Özerklik Kürtlere ne getirir?


Fikret Akfırat

Fikret Akfırat

24 Nisan 2014, 13:01

PKK ne istemektedir? Özerklik istediği biliniyor. Daha önemlisi, 2009 yılından itibaren yoğunlaşan Erdoğan-MİT-Öcalan, MİT-Kandil görüşmelerinin merkezinde “özerklik” meselesinin bulunduğu bugün bütün yönleriyle açığa çıkmıştır. Oslo tutanakları ve Öcalan-BDP heyeti görüşme kaydında ayrıntılarıyla var.
Eğer Anayasa girişimi karaya oturmasa, hem Başkanlık sistemine hem de eyalet sistemine geçiş sağlanacaktı. Olmadı fakat, PKK/BDP, AKP Hükümeti'nin yasalaştırdığı BM İkiz Sözleşmeleri, Avrupa Yerel Yönetimler Özerklik Şartı, Kalkınma Ajansları uygulaması ve Kamu (Yerel Yönetimler) Reformu ve son yerel seçimlerde uygulanan Bütünşehir yasasını, özerklik için uygun zemin olarak görüyor.
PKK'nın hedeflediği özerklikte eğer amaç Kürtlerin kendini yönetmesiyse, peki bu nasıl uygulanacak?

Kaynaşma ve Türkiye ile bütünleşme

Biraz geriye dönüp, karşı karşıya olduğumuz tabloyu inceleyelim:

Cumhuriyet tarihimizde Kürtlerin durumunu üç dönemde incelemek mümkündür. Birinci dönem; kurtuluş ve kuruluş dönemidir. Bu dönemde, Misak-ı Milli, Türk ve Kürt unsurların yaşadığı topraklar gözönünde bulunarak hazırlanmıştır. Bu toplumsal yapı üzerinde Atatürk'ün “Türkiye Cumhuriyeti'ni kuran Türkiye halkına Türk milleti denir” kavramsallaştırmasıyla tek millet olma yolunda adımlar atılmıştır. İkinci dönem, farklı dönemlere ayrılabilecek olmasına karşın esas olarak 1980'e kadar olan dönemdir. Bu süreç boyunca Türkiye'de kentleşmeye paralel, kırdan kente göçün bir parçası olarak Kürt kökenliler de Türkiye'nin büyük illerine göç ettiler.
Bu dönemde göç eden Kürtler esas olarak, etnik aidiyet duygusunu korumakla birlikte Türk kökenlilerle kaynaştı ve Türkiye ile bütünleşti. Bu süreci, PKK eylemlerinin yoğunlaştığı ve bu eylemler vasıtasıyla Kürt yoksul kitlelerinin etnik temelde politikleştiği 1990'ların başına kadar uzatmak mümkündür.

Dönüm noktası 1980

24 Ocak 1980 kararlarıyla Türkiye ekonomisinin dünya ile bütünleşmesi ve liberal ekonomi politikaları temelinde devletçilikten adım adım vazgeçilmesi Kürt meselesi açısından da bir dönüm noktası niteliğindedir. Bu ekonomi politikaları ancak eli sopalı bir rejimle uygulanabilirdi ve 12 Eylül askeri müdahalesi geldi. 12 Eylül rejiminin en has uygulayıcısı olarak Turgut Özal'ın işbaşında olduğu 1990'ların başına kadar 10 yıl boyunca, Türkiye, Ordusu başta olmak üzere devlet kurumlarının ve toplumun neo liberal politikalar temelinde dönüşümünü yaşadı. Bu dönüşümden en fazla pay alan kesimlerin içinde, yoksullaşma, baskı, göç ettirmeyle Kürtler de yer aldı.

Kürtler Türkiye'nin batısında

1990'lardan sonra artık başka bir tablo karşımıza çıkmıştır. Bir yandan PKK'nın silahlı eylemleri diğer yandan devlet güçlerinin buna karşı bastırma tedbirleri nedeniyle Türkiye'nin büyük kentlerine dalga dalga Kürt göçü yaşanmıştır. Kürt kitlelerinin etnik talepler temelinde politikleşmesinde, 12 Eylül rejiminden başlayarak Amerikancı iktidarların baskıcı yöntemleri (köy boşaltmalar, PKK ile Kürtleri eşitleyen anlayışlar, demokratik/kültürel hakların engellenmesi vb. gibi) belirleyici önemdedir. Sıcak çatışma nedeniyle ülkede kutuplaşma artmıştır. Yeni göç edenlerin kent kıyılarında yoğunlaştığı gettolaşma sözkonusudur. Kentlerde artık Kürtler deyince, bu gettolarda oturanlar akla gelmektedir.

AKP-PKK işbölümü ve Kürdü Türk'ten koparmak

Oysa, nüfus olarak bakıldığında Kürt kökenliler gettolardan çok kentin değişik bölgelerinde Kürt olmayanlarla iç içe yaşamaktadır. Bunlar, tüccardır, esnaftır, sanayicidir, mühendistir, mimardır, işçidir, memurdur vb. ABD'nin “Kürt uzmanı” Henri Barkey'in deyişiyle “dünyada Kürtlerin nüfus olarak en çok yaşadığı yer İstanbul'dur.”
Türkiye'de son CIA analizine göre Kürtlerin nüfus içindeki oranı yüzde 18'dir. Yaklaşık 15 milyona denk gelen bu nüfusun büyük çoğunluğu Türkiye'nin Batı illerinde yaşamaktadır.
PKK'nın hedefi etnik temelli özerkliktir. Bir sonraki aşama federasyon, daha sonra ise Irak, Suriye ve İran'daki Kürt bölgeleriyle birleşerek bağımsızlığı hedeflemektedir. Özerklik programı Kürtlerin yaşadığı Batı illerinde nasıl uygulanacaktır? Anadilde eğitim, anadilde kamu hizmeti gibi talepler, çoğunlukla Türkle kaynaşmış, Türkiye ile bütünleşmiş olan Kürdü, yaşadığı yerden koparacak sonuçlar yaratacaktır. Bu atmosferde aynı mahallede oturan Kürt kökenli çocuklar Kürt okuluna gittiğinde ne olacak? Mahallesinden, eşinden, dostundan, komşusundan kopacak! Bu ortamda Kürt manavından, bakkalından, kasabından, marketinden alışveriş yapmaya zorlayacak bir zemin gelişmektedir.

Kürtlerin çıkarı

Etnik temelli özerklik Türkiye'de Batı illerinde yaşayan Kürtlerin nesnel olarak menfaatine değildir. Kürtlerin, demokratik/kültürel haklarını büyük ölçüde elde ettiği açıktır. Kürtçe televizyon, radyo yayını, basın/yayın, kültürel faaliyet serbesttir. Türkiye'deki bu toplumsal gerçeklik nedeniyle, PKK'nın bugün savunduğu, AKP'nin de açıktan olmasa bile adım adım hayata geçirdiği özerklik, anadilde eğitim, anadilde kamu hizmeti vb. politikalar temelindeki uygulamalar, Kürtleri toplumsal, ekonomik, siyasal düzlemde Türkiye'den koparma amacından başka bir sonuç vermez. Bu kopuşun sancılı olacağı, uzun süreli gerginlikler, çatışmalar yaratacağı açıktır.
Bütün bu tablo şu gerçeği ortaya çıkarmaktadır: AKP ve PKK, ABD'nin Büyük Ortadoğu Projesi çerçevesinde rollerini oynamaktadır. AKP, milli devleti dağıtan ve milletin çözülmesine neden olan uygulamalarla 12 yıldır işbaşında. PKK ise, Kürdü Türkten koparan bir program ve eylem çizgisi izlemektedir.
Erdoğan-Öcalan görüşmeleri, ABD'nin Ortadoğu çıkarları temelinde Kürtleri Amerikan piyonu yapma projesidir. Ancak, ABD Ortadoğu'da gerilemektedir ve bu nedenle “Kürt projesi”ni gerçekleştirmekte zorlanmaktadır. Kürt kökenli Türkiye Cumhuriyeti yurttaşlarının çıkarı, Amerikan projelerinde figüran rolü üstlenenlerin planında sonu belirsiz maceralara girmekte değil, Türkiye'nin bağımsızlığı ve bütünlüğünü sonuna kadar savunmak ve bu amaç için mücadele etmekten geçer.


Fikret Akfırat
ulusalkanal.com.tr


Yorum Ekle
İsim
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.