banner863

Rasih Nuri İleri’yi uğurlarken


Arslan Kılıç

Arslan Kılıç

08 Aralık 2014, 20:53

Türkiye sosyalist hareketinin belleği ve 75 yıllık emektarı Rasih Nuri İleri ağabeyi 6 Aralık 2014 Cumartesi günü kaybettik.

75 yıl içinde yaptığı hizmetlere ve bize bıraktıklarına baktığımızda, fiziken aramızdan ayrılsa bile, Rasih ağabey, yeryüzündeki bütün insanların “Yaşamak güzel şey be kardeşim” (Nazım Hikmet) diyeceği bir dünya için mücadele eden kuşaklarla birlikte olmaya devam edecektir.

60’larda yetişen kuşakla Şefik Hüsnü,
Reşat Fuat kuşağı arasındaki halka

Rasih abi, bizim kuşağı (1960’lı yılların devrimcilerini), Türkiye sosyalist hareketinin bizden önceki kuşaklarına bağlayan halkadandı. Bizlere, Reşat Fuat Baraner’ler, Hikmet Kıvılcım’lılar, Mihri Belli’ler ile birlikte, 1960 öncesindeki 45 yıllın deneyimlerini ve devrimci geleneklerini aktardılar.

16 Ağustos 2011’de kaybettiğimiz Mihri Belli’den sonra Rasih Nuri İleri’yi de kaybetmemizle, 1960’lı yıllarda yetişmiş sosyalistlerin öğretmeni olmuş kuşağın son temsilcilerinden biri daha aramızdan ayrılmış oldu.

Tarih bilincine dayanan inanç ve ümidin devrimcisi
Rasih Nuri İleri, 94 yıllık yaşamında Sosyalizm’de sebatın simge adlarından biri oldu. 12 Mart ve 12 Eylül’ün karanlık ve faşist baskı günlerinde olsun; dünya kapitalizminin altı koldan, ama en çok da “altıncı kol”u oluşturan döneklerle saldırıya geçtiği “Küreselleşme” azgınlığı yıllarında olsun, sistemden ve uşaklarından tiksindi; ama asla yılgınlık ve ümitsizliğe kapılmadı.

Onun Sosyalizm’e ilişkin inancı ve ümidi, bilimsel bilgiye, ama özellikle de derin bir tarih bilincine dayanıyordu. O bilinç, Tevfik Fikret’lerin,“Sabah olacaktır, sabah olur/ Geceler tulû-i haşre kadar sürmez” diye dile getirdiği; Nazım Hikmet’lerin, “Bizim kuvvetimizdeki hız / ne bir din adamının dumanlı vaadinden / ne de bir hülyanın gönlü yakışındandır / O yalnız / tarihin o durdurulmaz akışındandır” dizeleriyle anlattığı bilinçti.

Türk devriminin Jön Türk ve Kemalizm damarı,
Türkiye sosyalizminin milli beslenme kaynaklarındandır

Rasih Nuri İleri, 94 yıllık yaşamının 75 yılını sosyalist olarak yaşadı. Ama asla, Türk devriminin milli-demokratik köklerinden kopmadı. Bu anlamda yaşamı boyunca her zaman, bir sosyalist olarak, Kemalist Devrimi ve Jön Türk devrimciliğini de sahiplendi ve savundu. Türk devrimciliğinin bu Jakoben damarını, Türkiye sosyalizminin milli “beslenme kaynakları” içinde gördü.

Atatürk ve Komünizm
kitabı, evet, bir yanıyla Türk-Sovyet ve Lenin-M. Kemal ilişkileri tarihidir. Ama bu değerli incelemenin özünü, Atatürk’ün sosyalizme ilişkin bakış açısı ve değerlendirmelerinin tahlili oluşturur.

Kitapta, Milli Kurtuluş Savaşı ve Cumhuriyet Devrimi’nin önderi Mustafa Kemal Paşa’nın, sosyalizmin insanlık ve 1920-30’ların Türkiye’si bakımından ifade ettiği anlama ilişkin düşünceleri, bütün açıklığı ile anlatılmıştır.

Atatürk’ün bu düşünceleri, Atatürksüz yılların sansürlü düşünceleridir. Atatürk’ten sonra gelen ve çoğu da kendini Atatürkçü olarak tanımlayan Türkiye Cumhuriyeti yöneticileri, tarihçileri ve akademisyenleri, özellikle Soğuk Savaş yıllarında, Atatürk’ün sosyalizm ve Sovyetler Birliği ile ilgili görüşlerini halktan gizlemişlerdir.

Bu gizleme için çeşitli gerekçeler üretilmiş; ama niçin gizlendiği tartışılırken hiçbir zaman gerçek gerekçe açıklanmamıştır. Gerçek gerekçe, Atatürk’ten sonra Türkiye’yi yönetenlerin, onun devrimciliğini sürdürmek bir yana, o devrimcilikten korkar hale gelmiş olmalarıdır.

Atatürk’ün halktan gizlenen görüşlerini açığa çıkardı
Açıklanan gerekçelerden en ünlüsü ve yaygını, İsmet Paşaya (İsmet İnönü’ye) ait olanıdır; daha doğrusu İsmet Paşa tarafından dile getirilenidir.

İnönü’nün gerekçesi kitapta ilginç bir İnönü anısı ile anlatılmaktadır. Kitabın Mayıs 1969’da yapılan ilk baskısını alıp okuyan CHP’nin o zamanki Senato Grup Başkanvekili Fikret Gündoğan İsmet Paşa’ya, “Kurtuluş Savaşı komutanlarının Bolşevizme dair tutumu konusunda kitapta yazılanlar doğru mu?” diye sorar. Aldığı yanıt, tipik bir İnönü tutumunu yansıtır: “Doğru olmasına doğru, ama sırası mı şimdi bunları yazmanın?” Bu yanıtın yansıttığı tutum, aynı zamanda Atatürk’le İnönü arasındaki farkı da yansıtmaktadır.

Atatürk’ün silah arkadaşı İsmet Paşa, 2. Dünya Savaşı sonrasında tercihini Atlantik kampından yana yaparken, aynı zamanda Atatürk’ün devrimciliğinden de kopmuştur. Bu kopma Soğuk Savaş yıllarında, Atatürk’ün devrimci görüşlerinden ve bu görüşlerin halk tarafından öğrenilmesinden korkmaya dönüşmüştür. Üstelik sadece sosyalizm ve Sovyetler Birliği ile ilgili görüşlerinin öğrenilmesinden değil; laiklik, din, bağımsızlık, emperyalizm konularındaki görüşlerinin bilinmesinden de korkulmuştur.

Atatürk ve Komünizm kitabında, Atatürk’ün, “heykel Atatürkçüleri”nin korktuğu sosyalizm ve Sovyetler Birliği ile ilişkiler konularındaki görüşleri derlenmiştir.

TKP’nin trajedisi
Kitapta incelenen önemli konulardan biri de, Kemalist Devrim’in sürdüğü yılların Türkiye’sinde, TKP tarafından temsil edilen sosyalist hareketle Kemalist rejim arasındaki ilişkilerde yaşanan sorunlardır.

Rasih Nuri İleri kitabında bu ilişkiyi oldukça nesnel bir tutumla irdeliyor. Bu konuda TKP’nin yaşadığı trajediyi, ki çok tipik örneğini Nazım Hikmet’in yaşadıkları oluşturur, çok isabetli bir şekilde açıklıyor.

Benimsediği devrim stratejisi bakımından, 1920-30’ların Türkiye’si için TKP de üç aşağı beş yukarı Kemalist Devrim’in programını savunuyordu. Fakat TKP, devrimin kesintisiz olarak sürdürülmesinin ve hedefine ulaştırılmasının güvencesini, temsil ettiği emekçi sınıfın öncülüğünde görüyordu. Bu görüş, tarihsel olarak doğruydu, ama 1920-30’ların Türkiye’sinde bu doğru görüşün pratiğe dökülmesini sağlayacak bir işçi sınıfı yoktu. Nesnel durumu bakımından da, öznel bilincini yaratacak mücadele deneyimi bakımından da…

TKP’nin trajedisi de bu noktada başlıyordu. TKP’nin “devrime işçi sınıfının önderlik etmesi” isteği ile Türkiye işçi sınıfının o yıllardaki nesnel durumuna ve öznel bilincine bağlı gücü arasında büyük açıklık vardı. Trajediyi yaratan birinci çelişme buydu.

İkincisi, Cumhuriyet Devrimi’ne önderlik eden ve elinde iktidar gücünü de bulunduran sınıf (milli burjuvazi), ilk yıllardaki soluğu tükense de, Atatürk yaşadığı sürece ve özellikle Mahmut Esat’ların, Reşit Galip’lerin temsil ettiği daha devrimci kanadı ile, devrime öncülük etmeye devam edebiliyordu. Bu durumda, TKP’nin milli demokratik devrime öncülük etme siyaseti, Cumhuriyet’in “devrimci” sınıfının gücü ve hala sürdürdüğü öncülüğü ile işçi sınıfının zayıflığı arasında sıkışıyordu. Kemalist rejimle TKP, aynı programın, rakip ama güçleri eşit olmayan savunucuları olarak karşı karşıya geliyorlardı.

Bu karşı karşıya gelişte, TKP’nin Komintern üzerinden Sovyetler Birliği desteğine sahip olması, Kemalist rejimin onu öncülük rekabetinde ciddiye almasına ve saf dışı etme ihtiyacı duymasına yol açıyordu. TKP sık sık, bir çeşit, “fikri iktidarda, kendisi içerde” durumuna düşüyordu. Bu nedenle TKP ve tipik örnek Nazım Hikmet, Kemalist rejim tarafından hapse atılmalarına rağmen, emperyalizme ve imparatorluk artığı feodal güçlere karşı Kemalist Devrimi savunmaktan geri durmuyorlardı.

Cumhuriyet Devrimi’nin öncüsü olan sınıfın, daha 1940’lara girerken soluğu ve enerjisi tükenmişti, ama iddiasına sürdürüyordu. 2. Dünya Savaşı sonrasında ise, artık devrime öncülük diye bir iddiası da kalmamış, tutuculuğun ve giderek gericiliğin bayrağını açıktan kaldırır olmuştu. Bu ayrı ve uzun bir konu…

TİP’teki saflaşmada Rasih Nuri İleri
Rasih Nuri İleri, TİP içinde 1960’larda yaşanan saflaşmada, Şefik Hüsnü, Reşat Fuat, Hikmet Kıvılcımlı’lar tarafından geliştirilen devrim stratejisi ve programını (MDD’yi) savundu. Bu konuda, Mihri Belli ve Hikmet Kıvılcımlı ile birlikte o yılların genç devrimcilerine öğretmenlik ve öncülük yaptı.

TİP içinde bu konuda yürütülen mücadeleyi, Türkiye İşçi Partisi’nde Oportünist Merkeziyetçilik (1968-1969) ve Mihri Belli Olayı adlı kitabında anlattı.

“Ergenekon Balyoz yurtseverleri çıkmadan ölmeyeceğim”
Rasih Nuri İleri, 2008’de başlatılan ve esas olarak İşçi Partisi ile TSK’yi hedef alan Ergenekon, Balyoz tertiplerine, hiç tereddüt etmeden karşı çıktı. Bu tertiplerin, Türkiye’nin emperyalizme karşı milli direncini kırmak için ABD ve işbirlikçileri tarafından düzenlendiğini söyledi.

Bu konuda Batı destekli irtica ve CIA-Gladyo medyası tarafından estirilen “darbeciler”, “derin devlet”, “faili meçhuller” temalı psikolojik savaşın davulunu döven neosolu ve PKK kuyrukçusu “sol”u kınadı.

Ergenekon, Balyoz tertipleri ile ilgili bu değerlendirmelerini, kendisiyle 2013 yılı Ağustos ayında yaptığımız ve “Türkiye İşçi Çiftçi Sosyalist Fırkası’ndan TKP’ye giden süreç”i konuştuğumuz söyleşide, bir kere daha ve altını çizerek tekrarladı. O gün, “Doğu Perinçek ve tutuklu diğer devrimci ve vatanseverler çıkmadan ölmeyeceğim” dedi ve bu sözünü tuttu. Tahliyelerden sonra Doğu Perinçek’in ziyaretine gittiği kişiler arasında ilk sıralarda Rasih Nuri İleri vardı.

ABD patentli “açılım”lara ve PKK kuyrukçuluğuna karşı çıktı
Aynı şekilde, devrimcilerin ve yurtseverlerin bu tertiplerle elinin kolunun bağlanmasından sonra (2009’da) başlatılan ABD patentli PKK açılımlarına da, hiç tereddüt etmeden karşı çıktı.
Kürt sorununun, Türkiye’nin birliği temelinde bir milli ve demokratik devrimle çözüleceği görüşünde ısrar etti.

Ağustos 2013’deki söyleşide, 1990’dan sonra Türkiye sosyalist hareketini hiç değilse bir kesimiyle PKK’nin kuyruğuna takan neosolcuları da eleştirdi. Onların bu tutumunun sosyalizm adına bir yüz karası olduğunu belirtti. “Sosyalistlerin kendi bağımsız Kürt siyaseti vardır ve olmalıdır. Bu konuda hiçbir zaman sorunu ve çözümünü önce PKK’ye havale edip, sonra da onun kuyruğunu takılma tutumunu benimseyemezler” dedi.

“Deniz asla Ertuğrul Kürkçü olmazdı”
Söyleşide hazır bulunan 68 Gençlik Hareketi liderlerinden, DÖB (Devrimci Öğrenci Birliği) günlerinde Deniz Gezmiş’le yakın mücadele arkadaşlığı yapmış Mustafa Zülkadiroğlu tam bu noktada kendisine sormuştu: “Deniz olsa ne yapardı bu konuda Rasih ağabey?”

Yanıt, “AB kontenjanı”ndan PKK’yi sol gösterme memurluğuna atanmaya ve karşılığında mebuslukla “ödüllendirilme”ye gönderme yapan, “kurşun gibi ağır” bir tokattı: “Deniz asla Ertuğrul Kürkçü olmazdı!”

Türk devriminin belleği
Yazının girişinde Rasih abi için, “Türkiye sosyalist hareketinin belleği” dedim. Evet, adeta bir devrim müzesi olan evinde, Türkiye sosyalist hareketinin yaklaşık 110 yıllık tarihinin kimsede olmayan, hiçbir arşivde bulunmayan belgeleri vardır: Kitaplar, broşürler, dergiler, gazeteler, bildiriler, fotoğraflar, resimler, afişler vb... Bu yüzden Rasih Nuri İleri'nin sosyalistler arasındaki bir adı da "Arşivci" idi. Ayrıca, kendisi de bu tarihin bir parçası ve canlı tanığı idi.

Ailesinde, Kurtuluş Savaşı ve Cumhuriyetin önde gelen kadroları arasında yer almış çok sayıda idareci, asker, diplomat, akademisyen, gazeteci, sanatçı, aydın vardı. Bu nedenle evinde, aynı zamanda Cumhuriyetin 1950’lere kadar olan dönemine ait çok sayıda imzalı fotoğraf, tablo, gazete kesiği, kitap, broşür, özel belge de bulunuyordu.

Tünel’deki (Beyoğlu) Doğan Apartmanında bulunan ev, sadece sosyalistlerin değil; aynı zamanda Türkiye sosyalist hareketi veya Türkiye’nin yakın siyasi tarihi üzerine araştırma yapan gazeteci, televizyoncu, tarihçi, siyasetbilimcilerin de uğrak yeriydi.

Güle güle Rasih abi…


Arslan Kılıç
ulusalkanal.com.tr


Yorum Ekle
İsim
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.
Avatar
SYDNEYDEN TURAN - 2 yıl önce
gule gule denizlere selam soyle.