Oynama şıkıdım şıkıdım


Levent Kırca

Levent Kırca

08 Haziran 2014, 11:36

Bay Tayyip bildiğini okumaya devam ederken, bizler de şaşkınlığımızı sürdürüyoruz.

"En Başbakanımız", şahsen bir mizahçı olarak bana malzeme olmayı sürdürüyor. Allah razı olsun, kendisi çok değişik bir malzeme. Ülke olarak değilse de, ben çok memnunum kendisinden. Çünkü, zaman zaman da olsa biz mizahçılar konu sıkıntısı, malzeme sıkıntısı çekeriz, çektiğimiz olmuştur. Ben ki söylemesi ayıp, 21 yıl "Olacak O Kadar" programını yapıp, "Guinness Rekorlar Kitabı"na girmişim. Bir mizahçı için, "en başbakan" bulunmaz bir nimet. "Olacak o Kadar"ın son bölümlerinde kendisini bir hayli oynamıştım. Eğer programımı korkup yayından kaldırmasaydı, en çok oynanan, hicvedilen başbakan unvanını alacak, belki o da "Guinness Rekorlar Kitabı"na girecekti. Belki de bana, o kitapta aynı sayfada olma şerefini bahşedecekti. Evet, Bay Tayyip Başbakan, hatta "En Başbakan". Ama, iyi niyetle söylüyorum. Ben onu başbakan olarak benimseyemedim. Kendisini bir mizah kahramanı olarak görüyorum.

Bazı köşe yazarları onun asabi olduğunu, hatta tedavilik boyutlara geldiğini yazıyorlar. Bazıları yönetim ehliyeti olmadığından söz ediyor. Akıl hastası, affedersiniz, "yarım akıllı" diyenler dahi var. Sıklıkla "yalancı", hatta "çok yalancı" diyorlar. Ülkeye zarar verdiği söyleniyor, yazılıyor. Bunlar, benim basından görüp okuduklarım. Açıkça ifade etmeliyim ki, ben böyle düşünmüyorum. Vatandaşa kötü davranıyormuş, onları dövüyormuş, tekmeliyormuş. Evet, ben de duydum. Hatta gördüm ama inanmadım. İnanamadım. Gözlerime inanamadım. Bir anlık bir heyecana kapılmış anlaşılan.




Soma'ya, acılı vatandaşlarımızın acısını paylaşmaya gitmişti. Orada şehit ailelerinin yakınlarını dövdü, tokatladı ve sakinledi. Bir de, danışman yardımcısı var. Genç çocuk. Baktı ki, başbakanı yalnız kalmış, kahramanca ortaya atılıp takım elbisesine ödediği parayı göz ardı ederek, o canım botlarını bile düşünmeden adeta penaltı çekercesine son derece estetik hareketlerle bir balet gibi, önce polisler tarafından yumuşatılıp hazır hale getirilen acılı vatandaşı şutlaması, kendisini meşhur etmeye yetti de arttı bile...

Bu güzel hareketlerle, hem efendisinin gözüne giriyor, hem gelecek vaat ediyor, hem de ileride ülkeyi "alıştığımız başbakan" konusunda temsil edeceğini gösteriyordu. Yani kendisi bir bakıma, geleceğin başbakanıydı. Vatandaş itiliyor, tekmeleniyor, gözaltına alınıyor, işkence görüyor, dövülüyor, çocuğu öldürülüyor. Öteki yavrusu, dağa kaçırılıyor. Alıştı buna. Allah muhafaza bizim en komik, "en başbakanımıza" bir şey olsa, hakkın rahmetine kavuşup öteki tarafı tekmelemekle görevlendirilse, bu taraf ne olacak? Artık bu tarafta tekmelenmeye alışmış vatandaşı kim tekmeleyecek? Uzağa gitmeyelim arkadaşlar. Aradığımız kişi, başbakan ikinci danışmanı, bu şahıstır. Bize alışkanlıklarımızı yaşatacak, belimize, sırtımıza tekme atacak, kemiklerimizi kıracak kişi budur. Hamamda göbek taşında kese masaj yaptırıyorsunuz. Göbek taşında bu hareketlere maruz kalıyorsunuz ve adam kolunuzu, bacağınızı kırdığında ona; "Allah razı olsun" deyip, bir de para ödüyorsunuz. Üstüne üstlük eşe dosta da tavsiyede bulunuyorsunuz. "Şengül Hamamı'nda bir tellak var. Elleri ayakları dert görmesin, kemiklerimi kırdı vallahi" diyorsunuz. Demiyor musunuz? İşte bu başbakan ikinci danışmanı size bu hizmeti sokakta sunuyor. Hem de ücretsiz. Beliniz, sırtınız ağrıdığında mahalle arasında bir çıkıkçıya gitmez misiniz? O sizin belinizi yerine oturtmaz mı? Bu arkadaş da bunu yapıyor.

Bu sıralar, benim de belimden zorum var. Acaba bu danışman evlere geliyor mudur servise? İkinci danışman,vatandaşı tekmelemeyerek en başbakanın gözüne giriyor. Başbakan hazretleri kendisini makamına çağırıp ikinci danışmanlıktan birincisine terfi ettirirken, kendisini alnından ıslak bir öpücükle mühürlüyor. Danışman duyduğum kadarıyla o günden beri yüzünü yıkamıyormuş ki, alnından "en başbakanın" dudak izleri silinmesin diye. Başbakan kendisine bundan sonra; "Tekmecibaşı yaptım seni" demiş. "Zamanında nasıl ki, Osmanlı Tokadı meşhur, bundan sonra biz bu geleneği "Osmanlı Tekmesi" olarak devam ettireceğiz" demiş. Osmanlı Tokadı vuranlar, ellerini ıslak küplere tokatlayarak geliştirirlermiş. Bizim danışman da tekmelerini kuvvetlendirsin diye her gün tekmelenecek vatandaş getirilip, ayaklarının dibine atılıyormuş. Bundan kelli danışmanımızın performansı, daha iyi olacak anlaşılan.

Başbakan danışmanımızın alnına busesini koyarken, şunları da ifade etmiş. "Ben sana bu öpücüğü boşuna kondurmuyorum. Hem de alnına. 3500 korumama rağmen, senin bu performansın takdire şayan. Alnına, alt ve üst dudağını yapıştırarak seni mühürlüyorum. Bu başarın sürdükçe, benim de öpücüklerim devam edecek. Bilirsin dudaklarım etlidir" diye de ilave etmiş. Şahsen ben de, en başbakanın alt dudağını beğenirim. "Yarım baldudak" denir böyle dudaklara.

Saat mevzusu

Herkes değerli bakanımızın kendi kendine satın aldığı, yedi yüz milyarlık kol saatine taktı. O da altta kalmıyor, saatli kolunu diğer elinin içine yumruk yapıp koyarak; "Alın size saat işareti" yapıyor. Tabii ki herkes bu işareti yapamaz. Bir kere, bu işaret vatandaşa yapılıyor. İkincisi, bakan tarafından yapılıyor. Bunu herhangi birisi kolundaki üç kuruşluk saatle yapamaz. Şahsen benim de trilyonluk saatim olsa, aynı hareketi bende çekerim.

Bakan bana sorsa dese ki; "Söyle bakalım ben kaç paralık adamım?" Derim; "Sen bir trilyonluk adamsın." O da bana; "Ulan sanatçı bozuntusu, benim sadece kolumdaki saat bir trilyon." Ben de Nasrettin Hoca gibi; "Ben zaten yalnızca saatinize paha biçtim efendim" derim ve mahkeme mahkeme sürünürüm. Saat bakanın koluna yakışmış. Ne var bunda? İnsanlar servetlerini banka kasalarında taşıyor. Bununki, kolunda. Sonra bu adam bakan. Zaman onun için değerli. Saatin şaşmaması gerekir. Bu saat, dakika, geri kalmaz. Hükümet gibi gerici değil bu saat. İleri demokrasiyi gösteriyor. Saati Reza almış. Almışsa almış. Bir arkadaş bir arkadaşa saat hediye edemez mi? Bir de bakan açısından düşünün. Nasıl geri çevirsin Reza'nın aldığı saati. Zaten saat geri gitmiyor. Aralarında ciddi bir ilişki var. Yani dostluk ilişkisi. Reza'ya sorulduğunda; "Seviyorum bakanı" demiş. "Aramızda düzeyli bir ilişki var. Dost olarak yani. Hatta yakında öteki koluna da aynı saatten almayı düşünüyorum. Kafamı bozmayın. Gerekirse ayak bileklerine de alır takarım" demiş. Valla, alan razı, devlet razı, bize yemiş yemek düşer.

Şu Reza'yla beni bir tanıştıran olsa, ben de onun yakın arkadaşı olsam, acaba aynı saatten bana da alır mı? Yok... yok... vazgeçtim. Karşılık vermek gerekir. O zaman benim de Reza'ya takmam gerekebilir. Yani, saat olarak. Bu arada bakanımızın gündüz saate baktığı yetmiyor, geceleri de uyurken gözünü kırpmıyor, sabaha kadar saati seyrediyormuş, dakikası dakikasına. Karısının da; "Ara sıra başını saatten kaldır da, birazda benim yüzüme bak" dediğini duyanlar olmuş. Bakan, banyoya da saatle giriyor, duşta sürekli gözünü saatten ayırmıyormuş. Bu nedenle, yere sabun düşse eğilip almıyormuş. Bunu da Sular İdaresi'nden bir arkadaş söyledi.

Haziran

"Haziran" oyununun provalarındayız. 12'sinde İzmir'de başlıyoruz oynamaya. Başbakan hazırlıklı olsun. Alıştığımız soruşturmalar sürmeli. Polis, oyunlarımızı önceki oyunumuzda olduğu gibi kamerasıyla gelip çekmeli. İfadem alınmalı. Bu arada, bir de önerim olacak ''en başbakanımıza''; "Çeke çeke polis baya filmci oldu sayemde. Bence, 'Polis Filmleri Festivali' düzenleyelim. Acaba, Eczacıbaşı sponsor olur mu?

Haa... bu arada oyun bu kez müzikal. Müzikleri, Ayla Çelik, aranjesini ise Orhan Sancak yaptı. İnanılmaz güzeller.

Levent Kırca
ulusalkanal.com.tr


Yorum Ekle
İsim
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.
Avatar
esin çelik - 2 yıl önce
merhaba ulusal kanal