Şam ile el sıkışmanın kaçınılmazlığı


Mehmet Bedri Gültekin

Mehmet Bedri Gültekin

07 Temmuz 2016, 19:50

 Tayyip Erdoğan 2 Temmuz gecesi Kilis’te konuştu. Suriye politikalarında en ufak bir değişikliğin olmadığını, altı yıl önce nerede iseler orada durduklarını söyledi ve Beşar Esad’a yönelik bildik saldırılarını sürdürdü.

Ertesi gün Binali Yıldırım Hatay’da konuştu. Suriye dahil bütün bölge ülkeleri ile ilişkilerin geliştirilmesine yönelik görüşler açıkladı. Tayyip Erdoğan’dan farklıydı.

Ama Binali Yıldırım bir gün sonra Bakanlar Kurulu toplantısının ardından yaptığı açıklamalarda ağız değiştirdi. “Esat başta olduğu müddetçe Suriye ile ilişkileri düzeltmenin söz konusu olmadığını” söyledi.

Erdoğan da Yıldırım da konuşmalarında Esad’ı 600 bin kişinin ölümünden sorumlu olmakla suçladılar. (Suriye’de daha hiçbir olay yokken Yayladağı’nda göçmen kampı inşa eden, dünyanın 84 ülkesinden 80 bin teröristin Türkiye üzerinden Suriye’ye geçmelerine izin veren, terör gruplarının Türkiye’yi cephe gerisi gibi kullanmalarını sağlayan ve beş yıl boyunca her türlü desteği sağlayan kendileri değilmiş gibi konuşuyorlar.)

Ama, aynı günlerde gerek Tayyip Erdoğan (bayram mesajı), gerekse Binali Yıldırım (Esad’a saldırdığı konuşma da dahil olmak üzere) Türkiye’nin Suriye konusunda son beş yıllık politikasını artık sürdüremeyeceğinin işaretlerini de verdiler.

AKP iktidarı Suriye konusunda büyük çelişmeler içindedir ve iktidarın tutarsız politikası her geçen gün Türkiye’nin ödemekte olduğu faturanın daha da kabarmasına yol açmaktadır.


Türkiye’nin mecburiyetleri ve iktidarın açmazları
Bu tablo şu gerçeği bir kez daha göz önüne seriyor: Bir yanda Türkiye’nin mecburiyetleri var: Tayyip Erdoğanları da önüne katıp sürükleyen Türkiye’nin mecburiyetleri.

Örneğin ABD ile karşı karşıya gelmişseniz ve Türkiye gibi bir ülkede yönetim mevkilerinde iseniz, komşularınızla düşmanlık politikasını sürdüremezsiniz.

Sürdürmeye kalkarsanız Türkiye’nin başında kalamazsınız!

ABD’nin provokasyonuna gelip Rus uçağını düşürmenin üzerinden altı ay geçmeden, özür dileyerek kuzey komşumuzla ilişkileri düzeltmek için gereken adımları atmanın arkasında yatan, Türkiye’nin işte bu mecburiyetidir.

Ama öte yandan Tayyip Erdoğanların, gelişmelere Ortaçağ’ın penceresinden bakmak ve kişisel geleceklerini başkanlık sistemi ile güvenceye almaya çalışmak gibi açmazları bulunuyor.

ABD tarafından PKK aracılığıyla Suriye’nin kuzeyinde koridor inşası çabaları olanca hızı ile sürerken Esad düşmanlığında ısrar etmek ve üç milyon Suriyeli’ye vatandaşlık sözü vermek; işte bir yanıyla o Ortaçağ’ın Mezhepçi kafasının, diğer yanıyla “iktidarı nasıl güvenceye alırım” hesabının sonucudur.


Çözüm anahtarı Suriye’de
Türkiye işte bu sorunu çözmek zorundadır.

Hiç kimsenin şüphesi olmasın; Türkiye’nin mecburiyetleri Suriye ile ilişkilerde de hükmünü yürütecektir.

Türkiye, İran ve Rusya ile ilişkileri düzeltmek yolunda önemli adımlar attı. Mısır’la ilişkilerin düzeltilmesi artık haftaların bile değil, günlerin sorunu haline gelmiştir.

Bütün bu adımların atılmış olması önemlidir ama yüzyüze olduğumuz etnik ve dinci terör sorunu ile ekonomik kriz sorununu nihai olarak çözmekten uzaktır.

Geldiğimiz aşamada Suriye ile ilişkileri düzeltmek, bölgemize ve ülkemize ilişkin emperyalist senaryoları bozmanın biricik çaresidir.

Suriye ile yaşanan sorunları geride bırakmak, Şam ile el sıkışmak demek;

Emperyalizmin bölge ülkelerini bölme ve parçalama faaliyetine en etkili karşı

duruşun gerçekleşmesi demektir. Hatta şunu bile söyleyebiliriz. Türkiye’nin Suriye’ye dostluk eli uzatması, sonuçta dünya dengelerinin kökten değişmesine yol açacak bir gelişmeyi ateşleyecektir.

Ankara’nın Şam ile el sıkışması, ABD’nin Kürt koridorunu inşa etmek için giriştiği çabaları, bu ülke açısından hayal bile olmaktan çıkaracaktır.

PKK’nın etnik temizlik yoluyla Suriye’nin kuzeyinde bir devletçik kurma hayali de böylece Suriye çöllerine gömülecektir.

Türkiye’nin beş yıllık tarihi hatasından dönmesi, IŞİD’den El Nusra’ya kadar bütün yobaz terör örgütlerinin beslendiği zemini de ortadan kaldıracaktır.

Ve nihayet Ankara’nın Beşar Esad ile el sıkışması krizde olan Türkiye ekonomisi için de, köklü ve sağlam bir çıkış yolunun bulunması anlamına gelecektir.

Ve Türkiye bütün bu adımları atacaktır. Atatürk’ün, saltanatın kaldırılması görüşmelerinde TBMM’de söylediği gibi; “Mesele, zaten emrivâki olmuş bir hakikati ifadeden ibarettir. Burada içtima edenler, Meclis ve herkes meseleyi tabii görürse, fikrimce muvaffık olur. Aksi taktirde, hakikat yine usulü dairesinde ifade olunacaktır.”
Yaşayacağız ve göreceğiz.


Mehmet Bedri Gültekin
ulusalkanal.com.tr

Yorum Ekle
İsim
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.