikleri istek listesinin karadaki gerçeklerle ilgisi yoktu. Öncelikle etkili bir ateşkes, daha sonra Anayasal reformlar ve seçimler konusunda anlaşmak masada. Viyana görüşmeleri, siyasi reform ve seçimler konusunda bir çerçeve oluşturdu ve bunu BM Güvenlik Konseyi de onayladı. Bu çerçeve; bir geçiş hükümeti kurulmasını, görüşmeler başladıktan sonra altı aylık bir süreç içinde yeni bir anayasa hazırlanmasını, daha sonra tarihi henüz belirlenmeyen bir referandum yapılmasın öngörüyor. Seçimler 18 ay içinde yapılacak, diaspora dâhil bütün Suriyeliler seçimlerde oy kullanacak. Seçimlerden altı ay sonra yani Ocak 2017 gibi yeni anayasa için bir referandum öngörülüyor. Ancak, bu hızlı takvimin işlemesi, hem tarafların talepleri hem de teknik zorluklar nedeni ile şüphe ile karşılanıyor. Geçici hükümetin yaptığı anayasal reformun meşruiyetinin sınırlı olacağı düşünülüyor. Bundan sonra yapılacak seçimlerde ortaya çıkacak siyasi yapı, anayasayı beğenmeyebilir. Seçimlerin yönetimi, oy verenlerin geçerliliği, yurt dışındaki oyların durumu için seçim sisteminde çözümler bulunmalı. Mevcut seçim sistemi, blok oy sistemine göre olduğundan seçimi çok az farkla kazanan büyük bir avantaj yakalayabilir. Yani tek bir parti, diğer tüm tarafların partilerini sürklase edebilir. Nitekim 2006’da Filistin seçimlerinde Hamas’ın zaferi böyle gelmiş, El Fetih sadece blok oy sistemi uygulanmayan yerlerde vekillik kazanabilmişti.Oy kullanacakların geçerliliği için de sorunlar var. Pek çok Suriyeli, sonrada gelenler, babası yabancı olanlar, Suriye sonradan gelen Kürtler, Suriye elçiliğinden onaya tabi diasporanın durumu çözüm bekliyor. Özetle seçim kuralları için de bir anlaşma gerekiyor.

BOP ve ılımlı İslam’a ne oldu?

Ilımlı İslam projesinin temelinde Batı yanlısı ve şiddete başvuramayan yani terörü kullanmayan bir İslam anlayışını hâkim kılmak vardı. 2011’de Arap Hareketleri başladığından beri ılımlı İslam’dan bu beklentiler çok daha geriye gitti. Mısır, Cezayir, Ürdün ve Fas’ta artık şiddet yanlısı olmayanlar eskisi kadar güçlü değil. Suriye, Libya, Yemen ve Filistin’de durum çok daha kötü. Eylül 2011’de Pentagon, El Kaide mevcudunu 3-4 bin olarak açıklamıştı. Suriye’deki El Nusra, Mağrep El Kaidesi, Arap yarımadası El Kaidesi (AQAP) ve Somali El Kaidesi (El Şahab) örgüte bağlılığını sürdürüyor (9). 2015’de IŞİD ve El Kaide’nin yanına yeni İslamcı militan gruplar eklendi ve bunların bazıları birbirleri ile savaşıyor. Batı ise hala İslam’ın şiddetten vaz geçip geçemeyeceğini tartışıyor; “Ilımlı İslam, vejetaryen bir köpek balığıdır”, yani öyle bir şey yok diyorlar. “En büyük ödülün inanmayanları en çok öldürene verileceğini” söyleyen bir dinin tek olduğunu, bunun ılımlısının olamayacağını ifade ediyorlar. En iyi ılımlı İslam örneği diye ortada gözüken Erdoğan’ın saldırganlığını örnek gösteriyor, Türkiye’de özgürlük ve demokrasinin kısıtlamasını kanıt olarak açıklıyorlar. Çünkü Müslüman Kardeşler Hareketi, antidemokratik ve şiddet yanlısıdır gerekçesini öne sürüyorlar. İslam’ın amacının tek olduğunu; dünyaya hükmetmek istediğini anlatıyorlar.ABD’nin Müslümanlara karşı bir güvenlik duvarı kurma stratejisi var. Ancak, El Kaide ve IŞİD’in ABD içinde güçlü kökleri var. 2010’da öldürülen Enver El Evlaki: “Cihat, elmalı turta kadar Amerikalı olmaya başlamıştır” demişti. Çünkü birçok El Kaide lideri Amerikalı, Evlaki’nin kendisi de Amerikan vatandaşı idi.

IŞİD ve El Kaide, İslam dünyasına damgasını vuruyor, hemen her Ortadoğu ülkesinde çoğu bombalama şeklinde eylemler yaptılar. Mısır’da 2015 yılı içinde 115 saldırı yapıldı. Türkiye’de Suruç, Ankara ve Sultanahmet saldırıları yapıldı. Kasım 2015’de Paris, Aralık’ta ise California saldırılarını IŞİD üstlendi. Sina Yarımadasına düşen Rus uçağındaki 224 kişinin ölümüne de IŞİD üstlendi. El Kaide uzantıları Afrika’daki Boko Haram, El Şaab ile Mısır’daki Ensar Beit el Maqdis ise IŞİD ile yarışıyor. İslamcı militan gruplar gittikçe daha çok şiddete başvuruyor ve daha kutuplaşıyor (10). IŞİD, birçok ülkede şebeke kurdu ve etki alanını genişletti. Libya’da IŞİD destekçileri Mısırlı Hıristiyanların kafalarını kesti, araç bombaları patlattı ve yabancı elçiliklere saldırdı. Yemen’deki IŞİD, 2015 Mart ve Eylül’ünde Huti camilerinde yüzlerce kişiyi öldürdü. Gazze’deki IŞİD’ciler Hamas’ı bölgeden çıkarmak istiyor. Lübnan’da ise intihar saldırılarında 40’dan fazla kişi öldü. Tunus’ta bir müze ve bir plaja saldırdılar. IŞİD, 2015’de Batıda da büyük eylemler yaptı. Suriye, Libya ve Yemen, İŞİD’in kontrolüne geçebilir. Toprak kayıplarına rağmen IŞİD’in dünya genelindeki varlığı özellikle Afganistan, Yemen ve Libya’da genişliyor. Libya, halen fazlası ile parçalanmış bir ülke, rekabet halinde iki ülke var, ikisinin de ülke üstünde tam bir hâkimiyeti yok, İŞID’ın (İslam Devleti) sığınakları var. Eskiden Kaddafi’nin sığınağı olan Sirte’de bulunuyorlar. Libya’ya daha fazla savaşçı geliyor ve IŞİD büyüyor. Petrol tesislerine saldırılar düzenliyorlar ve bu yüzden askeri müdahale gündeme geliyor. Libya’da siyasi figür olarak pek çok ayrılıkçı lider var; doğuda General Hafter, kendisi İslamcılık karşıtı ama IŞİD’i yok edecek gücü yok, bu yüzden bazı İslamcı grupların Batı tarafına çekilmesi düşünülüyor. Büyük bombardımanlarla yapılan taarruzlar halkın daha çok IŞİD’a katılmasına da yol açabilir. Libya’nın felaketine Obama kendisi yol açtı. Kaddafi, teröre karşı ABD’nin müttefiki idi, teröristler için güvenli bir bölge değildi. ABD, Libya’ya girdi ve orayı yok etti. Anarşi ve devrik bir ülke yarattı, bu boşluğu IŞİD doldurdu. O zamanlar hem Libya’da da Kaddafi’nin sivil halkı öldürüldüğüne dair propagandalar çıktı, bunu özellikle İngiliz ve Fransızlar yaptı. Şimdi devam eden bir BM araştırması var ve aslında Kaddafi’nin sivilleri hedef almadığını öğrendik. Kaddafi sadece asileri hedef almıştı. ABD’li yorumculara göre Obama ve Hillary Clinton kandırıldılar.

Ortadoğu içinde ve dışında IŞİD’in büyümesi 21. yüzyılda İslam’ın barışçı yüzü diye ortaya sürülen Siyasal İslam fikrini çürüttü. Henüz hala ortada iki istisna var; Türkiye’nin AKP’si ile Tunus’un Ennahda Partisi. AKP, seçimleri büyük çoğunlukla kazanıp, iktidardan hiç gitmemek üzere ülkedeki yasama-yürütme-yargı güç dengesini tamamen kontrolüne almak istiyor ki aslında bu demokrasiyi araç olarak gören Müslüman Kardeşler stratejisidir. Tunus’da ise Enahda 2014 sonundaki seçimler ile iktidardaki koalisyonun ikinci partisi oldu. Türkiye dışında İslamcı partiler 2011-2015 arasında ya seçimleri kaybettiler, ya yasaklandılar ya da seçim boykotu yaptılar. Mısır’ın Selefi Nur Partisi, 2011’de 121 sandalye kazanmışken 2015’de sadece 12’sini kazanabildi. Cezayir’in Barış Toplumu Hareketi, eski gücünü kaybetti. Ürdün’ün İslamcı Eylem Cephesi iç bölünmeler nedeni ile zayıfladı. Fas’ın AKP’si hala parlamentoda en büyük parti olmasına rağmen siyasi etkisi oldukça sınırlı. Türkiye AKP’sinin Suriye’deki hevesi de bu ülkedeki Müslüman Kardeşleri iktidara taşımaktı. Libya’da da ülkenin bölünme noktasına gelmesinin ardında Erdoğan’ın radikal İslamcılara desteği var. Hamas ve Müslüman Kardeşler için Türkiye, emniyetli bölge ve ülkemizde rahatlıkla saklanıyor, korunuyorlar. Bu grupların desteklemekte tek ortağımız ise Katar. Erdoğan’ın demokrasi anlayışı İslamcılık temelinde şovenist ve Müslüman Kardeşler stratejisi izleyen, devleti derinden ele geçirmek ve bırakmak istemeyen bir anlayış. Bu anlayış; Hamas ve Katar ile yakınlaşmasının, Mısır, Tunus ve Libya’da destekleyeceği tarafları seçmenin esasını oluşturdu. Mursi, Mısır’da iktidara gelir gelmez Davutoğlu çok kısa sürede Mısır’a iki milyar dolarlık ekonomik yardım teklif etmişti. Mısır’ın askerleri tehlikeyi erkenden görüp, Mursi’yi gönderince o dönemden beri Mısır ve Türkiye arasında diplomatik ilişkiler kesildi. Suriye’nin Müslüman Kardeşleri’nin yüzlerce üyesi 2015’de ülkeye geri döndü. Esat’a karşı silahlı grup topluyorlar ancak para ve eleman bulamıyorlar. Yemen’deki Müslüman Kardeşler’in Islah Partisi ise bir zamanlar parlamentoda 30-40 milletvekilliği kazandı. Ancak, çıkan iç savaştan sonra pek çoğu sürgüne gitti.

Kim, ne yapmak istiyor?

Ortadoğu’da o kadar çok çakışan çıkar var ki, yapılacak tüm ittifaklar kısa ömürlü olabilir. Birkaç ayı geçmeyecek her ittifak üçüncü bir tarafın torpidosuna maruz kalabilir. Bu dönemde yapılacak en akıllı iş, ittifaklara güvenememek, en doğru zamanda en iyi pazarlıkla çıkarlarını maksimize etmek ve daha da önemlisi gücünü kullanmak için en iyi fırsatı beklemektir. Av değil, avcı olmak, başkalarının işini kolaylaştırmamak için yapılan tahrikleri, ihtiyatla karşılamalıyız. PYD ile önümüze konan oyun da böyle bir tuzaktır. PYD’yi durdurmanın pek çok yolu var ve Suriye’de hiçbir toprak kazanımının garantisi olamaz. Suriye’de tarafların çıkar ve öncelikleri birbirine girmiş durumdadır. Şimdi bunları özetleyelim. Önce Rusya’yı anlamaya çalışalım.

Putin iktidara geldikten sonra 2007 yılına gelindiğinde Rusya etrafındaki yumuşak güç devrimlerinden ve iki yüzlülüklerden öyle sıkılmıştı ki; Putin, “Mahatma Gandi’den beri gerçekten barışı konuşacak kimse kalmadı” demişti. Arkasından Rusya, CIA’nın Güney Osetya’ya askeri harekât için gaza getirdiği Gürcistan’ı işgal etti. 2008’de Kosova’nın tek taraflı bağımsızlık ilanını Sırbistan’ın egemenliğine tehdit olarak tanımladı. 2014 Ukrayna felaketi de ABD’nin Maydan meydanındaki darbe komplosu ile başladı. Rejim değişikliği Kırım’ın Rusya tarafından ilhakı ve Doğu Ukrayna’da desteklediği ve hala bitmeyen ayaklanma ile cezalandırıldı. Batının kendi içinde kırılmasını fırsat bilen Putin, Suriye’de kendi kamuoyuna oynuyor ve %82 onay alıyor (11). Putin’in hedefi, Batı’yı istikrarsızlaştırmak ve zayıflatmak. Rusya’nın arka bahçesi olarak düşündüğü Doğu Avrupa etki alanında AB’nin ve NATO’nun cazibesini sona erdirmek istiyor. Batı ülkeleri, Kırım ilhakı ve Ukrayna’nın doğusunun örtülü işgalinden sonra Suriye’ye dalan Rusların, yeni macerasını bekliyor.

Rusya’nın Suriye’de iki siyasi amacı var (12). Öncelikle yapılacak pazarlıklardan izole olmamak yani siyasi pazarlıkların merkezinde kalmak. Böylece devlet ve devlet dışı gruplarla ayrı ayrı iletişim kurarak, her biri ile pazarlıklar yapmak, çıkarlarını maksimize etmek. Diğer yandan ABD ile burada savaşan gruplardan kimin terörist olup olmadığına karar vermek, yani grupları dizayn etmek amacı taşıyor. İkinci siyasi amacı ise Esat ile Batı algısını değiştirirken IŞİD’a karşı savaşın liderliğini yani inisiyatifi ele almak. Halen Suriye’deki savaşa 150 grup angaje olmuş durumda ve bunların arkasında Moskova, Washington, Riyad, Doha, Tahran ve Türkiye var. Bunlar başıboş hareket ettikçe siyasi karmaşa devam edeceğinden Moskova, kendi ayarını yapmak istiyor. Ruslar, Tahran ve Bağdat’ı taktik müttefik olarak görüyor ve Suriye’nin yükünü paylaşmak istiyor. Rus operasyonlarının sürmesi için Suriye’de büyük bir askeri üsse ihtiyacı var ama bu ülkeye uzun vadeli bir yatırımı da henüz riskli görüyor. Moskova, bu coğrafyada zaferden ziyade çıkarlarını koruyacak bir çıkış stratejisi arıyor. Kafalarındaki çözüm ise Washington ile birlikte eşit olarak söz sahibi olabilecekleri bir Suriye geçiş hükümeti konusunda anlaşmak. Eğer karadaki savaş için yabancı silahlı gruplar konusunda istekleri karşılanırsa, Esat’ın ayrılması da dâhil Washington ile daha çok işbirliği yapacak.

Bununla beraber, Rus stratejisini boşa çıkaracak pek çok karabulut ve hesaplanması zor risk var. Bunların başında İran ve S.Arabistan arasındaki çekişmeye yani Şii-Sünni farklılıklarına nasıl bir formül bulunacağı başta geliyor. Rusya’nın İran ile çıkarları tamamen aynı değil ve tarafsız kalması bu ülke ile ilişkilerini bozabilir. Rusya, ilişkilerinin en kötü olduğu ve sahada da göz ardı ettiği Ankara ile her an bir askeri tırmanma yaşayabilir. Rusya, kaba askeri güç ile Türkiye’yi izole ediyor gözükse de zaman onların lehine değil ve muhtemel bir askeri karşılaşma için daha hassas konumda olan da Ruslar. Sina Yarımadası’nda Rus uçağı düştüğünden beri ile Rusya-Mısır ilişkileri gelişiyor ve Ruslar, Sünni cephede bir kale daha ediniyor. Rusların bölge ile ilgili stratejisi aslında dünyayı kendine göre yeniden şekillendirme stratejisinin bir parçası ve ama birkaç ağaç için ormanda kayboluyorlar. Özetle, Rusların Suriye’deki beklentileri kısa süreli pragmatik çıkarlara dayanıyor; üslerini korumak, Rusya içindeki ve etrafındaki Müslümanları ayaklandıracak IŞİD uzantılarını kaynağında kontrol etmek.

Türkiye, Kırım’ı işgal etmesine rağmen Ruslara ambargo kararına katılmamıştı. İki ülke arasında güçlü bir gaz diplomasisi vardı. Uçaklarının düşürülmesinden Rusya, Türkiye’ye ABD oyun kitabını uyguluyor; ekonomik yaptırımlar ve Erdoğan’ı hedef almak yani rejim değişikliği (13). Bu nedenle, önce Erdoğan ve ailesi hakkında medyaya suçlamalar yansıdı. Bunu HDP başkanı Demirtaş’ın Moskova’ya daveti izledi. Ancak, son hamle 22 Temmuz 2015’den beri milliyetçiliğe sarılmış olan Erdoğan’ın işine yaradı. Putin, şimdilerde Erdoğan’ı yok sayarak politika üretmeye devam ediyor. Rusya’nın Esat’ı doğrudan savaş alanında desteklemesi ile Suriye savaşı, Türkiye için içinden çıkılmaz hale geldi. ABD doğudan, Rusya batıdan cepheyi daraltırken, Erdoğan’ın direnişçileri ve onlara güvenen siviller yok olma tehlikesi içinde. Suriye’de tezgâhlanan iç savaş sonunda; Esat rejiminin devamlılığını, Kürtlerin ve diğer grupların özerklik arayışının yeni Anayasa’da nasıl tanımlanacağı arayışlarını belirleyecek. Ama asıl mesele hala Suriye değil, bu savaşın içinden doğan IŞİD’in ne zaman yok edileceği ve yerinin ne alacağı. 2013’den beri Irak’tan Suriye’ye İsviçre büyüklüğünde bir devlet kuran IŞİD, tüm devletler tarafından tehdit olarak görülse de hiçbirinin önceliği olmadı çünkü hepsinin ayrı hesapları, özel gündemleri var.

Erdoğan’ın Suriye politikası hala milli değildir, Esat’ın yerine Müslüman Kardeşler zihniyetine dayalı bir Sünni yönetim getirmekten vazgeçmedi. Eğer Esat giderse, Suriye’yi El Kaide türevi İslamcı grupların koalisyonundan oluşan bir yönetim mahvedecektir. Sadece Rusya değil, ABD de bunu istemeyecektir. Eğer emniyetli bir bölge oluşacaksa taraflar bunu Türkiye’ye de bırakmak istemeyecektir. Bu durumda en doğru yol bölgenin Suriye güçleri tarafından kontrolü olabilir. 5 yıl savaş ve 400 bin ölüden sonra Suriye’de başlangıçta Türkiye’nin aklına uyan Amerikalılar da Ruslarla anlaşmak zorunda kalıyorlar. Türkiye’nin Suriye’deki tek çıkarı PYD ile kuzeyimizde bir koridor kurulmasına mani olmak hatta PYD’yi denklemden çıkarmak ve nihai olarak Türkmenlerin can güvenliğinin sağlanmasıdır. Esat ile olsun ya da olmasın bir barış anlaşması Suriye’nin bütünlüğünü sağlamalı yani PYD’ye özerklik vermemeli ve Türkmenleri de korumalıdır. PYD konusunda Türkiye, ABD ve Rusların arasında kaldı. Çünkü her ikisi de koridorun birer ucundan Kürt kartını oynamaya çalışıyor.

Suudi Arabistan’da işler iyi gitmiyor. Petrol fiyatlarındaki düşüş, %80’i petrole dayalı olan Suudi gelirlerine büyük darbe vurmaya devam ediyor. Çünkü rejimin garantisi kendine sadık kesimlere verilen yüksek maaşlar. Yemen’deki savaş da Suudi kaynaklarını eritiyor. 28 milyon olan nüfusun içte biri göçmen ve bunlar çalışan nüfusun da dörtte üçünü oluşturuyor. Nüfusun %70’i 30 yaşın altında ve işsizlik %30’a yakın (14). Öte yandan, S. Arabistan, 2014 yılında ülkeye 651 bin işsizin gelmesini kabul etti. Özetle genç ve işsiz Arabistan halkı, kolayca bir terörizm ve iç savaş dalgasına kapılacak potansiyel oluşturuyor. Suudi Aramco petrol şirketi krallığın gelirlerinin %90’ını sağlıyor ve büyük yolsuzluk iddiaları ile çalkalanıyor. Bu yüzden şirketin özelleştirilmesi gerektiği yabancı basında gündeme geliyor (15). Arap uruğundan olan ve olmayan herkes Vahabi prensiplerine göre Şeriat hükümlerine tabi ve bunun arkasında Suudi kraliyet ailesi ile ulema (din bilginleri) var. Bunların uygulamaları konusunda hem yerli halk hem de göçmenler arasında rahatsızlıklar bulunuyor. Krallığın modernleşmesini isteyenler ile dine sıkı sıkıya bağlı kalınmasını isteyen aşırı muhafazakârlar arasında ki sürtüşme halka da yansımış durumda. Suudi Arabistan, 1990 yılında ABD’ye daimi bir askeri üs kurma izni verdiğinde beri radikal Vahabi kesim, Batı ile dostluk ilişkilerine artan bir şekilde karşı gelmeye başladı. Usame bin Ladin’in de içinden çıktığı bu tür insanlar ülke içindeki pek çok terörist faaliyetin de kaynağı oldular. Suudi hükümetinin kendisi de bunları Irak, Afganistan veya Çeçenistan gibi savaş alanlarında destekledi. Bugün IŞİD’in içinde en az 2 bin Arabistan vatandaşı var ve IŞİD yanlısı twitter hesaplarını en çok Arabistanlılar kullanıyor. Eğer Suriye ve Irak’tan çıkarılacak IŞİD yılanı bir deliğe girecekse bu ancak Suudi Arabistan olabilir. Çünkü IŞİD tamamen yok edilemez ve ancak başka isimler altında ve daha değişik ölçeklerde başka ülkelerde yaşamaya devam edebilir. Libya, Afganistan, Tacikistan da bu ülkelere örnek verilebilir.

Arabistan’ın komşuları ile de arası iyi değil. 80’li yaşlardaki yeni kral Salman’ın sağlık durumu kötü. ABD-İran nükleer anlaşması sonrası Suudiler kendilerini daha zayıf ve yalnız hissediyor. 2015 yılında, S.Arabistan ve Türkiye, Stratejik İşbirliği Konseyi kurulması için anlaşmışlardı. 31 Ocak 2016’da başbakan Davutoğlu’nun başkanlığında önemli bir heyet (iç ve dışişleri bakanları, savunma bakanı, ulaştırma bakanı ve Genelkurmay Başkanı’nın bulunduğu) S.Arabistan’ı ziyaret etmişti. Konsey ile ilgili nihai anlaşma, Suudi Kralının Nisan ayında İstanbul’da yapılacak İKÖ toplantısı esnasında imzalanacak. Türkiye, Suudi savunma bakanının Aralık ayında ilan ettiği İslami anti-terörizm askeri koalisyonuna katılacağını da açıkladı. Ankara ile Riyad arasındaki bu Sünni ittifak, iki ülkenin Irak, Suriye ve Yemen politikalarında işbirliği yapacakları anlamına geliyor. Türkiye’yi Batıdan uzaklaştırmak, Ortadoğu ülkesi yapmakla eleştirilen AKP yönetimi, bölgesel olarak Sünni mezhepçi bir eksene daha da odaklanıyor. S. Arabistan’ın 223 bin kişilik ordusu artık Yemen, Bahreyn, Suriye ve diğer askeri seçenekler için yeterli değil ve Türkiye onlar için de iyi bir müttefik rolü oynuyor (16).

İran’ın Suriye’deki çıkarları şu şekilde sıralanabilir (17); (a) Lübnan’daki Hizbullah’a silah transferinin devam etmesi, (b) Doğu Akdeniz’de bir stratejik köprübaşı bulundurmak ve İsrail’e karşı kullanabilmek, (c) İran yanlısı bir hükümet kurulması,kurulamazsa da bu hükümetin istikrarlı olmaması. Bu hedeflerin hepsi Esat ile sağlanabilir ancak, Esat’ın olmadığı bir senaryo için İran, Suriye içinde bir alt yapı hazırlıyor. İran, Esat’ın 200 bin kişilik ordusuna verdiği destek dışında tıpkı Lübnan ve Irak içinde olduğu gibi Şii savaşçı gruplar hazırlıyor. Bugün Hizbullah’ın rolü Suriye’de çok önemli; kritik bölgeleri elde tutuyor ve Şam’ın düşmesini engelliyor. Suriye’nin güneyinde önemli ikmal yollarını kontrol altında tutuyor. Suriye’de Şii militan grupların kalacak olması ülkede barışın kalıcı olacağı, Viyana anlaşmasına göre tüm savaşçıların gideceği ile ilgili beklentilerin şimdiden boşa çıkması anlamına geliyor. Suriye bir bütün ya da bölünmüş kalacak olabilir ama bir bölümünü mutlaka bir “Molla Esat” yönetecek.

ABD’nin planları arasında Rusya’yı Karadeniz’de sıkıştırmak için Montreux Anlaşmasının delinmesi bekleyişi de var. Ukrayna’da geri adım atmayan Rusya’ya karşı; Litvanya ve Polonya, ülkelerine daha fazla NATO gücü isterken, Romanya’da Karadeniz’de NATO askeri varlığı istiyor. Türkiye’nin Karadeniz’deki konumu ABD başkan yardımcısı Joe Biden’ın Ankara ziyaretinde gündeme getirildi (18). ABD, Ortadoğu’da IŞİD’i yok etmek değil, bölgede daha fazla zaman geçirmek, terörle mücadelede savaşlar için daha çok fırsat yaratmak istiyor. ABD’nin Ortadoğu ile ilgili planları uzun bir savaşın yeni bir dönemecinde ilerliyor. İç savaşlar genellikle 10-15 yıl sürer, Suriye’de ise 5. yılındayız. İç savaşı frenleyecek güçlere ihtiyaç var, ama ne Amerikalıların ne de Rusların niyeti savaşı durdurmak değil, körüklemek. Ancak, ABD’nin önceliği hiçbir zaman Suriye olmadı. ABD ile Rusya arasında sanki gizli bir görev paylaşımı var. ABD, Rusya ve İran; gücü, yeri ve nasıl işlediği belli olan IŞİD’i yok etmek yerine, Suriye’nin içini oymakla meşguller. Suriye’den sonra sıra IŞİD ile mücadele ile karışık Sünni-Şii çekişmesinin ardından Kürtlerle hesaplaşmaya gelecek. Ne demek istiyoruz, ileride anlatacağız.

Avrupa Birliği, bir yandan Türkiye’ye ‘Halep’ten gelenlere sınırları açın’ derken öte yandan ‘Avrupa’ya geçmeye çalışanları durdurun’ diyecek kadar bir tutarsızlık içinde. Schengen alanı, sınırların yeniden yükselmesi tehdidiyle karşı karşıya. NATO, Avrupa’ya geçmek isteyen mültecileri caydırmak için, Almanya ve Türkiye’nin talebi doğrultusunda Ege’de savaş gemileriyle devriye uygulamasını kabul etti. Merkel, Türkiye’ye Suriye’den gelenleri durdurun diye değil, Avrupa’daki geri alın diye geldi ve amacına ulaştı.

Ortadoğu’da askeri dengeler..

2012 yılında ABD büyükelçisi Robert Ford, Hama’da iç savaşın düğmesine bastığında Suriye’de ne İran ne de Rus askeri güçleri vardı. Bunun öncesinde Suudi, Katar ve ABD istihbaratı Esat’ın yakın çevresine rüşvet dağıtarak, Suriye ordusunun çabuk çözülmesi için çalışıyordu. Suriye Arap Ordusu, çoğunlukla acemi asker sistemi uygulamakta ve sadece 80 bin kişi profesyoneldi. Çoğu acemi sistemi ile gelen binlerce asker savaşın başlangıcında bu rüşvet tuzağına düştü. Suriye ordusunda özellikle rütbeliler konusunda çoğulculuk var yani hemen her din ve mezhepten insan var. Alevi ordusu olduğu iddialarının tersine Sünni kesim daha çok. Savunma Bakanı Fahd al-Freij ve iki istihbarat teşkilatının başındaki kişiler Sünni. Ordu içindeki Hıristiyan ve Dürzi generallere ilişkin pek çok örnek var. Esat rejiminin ayakta kalmasının arkasındaki asıl güç, ne İran ne de Rusya, ordusunun sadakati ve savaşma azmi oldu. Bazı İngiliz generallerin açıkladığı gibi IŞİD’i karada yenecek tek güç de Suriye’nin kendi ordusu (19).

Winston Churchill,“bir koalisyonunun başına gelebilecek en kötü şey, koalisyon olmamasıdır” demişti. ABD, Türkiye, S.Arabistan, Katar koalisyonunun başına da bu geldi. Rusya, şimdi Suriye’de Esat rejimi ile birlikte kendi oyununu kabul ettirmek istiyor. Kremlin, hava ve füze operasyonlarını dünyaya şov yapmak, Rusya’nın küresel kabiliyette bir modern askeri süper güç olduğunu göstermek için sürdürüyor. Ortadoğu’yu ise arka bahçesi olarak görüyor. Esat’a desteği karadaki Esat güçlerine yakın hava desteği ve stratejik füze kullanımları dışında örtülü faaliyetleri de kapsıyor. Rus bombardımanıyla Esat ve destekçilerinin Halep’teki muhalif grupların Türkiye’ye açılan lojistik hattını kesmesi savaştaki dengeleri büyük ölçüde değiştirdi. Sahadaki durum Esat ve onu destekleyen Rusya, İran ve Şii gruplar lehine gelişti.

ABD’nin 2008 yılında Irak’ta 160 bin, 2010 yılında Afganistan’da 100 bin askeri vardı, bu rakamlar o ülkedeki en yüksek Amerikan asker sayısını gösteriyor. Şimdi bu iki ülkede de iç savaş var ve savaşların sonu gözükmüyor. Suriye’de iç savaş bitse bile IŞİD ve El Kaide bağlantılı gruplar yaşamaya, tehdit olmaya devam edecek. Rusya’nın müdahalesi her şeyi daha da karmaşık hale getirdi ve hesapsız gidiş büyük bir felaketin eşiğine götürüyor. Yapılan işler IŞİD’i yok etmiyor ve durum gittikçe daha kötü hale geliyor. Böyle karmaşık uluslararası bir sorun için sihirli çözüm yok ve herkesin önceliği kendi çıkarları. IŞİD’i yok etmekten kim sorumlu olacak sorusu kadar ondan sonra neler olacak, kim faydalanacak ile ilgili belirsizlikler tarafları adım atmakta alıkoyuyor. Örneğin Ramadi, IŞİD’tan kurtarıldı ama ABD, Bağdat yönetiminden memnun değil, dayattığı reformlar var. Bu reformlar Irak’ın daha çok kutuplaşması ve bölünmesinin önünü açacak.

Amerikan özel kuvvetleri Suriye’nin kuzeyinde PYD bölgesi içinde Rmelian hava üssünü ele geçirdikten sonra havaalanı alt yapısı geliştirildi.Amerikalı danışmanlar, özel kuvvetler ve helikopterler burayı kullanıyor. Buradan Kürtlere silah ve malzeme ikmali yapılıyor. Aralık 2015’te ABD, bu bölgeye 50 özel kuvvet gönderdi ve bunlar ABD hava kuvvetleri operasyonlarını karada koordine etmekten, muhalif grupları yönlendirmeye pek çok görev almaktalar (20). Muhalif gruplara eğitim veriyor, operasyonlara katılıyorlar. Rmelian hava üssünde ABD hava muharebe kontrol elemanları, kurtarma timleri var ve bunlar özel kuvvetler ile koordineli çalışıyor. Helikopterler 160. Özel Kuvvetler Havacılık Alayı’ndan geldi.

İncirlik’ten kalkan uçaklar Suriye’den IŞİD petrolü taşıyan tankerleri vuruyor. Bunlar dışında Kürtler, Irak ordusu ve IŞİD’a karşı konum almış İran güçleri de havadan destekleniyor. Şu anda ABD, bu coğrafyadaki uçuşa yasak bölge uygulaması yani hava harekâtı için ayda 550 milyon dolar harcıyor ve her ay 330 milyon dolar da işbirlikçilerine dağıtıyor. Karada Kürtleri öne sürse de Türkiye ve Bağdat hükümeti, ABD’nin planlarını desteklemeye sonuna kadar kararlı değiller. IŞİD’i yok etmek için bir askeri harekâtın masrafı yaklaşık 900 milyar dolar olarak değerlendiriliyor (21). ABD’nin bu yılki savunma bütçesi 585 milyar dolar ve bunun 500 milyar doları doğrudan savaş giderlerine ayrılmış durumda. ABD Kongresi, IŞİD ile savaş için yaklaşık 1 trilyon dolar bulmak zorunda. Ancak, IŞİD yok edilse bile bu masraflar savaş sonrası yapılanmalar için daha da artacak. IŞİD’İn küresel kolları tamamen kesilemeyecek, yerini büyük bir ihtimalle başka bir tehlike dolduracak.

Ortadoğu’da sorunun temeli yani IŞİD’in varlığının devam etme gerekçesi olarak Batılı ülkelerin karada savaşacak insan gücü eksiği gösteriliyor. ABD, halen Suriye’nin kuzeyinde hem PYD hem de Iraklı kuvvetler ile birlikte Rakka’yı hedef almış durumda. Ama ABD operasyonlarının asıl destekçisi Türkiye; başta İncirlik olmak üzere, tüm lojistik ülkemizden gidiyor. IŞİD’in ilerlemesi uzun zamandır durdu ve artık büyük bir askeri harekât yapma kabiliyeti oldukça azaldı. IŞİD, 2015 sonbaharında kazandığı toprakların %40’ını kaybetti. Pek çok lideri öldürüldü. IŞİD, yeni bölgelere önce uyuyan hücreler ve bombalar ile sızıyor. IŞİD ile savaşta savaş alanına yenilikler geldi. IŞİD ile yakın savaşta belirleyici olan, büyük araçlara zırhlı plakalar takılması ve araç bombaları kullanılması oldu. IŞİD saldırıları böyle püskürtülmüş. IŞİD, ABD’ye doğrudan tehdit teşkil etmiyor, nedense İsrail’e de saldırmıyor. IŞİD’İn gücü azalmaya başlamakla birlikte yok olması yıllar hatta on yıllar alabilir. IŞİD, zamanla baskı altında elindeki kaynaklarını tüketebilir ancak ordusu yabancı savaşçılardan oluştuğundan bir alternatifi daha var; başka bir ülkeyi ele geçirmek.

IŞİD ile mücadeleden bugüne kadar hep Kürtler kullanıldı ve şımartıldı. Bu hayata IŞİD’in bittiği yerde Kürdistan başlar sloganı ile geçiyor. Irak’tan sonra Suriyeli Kürtlerin yıldızı parlatılmaya çalışılıyor. Her ikisi de durumu bağımsız Kürt devleti ve Büyük Kürdistan’ı kurmak için fırsat olarak görüyor. Kerkük’teki Kürt bölgesi askeri karargâhına bağlı 20 bin milis var ve 44 km.lik bir IŞİD cephesi bulunmaktadır. Amerikalılar, Kürtlere uzattığı havuçIrak’ın Kürdistan, Sünnistan ve Şiistan olarak üçe bölünmesi. 2005’te ABD’li askerler Irak Anayasası’nı yazarken Kürtlere otonomi verdi ve büyük planın temelleri atıldı. Kürtlerin aklına şunlar sokuldu;Skyes-Picot, Kürtlerin haklarını elinden aldı. Bölgenin petrolü de kendilerine ait olmalı ve satabilmeliler. ABD bunları tabii ki karadaki gönüllü bir gücü kullanmak için söylüyor. Ancak, şunun farkındalar; IŞİD’i yok etmek için karada güçlü bir ordu lazım, Irak ordusu ve Kürtler bu yükü paylaşamaz. ABD’nin güçlü müttefiklere ihtiyacı var üstelik bütün bu savaşlardan sonra bile Türkiye ve İran’ın onayı olmayan bir plan yaşayamaz. Irak’ın kuzeyindeki Kürt bölgesi içinde 2 milyon Arap yaşıyor. Türkiye ve İran’ın bölgede askeri unsurları var. Türkler, Musul’un geri alınması için Sünni Arapları eğitiyor.

Irak ordusu Haziran 2014’de birkaç bin IŞİD militanı karşısında dağılmıştı ve bunun üzerine ordunun eğitimi için ABD 300 kişi göndermişti. ABD, IŞİD hedeflerini Ağustos 2014’te bombalamaya başladı, Barzani’nin yuvası Erbil, IŞİD’in elinden kurtarıldı. Bunu daha sonra Sincar ve Amirli kasabasındaki hava desteği izledi. Bağdat’a 350 sivil diplomat ve 1500 asker daha gönderildi. 1 Aralık 2015’de ABD Savunma Bakanı, Kürtleri desteklemek için özel bir sefer kuvveti gönderdiklerini açıkladı. Bu kuvvetin görevleri; baskınlar yapmak, rehine kurtarmak, istihbarat toplamak ve IŞİD liderlerini ele geçirmek olarak açıklandı. Bu güce aynı zamanda Suriye’de tek taraflı yani kimseye danışmadan operasyonlar yapma yetkisi de verildi (22).

Aralık 2015’de Irak ordusu Ramadi’yi bir yıl süren IŞİD işgalinin ardından geri aldı. Bu Irak ordusunun ilk zaferi oldu ve şimdi gözler Musul’a çevrildi. Ramadi’nin geri alınmasında özel olarak eğitilmiş Sünni Araplar önemli rol oynadı (23). Pentagon, Ramadi’nin geri alınmasında Sünni kabile savaşçılarının çok rol almadığını ama şehir merkezinin güvenliğinin sağlanmasında kullanılacaklarını açıkladı. Ramadi’de zaten 2 bin IŞİD elemanı vardı. Irak ordusu Ramadi’yi ele geçirmeden önce IŞİD’in şehri terk ettiği ancak işgali yavaşlatmak için 300 kişi bıraktığı söyleniyor (24). ABD, Ramadi’nin geri alınmasında kendi koordinasyonunu ve hava harekâtını öne çıkarıyor ama bir yıl önce IŞİD ele geçirirken umru olmamış, istenen hava desteğini vermemişti. Ramadi’de hala bazı ceplerde IŞİD temizlenemedi. Şimdi tekrar Sünni nüfus tarafından doldurulması bekleniyor ama Şii hükümet bundan ne kadar mutlu olacak. Sünni nüfus zaten IŞİD’in kaynağını oluşturmuştu. Sünniler, Federal bir Irak değil, 2005 Anayasası ile Kürtlere verildiği gibi bir otonom bölge istiyorlar. Maliki, Irak’ın bölünmesini istemediği için gönderilmişti. ABD,tıpkı Türkiye’ye önerdiği gibi, yerel yönetimlere daha çok yetki verilerek sorunun çözüleceği yalanı ile reform istiyor. Abadi, Maliki’den çok daha fazla taviz vereceği için getirilmişti. Abadi’nin yakın zaman önce Amerikan taarruz helikopterlerinin gelmesini reddetmesinin arkasında İran baskısı var. IŞİD’a karşı bir strateji için Irak hükümeti ile Sünnilerin, daha sonra Kürtlerin Musul üzerinde anlaşması şart. Irak’taki barış Suriye’de ki gelişmeler ve beklentiler ile de uyumlu olmalı. Irak’ta bir milyon, Suriye’de 200 bin kişinin ölümünün sorumlusu olan, uluslararası hukuka ayrı olarak bu ülkelere müdahale eden ve hala cinayetlerine devam eden ABD, El Kaide gibi IŞİD’i ve Suriye’deki radikal silahlı grupları da üreten ülke. Ama hala kendisini IŞİD’a karşı tek karşı koyacak ülke, Ortadoğu’ya barış ve demokrasiyi getirecek tek adres olarak gösteriyor. Ortaya çıkardığı canavarları yok etmek için sanki çok masum gibi uluslararası destek istiyor, Rusya ile rol paylaşıyor. IŞİD’in yok olması için önce ABD’nin sonra Rusya’nın onunla işinin bitmesi lazım.

IŞİD ile savaş planı..

ABD başkan yardımcısı Joe Biden da Ocak 2016 ortasındaki Türkiye ziyareti esnasında Suriye’de siyasi çözümü arzu ettiklerini ama IŞİD’a karşı bir askeri harekâta hazırlandıklarını da açıkladı. Biden’ın tarif ettiği askeri seçenek daha fazla asker kullanma ve nüfuz etme anlamına geliyor. ABD Savunma Bakanlığı, IŞİD’in nasıl yok edileceği ile ilgili bir askeri plan yayınladı. Plan’ın esası Irak Ordusu ve Kürtlerin önce Musul’u geri alması, daha sonra Suriye’deki ılımlı isyancıların desteklenerek IŞİD’in merkezi olan Rakka’nın ele geçirilmesine dayanıyor (25). Musul’da kuzeyden Kürtler güneyden Irak ordusunun IŞİD’i kuşatması öngörülüyor. Aralık 2015’de 200 özel kuvvetler elemanı daha Irak kuvvetlerini eğitmek için gönderilmişti. Bu kuvvetlerin diğer görevi ise IŞİD liderlerini öldürmek olacak. IŞİD ile mücadele için yeni stratejide değişiklik olarak, daha fazla Amerikan askeri kullanılması öngörülüyor. Bu askerler güvenilmez bulunan yerel güçleri destekleyecek ve anahtar rollerde olacak. Bunun nedeni, Musul ve Ramadi’nin düşmesindeki yerel güçlerin performansı oldu. ABD ve müttefikleri, yerel güçler ile birlikte 30 bin savaşçı toplamayı ve IŞİD’in elindeki kritik yerleri ele geçirmeyi, bunu yaparken manevra ve kuşatma gibi klasik askeri taktikler kullanmayı tasarlıyor.

Harita 2: Irak’ı IŞİD’tan Temizleme Planı

 

İki ana hedef Irak’ta; Musul ve Suriye’de; IŞİD’in başkenti Rakka. Suriye’de ABD kuvvetleri Rakka’nın kuzeydoğusundan yerel güçleri (PYD/YPG) desteklemeyi planlıyor. Kara harekâtı koalisyon hava güçleri tarafından desteklenecek. ABD, bu savaşta kendi askerinden ziyade Suriye ve Irak’taki yerel güçleri kullanacak. Şubat ayı sonunda 101. Tümen’den 500 komando, Mayıs sonunda ise 2. Tugay’dan 1.300 kişi daha Irak’a varmış olacak. ABD planının diğer bir kısmı ise Türkiye-Suriye sınırını kapatarak, IŞİD’a dışarıdan gelen desteğin kesilmesini öngörüyor (26). Bu strateji kapsamında, Suriye ve Irak operasyonlarından sorumlu olmak üzere Ekim 2015’de Korgeneral Sean MacFarland atandı. MacFarland, 2006’da Sünni Uyanışı adı verilen operasyonda Sünni kabileleri satın alan (400 milyon dolar) albaylardan biri idi.

Ancak, ABD’nin IŞİD planının uygulanması ile ilgili endişeler var. Öncelikle İran’ın etkisi altındaki Bağdat yönetimi ülkeye gelecek ABD kuvvetleri ile ilgili sınırlamaları söz konusu. Rusların ne yapacağı nerede duracağı, Musul ve Rakka dışındaki IŞİD unsurlarına ne çare getirileceği de belli değil. Savaş uzun sürebilir ve bu dönemde siyasi ve askeri şartlar değişebilir. Rakka ve Musul arasındaki lojistik hatların kesilmesi için çeşitli gruplara cepler şeklinde görevler verilmesi bekleniyor. Bununla birlikte IŞİD’in kullanabileceği pek çok tali yol var. Musul’un geri alınmasında Kürtler merkezi rolü oynayacak. ABD Savunma Bakanı Carter, Erbil’de yaptığı toplantıda iki tugayı (4.400 kişi) donatacak silah ve malzeme (taktik araçlar, muhabere cihazları vs.) söz verdi (27). Kürt bölgesindeki destek faaliyetlerini Amerikalı Tuğgeneral Mark Odom yönetiyor. Amerikalılar, Kürtlerin Musul’a girişinden Arapların memnun olmayacağını düşünerek, şehrin kuşatılmasında görev vermeyi düşünüyor. Bundan sonra Musul’a dönecek 700 bin kişinin nasıl yerleşeceği de büyük bir sıkıntı olacak. Musul’da en fazla 10 bin kadar IŞİD elemanı olduğu, harekât ilerledikçe şehrin merkezinde daha güçlü bir savunma oluşturacakları ve Sünni kuvvetlerden asker çekmeye çalışacakları düşünülüyor.

Irak ordusu IŞİD’a karşı Musul’da 160 km.lik bir cephede savaşmak zorunda kalacak. Carter, Bağdat’ta yaptığı görüşmelerde de askeri destek sözü verdi ve özellikle taarruz helikopterleri, yakın hava desteğinden ve tugay seviyesinde yeni askeri danışmanlar göndermekten bahsetti. MacFarland, “Bağdat’ın ihtiyatlı yaklaşımı karşısında, eğer istenirse biz bu desteği vermeye hazırlanıyoruz” dedi. Musul harekâtının diğer bir zorluğu, Bağdat ile Musul arasında Irak ordusu ikmal hattının nasıl korunacağı. Musul’dan sonra Rakka’ya dönülecek ve son olarak iki yıldır IŞİD’in elinde ancak kuşatılmış olan Felluce’ye sıra gelecek. Burada da blok-blok savaş bekleniyor. ABD resmi rakamlarına göre halen Irak’ta 3.500 askerleri var. Suriye’de ise 50 özel kuvvetler unsuru bulunuyor. Amerikalılar, Musul’a bir harekâttan aylardır bahsediyor ama daha kolay bir hedef olan Rakka öncelik alabilir. Amerikalılara göre; Musul ve Rakka ele geçirildikten sonra bu şehirleri kimin kontrol edeceği ile ilgili kavga başlayacak ve bu belki daha büyük çatışmaları tetikleyecek.

Harita 3: Musul’u Ele Geçirme Planı

 

Reuters ile yaptığı söyleşide Dışişleri Bakanı Çavuşoğlu, "Irak’ta ortak bir operasyonla IŞİD’a karşı mücadele çalışması var. Ama Suriye'de böyle bir kararlılık ve böyle bir strateji yok, mesele bu. Bunu sadece Suudi Arabistan, Türkiye ve Katar'dan beklemek doğru da değil, eğer yapılacaksa hava operasyonlarında olduğu gibi hep birlikte yapmak gerekir (28)” dedi. Anlaşılan, Türkiye’nin planlardan çok fazla haberi yok.Amerikalılara göre; IŞİD’in şu an dış dünya ile ilişkisi para, silah ve insan toplamak; bunların hepsi Türkiye’nin güneyinden geliyor. Türkiye’nin güneyinde en önemli şehir Marea ve IŞİD’in kontrol ettiği Marea hattının kontrolü öngörülüyor. Türkiye’nin IŞİD’e ikmali keseceği sözü üzerine ABD, YPG’nin Fırat nehri batısına operasyonlarına izin vermediğini söylüyor. Esat’ın Rusya ile birlikte Halep civarındaki harekâtı sürerken, ABD’nin Fırat’ın batısı ile ilgili seçenekleri sınırlı. Kobani bölgesindeki YPG’nin görevleri önce Rakka ve Musul arasındaki IŞİD hatlarını kesmektir. Amerikalılar, etnik nedenlerle YPG’nin Arap şehri olan Rakka’nın ele geçirilmesinde kullanılmasının uygun olmayacağını düşünüyorlar. Bunun yerine, Ekim 2015’den beri Kürt olmayan gruplardan bir Suriye Savunma Kuvvetleri ittifakı (SDG) yaratmayı öne sürdüler. Rakka’nın Arap nüfusu Kürtleri şehirde görmekten mutlu olmayacak ama ordu için savaşacak gerekli sayıda Arap bulunamıyor. YPG, sürekli dışarıdan yabancı savaşçı topluyor.

Irak ordusu yeterince büyük değil ve halen IŞİD’in kontrolündeki Felluce’yi bile ele geçiremez. Bu ordunun mevcudu halen ön cephede 48 bin kişiyi geçmiyor eğer polis kuvvetlerini de sayarsak, rakam 85 bine ulaşıyor. Resmi rakamlara göre bu ordu 200 bine yaklaşıyor ama geçenlerde en az 50 bin kişinin hayalet olduğu, sadece bankadan maaş çektiği skandalı ortaya çıktı. Üstelik mevcut olanlar da muharebe hazırlığına sahip değil, yani bir bölgeyi ele geçiremez. Bu yüzden, Bağdat, Ramadi ve Felluce için İran’ın desteklediği Şii militan gruplara güveniliyor. Halen Ramadi’de IŞİD karşısında Irak ordusu değil, özel kuvvetleri savunuyor ve ordu ise şehirle etrafında güvenlik sağlıyor. Bu ordu ne Musul’a gelebilir ne de şehri elinde tutabilir. Ramadi, IŞİD’in eline geçerken 450 bin sivilin büyük çoğunluğu kaçtı ve yaklaşık 10 bin kişi kaldı. Benzer şekilde Felluce’de de 300 bin kişilik nüfustan yaklaşık 3 bin aile kaldı. Bu aslında IŞİD’in sivil kayıp endişesi olmadan çok rahat bombalanabileceğinin işareti.Ancak, Musul’da hala 700 bin civarında sivil yaşıyor. Bunun anlamı, Felluce’de yoğun hava harekâtı ile IŞİD vurulabilir ve işler kolaylaşabilir ama Musul’da yoğun hava ve topçu desteği olmadan, evden eve temizlik yapılmalıdır. Üstelik eski şehir merkezinde yollar çok dar olduğu için araçlar giremez ve pusulara çok müsaittir (29).

IŞİD’e karşı savaş sadece bombalarla kazanılamaz, cephede savaşacak insanlar ile kazanılır. Bu insanlar da yerel olmalıdır.IŞİD’e halı bombası atmak fayda sağlamaz, çok büyük şehirlerin içindeler.Musul ve Felluce’de savaşacak Irak ordusu için savaş çok daha kanlı olacak. Bağdat’ta Şii ağırlıklı bir yönetim olduğu için Suudi Arabistan başta olmak üzere bölgedeki Sünni devletler, eğer İran’ın kazanımlarını sınırlamak için IŞİD’a karşı savaşta örtülü olarak desteğin yönünü değiştirebilirler. Ramadi yaklaşık 120 km2 iken, Musul 360 km2 civarında yani daha büyük bir şehir. Üstelik IŞİD, Musul’da Ramadi ve Tikrit’e göre çok daha fazla halk desteğine sahip. Ramadi’de de Amerikalıların eğittiği bir elit asker grubu, Amerikan hava desteğinde savunuyor. Musul’da ise böyle bir elit asker yok ve hava desteği nüfustan dolayı sınırlı. Türkiye, Musul yakınındaki Başika bölgesine de eğitim amaçlı birlikler gönderdiğini açıklamıştı. Ninova bölgesindeki Sünni militan gruplara da Türk danışmanların eğitim veriyor ama Bağdat bu grupları illegal kabul ediyor ve memnun değil. Bağdat ile süren görüşmelerden sonra Erdoğan, Irak’taki grupların çoğunu çekti. Bazı askeri düşünürlere göre Musul’un geri alınması için bir savaşa 2017’den önce başlanamaz. ABD savunma bakanı Ash Carter, IŞİD’a karşı asker göndermek için kamuoyunu hazırlamaya çalışıyor ama bu karar yeni başkanı bekleyecek gibi.

Ortadoğu’yu bekleyen savaşlar..

Ortadoğu’da özellikle Suudi Arabistan ve İran arasında bir Sünni-Şii çatışma potansiyeli gittikçe artıyor, süper güçler ise kendileri için en avantajlı konumu edinmek için sahneyi manipüle ediyorlar. Ruslar, Şii kanada yakın, Amerikalılar ise Sünni tarafa yakın gibi gözüküyor. Viyana görüşmelerinde karar verilen seçimler yapılsa bile kurulacak hükümet uzun yaşamaz.Suriye’de gözüken Alevi, Sünni, Hıristiyan ve Kürt parçaları ile bir Suriye Federasyonu ama tıpkı Irak gibi bu da bir arada yaşayacak unsurlara sahip değil. Suriye’de tarafları bir araya getiren neden şu an IŞİD tehdidi ve ama tehdit ortadan kalkarsa bu sefer taraflar daha az birleşmek isteyecekler. Durum Irak’ta yaşananların aynısı, IŞİD yok edilirse Bağdat hükümeti Sünniler ile bir anlaşma yapmaz. Öte yandan kimse IŞİD’i yok eden ordu da olmak istemez, çünkü ülke birleşmez ve uzun vade de IŞİD daha da güçlenir. Diğer bir gerçek, IŞİD dağıtılabilir ama yok edilemez. Suriye güçleri Ruslar ve İranlılar desteğinde ilerliyorlar ve amaçları tüm ülkeyi temizlemek olsa da IŞİD sınırına gelince yeni bir savaş başlayacak. Bu savaş IŞİD ile mücadele olacak ve bu savaşın vasıtaları seçilecektir. Şimdi savaş senaryolarını inceleyelim.

Türkiye ve/veya müttefiklerinin Suriye’ye müdahalesi;

Türkiye şu en az dört cephede yüksek askeri çatışma riski içinde; Güneydoğu Anadolu, Irak, Suriye ve Ruslara karşı. ABD Dışişleri Bakanı John Kerry’nin, Suriye'de kara operasyonu başlatma ihtimaline ilişkin açıklaması ile ilgili olarak Medvedev, bunun uzun süreli savaş anlamına geldiğini söyledi.Suudi Arabistan; İncirlik’e uçak göndereceğini, gerekirse kara operasyonu için asker göndermeye hazır olduğunu bildirdi. Türkiye, sınırda teyakkuza geçmiş durumda. Türkmen köyleri hafif silahlarla kendilerini savunmaya çalışıyorlar ancak, destek almadan saldırıları püskürtme şansları yok. Kısa bir süre önce silah sıkıntısı yaşadığı söylenen YPG, aldığı destekle, doçkalar, havanlar, hatta tankların desteğiyle bölgede ilerlemeye çalışıyor (30). Türkiye, YPG ilerlemeyi sürdürürse müdahale kararlılığını gösteriyor ama bu durumda ABD ve Rusya’nın tavrı ne olacak belli değil. Suriye’nin kuzeyinde yaşanacak gelişmeler, paralel biçimde Halep ve Rakka’da yaşanan çatışmalar; savaşın seyri ve kurulacak yeni düzenle ilgili olarak belirleyici hale gelmiş durumda. Türkiye’nin müttefikleri ile bölgeye müdahale amacının, PYD’yi önlemekten çok, sıkışan savaşçı grupları kurtarmak olduğu bellidir. Türkiye, PYD’yi önlemek isteseydi bunu çok önceden başka yöntemlerle yapardı. Türkiye, PYD/YPG için doğrudan askeri müdahale dışında seçenekler kullanabilir. Rusya’nın önceliği IŞİD değil, kendi pragmatik çıkarlarıdır. “Esat olmazsa, IŞİD kazanır” kartını oynayan Rusya kendi çıkarlarını garanti altına aldığında bir çıkış yolu bulacaktır. Kürtlerin ne nüfusu ne de askeri gücü, Suriye’de Esat varken veya yokken etkili bir konumda kalabilir.

Libya’ya Batılı güçlerin yeni müdahalesi;

Libya’nın felaketine Obama kendisi yol açtı. Kaddafi, teröre karşı ABD’nin müttefiki idi, teröristler için güvenli bir bölge değildi. ABD, Libya’ya girdi ve orayı yok etti. Anarşi ve devrik bir ülke yarattı, bu boşluğu IŞİD doldurdu. O zamanlar hem Libya’da da Kaddafi’nin sivil halkı öldürdüğüne dair propagandalar çıktı, bunu özellikle İngiliz ve Fransızlar yaptı. Şimdi devam eden bir BM araştırması var ve aslında Kaddafi’nin sivilleri hedef almadığını öğrendik. Kaddafi, sadece asileri hedef almıştı. Libya, halen fazlası ile parçalanmış bir ülke, rekabet halinde iki hükümet var, ikisinin de ülke üstünde tam bir hâkimiyeti yok. Bu iki hükümet de kâğıt üstünde ve IŞİD ile savaşmak için cephede çalışacağı kimse yok. Libya’da bugün devlet yok, polis yok, ordu yok, hukuk yok. O yüzden terör ve İslam Devleti var. İŞID’ın (İslam Devleti) sığınakları var. Eskiden Kaddafi’nin sığınağı olan Sirte’de bulunuyorlar. Libya’ya sürekli daha fazla savaşçı geliyor ve IŞİD büyüyor. Petrol tesislerine saldırılar düzenliyorlar ve bu yüzden Batının askeri müdahalesi gündeme geliyor. Libya’ya askeri müdahale ABD için IŞİD ile ikinci bir cephe açmak olacak. Obama, şimdilik savaşmak yerine, Libya’da birleşik bir hükümet kurmak için ısrar ediyor. Libya’da siyasi figür olarak pek çok ayrılıkçı lider var. Doğuda İslamcılık karşıtı General Hafter’in ve diğer bazı İslamcı grupların Batı tarafına çekilmesi düşünülüyor. Önce Birleşik Libya Hükümetine sonra Birleşik Libya Ordusuna ihtiyaç var. Bu olmadan Batı askerlerinin IŞİD’i yenmek için destek olması mümkün değil. Yani bunlar olmadan Libya’da savaş, arı kovanına çomak sokmak olacak. Halen Irak, Suriye ve Afganistan’da görülenlerin aynısı görülecek; özel harekât, hava saldırıları ve insansız hava araçları. ABD’nin düşündüğü çare, komandolarla milislerin işbirliği yapması ve bombalamak. Böylece zafer denilen şey,yani petrol tesislerinin IŞİD’tan kurtarılması, Batılı şirketlerin karlarına devam etmesi sağlanmış olacak.

Musul savaşı..

Batının vereceği tüm desteğe rağmen Musul’da kolay bir savaş olmayacak. Tıpkı yıllardır Halep’te devam eden savaş gibi. 2012’de muhalif gruplar Halep’te şehrin önemli bölümlerini ele geçirmeye başlamışlardı. Ancak, Şam’ın 20 bin kişilik takviye gücünü gelmesinden sonra savaş çıkmaza girdi ve mahalle savaşlarına kilitlendi. Dört yıl sonra bugün rejim güçleri hala muhalifleri çıkarmaya çalışıyor ve Rus bombalamalarının ardından şehir moloz yığınına döndü. Musul’u da aynı kader bekliyor. Arap güçleri, Ramadi’de olduğu gibi IŞİD’i Musul’dan sürmek isteyecekler ama IŞİD bu sefer şehrin en ulaşılması zor kesimlerinde savaşı kilitleyebilir, çıkmaza sürükleyebilir. Tabii bu durumda, IŞİD, uzun süre bu savaşı ikmal etmekte zorlanacaktır. Irak ordusunun zayıf hali göz önüne alındığında Musul’da bir zafer düşük ihtimallidir (31). Musul’daki savaşın Irak içinde dört aşaması olacaktır;

(I) Sünni Arap orduları ve Kürtlerin ABD desteğinde Musul’u ele geçirme savaşı,

(II) Sünni ve Şii Araplar arasında tartışmalı bölgeler (Sünnistan-Şiistan) için savaş,

(III) Araplar ve Kürtler arasında Musul ve Kerkük için savaş,

(IV) Bölgeye Türkiye ve İran’ın müdahalesi ile Irak’ın kuzeyinde istikrarın sağlanması.

İşte Türkiye’nin beklemesi gereken askeri müdahale bu son safhayı beklemelidir. Türkiye’nin Suriye’deki çıkarları; ülke bütünlüğünün sağlanması, PYD’nin özerk hale gelmemesi, Suriye Türkmenlerinin haklarının korunması ile sınırlıdır. Ancak, Irak’taki çıkarlarımız;

- Kürt devleti potansiyelinin ortadan kaldırılması,

- PKK’nın yuvalarının temizlenmesi,

- Kerkük ve Musul’daki 1926 Anlaşması’ndan doğacak haklarımızın sağlanması ve nihayet,

- Irak Türkmenlerinin haklarının ve kimliğinin korunmasıdır.

Türkiye, nereye varacağı belli olmayan uluslararası desteği bulunmayan bir Suriye operasyonundan uzak durmalı, gücünü çıkarlarını azami sağlayacağı seçeneğe saklamalıdır. Suriye ve Irak’taki savaşlar PYD/PKK ve Barzani güçlerini eritecektir. Türkiye, en uygun zamanı kollamalı ve bunun için çıkarlarının örtüştüğü İran ile işbirliği yapmalıdır. Suriye’de güçlü bir merkezi yönetimin kurulmasını desteklemelidir. Böylece, Rusya ile de ters düşmesine gerek kalmayacaktır.

Sonuç; Türkiye, doğru yer ve zamanı beklemeli..

Arap Hareketleri başladığından beri 5 yıl geçti ve o zamandan beri Türkiye’nin siyasi konumu çok değişti. Türkiye bir iç savaş ortamına girmişken Rusya, İran hatta NATO ve ABD ile ilişkileri de tarihinin en kötü kavşağında. Suriye ve Irak’taki yanlış politikalar Türkiye’ye yönelik terör ve göç hareketlerini doğurdu. PKK’dan sonra PYD ve IŞİD başımıza bela oldu. Irak ve Suriye’den sonra Libya’da IŞİD’in yani radikal İslamcıların kucağına düştü.Suriye ve Irak’ta ki temel çelişki taraflar arasında bir kazan-kazan stratejisinin olmamasıdır. Hem Esat’ın gitmesi hem IŞİD’in yok edilmesi arasında pek çok çelişkili taraf ve engel vardır. Örneğin, Amerikalıların bulduğu çare olan Suriyeli Kürt grupların ömrü uzun süreli değildir. Şu an PYD/PKK yabancı savaşçılarla son nefesini vermek üzere sahaya sürülmektedir.ABD’nin IŞİD’e karşı sadece Kürtler etkili olabilir varsayımı başından beri yanlış ve sağlıksız bir anlayıştır. ABD, Kürtlerin yetersiz kalacağının farkında olduğu için yanlarına Suriyeli Araplardan bir ittifak oluşturmaya çalışmaktadır (32).Kürtlerle oynanacak oyun bölgede ABD’den başka kimsenin hoşuna gitmeyecektir. Her ne kadar Kürtlere, “IŞİD’in bittiği yerde Kürdistan” başlar hayali sunulsa da sonunda olan gene onlara olacaktır.

Irak’ta ise Sünni, Şii ve Kürt gruplar için birbirlerini katledecekleri bir sahne hazırlanıyor. Bu katliam, bölgeyi büyük güçlerin tercihleri yerine gelene ve büyük stratejilerinin gerekleri karşılanana kadar en az 20-30 sene daha bir çatışma ortamı içinde tutacak. IŞİD ile savaşta gelen aşama ABD’nin on yıllardır devam eden hiper-müdahale stratejisinin son safhasıdır (33). IŞİD’in yok olması, tıpkı Saddam’ın yok olmasına benzer şekilde, çığ gibi büyüyecek diğer savaşların yeni bir safhasını başlatacaktır. Sünni-Şii-Kürt savaşları sonunda IŞİD ve El Kaide kendilerine yeni yuvalar bulacak, iç savaş bitmeyecektir. Özetle IŞİD’in dağılması Irak ve Suriye’de hiçbir şeyi çözmeyecektir.Libya gibi Suriye ve Irak da bir ulus-devlet değildir, kabilelerin birleşimidir. Siyasi yapı için baştan aşağı çalışılmalı, güçlü bir devlet yapısı oluşturulmalıdır.Yani yeni bir Kaddafi ararken, Esat’ı kaybetmemeliyiz.Bitirirken, Hükümetimize üçilave tavsiyem var;

(I) Hatay’da kontrolü kaybettiniz, demografi süratli bir şekilde değişiyor, tedbir almak için geç kalmayın,

(II) İstanbul’a toplamakta olduğunuz savaşçılarınızı bir an önce Rus coğrafyasına transfer edin,

(III) ABD’nin Ortadoğu’da aleyhimize çalışan kurgusunun merkezinde İncirlik Üssü, Adana ve Erbil Konsolosluğu var, uyumayın.

Suriye’de durum Türkiye için sıfır-toplamlı bir çıkar savaşına dönüşmemelidir. Rusya’nın bugünkü rejim kuvvetlerini desteklemesi, Suriye’yi terk ederken rejimin aynen kalacağı anlamına gelmemektedir. Ilımlı İslamcı görüntüsünde savaşan rejim düşmanları temizlense bile gene de birçok radikal grup ve IŞİD tehdit olmaya devam edecektir. Yani Rusya çekilirken, burada bölge ülkelerinin söz sahibi olmaya devam edeceğinin farkındadır. Esat ve Putin, aynı çıkarlara sahip değildir. Esat için rejim tartışılmazdır ama kaynakları tükenen Putin, çıkış için bunlardan taviz verecektir. Bu tavizlerin yapılacağı anlaşma ne Esat ne de bölge ülkeleri yapılacak, ABD ve Rusya arasında olacaktır (34). Rusya ile Soğuk Savaş tipi bir konvansiyonel çatışmaya girmek için ortada yeterli neden yoktur. Rusya, Suriye’de ne yaparsa yapsın, sonuçta en iyi pazarlıktan sonra bölgeyi terk edecek, Suriye onun için satranç tahtasının bir parçası olmaya devam edecektir. Esat’ın gitmesi ya da kalması Rusya için olduğu kadar ABD için de çok önemli değildir. Önemli olan Suriye’de istikrarın nasıl geleceği ve IŞİD ile nasıl mücadele edileceğidir. Özetle Türkiye, Suriye’de çatışmaların doğrudan içinde yer almamalı, askeri müdahale için Irak’ta doğru zamanı beklemelidir.

Doç.Dr.Sait Yılmaz
Twitter: @DocDrSaitYilmaz 
ulusalkanal.com.tr


Kaynakça
(1) Fehim Taştekin: Türkiye’nin İD ile Savaşında Gri Alanlar, Al Monitor, (Ocak 19, 2016).
(2) Milliyet: YPG Kritik Üssü Ele Geçirdi, (11 Şubat 2016).
(3) Milliyet: Başbakan Ahmet Davutoğlu: Biraz Bekleyin Göreceksiniz, (12 Şubat 2016).
(4) Murat Yetkin: A Dangerous Escalation on the Turkey-Syria Border, Hürriyet Daily News, (Feb 15, 2016).
(5) David Blair: Vladimir Putin Wants to Destroy Nato: the Syria War May Offer Him the Chance, The Telegraph, (13 Feb, 2016).
(6)Nerdun Hacıoğlu: Rusya Başbakanı: ABD, Rusya ve Hatta Türkiye Dünya Savaşı Çıkmasını Önlemeli, Milliyet, (11 Şubat 2016).
(7)Milliyet: Suriye'de Ateşkes... (12 Şubat 2016).
(8)Bassam Barandi, Sasha Ghosh-Siminoff: Syria's Next Election: A Practical Path Forward, National Interest, (January 25, 2016).
(9) Ari Heistein: ISIS's Fight with Al Qaeda is Making Both Stronger, CFR, (January 7, 2016).
(10)Cameron Glenn: Does Political Islam Have a Future? U.S. Institute of Peace, (January 3, 2016).
(11)Rachel Rizzo: Does the U.S. Overstate the Threat of Terrorism? (Feb 14, 2016).
(12)Maxim A. Suchkov: Russia's Plan for the Middle East, Al-Monitor’s Russia Pulse, (Jan 15, 2016).
(13) Ivan Krastev: Putin Looks for Regime Change in Turkey, Bloomberg LP, (Jan 14, 2016).
(14)Schuyler Moore: Is Saudi Arabia the Next Syria? Diplomat, (January 19, 2016).
(15) Perry Cammack, David Livinston: The Prince and Politics Behind a Saudi Aramco IPO, Carnegie Endowment for International Peace, (January 15, 2016).
(16) İbrahim al-Hatlani: Saudi Arabia Turns to Turkey, Al Monitor, (February 11, 2016).
(17)Joyce Karam: Iran's Plan for Syria Without Assad, Al-Hayat, (December 30, 2015).
(18)Stratfor: How the US Can Get Russia and Turkey to Talk, (January 19, 2016).
(19)Kamal Alam: Why Assad's Army Has Not Defected, RUSI, (Feb 12, 2016).
(20)David Majumdar: Are U.S. Special Forces Facing a Syrian 'Black Hawk Down'? (Jan 22, 2016).
(21)Alexander Kirss: The True Cost of Ending ISIS, National Interest, (December 30, 2015).
(22) Daniel L. Davis: Beware Biden’s ‘Trial Balloon’ on Escalation in Syria, National Interest, (January 25, 2016).
(23)Zalmay Khalilzad: The War Against ISIS After Ramadi, (January 1, 2016).
(24)Daniel L. Davis: Are U.S. Interests in Iraq Any More Secure After Ramadi? (January 10, 2016).
(25) AP: Pentagon Lays Out Plan to Take Power Centers from ISIS, January 13, 2016, 3:47 PM.
(26) Andrew Tilghman: This is the Pentagon's New Strategy to Defeat ISIS, Military Times, (January 14, 2016).
(27) Tilghman: ibid, (January 14, 2016).
(28)Reuters: Dışişleri Bakanı Çavuşoğlu'ndan 'Kara Operasyonu' Açıklaması, (16 Şubat 2016 - 20:59:00).
(29)John Ford: The Long Road to Fallujah and Mosul, Diplomat, (January 26, 2016).
(30) Serpil Çevikcan: Ankara’nın Hareket Tarzı, Milliyet, (12 Şubat 2016).
(31)Daniel L. Davis: The Long Battle for Mosul: Is Iraq Ready? (January 16, 2016).
(32)Gerald F. Hyman: A New U.S. Strategy for Syria, Center for Strategic and International Studies and President of its Hills Program on Governance, (December 28, 2015).
(33)Ted Galen Carpenter: We Defeat ISIS. Then What? Cato Institute, (December 31, 2015).
(34)Paul R. Pillar: Work with the Russians on Syria, Brookings Institution, (February 11, 2016).

Yorum Ekle
İsim
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.
Avatar
aklınıza sağlık! - 10 ay önce
aklınıza yüreğinize sağlık hocam! sadece sorunları değil, çözümü de göstermişsiniz!
Avatar
Yurttaş - 9 ay önce
Muhteşem analiz. Yolunuz açık olsun.