Savaş ve general..


Doç. Dr. Sait Yılmaz

Doç. Dr. Sait Yılmaz

29 Mart 2016, 15:39

Giriş

Geçenlerde NATO’da görevli bir general arkadaşım sohbet ederken benden askeri meseleler (senaryolar) hazırlamamı istedi. Şundan dert yanıyordu; “Bizi nasıl bir savaş alanı ve ne tür çatışmalar bekliyor, bilmiyoruz. Böyle olunca da neyin eğitimini, tatbikatını yapacağımıza, hangi silah ve teçhizata sahip olmamız gerektiğine karar veremiyoruz.” Son derece haklı idi; Afganistan, Ukrayna, Libya ya da Suriye’nin hiçbirinde durum bir sonrakine benzemiyordu. Yeni bir savaş ya da askeri müdahalede ne olacağı belli değil. Diğer yandan, halen sadece silah ve teçhizatımız değil, dünya genelinde yüksek rütbeli komutanlar yani generaller ve onların fikirleri de Soğuk Savaş döneminden miras. Tıpkı devlet adamları gibi generallerin çoğu da henüz 21. yüzyıla girdiklerinin farkında değiller. 1980’lerin sonunda Harp Akademileri’nde kurmay subay eğitimi alırken, önümüze şöyle bir mesele konurdu;

“Kırmızı’nın (düşman yani Varşova Paktı) A-B istikametinde taarruzları C-D hattında durmuş olup, halen E-F bölgesinde yeniden kuvvetlerini toplamaya çalışmaktadır. Mavi (dost) kuvvetler, Kırmızı taarruzlarını başarı ile durdurduktan sonra karşı taarruz hazırlıklarına başlamıştır.”

Bu aslında, 1950’lerden itibaren Avrupa’da ani bir şekilde başlayacak ve dalga dalga gelmesi beklenen Sovyet taarruzlarına karşı NATO’nun genel savunma stratejisinin bir parçası idi. Sovyet taarruzları Almanya üzerinden bekleniyordu ve Kuzey Almanya ovası ya da Fulda Gediği’nde asıl savaş olacaktı. NATO kuvvetleri konvansiyonel bir savaş için kuvvet çoğunluğu ile Doğu Almanya’nın karşısında tertiplenmişti. Türkiye ise bir kanat ülkesi olarak kendini savunacak ve Alman cephesini rahatlatacaktı. 60 yıl boyunca NATO, askeri savaş senaryolarını buna göre geliştirdi ve bu savaşın eğitimini ve tatbikatını yaptı. Silah ve teknolojilerini, alt yapısını konvansiyonel bir savaş esasına göre geliştirdi.

Ancak, 21. yüzyılın güvenlik ortamı ve savunma ihtiyaçları çok farklı. Konvansiyonel savaş ihtimali tamamen ortadan kalkmamış olmakla birlikte, savaş alanının nitelikleri ve aktörleri çok değişti. Devlet olmayan unsurlar, terör örgütleri, savaş alanına dâhil oldu. Ülke inşası ve sığınmacıların ne olacağı savaş planlamalarının önemli bir parçası haline geldi. Hepsinden öte silah teknolojisindeki gelişmelerle desteklenen yeni bir savaş kültürünün doğum aşamasındayız. 1990’lardan sonra GPS, güdümlü füzeler, akıllı mühimmat gibi uzay ve silah teknolojilerinde yaşanan gelişmeler savaşın doğasını değiştirdi. Üstelik askerler artık siyasiler için istedikleri sonucu alamıyor, savaşlar bitmiyor, istikrar ve barış gelmiyor. Savaş tipini coğrafya belirler. Artık, düzenli ve düzensiz savaşın iç içe geçtiği melez savaşlar, her yerde ve her şekilde savaşmayı gerektiriyor. İronik olan artık salt konvansiyonel savaş yapacak bir savaş alanı da kalmadı. Bütün bunlar bu makalede ele alacağımız gibi savaş alanının, savaş ve general kavramının yeniden düşünülmesini gerektiriyor.

Silah ve Savaşın Evrimi

Aslında insanlık tarihi, bir yerde savaş tarihidir. Son beş yüzyılda, ateşli silahlar savaşlara hâkim oldu. Kristof Kolomb ve varisi Avrupalılar; tüpten atılan, kimyasal patlayıcılı mermi yani silah ve fişekle dünyayı fethettiler. Silahlar etkili idi çünkü kılıçlı, mızraklı, oklu düşmana zarar verecek kadar yaklaşmadan öldürüyordu. 15. yüzyılda İspanya ve Portekiz arasında başlayan Avrupa imparatorluk sistemi, iki dünya savaşı ile son buldu. Avrupalı savaşçılar ve tüccarlar tarafından yazılan beş yüzyıllık tarih sona erdi. Bütün ateşli silahlar doğal olarak balistikti; yani ateşlendikten sonra hedefe gidiş yolları kontrol edilemezdi. Bu silahların isabet oranları düşük olduğu için, etki alanı yaratmak amacıyla birçok silah aynı anda ateşlenmek zorunda idi; bu da büyük ordular, büyük sanayi ve büyük deniz ticareti anlamına geldi. Avrupa savaşlarında çok sayıda insanın çok sayıda silah kullanmak zorunda kalması, silah fabrikalarının kurulmasına neden oldu. 1850’ler ile Birinci Dünya Savaşı’nın sonu arasında üç temel savaş aracı ortaya çıktı; savaş gemisi, tank ve bombardıman uçağı. Bu üç savaş aracı 1914-1941 yıllar arasında silahlı kuvvetlere hâkim oldular ve savaş gemisinin yerini uçak gemisi alsa da günümüzde de aynı konumlarını sürdürüyorlar. Silahların ölümcül olması hala isabet oranına bağlıydı. Bazen bir hedefi vurmak için binlerce mermi atmak gerekiyordu. İkinci Dünya Savaşı’ndan sonra yeni küresel güç olan ABD, tek hedefe isabet kaydetmek için çok silah ve insan kullanmaktan kurtulmanın yollarını aramaya başladı. Yüksek isabet oranı ve bunu sağlayacak, teknoloji, Amerikan askeri kültürünü geliştiren motivasyon oldu. Üç temel savaş aracı artık akıllı mühimmatın tehdidi altındadır. Onları korumanın maliyeti artarken, etkilerinde yeterince artış olmadı. Askeri sistemde bir devrim dönemindeyiz.

Küresel güç olarak ABD’nin en önemli eksiği nüfusudur; toprak ve edindiği yükümlülüklere göre kıyasla azdır. Silah üretimi ve savaş malzemelerinin savaş alanına taşınması için çok fazla insana ihtiyaç duyulduğundan savaşacak asker sayısı azalır. İkinci Dünya Savaşı’nda Kore, Vietnam ve Körfez Savaşlarında Amerikan askerlerinin sayısı hep düşmandan azdı. ABD bu soruna hep siyasi ve teknik çözüm bulmaya çalıştı. Hep kendisi için savaşacak devlet ve devlet dışı müttefikler aradı, insan açığını teknoloji ile kapatmaya çalıştı. Teknik olarak önce diğer devletler tarafından icat edilmiş olan uçak gemisi, denizaltı, tank ve bombardıman uçağı gibi geleneksel silah platformlarını mükemmelleştirdiler. Bu silahların ömrünü artırmak ve tehditlere karşı koyabilmek için hassas güdümlü mühimmat geliştirildi (1). Çıplak gözün sağlayabileceğinden çok daha büyük isabet oranı ve menzil atışı sağlayabilen atış kontrol sistemi, yeni askeri teknik devrimin göstergesi idi. Motoruyla sürekli uçabilen ve güdüm sistemiyle hedefe yönlendirilen roket ve füzeler, düşman hedeflerinde tahrip oranını büyük ölçüde artırdı. Ortaya çıkan yeni savaş kültüründe menzil ve etkinliğin sayısal artışı niteleyici oldu. Ateşli silahların öne çıktığı son beş yüzyıldan sonra, roket veya namludan fırlatılsın, yeni mühimmat balistik yasalara bağlı değildi. Teorik olarak, menzilin sınırı yoktu, hedefin kaçış manevralarına göre ayarlanabildiği için onu kaçırması olanaksızdı. Tomahawk ve Cruise füzeleri örneğinde görüldüğü gibi yüzlerce mil öteden ateşlenebiliyor, arazi ve uydu navigasyon (yönlendirme) sistemi ile hedefe yöneliyor ve çeşitli güdüm sistemleri sayesinde hedefi tam isabetle vuruyordu. Tanesi 1 milyon dolar olan bir Cruise füzesi on bin mil ötede bir evden, ofisten ya da mağaradan da atılabileceği için savaş alanı kavramı da değişmiş, tanınmaz hale gelmiştir. Artık, büyük ordular, ulus-devletler ve topyekûn savaş tam isabetli güdümlü silahlar dünyasında pek anlam taşımıyor. Ancak, henüz eski silah sistemlerin tamamen ortadan kaybolması için birkaç kuşak daha zaman var.

Savaşlar devam edecek ama önceki savaşlar gibi olmayacaktır. Ateşli silahlar icat edilmeseydi, Avrupalılar dünyayı fethedemezdi. Silah, savaş teorisi ve uygulamasında olduğu gibi, küresel siyasi ilişkilerde de devrim yaptı. İlk küresel çağın sonu, askeri kültürün temeli olarak silahın sonunu da belirler. Balistik çağın sonunu ve yeni tür silahların gelişmesini işaret eder. Avrupa’nın silah kültürü yaşlanırken, Amerikalılar ilk kez akıllı silah ürettiler ve savaşın sosyal yapısını değiştirdiler. Şimdi ABD savaş kültürü yeni bir teknoloji, bilgisayar teknolojisi üzerine kuruluyor. Bilgisayar savaşın karakterini yeniden tanımlıyor, ABD ekonomik ve askeri gücünün temelini oluşturuyor. Uçak gemileri ve tankların yerine başka silah sistemleri gelecek ama henüz ortada yoklar. Ama sensörler, güdüm sistemleri ve uydu haberleşmesi ile konvansiyonel silah kullanmadan binlerce mil uzaktaki hedefleri vurabilen teknoloji üstünlüğünü yakalayan ülkeler var. Hiper akıllı, hipersonik, uzun menzilli ve düşük maliyetli füzeler hizmete girmek üzere. Yeni silahlar, etki alanları ve hedefleri tahrip açısından doğal olarak sınırlama getiriyor. Tam isabetli mühimmat sayesinde asker sayısı ve zayiatta azalacak, sivillerin çoğunluğu normal yaşantısına devam edecektir. Silahların isabetsizliği nedeni ile modern savaş, topyekûn savaşa dönüşmüştü. Şimdi topyekûn savaş çağı kapanıyor, daha kısıtlı savaş türü ortaya çıkıyor. Asimetrik savaşın türevleri, melez savaşta rollerin belirlenmesi, sivil güç kullanım ölçeği, konsept geliştirme, askeri, yarı askeri ve sivil güç süreçlerini birbirine entegre etme ihtiyacı ortaya çıkıyor. Bu tür savaşlar için daha çok misyon odaklı yani savaş alanında karşılaşılan zorluklara (patlayıcılar, keskin nişancılar, tüneller vb.) yönelik tasarlanmış araç, silah ve teçhizata ihtiyaç var.

Çatışma ve Savaş

Savaş, olağandışı bir hal olmaktan ziyade, uluslararası sistemin düzenli ve sık yaşan bir parçası oldu. Büyük güçler zamanının %10-20’sini savaşlarda geçirir yani her 20 yılda bir savaşa girer. Bugün artık savaş ve barış arasındaki çizgi, askeri olmayan ve yarı askeri yöntemler nedeni ile belirsiz hale geldi. Uppsala Çatışma Bilgi Programı’na (UCDP (2)) göre; bir silahlı çatışma, siyasi yönetimi etkilemek, toprak ele geçirmek ya da her ikisi için yapılan ve iki tarafın savaş alanında en az 25 ölü verdiği bir çatışmadır. Çatışmaların büyüklüklerine göre; küçük ve ortak ölçekli çatışmalar ve savaş şeklinde sınıflandırılabilir. Küçük silahlı çatışmalar; yılda en 25 ölü ve tüm çatışma döneminde 1.000’den daha az çatışma nedeniyle ölümün meydana gelmesi halidir. Orta ölçekli silahlı çatışmalar; her yıl geçmese de silahlı çatışmalar nedeni ile toplam ölümün 1.000 kişiyi geçmesi durumudur. Savaşlar ise silahlı çatışmalar nedeni ile yılda ölümün 1.000 kişiyi geçmesi olarak ölçeklendirilir. Ülke içi ve devletlerarası çatışma türlerine bir örnek Tablo 1’de verilmiştir. Çatışma şekilleri ise şu şekilde belirlenmiştir (3);

- Devletlerin yer aldığı çatışmalar;

* Devletler arası çatışma; İki veya daha fazla devletin yer aldığı çatışmalar,

* Devletin dâhil olduğu iç çatışmalar; bir devletin hükümeti iç muhalif gruplar arasındaki çatışmalar, bunlar da kendi arasında ikiye ayrılır;

** Sivil savaşlar; mevcut yönetimi ele geçirmek için yapılan savaşlar,

** Devlet kurmak/bölücülük amaçlı hükümet güçleri ile bölge odaklı muhalif gruplar arasında yapılan savaşlar.

* Devletin dâhil olduğu uluslararası hale gelmiş silahlı çatışmalar; bir devletin hükümeti ile iç muhalif grupların katıldığı ancak diğer devletlerin birliklerinin de dahil olduğu çatışmalar.

* Devlet ve ilave devlet dışı aktör çatışması; devletin başka bir devletin topraklarındaki devlet dışı aktörle çatışması.

- Devletlerin yer almadığı silahlı çatışmalar; devletin katılmadığı silahlı örgütler arası çatışmalardır. Savaş ağaları ve kabileler arasındaki çatışmalar örnek verilebilir.

Tablo 1: Çatışma Tipleri


1945 yılından beri dünyadaki silahlı çatışmalar ile ilgili dört ana trend yaşandı;

- 1970’li yılların ortasına kadar devletlerarası silahlı çatışmalar önemli ölçüde azalırken, devlet dışı aktörlerin yer aldığı iç çatışmalar arttı. Bugün çağdaş silahlı çatışmaların önemli bir kısmında devlet dışı aktörler taraftır. 2002’de bu rakam 34 iken, 2005’de ise 25 idi (4).

- İkinci ana trend devletlerin dahil olduğu çatışmalar 1991’de 52 iken 2005’e kadar %40 azaldı (5). Bu azalmada rol oynayan faktörler şunlardı; Soğuk Savaş dönemindeki sömürgeciliğin neden olduğu çatışmaların ortadan kalkması, Soğuk Savaş’ın bitmesi ile vekilli (Proxy) savaşlara ara verilmesi, Soğuk Savaş’ın sona ermesi ile BM’nin daha çok devreye girmesinin getirdiği diplomasi ve barışı koruma operasyonları, uluslararası toplumda güç kullanımına karşı artan eğilim.

- Üçüncü ana trend 1945 yılından beri silahlı çatışmalar nedeni ile ölüm sayısında azalmadır. 1950 yılında yıllık silahlı çatışma nedeni ile ölüm sayısı 38.000 iken, 2005 yılında 700’e (siviller hariç) düştü. Devlet dışı aktörler arasında da benzer eğilim görüldü ve 2002-2005 arasında silahlı çatışma nedeni ile ölüm sayısı %71 azaldı.

- Dördüncü trend silahlı çatışmaların bölgelere yayılması şeklinde oldu. Daha önce küresel ölçekte belirli bir coğrafya ile sınırlanmış olan büyük savaşların yerini, farklı bölgelerde daha fazla savaş aldı (6). 1970’lerin ortasına kadar en fazla silahlı çatışma nedeni ile ölümler Doğu ve Güneydoğu Asya’da meydana gelirken, Soğuk Savaş’ın sonraki safhalarında Ortadoğu, Asya ve Afrika’da yaşandı. 1990’ların ortalarına kadar Sahra Afrikası dünyanın en çatışmacı bölgesi olurken, Afrika 1946-2005 arasında dünyadaki 187 silahlı çatışmanın 69’unun yaşandığı kıta oldu.

Soğuk Savaş sonrası sert güç alanında da radikal değişimler oldu. Savaş artık hem asimetrik hem de barış, kriz ve savaş dönemlerinin iç içe geçtiği müşterek çatışmaların bir karışımı olarak görülmektedir. Asimetrik savaş yeni bir savaş türü değildir, uzun sürede düşmanı yıpratmayı hedefler. Asimetrik savaşlar ve savaş dışı operasyonlar, büyük güç savaşları ile sistematik savaşlar arasında bir yerdedir. Bütün savaşlar aynı önemde değildir, özellikle büyük güç savaşları ve sistematik savaşlar, güç dengelerini ve uluslararası sistemi yeniden belirler, felaket sonuçlar doğurur. Amerikan askeri stratejistleri 11 Eylül 2001’e kadar El Kaide’yi hesaba katmamış, devlet dışı bir aktörün devlet için stratejik bir tehdit olabileceğini düşünmemişlerdi. El Kaide gibi örgütler bir istihbarat ve güvenlik sorunu idi ve askeri bir karşılığı olamazdı. Savaşta zafer kazanmak için stratejinin çok dikkatli ve titiz bir şekilde hazırlanmış taktik planlama ve uygulama ile tamamlanması gerekir. Bunun için iyi yetişmiş komutanlara ve profesyonel birliklere ihtiyaç vardır. Soğuk Savaş döneminde nükleer bir savaş çıkmamasının temel nedeni özellikle iki ülke liderlerinin mantıklı olması ve ülkelerini yok edecek riski göze almamaları idi. Düzensiz savaşlar, fiziksel, entelektüel ve moral olmak üzere üç alanda yapılır (7). Başa dönek olursak modern savaş sistemi çifte bir vizyon krizi yaşıyor. Birincisi entelektüel vizyon sorunudur; askeri uzman, savunma analizcileri, kariyerlerini değiştirecek gerçek bir teknolojik devrimle karşı karşıya olduğunu kabul etmek istemiyor. Diğer sorun alanı ise yeni teknolojilerin yarattığı çözülemeyen problemlerdir. Gözden uzak, görüş mesafesi ötesinde hatta kıtalar arası uzakta askeri birliklerin ve atış menzillerinin komuta ve kontrolü nasıl olacak ve bunun getirdiği istihbarat krizi. Savaş alanı dünyanın her yerine yayıldı ve büyük bir savaşta dünyanın her yeri savaş alanı olacak. Öte yandan, Karl Von Clausewitz’in “savaş sisi” dediği olay, modern savaşta katlanarak büyüdü.

Asker ve Savaş Alanı

Ulus-devletin yükselişinden sonra, geleneksel askerin yerini, eski toplardan jet uçağına kadar modern silahlar ve ulus-devlet mantığının gerektirdiği büyük orduları yönetebilen yeni bir savaşçı sınıfı aldı. Modern silahları hem kullanmak hem de yönetmek için çok sayıda insan gerekti. Bunların gerektirdiği özel uzmanlıkların da sürekli olarak güncellenmesi gerekiyordu ve çoğu zaman da bunların sivil yaşamda karşılığı yoktu. Bu silahların üretimi, teslimatı ve kullanılması da savaş yönetimiyle ilgili eğitim almış subaylar gerektiriyordu. Böylece, sadece savaş zamanında askerlere eğitim verecek bir eğitimli askerler sınıfı doğdu. Görevi savaşmaktan ziyade barış zamanında çok sayıda insanı yönetmekti. Büyük jeopolitik değişiklikler, her zaman savaşlara yol açabilecek radikal değişimlere neden olurlar. Coğrafya koşulları, savaş için gerekli olan güç tipini belirleyerek, askeri teknolojinin ve kültürün şeklini belirleyici unsurdur. Kıyısı olmayan kara ülkeleri, ada devletlerinden, düşmanı yakın olan devletler de düşmanı uzakta olanlardan farklı savaş yöntemleri kullanırlar. Uluslar kendilerine özgü yöntemlerle savaşırlar. Tarihte, Roma lejyonerleri karmaşık yollar ve kaleler inşa ettiler, Türkler at üzerinde saldırdılar, Japon Samurayı yakın dövüş teknikleri geliştirdi. Sanat gibi savaş da bir ulusun ruhundan çıkar. Birçok ulus anılmaya değecek tarzda savaşır. Pek çok ülkenin savaş kültürü sadece kendileri ve komşuları için önemlidir. Bazen tarih ve coğrafyanın kavşaklarında yenilik yapmak, savaş yöntemlerini değiştirmek zorunda kalır, bazen de daha özgün ülkeleri taklit ederler. Amerikalılar için silahlar, cesaret ve komutanlık yeteneğinden önce gelir (8). İngilizlerin donanma tecrübeleri, Almanların kurmayları, İsviçre ve İsrail’in yedek asker sistemleri, Vietnam’ın hafif piyade gücüne dayanması, onlar ve düşmanları için önemlidir ama taklit edilecek modeller değildir. Başarılı silahlı kuvvetler, eski silah sistemleri ve doktrinleri her zaman atıp, sosyal karmaşa yaratmadan, yeni fikirlere ve personele uyum sağlayabilendir. Ancak, hiçbir ordu bunu sürekli olarak gerçekleştiremedi. Savaş tarzlarında büyük değişimler olurken, savaşın ebedi ve ezeli temeli değişmeyecektir. Savaşçının özellikleri yine cesaret, kendini adama ve acı çekmek olacaktır. Teknoloji, insanların savaş ve ölüm şekillerini değiştirir ama savaşın dehşetini ve zafer duygusunu ya da ölüm gerçeğini asla değiştirmez.

Konvansiyonel olmayan savaş pek sevilmese de uzun süredir stratejistlerin çalıştığı bir alan olmaya devam ediyor. Bir ülkedeki isyancı grupları ya da hükümet tarafındaki milisleri desteklemek yani vekilli savaşlar Suriye ve Irak örneğinde olduğu gibi günümüz güvenlik ortamının ayrılmaz bir parçası oldu. ABD, yaklaşık yarım yüzyıldır sivil savaşlarda doğrudan yer almadan bir tarafı eğitip-donatarak kazanmayı amaçladı ama bu hiçbir zaman işe yaramadı (9). CIA oyunları uzun vadede sonuca çok az etki etti (10). Bununla beraber ABD İstihbarat Konseyi’nin “Küresel Trendler 2030” raporu (11); isyancı, milis, devlet dışı silahlı grup gibi aktörlerin gelecekte artan hızda çoğalacağını göstermektedir. Bu da düzensiz savaşlar ile nasıl başa çıkılacağı ile ilgili yeni strateji arayışlarını gerektirmektedir. Yalın gerçek, ayaklanma ve iç savaşın bir dış destek olmadan yapılamayacağı ve bu desteğin genellikle bir Batılı ülke ya da daha açıkça ABD’den gelmesidir ama sonuçta bu savaşlar üçüncü tarafların işine yaramaktadır. Batıya göre başarısızlığın temelinde az vererek, çok beklemek vardır (12). Yapılan çalışmalara göre; CIA’nın sivil savaşı destekleme faaliyetleri, karada savaşanlara doğrudan destek sağlanmadığında daha az etkili oldu. Bu yüzden geleceğin vekilli savaşlarında karada savaşanlara daha fazla güven, tavsiye ve destek verecek danışmanlar üzerinde durulmaktadır. Diğer önemli sorun “asil vekil problemi”nin (13) nasıl çözüleceğidir. Bu problemin özünde desteklenmek için seçilen tarafın bir süre sonra asıl destekleyen tarafın değil kendi çıkarlarının peşine düşmesidir. ABD’nin bugün Suriye ve Irak’ta yaşadığı temel sorun budur. Bu da daha çok yeterince vekilli savaşın yapan taraf ile birlikte yeterince sorumluluk almama ve destek sağlanmadığında söz konusu olmaktadır. Bu destek çok olsa bile, beklenti fazla olmamalıdır. Şimdi geleceğin stratejileri ile konvansiyonel olmayan, düzensiz savaş stratejilerini entegre etme zamanıdır. Çünkü gelecekte devletler bir taraftan devlet dışı silahlı gruplar ile de savaşacaklar ya da onları kullanacaklardır. Bu grupları kullanmak çeşitli yükümlülükler getirecek ve şüphesiz daha büyük bir stratejinin parçası olacaklardır. Bu stratejiler hazırlanırken başka devletlerin iç işlerine karışıldığı, egemenliklerinin hiçe sayıldığı ve sivil halkın birbirine kırdırıldığı gene unutulacaktır.

21. yüzyılın liderleri savaş alanında süratle değişen durumlara, karışıklık ve belirsizliklere hazır olmalı, süratle öğrenmeli ve zamanında karar vermelidir. Bu yüzden askeri yetenekleri dışında düşünsel ve iletişim yetenekleri de üstün olmalıdır. Düşünsel yetenekleri; öngörü, yaratıcılık ve sezgileri ile onu en doğru karara götürmelidir. Askeri yetenekleri; farklı perspektiften bakabilme, dayanıklılık, risk alma, koordinasyon ve değerlendirme gibi kabiliyetleri içermelidir. Savaşlarda binlerce asker olmayacak, sıradan piyadenin yerini özel operasyon askerleri ve teknoloji uzmanları alacaktır. Yeni bilgi teknolojileri, uzaya dayalı kabiliyetler, hassas ve güdümlü mühimmat savaşta silahlı kuvvetlerin etkinliğini önemli ölçüde artırdı. Yeni teknoloji ile bilgi akışı merkezi olmaktan çıkacak, son beş yüz yılın ordularındaki katı emir-komuta yapısı yumuşayacak, duruma özel olacak, koşullara ve hatta kişiliklere bağlı olarak değişecektir. Komutan için bilgi toplayan ve planlama yapan kurmayların yapısında da değişiklik yaşanacaktır. Yeni teknolojiler her rütbede subayların görevlerinde değişiklikler getirecektir. Komuta-kontrol sistemlerinin getirdiği yeniliklerle, komutanların sorumluluklarıyla beraber, üzerlerindeki baskılar da artacaktır. Askerinizi ne kadar iyi yönetirseniz yönetin, ne kadar iyi bilgi verip, planlama yaparsanız yapın sonuçta göreviniz düşmanı yok etmek ya da saf dışı bırakmaktır. Yeni piyadeyi öncekilerden ayıran üç şey vardır (14); (1) Daha çok korunabilme, (2) Çok spektrumlu algılama, (3) Nişan-hattı olmayan silahlar. Eski piyadenin tek savunması düşman kurşunlarına hedef olmak için kamuflaj ve mevzi almaktı. Geleceğin piyadesi koruyucu elbise giyecek onu, zırh-delici mühimmat ve yüksek patlayıcı tam isabetli atışlar vuracak. Eski piyade sadece gözleri ile görürdü. Yenisi ise insansız hava araçları, uydular ve keşif uçakları gibi platformlarda bulunan sensörlere entegre olarak görüş yeteneğini artıracak. Hedefi otomatik olarak bulan ve kilitlenen silah sistemleri yanında, robotlar vasıtası ile daha çok mühimmat taşındığından az sayıda piyade büyük bir alanda çok büyük bir atış gücüne sahip olacaktır. Manga komutanı, bilgisayar ve haberleşme vasıtası ile geniş taktik resmi görecek, askerleri ve izin verilen komuta kademesi ile görüşebilecektir. Manga içindeki muhabere uzmanı uydudan gelecek bilgilere göre yeni hedefler için personel, donanım ve mühimmat programlaması yapacak, sensörler ile hedef arayacak ve uygun silah sistemlerine bildirecektir. Ağır silah timi, robotlar ile birlikte fırlatma sistemlerinde füze atacak, normal piyade ise roket taşıyacak, emniyet sağlama ve diğer muharip görevleri yapacaklardır. Özetle normal askerin yerini zamanla “süper asker” alacak.

Savaş Jeopolitiği

Tarihi olarak tüm büyük güçlerin Rus coğrafyasına saldırısı için çıkış bölgesi, Ukrayna’nın batısından Romanya’ya kavis yapan Karpatların kuzeyinde kalan Almanya’nın doğusundaki Kuzey Avrupa Düzlüğü olmuştur. NATO’nun büyük çoğunluğu ile yığınak yaptığı Fulda Gediği de buradadır. Bugün buradan hazır bir askeri tehdit yok gibi görünse de, Karpatların kuzeyinden Baltık denizine 600 km.lik bir düzlük alan Rus coğrafyasına potansiyel saldırı imkânı vermektedir. Öte yandan Baltık devletlerinden güneye Batı sınırlarındaki tüm tampon bölgelerinin düşmesine Ruslar, Ukrayna’daki ABD kurgusu darbeye kadar tahammül ettiler. Soğuk Savaş döneminde NATO askeri planları yapılırken Amerikalı ve Alman subaylar ihtilafa düşmüşlerdi. Almanlar, Varşova Paktı tanklarının en ileriden itibaren (Fulda gediği) durdurulmasını isterken, Amerikalılar geri çekilme stratejisi içinde büyük bir toprak alanını başlangıçta Ruslara bırakmayı düşünüyordu (15). Türkiye ile ilgili planlar hazırlanırken de Amerikalılar, Doğu’da asıl savunmayı İskenderun’a kadar çekmişlerdi. ABD’nin saklı amacı, Türkiye’yi değil, Ortadoğu’yu savunmaktı. Amerikalılara göre Sovyetleri Almanya’da ancak Ren Nehri durdurabilirdi ve başlangıçta sıkı bir savaşa gerek yoktu. Almanlar ise Kızıl Ordu işgal etmeden Amerikalıların savaşa en başında girmelerini istiyordu. Bugün de Rusya karşısında en tehlikeli durumda bekleyen Baltık ülkeleri Amerikan askerlerini ümitsizce bekliyor. ABD için Ukrayna’yı koruması doğrudan askeri müdahalesi mümkün değil çünkü ülke ABD kabiliyetlerini aşacak kadar büyük. Böyle bir kuvvet gelse bile lojistik sistem mevcut değil ve inşası çok zaman alır. Ayrıca Karadeniz etrafındaki dengeler açısından da ittifakı zorlayacak bu harekâtın, Rusların iyi bildiği bir sahada yapılacak olması ABD’nin mağlubiyetini kolaylaştırır. Dünyadaki tüm potansiyel krizlerin %70’i Türkiye’nin yakın coğrafyasındadır. Ruslar için denize açılabilecek üç çıkış noktasından ikisi Vladivostok ve Kaliningrad ekonomik açıdan hala çok değerli değildir. Bu yüzden tarih boyunca gözü hep Türk boğazlarında oldu ve Ukrayna seferi ile aslında Karadeniz donanmasını kurtardı. Ermenistan’a yerleşen, Suriye’de üslerini koruyan, şimdilerde Irak’ın kuzeyini kurcalayan Ruslar, Türkiye için gerçek tehdit olmaktan öte geleceğine engeldir. Ne demek istiyoruz anlatalım.

Sovyetler Birliği’nin çöküşü, ABD’nin küresel deniz gücüne karşı ve Avrasya kaynaklarından yararlanması için karşısında bir tehdit kalmadığı anlamına geliyordu. Avrasya’nın parçalanması kilit güçleri izole etmiş ve onlara dar bir manevra alanı bırakmış gibi gözüküyordu. Çin, bölgede tecrit edilmiş oldu. Aynı şekilde, Basra Körfezi de oldukça tecrit edilmiş durumdadır. Avrasya’nın kara ordularının bölgeye çevreleyen dağları ve çölleri aşmaları zordur. Bu durumda potansiyel bir egemen güç, bölgenin içinden veya denizden gelebilir. Saddam, Basra Körfezi’nde egemenlik kurmak istemişti. Gözünü okyanuslara dikmiş, zengin, güvenli bir bölgesel güç Amerikan çıkarlarına ters düşer. Özetle, jeopolitik yalıtımı sahip yani izole güçlerin güç piramidinde büyüme şansı vardır. Avrasya’daki potansiyel olarak tecrit edilmiş güçlerin durumuna bakalım (16);

- Kuzeybatı Pasifik’te dört güçlü sistem vardır; Japonya, Çin, Kore, Rusya. Bu güçlerden birinin egemen olması halinde tecrit edilmiş bir bölge olacaktır.

- Çin çökerse; Vietnam, Güneydoğu Asya’da egemen, tecrit edilmiş bir hegemonya haline gelecektir.

- Batıda Pakistan, kuzeyde Çin çökerse, Hindistan tamamen izole edilmiş bölgesel bir güç olarak ortaya çıkar. Aslında Hindistan tecrit edilmiş gibidir ve Güney Asya’da bir deniz gücü haline gelmektedir.

- Rusya biraz daha zayıflarsa; Türkiye için de bir bölgesel güç olabilme fırsatı doğacaktır.

- İran da izole edilmiş durumda ve bölgesel hegemonya olma şansını kullanmak istiyor.

- Sovyetler Birliği’nin çöküşü ve ABD’nin Avrupa’dan çekilmesi, Almanya için ABD ile rekabet kapısını açtı ve bu durum Avrupa’da izole edilmiş bir hegemonya potansiyeli oluşturdu.

Soğuk Savaş sonrası dünyada, bölgesel güç dengelerini korumak, ABD dış politikasının temelini oluşturdu. Çünkü bölgesel güç dengesi izole güçlerin ortaya çıkmasını engeller. ABD, bölgesel üstünlük kurmak isteyenleri önlemek için “karşı çıkmak” ya da “kontrol etmek” zorunda idi. İkisi arasındaki fark harekâtın süreci ve sürdürülebilirliği ile ilgilidir. Vietnam ve Irak’ı kontrol etmek için büyük bir ordu gönderildi ve savaş yıllarca sürdü.

Tarihte ilk kez 1980 yılında, Transpasifik ticaretin değeri Transatlantik ticaretin değerine eşit oldu (17). Bu küresel zenginliğin anahtarı için sadece Atlantik’in kontrolünün yeterli olmayacağını, her iki okyanusu da hâkim olma gereğini dikte ediyordu. Böylece okyanustan birinin kıyılarına yakın devletler daha avantajlı konuma geldiler. Soğuk Savaş’ın sona ermesi ile birlikte siyasi ve askeri düşünceler ekonomik olanların gerisinde kalmış, daha az önemli hale gelmişlerdir. Ortaya çıkan baş döndürücü burjuvazi ideolojisinin altında yatan radikalizm, para ve kişisel çıkarlar diğer tüm insani kurumlar gibi ulus-devletleri de yozlaştırdı. Sınır tanımayan, aç gözlü iş adamlarının arkasında siyasi bir vizyon olmadan yaptıkları para transferleri ve borsa bu yozlaşmanın öne çıkan görüntüleri, ekonomik krizler ise sıradan halka yansımaları. İkinci Dünya Savaşı’ndan sonraki 67 yıllık sürecin en büyük başarısı Avrupa’daki muhtemel bir büyük jeopolitik savaş olasılığının yok olduğu düşüncesi idi ama bu artık geçerli değil. Avrupa projesi ileriye dönük momentumunu kaybetti. Putin jeopolitik kasları gererken, Avrupa Birliği’nin başarısı tehdit altında, Avrupa geçmişine dönüyor. Saldırı açısından Avrupa’nın ABD kadar işi ciddiye almadığı ve zayıf olduğu Paris ve Brüksel’e yönelik IŞİD saldırıları ile daha iyi anlaşıldı. ABD bile kendi kurduğu IŞİD’i Irak ve Suriye’de zor tuttuğunu itiraf ediyor. IŞİD, Kuzey Libya kıyısının 180 km sini ve Güney Akdeniz’i kontrol ediyor. Coğrafi olarak en büyük bölümü Batı Afrika’daki Moritanya, Mali, Çad ve Nijerya’da benzer görüşlere sahip gruplar var. Boko Haram, IŞİD’in parçasıyız diyor. IŞİD’a bağlılık sunuyor ve belirli bir ilişkileri var. IŞİD çok daha geniş çok daha küresel bir tehdide dönüşüyor. Zamanla şiddeti ABD’ye getirmeye kararlılar. IŞİD, Avrupa’ya sürekli ve seri bir şekilde saldırı yapacak bir ağ kurmaya çalışıyor.

Politika ve Savaş

Roma İmparatorluğu’nun yıkılmasından sonra Avrupa’nın kendi değerlerini ve kurumlarını yaratarak, siyasi yapılara dönüşmesi için bin yıl geçmiştir (18). İkinci Dünya Savaşına kadar olan dönemde savaş, politikadan farklı, ondan bağımsızdı. Savaş her şeye hazır olmayı gerektiren teknik bir girişimdi; siyasi akıldan, sağduyudan bağımsızdı ve ancak 7 Aralık 1941’de yani Pearl Harbor baskını yaşandığında ABD, sağduyunun yetersiz olduğunu anlamıştı. ABD’nin Japonlarının niyetlerini yanlış okuması gibi, Sovyetler de Almanları yanlış yorumladılar. Savaşa hazır olmadıkları için büyük felaketler yaşadılar. Bundan artık devletler, siyasi duruma aldırmadan her zaman savaşa hazır olacak, orduyu güçlü tutacaklardı. Soğuk Savaş’ın sonuna doğru artık devletler liderlerinin siyasi içgüdülerine değil; uydular, radarlar ve iletişim ağı gibi ulusal teknik olanaklarına güvendiler. Hem ABD hem de Sovyetler, yaklaşık 40 yıl boyunca her an çıkacakmış gibi savaşa hazır oldular. Clausewitz’e göre devlet adamları, düşmanının niyetini anlamak için sağduyularını kullanacaklardı. Savaşta hayret verici, gizli sürprizler nadiren görülürdü. Çünkü çoğu zaman savaş hazırlıkları aylarca sürerdi. O halde geleneksel savaşta iki uyarı tipi vardı; büyük savaş hazırlıkları ve devlet adamlarının durumu anlama ve harekete geçirme yeteneği. Ancak, savaş Pearl Harbor’dan sonra politikalardan ve sağduyudan koptu, teknolojiye yöneldi. Vietnam, Afganistan ve Suriye’deki asimetrik savaşlar, küçük grupların süper güçlere karşı başarı ile savaşabileceğini gösterdi. Her savaş, onun içindeki her çatışma yerel, bölgesel ve uluslararası kapsamı ile kendine hastır. ABD Kara Kuvvetleri Kurmay Başkanı Mark Milley’e göre; savaşlar siyasi amacı diğer ülkeye, onun halkına zorla kabul ettirmek için yapılır, savaşın sonucuna karar verecek halk ise karada yani yerde yaşamaktadır (19).

Şekil 1: Siyasi Çözüm Seçenekleri

Askeri kuvvet kullanımına dönecek olursak, temel problem askerlerin zorla kabul ettirdiği savaşın siyasi hedefi olan istenen barışı sürdürmek için halkın rızasını alacak meşru bir hükümet kurmaktır. Amerikan askeri gücü zorda bırakmakta ama istenen siyasi koşulun temeli olan ülke inşasını becerememektedir. Çünkü bunun için öncelikle değer ve kurum inşasına gerek vardır. ABD, muharebeleri kazanıyor ama savaşı sona erdiremiyor, nihayetinde düşmanı ile anlaşıp çekilmek zorunda kalıyordu. Bunun nedeni önce silahlı ülke inşasında başarısızlık olarak görülse de, asıl eksikliğin “fikirler savaşı”nı kazanamamak olduğu sonucuna varıldı. Fikirler savaşını kazanmak için yeni bir konsept bulundu; “akıllı güç (smart power)”. Bu amaçla, sert ve yumuşak güç unsurlarının üzerine daha önce propaganda amacı ile oluşturulan ve 2006’da “kamu diplomasisi (public diplomacy)” adı verilen yeni bir kurgu ilave edildi. Ancak, her ülkenin DNA’sı farklıdır ve örneğin Ortadoğu’da meşruiyet için din, etnik yapı, yerel inançlar veya kimin gücü elinde tutabileceği gibi faktörler devreye girer. Sonuçta kurulan hükümet öncekilere dönüşür; yolsuzluk, otorite ve kötüye kullanma ile birlikte istikrarsızlık devam eder. Irak ve Afganistan’da olan budur, kurum ve değer inşası başarılamamıştır. Özetle askeri güç hedeflerini yok edebilir, düşmanını zorda bırakabilir ama yerel, bölgesel ve uluslararası koşullar sonucu belirler. İngiliz General Ruperth Smith, Balkanlardaki tecrübelerine dayanarak 2005 yılında yazdığı “Utility of Force” adlı kitabında artık askeri gücün zor siyasi hedefleri başaramadığını itiraf ediyor ve ancak, belirli koşullarda siyasi sonuçlara ulaşabileceğini söylüyordu. Ruperth’in gördüğü artık savaşların çoğunlukla devletler ve devlet dışı aktörler arasında sonu gelmez, karmaşık savaşlara ve çatışmalara dönüştüğü idi. Ona göre çoğu devlet dışı aktör, devlet olmaya çalışırken; devletlerin stratejik kuvvet kullanımı ise şu şekilde özetlenebilirdi; ikna et, caydır, zorla, zorda bırak. Kore, Tayvan, Yugoslavya, Irak ve Afganistan’da yapılan siyasi bir zafer değil ama karşı tarafı zorda bırakarak, daha ileriye giderse pahalıya mal olacağı ya da yok olacağı için öylece kalmaya razı etmek oldu. ABD’nin Afganistan’da 13 yıldır devam eden savaşı, 3.5 trilyon dolar harcandıktan sonra kukla bir başkan ve uyuşturucu ile geçinen bir ülke dışında bir şey üretmedi. ABD, Irak’ı işgal ederken, Iraklıların işgale direnmeyeceğini düşünmüştü, bu yüzden askeri gücü yetersiz kaldı. Silahlı Kuvvetlerin savaşları, kazanamayacağının belli olması üzerine, göreceli sonuçlar üzerine yeni bir sınıflandırma ortaya çıktı (Şekil 2).

Şekil 2: Savaşta Yeni Başarı Ölçüleri

Afganistan’da ülke inşası; gülünç, Irak’ta ise tam bir fiyasko oldu. Kabil’e sıkışmış kukla başkan, kendisini Taliban’a satıp gitmeye çalışan Obama’yı ülkesini ziyaretinde kabul etmedi. Irak ve Suriye istikrarlı ve laik birer ülke iken terör bataklığına dönüştürüldü. Libya, Tunus ve Mısır’ın durumu eskiden çok daha kötüdür ve gelecekleri karanlıktır. Bu dönemde Afgan güvenlik güçlerinin eğitilerek, kendi kendini savunacak bir Afganistan bırakılacağı illüzyonu ile resim boyanıyor. Amerika, Irak ve Afganistan’la ilişkilerini göreceli kazanç ve potansiyel güç odaklarına karşı üstünlük sağlamak amacıyla sürdürdü. Irak’ta kazanılan askeri başarı ile uyumlu bir sivil başarı ortaya çıkmadı, Irak’tan çıkabilmek için liderliği Şii Maliki’ye bırakmak zorunda kaldı. ABD ordusu silahlı ülke inşası hala öğrenme ve bu problemi nasıl çözeceğinin arayışı içindedir. Bu savaşlar ABD’ye savaşlarını seçerken daha dikkatli olmayı, riski iyi değerlendirmeyi, silahlı ülke inşası için gerekli tüm kabiliyetleri geliştirmeyi, silahlı ülke inşası için etkili ve entegre sivil-asker gücü oluşturmayı ve gerekli programları etkili şekilde uygulamayı öğretti (20). Alınan ders; ABD’nin mezhepsel, etnik ve kabilesel olarak bölünmüş bir Müslüman toplumda demokratik bir toplumu nasıl inşa edeceğini bilmemesi (21). Buna teşebbüs Amerikalılara yönelik daha fazla nefret üretmiştir. ABD, Afganistan ve Irak’ta büyük ordular ile savaşta istediği sonucu alamadığını gördü. Diğer bir ders ise artık işgal edilen yerlerde ülke inşası ile uğraşılmaması, bu işin hem pahalı hem de çok zaman aldığı oldu. Yani Libya’da olduğu gibi meydan daha önce kullanılan savaşçılara bırakılacak, yaratılan kaos ve bataklık çok daha durumu kötüye götürüyor. Bu yüzden, demokrasi ve ülke inşasından vazgeçilip, çatışmaların yeniden başlamasını önleyecek bir istikrar harekâtı nasıl olur, bunun üzerinde çalışılıyor. Ortadoğu’da şehirleri IŞİD’ten geri alsanız bile bu işin birinci aşaması, sonra oralara istikrar gelmeli ve yeniden inşa etmelisiniz. Obama’nın başkan seçilmesinin en büyük sebebi Irak Savaşı, Bush’un mirası ve insanların buna sırt çevirmesi idi. Şu an Suriye’deki çatışmaların sorumluluğu da ABD’nin üstüne kalmış durumdadır. ABD, IŞİD karşıtı koalisyon oluşturuyor, barış ve ateşkes görüşmelerini sürdürüyor, ne kadar uzak durmaya çalışırsa çalışsın işe yaramıyor. Amerikan dış politikasının “askeri güç yolu ile barış” dönemine dönmesi artık kolay değildir.

Modern Savaş

ABD, Soğuk Savaşın başlangıcında Avrupa’da Sovyetleri durdurmanın çaresi olarak büyük bir askeri güç bulundurmanın ekonomik ve kültürel olarak çok zarar vereceğini öngörmüştü. Bu yüzden Eisenhower doktrini ile stratejik hava kuvvetleri ve nükleer silahları yatırım yapmayı tercih etti. Bu ilk telafi stratejisi idi, ikincisine çalışmalara Reagan döneminden başlansa da, uygulamaya 1990’lardaki büyük güç indirimi ile geçildi. Bu sefer uydu yönlendirmesi, görünmez uçaklar, akıllı mühimmat, ağa dayalı komuta ve kontrol ile sağlanan üstünlükler elektronik, mikroişlemci, uçak dizaynı ve uzayın askeri kullanımı çalışmaları sonucu ortaya çıktı. Bugün tekrar daha az insan gücüne dayanmak için üçüncü telafi stratejisi dönemine geçiliyor. Bu strateji sadece teknolojiyi üretip, adapte etmekle bitmiyor; uzman ve tecrübeli personel yanında, üstün bir performansı destekleyecek yan kuruluşlar gerekiyor. Üçüncü dönemde insansız araçlar ve otomasyon, uzun menzilli ve görünmez hava harekatı, denizaltı savaşı, entegrasyon ve mühendislik alanında karmaşık sistemler öngörülüyor (22). Bu yenilikler sadece devlet (Çin, İran, Rusya) kaynaklı değil, devlet dışı yani terör örgütlerinden gelecek tehditlere de çare getirecek. Dünya orduları 20. yüzyılın son çeyreğine kadar az çok aynı silah ve mühimmatı kullanırdı. 21. yüzyıl bu alanda üç ana gelişme ile başlamaktadır (23); imha veya yok etme özelliğinin evrimi, benzeri olmayan platformların ortaya çıkışı ve askeri teknolojide daha büyük sistemlerin yaratılması. Artık basit yüksek patlayıcı mühimmatın devri geçmiş, çok başlıklı ve hedefine göre (tank, köprü vb.) ayarlanmış mühimmat taşıyan füzeler ortaya çıkmıştır. Diğer yandan karadan karaya sistemlerin modası geçmiş, deniz altı ve üstünde, hava ve uzayda platform kullanımı başlamıştır. Üçüncü askeri evrim ise karmaşık askeri sistemlerin ortaya çıkışıdır. Ağ sistemi dahilinde sensörler, komuta ve kontrol merkezleri ve silah sistemleri entegre edilmiştir.

Tablo 2: Soğuk Savaş Sonrası Askeri Stratejik Ortamda Değişimler

21. yüzyıl savaşlarını üç ana kategoride değerlendirmek gerekir; konvansiyonel muharebeler, nükleer muharebeler ve özel savaş metotları. Savunma alanında son yıllarda ortaya çıkan en önemli akım Irak ve Afganistan’da yerini bulan karşı-ayaklanma harekâtı oldu. Hatta bu alanda yapılan çalışmalar öyle yoğunlaştı ki bu işe girenlere karşı-ayaklanma mafyası denilmeye başlandı. Savunma planlamacıları karşı-ayaklanma ile diğer harekât türleri arasında gelecekte nasıl bir denge kurulabileceğini ve bu harekât türünün 21. yüzyılda gerçek yerinin ne olacağını tartışıyorlar. Konvansiyonel olmayan savaş pek sevilmese de uzun süredir stratejistlerin çalıştığı bir alan olmaya devam ediyor. Bir ülkedeki isyancı grupları ya da hükümet tarafındaki milisleri desteklemek, vekilli savaşlar Suriye ve Irak örneğinde olduğu gibi günümüz güvenlik ortamının ayrılmaz bir parçası oldu. ABD, yaklaşık yarım yüzyıldır sivil savaşlarda doğrudan yer almadan bir tarafı eğitip-donatarak kazanmayı amaçladı ama bu hiçbir zaman işe yaramadı (24). Yeni güvenlik ortamında bölgesel ve sivil savaşlar, insani yardım operasyonları, barışı koruma harekâtı, terör ile mücadele gibi görevler öne çıkarken bugünün silahlı kuvvetlerinin de geçmişe göre daha mobil ve esnek olma ihtiyacı ortaya çıktı. Modern savaş alanında artık düzensiz savaş unsurları var. Ukrayna’da asıl kuvvetleri destekleyen silahlı ya da ayrılıkçı militan gruplar vardı. Afganistan, Irak ve Suriye’de terörist grupların nasıl kısa sürede iyi silahlanmış ayaklanma güçlerine dönüştüğünü gördük. IŞİD örneğinde ise bu ayaklanmacı gücün toprak işgal edip, devletleşme çabasını izliyoruz. Modern savaş alanında artık düzensiz savaş unsurları var. Ukrayna’da asıl kuvvetleri destekleyen silahlı ya da ayrılıkçı militan gruplar vardı. Afganistan, Irak ve Suriye’de terörist grupların nasıl kısa sürede iyi silahlanmış ayaklanma güçlerine dönüştüğünü gördük. IŞİD örneğinde ise bu ayaklanmacı gücün toprak işgal edip, devletleşme çabasını izliyoruz. ABD halen 170’den fazla ülkede terör ile mücadele kapsamında çeşitli operasyonlar icra etmekte veya bu ülkeler ile istihbaratını paylaşmaktadır.

21. yüzyıldaki savaşların yapısını etkileyecek birinci unsur, muharebe alanının ülke topraklarından çok uzakta olma ihtimalidir. Böylece silahlı güce dayalı ve dayalı olmayan stratejiler gelişecektir. Savaş artık hem asimetri hem de barış, kriz ve savaş dönemlerinin iç içe geçtiği müşterek (kara, deniz ve hava gücünün birlikte kullanıldığı) çatışmaların bir karışımı olarak görülmelidir (25). 21. yüzyılda savaşın uzaya taşınmasından endişe ediyoruz. Bu arada dünya üzerinde tek silahsız bölge olan arktik alanların da çatışma bölgesi olma riski belirdi. Rusya, arktik bölgenin kendisine ait olduğunu ilan ederken Kanada, Norveç ve ABD meydan okumaya hazırlanıyor hatta Çin nükleer buz kırıcılar üreterek bu yarışa katılmaya hazırlanıyor. Ordular ve düzenlemeler tüm bu savaşlara göre yapılıyor. Uzayda ise %80’i haberleşme uydusu olmak üzere 947 aktif uydu yörüngelerinde dönmektedir. Uzay geleceğin savaşlarının ağırlık merkezi olmaktadır (26). Örneğin GPS uyduları 800.000 Amerikan askerinin hareketine, uçaklarına ve gemilerine yön vermektedir. Amerika’nın savaş gücünün sinir sistemi uydular ve fiber optik veri linkleridir. Bunlarla kuvvetlerini koordine etmekte, güdümlü silahlarını hedeflerine yöneltmekte ve insansız Predator gibi hava araçlarına manevra yaptırmaktadır (27). Predator ve Reaper sistemleri silahlı hale getirilirken, İHA’lar küçülmekte ve şekilleri değişmektedir. Robotlardan gelecekte patlayıcıları bulma ve yok etme, istihbarat-gözetleme-keşif, silah olarak istifade edilecektir. Her asker bir sensör vazifesi görecektir. Sistemin diğer unsurları insansız hava araçları, uydular, harekât alanında olan diğer sivil teşkiller ile yapılan haberleşme ve uzaya dayalı radarlar olacaktır. Uzaya dayalı güvenlik maksatlı kullanımlar içinde; Küresel Konumlama Cihazlarının (GPS) füze, uçak ve diğer hava araçlarını savaş alanında yönlendirmesi, diğer uydu sistemlerinin savaşan unsurlara gerçek zamanlı iletişim sağlaması ön plana çıkmaktadır. Ancak, uzay teknolojileri ile ilgili çalışmalar henüz tamamlanma aşamasına oldukça uzaktır.

21. yüzyılın generali

21. yüzyılın generali henüz ortaya çıkmadı. Çünkü yeni savaş ve bunu kazanmanın yani başarılı olmanın kriterleri henüz belli değil. 20. yüzyılın başında Atatürk gibi liderler, planlama ve kahramanlık üzerine askerlik sanatının en iyi örneklerini verdiler. İkinci Dünya Savaşı’ndan hatırda kalan General Patton ve İngiliz Montgomery galip tarafın öne çıkardığı isimler oldu. Afrika’dan Avrupa’ya sözde aynı ittifak içinde hareket eden iki ülkenin ordu komutanları olmalarına rağmen, aralarında kişisel bir kıskançlık ve rekabet vardı. Bu rekabeti Patton üzerinden anlatalım. Patton ABD’nin en zengin generali idi. Kuzey Afrika’daki Kartaca vb. savaş hakkında birkaç kitap okumaktan başka bir entelektüel birikimi olmayan ruh hastası, küfürbaz ve kaba saba biri olduğunu söyleyebiliriz. Kendine âşıktı ve resmen onaylanmadığı halde bir süre kendiliğinden orgeneral rütbesi takmıştı. Afrika’ya komutanlık görevi almak için çok çaba harcamıştı. Montgomery ve Patton gibi sınırsız kaynaklara karşı savunan Alman General Rommel ise küçük ordusu ve ikmal sorunlarına rağmen Kuzey Afrika’da önemli başarılar kazanmıştı. Patton’ın Kuzey Afrika’daki başarısının nedeni, Amerikan askeri istihbaratının Alman kriptolarını çözmesi yani düşman durumu hakkında her zaman hazırlıklı olması idi. Pis işleri başkalarına bırakıp, sadece kolay zafer ve ün peşinde koştuğundan, İngiliz Montgomery ile savaş planları için sık sık karşıya geldi. Bu yüzden, İtalya kıyılarında kimin nereye çıkacağı sorun oldu, Palermo’yu emir verilmediği halde şöhret uğruna işgal etti. Bunun için verilen emirleri almamış gibi yapan, sahtekârlıklara başvurdu. Öte yandan, emrindeki 50 bin kişi onu vurabilmek için can atıyordu. Sıhhiye çadırındaki askeri tokatladığı için görevden alınan Patton, aktif göreve tekrar dönmek için araya gene adamlar koydu. En büyük başarısı savaşın sonuna doğru Alman 6. Ordusu’nun Ruslar tarafından yok edilmesi ile ortaya çıkan boşluğu süratle doldurarak, Amerikan zaferi arayışına cevap bulması idi. Karşısında düşman yoktu, aslında işi Doğu’dan gelen Ruslar yapmıştı ama o sahiplendi. Amerikan medyası ise halkın gurunu onunla okşama fırsatını kullandı. Patton’un zafer anlayışı şu sözleri ile özetlenebilir; “Hiç kimse ülkesi uğruna ölerek savaşı kazanmamıştır, savaşı ancak başka aptalların ölmesini sağlayarak kazanabilirsiniz.” Peki, şimdiki Batılı generaller nasıl, 21. yüzyılın başındaki en yakın iki örnekle anlatalım.

David Richards ve Stannley McChrystal; biri İngiliz diğer Amerikalı iki orgeneral. İkisi de Afganistan’daki uluslararası güvenlik gücü olan ISAF komutanlığında görev yaptı ve ülkelerinin yaşayan, önde gelen askerleri olarak biliniyor. 2013 ve 2010 yılında emekli olan generaller hatıralarını yazarken, 21. yüzyılda askeri komutanlığın nasıl olması gerektiği konusunda görüşlerini de ifade ettiler (28). Richards, özellikle harekât alanındaki komutanların harekâtı nasıl görmesi ve tasarlaması gerektiğine odaklanırken, McChrystal, daha çok operasyonların nasıl icra edilmesi gerektiği üzerinde duruyor. İngiliz Richards, bir Soğuk Savaş subayı, komando eğitimi almış, konvansiyonel savaş prensiplerine sadık ve 1980’lerin sonuna doğru Berlin’de İngiliz Tugayı Komutanı idi. Bu dönemde; sivil kişilerin korunması, takibi gibi üst düzey sivil protokole ilişkin, askeri literatürde “sivil işler” dediğimiz, örtülü işlere bulaşmış ve bu tür karanlık işleri seviyordu. 1999-2000 yıllarında Sierre Leone’de rejimi korumak için iç savaşın içinde yer almıştı. Sierra Leone’de iken siyasi emirleri dinlemediği siciline işlenmiş ama ülkesine bağlılığı takdir edilmiş ancak, aynı durum Afganistan’da da tekrar etti. 2006-2007 yıllarında Afganistan’da NATO komutanı iken yetkilerini aşmakla suçlanmış, sivil işlere de bulaşıp, Karzai hükümetine reform çalışmaları yaptırmıştı. Öyle ki Karzai, ona sormadan bir şey yapamaz hale gelmiş, İtalyan büyükelçisi onu asker kılığında bir politikacı olarak tanımlıyordu (29). Richard’ın bu iş için kurduğu Siyasi Eylem Grubu, o gider gitmez dağıtılmış, ardından da pek çok söylenti çıkmıştı. Richards’ın siyasi ihtiraslar için ardında çalışan çok yetenekli ve vahşice çalışan bir kadrosu vardı.

Resim: General David Richards ve Stanley McChrystal


Amerikalı Stanley McChrystal ise David Richards’a göre oldukça farklı bir kişilik; daha gösterişsiz, içe kapanık, alçak gönüllü ve mütevazı biri. 2003-2008 yılları arasında Irak’ta Müşterek Özel Kuvvetler Komutanlığı yaptı. 15 Haziran 2009 ve 23 Haziran 2010 tarihleri arasında ise Afganistan’daki birliklere komuta etti. Onun felsefesi; “Biz savaşmak için değil, kazanmak için buradayız” oldu ama iki büyük zorlukla karşılaştı. Birincisi istihbaratın çok yavaş olması, yani iş işten geçtikten sonra gelen istihbarat ile bir şey yapılamaz. İkinci zorluğu ise terörle mücadele için özel kuvvetlerin ihtiyacı olan diğer kuruluşlardan gerekli yardım ve işbirliğinin alınamaması oldu. Özel kuvvetler gizlilik ve bağımsız çalışma ister. Daha çok Delta Gücü’nden oluşan TF 714 görev kuvveti ile Zerkavi’ye karşı kendi istihbarat ağlarını kurmaya çalıştı. Bunun için Özel Kuvvetler Komutanlığı yapısını değiştirerek, bal peteği gibi bölünmek yerine, üst seviyeyi (TF 16) bir hangara topladı, gizlilik arkasına saklanmadan her şeyin açıkça tartışılarak, işbirliğini hedefledi. Aynı şekilde Harekât Takip Merkezi’ni de şeffaf ve açık hale getirerek, durumun nasıl geliştiğini herkesin iyi görmesini istemiş. Bunun için ortak merkezli iki at nalı şeklinde merkezi tertiplemiş. McChrystal, bu yöntemi ülkesine döndüğünde Virginia’da da uygulamış. Ona göre özel kuvvetler, ne teknoloji ne de coğrafyaya göre örgütlenmeli, teşkilatta esas insan faktörü olmalıdır (30). McChrystal’a göre istihbaratın yavaş olmasının nedeni karşılıklı güvensizlikti, bu güveni sağlamak için bir arada çalışmaları gerekli idi. Sistemin her aktör ve kuruluşun rekabete değil, birbirini tamamlamaya ihtiyacı vardı, başarı da işbirliğine bağlıydı. McChrystal, zamanının çoğunu bu 5-6 kuruluşun bir arada görevi başarması için işbirliği gayretleri için harcadı. Bu kuruluşların hepsi F3EA (31) (Bul-Odaklan-Bitir-Kullan-Analiz Et) istihbarat döngüsü içinde çalışıyordu. Bu farklı kuruluşların çeşitli coğrafi bölgelerde olması nedeni ile video-telekonferans komuta etmenin ana iletişim aracı oldu. McChrystal, bu kuruluşlar ile ilişkilerinde özellikle kayıplar verdiğinde, acılarını dindirmeye ve yaptıkları için müteşekkir olmaya dikkat ettiğini anlatıyor.

Sonuç

Irak’ı 2003’de işgal eden Amerikalı General Tommy Franks, Bağdat’ta sokak savaşlarına girmek yerine kolay savunabilen yerlerde üsler kurdu. Böylece Saddam gerilla savaşı başlattığında, daha az Amerikan kanı döküldüğü için kendisi başarılı sayıldı. General Petraus ise 2006’da Sünni kabileleri ile para karşılığı iyi ilişkiler kurarak Irak’taki iç savaşın pasifize edilmesini sağladı. Strateji; insan, para ve malzeme gibi kaynakların amaç doğrultusunda en doğru şekilde kullanılması işidir. Bu kaynakların en kısıtlı olduğu dönemde, dünyanın en güçlü emperyalist devletlerini ülkemizden kovan Atatürk; zekâsı ile bir deha ve askeri yetenekleri ile en başarılı komutandır. Bugün, ABD ve İngiltere’deki askeri çevreler hem Afganistan ve hem de Irak’ta orduların stratejik ve operasyonel komutanlıklarının başarısız olduğunu kabul ediyorlar. Bir adım daha öne giderek artık askerlerin, sivil hiyerarşinin istediği sonuçlar ile uyumlu askeri operasyonlar yapamadığını itiraf ediyorlar. Richards ve McChrystal bu problemlere çare üretmiyorlar ama Soğuk Savaş sonrası yaşanan değişimleri ve askeri komutanlıkların yeni güvenlik ortamında sahip olması gereken hünerleri ve nitelikleri anlatıyorlar. McChrystal ve Richards, çok farklı karakterler olmasına rağmen, 21. yüzyılda askeri komutanlığın doğası ile ilgili öngörüler sağlıyorlar. Anlattıklarından bu yüzyılda askeri komutanın nasıl olması gerektiği ile ilgili ipuçları çıkarıyoruz. Onlara göre; savaşların doğası değişirken, generallerin başarılı olması için nitelikleri de değişiyor. Öncelikle generaller artık siyasilerden açık siyasi hedefler ve direktifler beklememelidir. Bunun yerine harekât alanındaki komutanlar, siyasiler tarafından kabul görecek, daha geniş bir politika yelpazesi içinde olacak stratejiler geliştirmeye çalışmalıdır. Askeri görevlerin yerine getirilmesinde, komutanlar sivil-askeri bir ağ kurmalı ve koordine etmeli, sivilleri ikna etmeli, görüşmeli ve gerekirse tatlı vaatlerle oyalamalıdır. Modern general; bir savaşçı olmaktan çok, siyasi-askeri oyuncu, ahenk sağlayıcı ve kolaylaştırıcıdır. Yeni yüzyılın generali savaşta karşılaşacağı benzeri görülmemiş askeri problemlere süratle çözüm getirmelidir. 21. yüzyılın liderleri otoriter değil, ikna edici olmak zorundadır. Artık “ben öyle istiyorum” diyemeyecek, sadece askerlerini değil, sivilleri, NGO’ları ve diğer resmi ve gayriresmi yapı liderlerini de ikna edecek sosyal zekâya sahip olmalıdır. Patton gibi birinin bugünkü IŞİD ile savaşa komutanlık etmesi mümkün değildir (32).

Özetle, Soğuk Savaş’ın generalleri küresel olarak henüz yeni güvenlik ortamına ve savaşlara hazır değillerdir. Bu hazırlık düşünsel (harekât doktrin ve konseptleri) ve uygulamalı (kuvvet kombinasyonları ve silah, araç, gereç sistemleri gibi) alanlarda değişim yapmak, tarihsel devrimler başarmak zorundadır. 21. yüzyıl askeri liderleri, askeri strateji ve küresel coğrafya arasında bağlantı kuracak daha iyi temeller ihtiyacındadır. İçinde bulunduğumuz dönem askeri güçler bakımından eski yapıların çöktüğü, kimisi kalıcı kimisi geçici olan yeni yapıların ortaya çıkıp hayatta kalabilmek için yarıştığı bir dönemdir. Şimdi geleceğin stratejileri ile konvansiyonel olmayan, düzensiz savaş stratejilerini entegre etme zamanıdır. Çünkü gelecekte devletler bir taraftan devlet dışı silahlı gruplar ile de savaşacaklar ya da onları kullanacaklardır. Bu grupları kullanmak çeşitli yükümlülükler getirecek ve şüphesiz daha büyük bir stratejinin parçası olacaklardır. Geleceğin güvenlik ortamı içinde muğlaklık, asimetri, melezlik, enformasyon kullanımı, vekil savaşları ve tutarlılığı öngören Vasily Gerasimov’un doktrini bu yönde ilk çalışmalardan biridir. Tarihteki en iyi askeri devrimler, belirli askeri problemlerin çözümüne odaklanan yenilikler üzerinde çalışıldığı zaman başarılı olmuştur (33). Birinci Dünya Savaşı sonunda Alman Genelkurmayı, savaş süresince karşılaştıkları askeri taktik problemlerin her biri için olmak üzere 57 komite kurmuştu. Bu çalışmalar, iki savaş arası dönemde çeşitli deneylerin getirdiği yenilikler ve bir milli askeri kültürün oluşması ile 1940 yılına gelindiğinde Almanya’ya büyük bir üstünlük sağlamıştı. Diğer bir yöntem düşmanın mevcut ve geliştirmekte olduğu kabiliyetlere odaklanarak, uygun teknolojik çözüm ve konseptler geliştirmektir. Çin şu anda bunu yapmaktadır. ABD küresel güç projeksiyonunu korumak için deniz aşırı üslerden ve uçak gemilerden havalanacak, daha çok Asya-Pasifik harekât alanını tarif eden taktik uçaklara yatırım yapıyor. Hiçbir ülke sizin için en iyi silahı üretmez, bunu sizin yapabileceğinizden daha hızlı ve ucuz da yapmaz. Bu yüzden ülkenin özel ve kamu sektörü arasında olabilecek en etkin tedarik ve yenilik sistemi kurulmalıdır. Küçük uluslar ve devletler, birkaç yüz bilim adamı, uzman ve mühendis ile sensörler, bilgisayarlar, tam isabetli güdümlü füzeler vb. savaş sistemleri yaparak, bunları satarak gelecekte büyük siyasi güç kazanabilecektir.

Giriş konumuza yani askeri mesele işine dönecek olursak; savaş işi değişiyor ve bu açık ve görünen yollardan olmuyor. Yeni teknolojiler, yeni tip düşmanlar ve yeni ideolojiler ile her şeyi karmaşık hale getiriyor. Konvansiyonel savaş anlayışımızda önemli kırılmalar var. Yeni güvenlik ortamında bölgesel ve sivil savaşlar, insani yardım operasyonları, barışı koruma harekâtı, terör ile mücadele gibi görevler öne çıkarken bugünün silahlı kuvvetlerinin de geçmişe göre daha mobil ve esnek olma ihtiyacı ortaya çıktı. Son savaşlar, Kara Kuvvetleri savunma doktrinin de önemli değişikliklere neden oldu. Askerler bir yerde muharip, diğer yerde ülke-inşacısı, diğer bir yerde psikolojik savaş elemanı rolüne girdi. Bütün bu görev ve rolleri edinecek şekilde ABD askerlerinin eğitim ve teçhizatı yenilenmeye başladı (34). Savaş artık halk, ayaklanmacılar ve patlayıcılar içinde geçtiğinden askerler için taarruz, savunma ve istikrar harekâtı kapsamı dışında yeni görevler belirlenmeye başladı. ABD, askeri güçte bir numara ve iki numara yok ama Amerikan askeri üstünlüğü eriyor, bunun nedeni sadece rakiplerin potansiyelindeki artış değil, savaşın doğası ve teknolojide yaşanan gelişmelerdir. Teknoloji, ancak bir operasyonel göreve hizmet ediyorsa faydalıdır. Bütün bu teknolojik gelişmelere rağmen, ABD ile savaşmak için savaş alanında ülkeler değil, pick-up arabalardaki teröristler bekliyor. ABD’ye en büyük tehdit hala Sovyet zamanından kalma AK-47 Kaleşnikof ve RPG roketatarlardır. ABD’nin terörle mücadelesi, 13 yıl içinde iki büyük savaştan sonra IŞİD’a yönelik hava harekâtına, özel kuvvet operasyonlarına ve CIA’nın vekilli savaşlarına indirgenmiş durumdadır. Çare “akıllı savunma”, çok para; güçlü ordu anlamına gelmiyor. Mesele tehdidi iyi okumak; senaryoları iyi çatmak, karşılaşılacak yeni durumları önceden öngörmek, adapte olmak ve operasyonel zorlukları yenecek eğitim ve kabiliyetlere sahip olmaktır. Zaman, askeri meselelerin yeniden yazılma zamanıdır.

Doç. Dr. Sait Yılmaz
ulusalkanal.com.tr



Kaynakça ve Dip Not
(1) George ve Meredith Friedman: Savaşın Geleceği 21. Yüzyılda Güç, Teknoloji ve Amerikan Egemenliği, (Çev.) Enver Gürsel, Pegasus Yayınları, (İstanbul, 2015), s.12.
(2) Uppsala Conflict Data Program: Definition of Armed Conflict, UCDP/PRIO Armed Conflict Dataset, (2012), http://www.pcr.uu.se/research/ucdp/definitions/definition_of_armed_conflict/#i
(3) Uppsala Conflict Data Program: ibid, www.ucdp.uu.se
(4) Andrew Mack: Global Political Violence: Explaining the Post-Cold War Decline, International Peace Academy, (New York, 2007), p.3.
(5) Mack: ibid, (2007), p.1.
(6) John Keegan: War and Our World, Hucthinson, (London, 1998), p.72.
(7) Joseph J. Thomas: Leadership for the Long War: Developing 21st Century Warriors, U.S. Naval Academy, (2008).
(8) Friedman: a.g.e., (2015), s.34.
(9) Hugh Whitei, Why the Campaign Against Islamic State is Doomed, Canberra Times, (October 14, 2014).
(10) Mark Mazzetti, Panel Faults C.I.A. Over Brutality and Deceit in Terrorism Interrogations, The New York Times, (December 9, 2014).
(11) National Intelligence Council: Global Trends 2030: Alternative Worlds, December 2012. https://publicintelligence.net/global-trends-2030/
(12) Jan K. Gleiman, The Future of War Is Here: Proxy Warfare, ASPI, (October 24, 2014).
(13) Principal-agent problem
(14) Friedman: a.g.e., (2015), s.488.
(15) Dirck Krickus: Only Boots on the Ground Will Stop Putin, Army War College, (March 26, 2014).
(16) Friedman: a.g.e., (2015), s.131-132.
(17) U.S. Department of State: Focus on East Asia and the Pacific, Dispatch Magazine, Vol.4., No.16, (April 19, 1993). http://dosfan.lib.uic.edu/ERC/briefing/dispatch/1993/html/Dispatchv4no16.html
(18) David Fromkin: A Peace To End All Peace: The Fall of the Ottoman Empire and the Creation of the Modern Middle East, Holt Paperbacks, 2009, 11.
(19) General Mark Milley’in görevi devralmasında yaptığı bu konuşmayı aktaran; Janine Davidson: The U.S. Army Can Only Get So Small, CFR, (August 19, 2015).
(20) Anthony H. Cordesman:: Shape, Clear, Hold, and Build, Acting on the Lessons of the Afghan & Iraq Wars, (Speech given at the Cosmos Club on September 24, 2009).
(21) Stephen Walt: Lessons of Two Wars: We Will Lose in Irag and Afghanistan, Foreign Policy, (August 16, 2011).
(22) Robert Haddick: Preserving U.S. Military Might: How to Make the Third Offset Strategy a Success, Naval Institute Press, (December 7, 2014).
(23) John Baylis, James Wirtz, Eliot Cohen, Colin S. Gray: Strategy in the Contemporary World, Oxford University Press, (Oxford, 2006), p.245.
(24) Hugh White: Why the Campaign Against Islamic State is Doomed, Canberra Times, (October 14, 2014).
(25) Michael Evans: The Continental School of Strategy: The Past, Present and Future of Land Power, Land Warfare Studies Centre, (Duntroon-Australia, June 2004), p.vii.
(26) Union of Concerned Scientists Satellite Database, available at <www.ucsusa.org/nuclear_weapons_and_global_security/space_weapons/technical_issues/ucs-satellite-database.html>; and the United Nations Convention on Registration of Objects Launched into Outer Space, available at <www.unoosa.org/oosa/en/SORegister/regist.html>.
(27) Andrew F. Krepinevich: Panetta’s Challenge, Washington Post, (July 15, 2011).
(28) David Richards: Taking Command, Headline, (2014) ve Stanley McChrystal: My Share of Task: A Memoir, Penguin Books, (2013).
(29) Anthony King: Military Command in the 21st Century Through the Eyes of Two Generals, University of Exeter, (January 22, 2015). http://warontherocks.com/2015/01/military-command-in-the-21st-century-through-the-eyes-of-two-generals/
(30) King: ibid, (January 22, 2015).
(31) F3EA: Find-Fix-Finish-Exploit-Analyze.
(32) Michael D. Matthews: 21st Century Military Leadership, United States Military Academy, (Oct 06, 2014).
(33) MacGregor Knox, Williamson Murray (Edt.): The Dynamics of Military Revolution, 1300-2050, Cambridge University Press, (2001).
(34) William Wallace: Iraq War Changes U.S. Army Doctrine, Defense News. (April 7, 2008), p.46.
 
Yorum Ekle
İsim
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.
Avatar
Vatansever - 9 ay önce
Cok üst düzey bi yazi. Bu yaziyi yazabilcek zekanin yarisi ülkemizi yoneten insanlarda olsaydi cok daha iyi yerlerdeydik.