banner863

Şah İsmail, Şii miydi?


Rıza Zelyut

Rıza Zelyut

10 Ocak 2016, 16:43

Türkiye son beş yılda politikasını tarafsızlıktan koparttı ve Sünni eksenli siyaset izlemeye başladı. Böyle olunca da İslam dünyasında eskiden beri var olan Sünni-Şii çekişmesinde taraf haline geldi. Hatta ABD’nin hoşuna gitmek için Suudi Arabistan ile birlikte bir Sünni cephe oluşturmaya karar verdi.

Dikkat ediniz: Bugünkü İslam dünyasındaki Sünni devletler, daha doğrusu bu devletleri yöneten politikacılar ABD’nin eteğine yapışmıştır. Şii devletler ve örgütler ise ABD ve İsrail’e karşıdırlar.

Türkiye’yi Şii karşıtlığı üstünden ABD’ye yamayan politika aslında Türkiye’nin değil; Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan’ın özel politikasıdır.

Şii-Sünni zıtlaşması üzerine kurulan politika da stratejistlerin tümünün iyi bildiği gibi; İsrail’i koruyan bir politikadır.

İşte bu Amerikancı Sünni politikanın halk tarafından kabul edilmesi için; Şii düşmanlığını parlatmak biçiminde bir kurguya ihtiyaç bulunmaktadır.

Yandaş Medya dediğimiz AKP iktidarını korumakla görevli basın organları bu yüzden İran’ı düşmanlaştıran bir politika geliştirmeye başladılar. Bunun için de bir zamanlar İran’da devlet kurmuş olan Şah İsmail’i gündeme getirdiler. Şah İsmail ile Osmanlı Padişahı Yavuz Sultan Selim savaştığı için, bugünkü Şii İran ile Şah İsmail dönemi İran’ını aynı gibi sundular.

Ne yazık ki basında köşe yazarlığı yapan, televizyonlarda konuşan kim var ise, tümü Şah İsmail’i bir İranlı ve Şii padişahı sanıyor. Üzülerek gördüm ki Hasan Köni gibi gerçekten değerli analizler yapan bir akademisyen bile Şah İsmail’i Şiileştirdi.

TÜRK GENCİ

Bugün İran’a gidip incelediğinizde, Şii İran yöneticilerinin Şah İsmail’i hiç sevmediklerini ve onu kendi tarihlerinin parçası saymadıklarını görürsünüz.

Doğrudur; Şah İsmail’in bugünkü İran ile de bugünkü Şiilikle de hele hele İran halkı Farslılarla hiçbir ilgisi yoktur.

Şah İsmail, bugün İran sınırları içinde kalan ve halen nüfusunun yüzde 85’i Türk olan Erdebil kentinde doğmuştur. O bir Türk çocuğudur. Dip dedesi de Safiyüddin-i Erdebili’dir. Erdebilli Safiyüddin’e Türk kültür tarihinde kısaca Şeyh Safi denilir.

Şah İsmail, Türk tarihinde başka bir eşi bulunmayan bir devrim yapmış; 15 yaşında iken İran’da bir Türk devleti kurmuştur. Devletin adına dip dedesinin ismine bağlı olarak Safevi Devleti denilmiştir.

Şah İsmail; kırsal alandaki göçebeler arasında çoğunluğu oluşturan Kızılbaş (Alevi) Türkmenlere dayanarak padişah olmuştur. O, bugünkü Şiilik ile asla ilgisi olmayan gerçek bir Türk sultanı idi.

(Daha geniş bilgi için, HÜNKAR HACI BEKTAŞ-I VELİ (Kripto Yayınları) isimli eserimizdeki Erdebil Ocağı bölümüne bakınız.)

EN BÜYÜK OZANLARDAN BİRİSİ

Şah İsmail, sadece bir padişah değildir; o Türk edebiyatının yetiştirdiği en büyük halk ozanlarından birisidir. “Hatayi” mahlası ile yazdığı şiirleri çok ünlüdür. Şiirlerine bağlı olarak yarattığı türküler, deyişler, nefesler, düvazimamlar, naatler, ağıtlar bugün bile radyolarımızda çalınıp söylenmektedir. Yani o sadece bir Türk ozanı değil aynı zamanda milli müziğimizin temel taşlarından birisidir. Pir Sultan Abdal’ın da öğretmeni sayılır. Türk milleti içinde o kadar derin etki yaratmıştır ki onu taklit ederek şiir söyleyenlere Hatayici denilmiştir.

Şah İsmail; şiirlerini Türkçe yazdığı gibi sarayında da Türkçe konuşulurdu. O sarayda ozanlar bulunur ve Türkler, destanlar okurlardı. Safevi Devleti’nin resmi dili Türkçe idi. Onun savaştığı Osmanlı sultanı Yavuz Selim ise Türkçe’yi ve Türkleri aşağı gördüğünden yazdığı birkaç şiiri İran dili olan Farsça ile kaleme almıştı. Yani; özünde, Fars olan Yavuz Selim idi.

KIZILBAŞ TÜRKMEN

Şah İsmail, Anadolu’yu Alevileştiren büyük ocaklardan birisi olan Erdebil Ocağı’ndan gelen bir Oğuz gencidir. O; daha 15 yaşında iken kır Türkleri’ni örgütlemiş ve devlet haline getirmiş bir büyük hakandır ve bu yönüyle de Türk tarihinde bir eşi daha bulunmamaktadır.

O Şii değil Türkmenlerin tarafından geliştirilen Aleviliğin bir ulu temsilcisi idi. Bu Türk Aleviliğinin diğer ismi de Kızılbaşlık’tır.

Osmanlı Devleti, Yavuz Sultan Selim tarafından Arapçı Sünniliğin pençesine sokulunca ve Osmanlı yönetimi halkı ağır vergilerle ezince, Anadolu halkı eşitlikçi Şah İsmail’e gönül vermiş; binlercesi ona katılmıştır. Böylece iki devlet arasında egemenlik mücadelesi doğmuştur.

Yavuz Sultan Selim; tahrik ederek Şah İsmail’i savaşa zorlamış; 1514 yılında Çaldıran’da yapılan savaşı kazanmıştır.

Böylece topa ve tüfeğe sahip teknolojisi üstün Osmanlı güçleri; kır Türklerinin kola ve kılıca dayalı kuvvetlerini püskürtmüşlerdir.

1514 savaşı; bir milletin iki kardeşinin birbirini kırmasından başka şey değildir. Bu savaş yüzünden kuzeyde Ruslar; Batı’da da Avusturya ve İspanya güçlenmişler; Osmanlı’nın eski hızı da kesilmiştir.

ŞİİLER YOK ETTİLER

Şah İsmail’in sarayında bugünkü Tunceli’den giden Çemişkezek’li Kızılbaş Türkmenler muhafızlık yapıyorlardı. Orada tutucu Şiilik yerine Kızılbaş hoşgörüsü ve sanatı egemendi. Bu yüzden de Safevi sanatı, Osmanlı sanatını geçti.

Daha sonra Türkmen Aleviliği İranlılar tarafından kuşatıldı; ezildi, yok edildi. Türkmen Kızılbaşlığı’nın yerini Şiilik yüzyıllar sonra ele geçirdi. Böylece oralar gericileşti.

Hele hele bugünkü Humeyni Şiiliği ile Şah İsmail arasında en küçük bir bağlantı yoktur. Çünkü Şah İsmail’in yanındakilerin tümü Anadolu’daki Türkmen boylarından gitme beylerden ibaretti.

Bugünkü İran, Türk değil Fars İran’dır.

Bugünkü İran Alevi değil Şii bir İran’dır.

Bugünkü İran da bizim Sünniler gibi Şah İsmail’e düşman bir İran’dır.

CUMHURBAŞKANLIĞI FORSU’NA ALMADILAR

Şah İsmail’i kötüleyip bir gecede 40 binden fazla Türkmen’i katlettiren Yavuz Sultan Selim gibi bir cani padişahı ululayanlar; İran Şiileriyle aynı zihniyetin sahipleridir. Bunlar; Türk düşmanı Osmanlı’nın kitaplarındaki Şah İsmail ve Kızılbaş kötülemelerini bugün tekrar edip duruyorlar.

Devletimizi yönetenler de Sünni kesimden geldikleri için eskiden beri bu kafada oldular. Bu yüzden de Türklerin kurduğu devletleri temsil eden Cumhurbaşkanlığı Forsu’na Safevi Devleti’ni koymadılar… 20 yıldan fazladır bu rezaleti yazıyorum ama bir devlet adamı ortaya çıkıp da bu eksikliği giderecek adım atmıyor.

Kendini Türk gören her insan, öncelikle Yavuz Sultan Selim’e değil Şah İsmail’e sahip çıkmalıdır…

Not: Şah İsmail, Azerbaycan Türkleri tarafından milli kahraman kabul edilmiştir. Rahmetli Haydar Aliyev, daha Sovyetler Birliği çökmeden, Bakü’ye onun at üstünde bir heykelini diktirmiştir. Bizim Arapçı-Amerikancı Yavuzcular, Azerbaycan’ı da mı Şii göstererek kötüleyecekler?

Rıza Zelyut
ulusalkanal.com.tr

Yorum Ekle
İsim
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.
Avatar
Kemal - 12 ay önce
Birlikten kuvvet doğar bakalim bunu ne zaman öğreneceğiz? Bu tur zengin yazilara ihtiyaç cok...