Soner Yalçın'ın yazısı üzerine aklıma gelenler


İsmail Hakkı Pekin

İsmail Hakkı Pekin

07 Ocak 2015, 16:11

Soner Yalçın’ın 2 Ocak 2015 tarihli Sözcü Gazetesi’ndeki’’ Dinci Komutan’’ başlıklı yazısı okuduğumda, mevki, ikbal ve kişisel hesaplar yüzünden değerlerimizin nasıl heba edildiği, bu insanlar harcanırken hangi bahanelerin üretildiği ve çıkarlan söylentilerin nasıl yayıldığı geçti aklımdan. İnsanların önüne engel koymak çok kolay ülkemizde. Bahane üretmek mi? Adeta bahane üretim merkezi gibi çalışırız yeri gelince. Söylentileri yaymak ise daha kolay. Gazeteler, televizyonlar, sosyal medya hazır bunun için. Hele kulaktan kulağa yayma işi neredeyse ışık hızıyla yapılıyor ülkemizde. Yeter ki bir kişi, bir grup karalansın da gerisinin önemi yok. İnsanları linç etmek kültürümüzde var. Sonra aklımız başımıza geliyor ve aldatıldık(!) diyoruz ama iş işten geçiyor. İnsanların onurlarıyla, hayatlarıyla oynanıyor ve liyakati tescillenmiş insanlarımız ve değerlerimiz harcanıyor, milletçe seyrediyoruz.

Sayın Edip Başer’i yakından tanıma imkanı bulduğumda kendisi Korgeneral’di ve 3ncü Kor. Komutanıydı. Ben de Albaydım, Romanya’da icra edilecek bir tatbikat için tatbikata katılacak arkadaşlarımla birlikte 3ncü Kor. Kh.’na oryantasyon eğitimine gitmiştim. İlk bakışta insanları derinden etkileyen bir nezaketi, mütevaziliği ve saygınlığı vardı. Konuştukça bilgi birikimi ve tecrübesinin etkisi altında kalmamanız mümkün değildi. Belli ki yaptığı görevler, aldığı öğretim, eğitimle yoğrulmuş, kendini yetiştirmiş, pişmiş ve olgunluğa ulaşmıştı. Onunla ilk konuştuğumda bunlar geçti aklımdan.

Sanırım 1998 yılı idi ve terfi sırasındaydı. Orgeneralliğe terfi edecekti. O zaman da hakkında menfi propaganda yapılmış, aslı astarı olmayan şeyler söylenmişti. Anlaşılan birileri terfi etmesini istemiyordu ya da birilerinin önünü kestiği/ keseceği için bu tür şayialar çıkarılmıştı. Unutmuyorum kendisi de çok üzülmüştü bu duruma ve vefasızlığa. Ama 1998 de Orgeneralliğe terfi etti. TSK’ daki sağduyu ve liyakat olgusu galip gelmiş ve 1nci sırada Orgeneralliğe terfi etmişti. Aslında aklı başında ve onu tanıyan herkesin de beklentisi buydu. Sonra Orgeneralliğinin ikinci yılında Gnkur. II nci Bşk. oldu. Bu görevde bir yıl kaldı ve 2nci Ordu Komutanlığı görevine atandı.

2002 yılında KKK ve Gnkur. Bşk. değişecekti. KKK Org. Hilmi Özkök Gnkur. Bşk.lığının, 1nci sırada Orgeneralliğe terfi eden Edip Başer de KKK’lığının ilk sıradaki adayları idi. 2002 Askeri Şura kararları ile birlikte açıklanan atama kararlarında Org. Hilmi Özkök beklendiği gibi Gnkur. Bşk. olmuş, ancak Org. Edip Başer emekliye sev edilmiş ve J. Gn. Komutanı Aytaç Yalman KKK olarak atanmıştı. Bunun gerekçesi olarak da Sayın Edip Başer’in dinciliğinden, terörle mücadeledeki tecrübesizliğinden, NATO’da çalışmışlığına kadar bir dolu safsata üretilmiş ve karalanmaya çalışılmıştı. Aslında her şey açık ve netti. Sayın Edip Başer, liyakati, Türkiye Cumhuriyeti’nin temel değerleriyle yoğrulduğu ve bu değerlerin bekçisi olduğu için bu rütbeye kadar terfi etmiş gerçek bir asker ve vatanseverdi. Milletinin değerlerine bağlı bir komutandı. Peki yapılan vefasızlığın asıl gerekçesi ne idi o zaman? Gerekçe tamamen kişiseldi ve ikbal hesabıydı. Bunu en iyi açıklayacak kişi zamanın Gnkur. Bşk. E. Org. Hüseyin Kıvrıkoğlu’dur. Belki E. Org. Aytaç Yalman da bu konuda bilgi sahibidir. Ama E. Org. Edip Başer’in KKK’ lığına atanmamasının altında yatan gerçek neden kesinlikle belirtildiği gibi Komutanın dinciliği veya iç güvenlikteki tecrübesizliği değildir. Bu nedenler tamamen üretilmiş bahanelerdir. Asıl neden kişiseldir, mevki ve makam hesabıdır.

Sonrasında olanları biliyorsunuz. Kişisel hesaplar, hırslar ve çekişmeler yüzünden TSK ne hale getirildi. Hiç hak etmediği halde söz konusu çekişmeler ve kişisel çıkar hesapları yüzünden darbecilikle suçlandı. Bütün bu çekişmelerden istifade edilerek Ergenekon, Balyoz, Casusluk, Poyrazköy vb. kumpas davaların içine dahil edildi, bu davalarla hedef alındı. Generalleri/Amiralleri, Subayları, Astsubayları ve Sivil Memurları cezaevlerinde yıllarca yattılar, bir kısmı hala yatmaya devam ediyor. TSK’den büyük bir tasfiye yapıldı, TSK başta Deniz Kuvvetleri olmak üzere adeta iğdiş edildi ve yeniden toparlanmaya çalışıyor. İnsanların gelecekleri karartıldı, kimi intihar etti, kimi öldü, kimi sinsi hastalıklara yakalandı, kiminin yuvası dağıldı. Ya onların ailelerinin ve çocuklarının yaşadığı travmalar ne olacak. Onların beklentileri, özlemleri ne olacak? Ülkemizin iç ve dış tehditler nedeniyle güçlü bir TSK ihtiyaç olduğu içinde bulunduğumuz kritik dönemde bu kadar zayıflatılmasına sebep olacak bir kapıyı açmak nasıl ve hangi mazeretle izah edilebilir, bilebilmek mümkün değil. Tabii tarih bütün bunları ve bu çekişmeleri, kişisel hesaplaşmaları nedenleri ve sonuçlarıyla birlikte yazacaktır. Dönüp geriye baktığımda içimden değermiydi demek geçiyor.

İsmail Hakkı PEKİN
ulusalkanal.com.tr



Yorum Ekle
İsim
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.