Seçime giderken AKP’nin, PKK’yı CHP’nin kucağına bırakma taktiği


Mehmet Bedri Gültekin

Mehmet Bedri Gültekin

08 Kasım 2014, 15:33

Genel seçime çok fazla bir zaman kalmadı. AKP-PKK ilişkilerinde kayda değer bazı değişiklikler oluyor.
Kandil’deki PKK yöneticileri, son aylarda artan sıklıkla, AKP’nin kendilerini aldattığını ve “çözüm sürecinin” bitmekte olduğunu tekrarlayıp duruyorlar.
Buna karşılık Hükümet Sözcüsü Bülent Arınç, “Çözüm sürecine mecbur ve mahkûm değiliz” açıklamasını yaptı. Tayyip Erdoğan ise bir yandan PKK ve PYD’nin terör örgütü olduklarını söyleyip dururken, öte yandan, Bezmi Alem Üniversitesinin akademik yıl açılış töreninde PKK’dan, “Bunlar hain” diyerek söz etti.
Elbette bütün bu açıklamalar, TSK’nın PKK mevzilerini bombaladığı, Ayn el-Arap’ta ABD-Türkiye savaşının bütün şiddetiyle sürdüğü, PKK’nın taraftarlarını sokağa çağırmasının ardından çarşıların yakılıp yağmalandığı ve 40’a yakın yurttaşımızın öldüğü, Yüksekova ve Diyarbakır’da çarşı iznine çıkmış olan silahsız ve sivil askerlerin arkalarından kurşunlandığı vb gelişmeler üzerine yapılmaktadır.

CHP’de tam tersi eğilim
Yıllardır PKK ile önceleri gizli daha sonra da aleni görüşmeler yürüten, Güneydoğu’da bölücü örgütle iktidarı paylaşmakta sakınca görmeyen AKP’nin geldiğimiz aşamada yeni bir yönelime girdiği anlaşılıyor. Şimdiye kadar yapılan bütün seçimlere çatışmasızlık ortamında girmek için PKK’ya çeşitli tavizler veren AKP’nin, şimdi tam tersine PKK ile çatışma koşullarında seçime gitmenin kendisi açısından daha uygun olacağı şeklinde bir hesap yaptığı görülüyor.
AKP cephesinde böyle bir gelişme yaşanırken, CHP’de ise tam tersi bir yönelimin egemen hale geldiği anlaşılmaktadır.
CHP bu konuda en önemli çıkışını Ayn el-Arap’ta yaşanan Türkiye-ABD savaşında yaptı. CHP lideri orada savaşan PKK’lıları “vatanlarını savunuyorlar” diyerek savundu ve bir tezkere çıkarılarak Türk Ordusunun Kobanê’ye gönderilmesini istedi.
Kemal Kılıçdaroğlu çeşitli defalar açılım politikasının esas savunucularının kendileri olduğunu belirtti.
Maraş milletvekili Durdu Özpolat, Sezgin Tanrıkulu ve Murat Özçelik gibi Parti yetkilileri, BDP ile ittifak yapmaya hazır olduklarını açıkladılar.
CHP’nin Konya milletvekili Atilla Kart ise ABD adına yürütülen “piyon savaşı”nı, “Orada bir ölüm kalım savaşı veren, hak ve hukukunu korumaya çalışan bir Kürt halkı var… onlar bir araya gelip insanlığı tehdit eden IŞİD’e karşı mücadele ediyorlar” dedi.

CHP’nin içine girdiği yönelim
CHP’nin bu yönelimi, 17 Aralık 2013 ABD operasyonundan sonra benimsediği politika ile uyumludur.
Kılıçdaroğlu ekibi, 17 Aralık sonrasında ABD’nin önüne koyduğu yol haritası uyarınca, Fethullahçı örgütlenme ve PKK ile yakın ilişkiye geçerek iktidar olacağını zannetti. 30 Mart yerel seçimlerinde Türkiye’nin milli partileri ile güçbirliğine sırtını dönmesi ve Cumhurbaşkanlığı seçiminde ABD tarafından önüne konan aday ile seçime gitmesi bu tercihinin sonucu olarak gerçekleşti.
Özellikle Cumhurbaşkanlığı seçiminde CHP yönetimi, kendisine yapılan bütün dostça uyarıları dinlemedi ve intihar etti.
Eylül ayında toplanan Olağanüstü Kurultay’da Kılıçdaroğlu, 30 Mart ve 10 Ağustos çizgisini takip etmekte kararlı olduklarını, ‘Dersimli Kemal’, ‘Atatürkçülük edebiyatını bırakalım’ ve ‘gerektiğinde CHP tarihiyle yüzleşiriz’ söylemiyle ortaya koydu.
CHP’nin Cumhurbaşkanlığı seçiminde izlediği politikanın, “Eroinmanın altın vuruşu” olduğunu söylemiştik. PKK’ya yönelik tepkilerin iyice arttığı, “Kobanê ile dayanışma” için yapılan eylem çağrısına katılımların Kürt halkı içinde bile taraftar bulamadığı, genel olarak çok büyük bir öfkenin biriktiği koşullarda, CHP’nin PKK ile ittifak arayışlarına girmesini akıl ile açıklamak mümkün değildir.
Gelinen aşamada benimsenen bu politika üzerine iki şey söylenebilir: CHP yönetimini bugün ele geçirmiş olan ekip bir “görev” yapmaktadır. Onlar açısından halkı kazanmak değil, verilen görevi yapmak önemlidir.
Ama bu tavrın intiharın tescillenmesinden başka bir anlama gelmediği açıktır.

PKK’yı CHP’nin kucağına bırakmak

AKP ise bugüne kadar halkın barışa olan özlemini sömürdü. “Analar ağlamasın” söylemiyle PKK ile işbirliği yaptı. Ama aynı AKP bugün, PKK’ya karşı millette biriken büyük öfkeyi tespit ediyor.
Türkiye’nin milli güçlerinin bölücülüğe karşı harekete geçme kararlılığının önüne geçilemeyeceğini ise herkesten daha iyi görmek konumundadır.
İşte bu koşullarda PKK’yı CHP’nin kucağına bırakarak bir taşla iki kuş vurmak peşindedir. Böylece bir yandan CHP’yi iyice aşağı iterken, öte yandan kendisini halkın büyük öfkesinin hedefi olmaktan kurtarmak, hatta tam tersine PKK karşıtı eylem ve söylemiyle halk desteğini almak istemektedir.
Öyle görünüyor ki Yeni CHP yönetimi, kendisine biçilen rolü oynamaya dünden razıdır. Peki, AKP umduğu kazancı elde edebilecek mi?
Türkiye’nin bugün yüz yüze olduğu sorunların birinci dereceden sorumlusu olan Partinin, bütün suçlarının halk tarafından unutulacağını sanması ise bu halkı tanımamakla ilgili bir siyasi körlüktür.



Mehmet Bedri Gültekin
[email protected]


Yorum Ekle
İsim
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.