Oy vermenin ötesi


Mehmet Bedri Gültekin

Mehmet Bedri Gültekin

19 Ocak 2016, 15:17

HDP’nin oy oranının 7 Haziran’dan 1 Kasıma yüzde 2.4 oranında düşmesi, hem önemli bir işarettir hem de önemli mesajlar içermektedir.

Kaldı ki HDP’nin gerçek oy kaybı çok daha yüksek oranlardadır. PKK’nın silah tehdidinin olmadığı illerde yüzde 45’e varan oy kaybı bu gerçeğin kanıtıdır.

Bu olgunun biricik açıklaması, 7 Haziran seçimlerinden hemen sonra PKK’nın şiddet eylemlerine başlaması ve TSK’nın 24 Temmuz’dan itibaren silahlı bölücülüğe karşı harekete geçerek “Açılım süreci”ni bitirmesidir.

HDP’ye verilen oylar

Bir dizi gelişmenin sonucu olarak önemli bir yurttaş kitlesi, 7 Haziran seçimlerinde HDP’ye oy verdi. AKP’nin açılım politikası ile bölgeyi PKK’ya terk etmesi, askerin kışlaya, polisin karakola hapsedilmesi, PKK’nın fiili koalisyon ortağı olması ve arkasındaki ABD ve AB desteği, AKP’nin Türk milletini dağıtarak Ortaçağ’a ait etnik ve dinsel kimlikleri yeniden canlandırma gayretleri ve Kürt yurttaşlar içinde etnik milliyetçiliğin ideolojik etkisinin yayılması; bütün bu etkenlerin sonucunda yüzde 10 civarında seçmen kitlesi “Kürtlerin Partisi” diyerek HDP’ye oy verdi.

Tabi bir de “ne olursa olsun yeter ki Erdoğan gitsin” at gözlüğünü takanlar vardı.

Ama HDP’ye oy veren Kürt milliyetçiliğinin etkisindeki yurttaşlar, Türkiye bölünsün diye değil, “Türkiye’nin bütünlüğü içinde bizim de partimiz olsun” diyerek oy verdiler

PKK’nın 7 Haziran’dan hemen sonra şiddet eylemlerine başlaması, Güneydoğu’nun bazı yerleşim yerlerinde Suriye – Irak manzaralarının yaşanması ise bölünme tehlikesini ciddi bir ihtimal olarak HDP’ye oy veren Kürt yurttaşın önüne koydu.
1 Kasım’da alınan sonuçlar ise HDP seçmeninin kayda değer bir kısmının “Oy vermeye evet ama iş şiddete başvurmaya ve bölünmeye gelince hayır” dediğini ortaya koyuyor.

Gerçekte “hayır” diyenlerin oranı çok daha yüksektir ve bugün seçim yapılsa HDP’nin baraj altında kalacağı kesindir.

Bölünmenin maliyeti

Bölünme sürecinin ve ayrılmanın Kürt yurttaşlar açısından çok büyük toplumsal, sosyal, ekonomik ve siyasal sonuçları, ağır maliyetleri olacaktır.

Bundan dolayı bölünmenin ne anlama geldiğini, hiç kimsenin şüphesi olmasın, Kürt yurttaşlarımız herkesten daha çok görmektedir.

Onun içinPKK’nın silah tehdidinin ortadan kaldırıldığı koşullarda bir referandum yapılsa, Hakkari ve Şırnak gibi illerde bile yurttaşların çoğunluğu ayrılıktan değil birlikten yana oy kullanacaktır.

1 Kasım’da alınan seçim sonucunu bir de bu açıdan okumak gerekir.

Hayatın bazı gerçekleri vardır. Örneğin Türkiye’nin bütünlüğü içinde bölge insanının ulaştığı refah düzeyi ile ayrılık durumundaki ekonomik gerçeklik arasındaki farkı, büyük bilimsel araştırmalar yapmasa da herkes kendi hayatından hareketle tespit edebilir.

Bölge ekonomisinin gerçekleri

Birleşmiş Milletler Türkiye eski Kalkınma Müdürü Bartu Soral, HDK’nın Diyarbakır’da topladığı Özerklik Kongresi’nden sonra ODA Tv’den Şenol Çarık’la yaptığı röportajda, “özerklik” veya “ayrılığın” bölge insanı açısından ekonomik bakımdan ne anlama geleceğini rakamlarla ortaya koydu.

Buna göre örneğin Gaziantep ve Kilis hariç Doğu ve Güneydoğu’daki 21 ilin toplam vergi geliri yüzde 1.8 iken genel bütçeden bu illere ayrılan pay yüzde 11, illerde ayrıca yapılan harcamalar da bu rakama eklendiği zaman yüzde 16 rakamına ulaşılıyor.

Örneğin Hakkari genel bütçeden 100 lira almaktadır, buna karşılık 2 lira vergi ödemektedir.

Petrol, su gibi yer altı ve yerüstü zenginliklerinden devletin aldığı pay ise bütçe gelirlerinin yüzde 1’i kadardır.

Özetle Türkiye Coğrafyasının yüzde otuzunu, nüfusunun yüzde 20’sini barındıran Doğu ve Güneydoğu illerinin milli gelire katkısı yüzde 9.5’tur.

Gene Türkiye’de kişi başına ihracat ortalaması 2bin 16 dolar iken bölgede kişi başına düşen rakam sadece 397 dolardır. Benzer rakamlar ithalat için de geçerlidir.

Kürtler, Cumhuriyet’in kazanımlarına sahip çıkacak

Bartu Soral’a göre bu rakamların ortaya koyduğu gerçek şudur:

“Özerklik olsun, Bölgenin ekonomik kaynaklarını Özerk Yönetim kontrol etsin” diyen HDK’nın istediği olursa, bölge halkının şu andaki yaşam düzeyini koruyabilmek için halkın ödediği vergilerin 8 misli artırılması gerekmektedir.

Herşeyi bir yana bırakalım. Böyle bir durumu kabul edecek halk da yoktur. Ayrıca bunu uygulayabilecek bir yönetim de yoktur.

Kürt yurttaşlarımız Türk Milletinin bir parçası olarak, Türkiye Cumhuriyetinin bütünlüğü içinde ekonomik, toplumsal, sosyal ve siyasal açıdan elde ettikleri kazanımları, emperyalizm tarafından körüklenen etnik milliyetçiliğin süslü boş vaatlerine feda etmeyeceklerdir.

1 Kasım seçimlerinin sonuçlarına bir de bu gerçeğin ışığında bakmakta yarar vardır.

Mehmet Bedri Gültekin
ulusalkanal.com.tr

Yorum Ekle
İsim
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.