Sosyal Demokrasi sol değil, solun bir çeşidi değil


Turhan Özlü

Turhan Özlü

17 Eylül 2014, 15:45

Adındaki "sosyal" ve "demokrasi" gibi sözcüklere bakarak matah bir teori gibi görenler büyük yanılgı içindedir. Sosyal demokrasi yüz yılı aşkın bir süredir “sol” değildir. “Sol’un bir çeşidi” de değildir.

Sosyal demokrasi sola ya da sosyalizme ait bir kavram değildir. Sosyalizmin ılımlısı değildir.

Kapitalizmle sosyalizmin bir sentezi değildir; kapitalizmin kendisidir. Kapitalizmden farklı bir dünya kurma hedefi yoktur. Sosyal demokratlar da iktidar oldukları AB ülkelerinde aynı kapitalist-emperyalist sistemi yönetiyorlar.

Geçmişte bol bol işçi ve emek gibi sosyal içerikli sözcükler kullanması sosyal demokrasiye sol bir görüntü veriyordu. İşçi hareketi kökeninden kalan geleneksel temaları sola ümit bağlayan kitleleri aldatmada, oyalamada işe yaradı.

Türkiye'den bakarsak, Devletçilik ve Halkçılık gibi bir ilkeye sahip CHP'ye ve tabanına, tepeden inme sosyal demokrasiyi kabul ettirmek başka türlü mümkün olamazdı.

Ama artık Yeni CHP yönetimi ve "aslan" sosyal demokratlar bu kavramlara da gerek duymuyorlar.

Yeni CHP'nin AKP'den bir farkını bilen söylesin

Bugün Kılıçdaroğlu yönetiminde Yeni CHP'nin ekonomik alanda; örneğin özelleştirmecilikte AKP'den farkını bilen var mıdır?

Sosyal demokrasi ile zincire vurulan CHP, Atatürk'ün Devletçilik ve Halkçılık ilkelerini ağzına bile almıyor.

"Laiklik tehdit altında değil" diyerek AKP'nin Cumhuriyet yıkıcısı politikalarına; örneğin türbana yol veren Kılıçdaroğlu değil mi? Fethullah'ın yıllarca AKP ile yürüttüğü beraberliği Yeni CHP devralmadı mı?

Dış politika alanında da AKP ile bir farkı yoktur; CHP, Libya'ya savaş tezkeresine AKP ile birlikte onay verdi. Suriye politikasında da "Zalim Esad'a karşı" AKP ile aynı taraftadır. ABD'nin İŞİD bahanesiyle kurmaya çalıştığı yeni savaş koalisyonuna CHP daha istekli değil mi?

Kılıçdaroğlu ve ekibi, ABD, AB, NATO savunuculuğunda Tayyip Erdoğan'la yarışıyor.

Solda olmak en başta emperyalizme karşı olmayı gerektirir. Çünkü emperyalizm kapitalizmdir; kapitalizmin en üst aşamasıdır.

Sosyal demokrasi anavatanı Avrupa’da da bitti

CHP'nin sağcılaştığını söyleyen kimi muhalifler de sosyal demokrasiye laf söyletmiyorlar. Hatta Kılıçdaroğlu'nu "sosyal demokrasiden uzaklaşıyor" diye eleştiriyorlar.

Oysa sosyal demokrasi, kendi emperyalist devletlerinin savaş politikalarına dâhil olduğu 1914’lerden bu yana tam yüz yıldır sol değildir. Emperyalist kapitalist sistemin iki ana akımından biridir.

Batının güçlü emekçi hareketleri ve köklü sosyalist partileri, özellikle II. Dünya Savaşı sonrası sosyal demokrasi ile yozlaştırıldı ve mevcut sisteme bağlandı.

Sosyal demokrasi 1945 sonrası Soğuk Savaş döneminde, sosyalizme ve sosyalist partilere yönelişi engellemek amacıyla bilinçli olarak tercih edildi. Avrupa’da kapitalizmin "sosyal refah devleti" modeli olarak vitrine konuldu. Sosyalizme karşı bir seçenek olarak tercih edildi. Bu süreçte görevini de yaptı. Sovyetler Birliği ve Doğu Blokunun çökmesinde sosyal demokrasinin de ciddi rolü vardır.

1990’lardan itibaren emperyalizminin artık sosyal demokrasiye bu türden bir ihtiyacı da kalmadı.

Avrupa sosyal demokrasisi CHP'yi değil, AKP'yi destekliyor

Sosyal demokrasi böylece zaten yük haline gelmiş olan eski söylem ve eylemlerini terk etti. Sıradan liberal partiler haline geldiler. O kadar ki, Avrupa'nın sosyal demokrat partileri CHP'yi değil, yıllardır AKP iktidarını destekliyor.

Anavatanı AB ülkelerinde sosyal demokrat partilerle muhafazakâr liberal sağ partiler arasında fark kalmamıştır. Fark, partilerin isimlerinde ve logolarında kaldı. Birbirlerinin seçeneği değil, yedeği durumundadırlar. Yıpranan ya da yorulanın yerini diğeri almaktadır.

Kıta Avrupa’sı da tıpkı ABD gibi iki partili tahtırevalli demokrasisine döndürülmüştür. Çok partililik yalanı bir balondu; artık patlamış bulunuyor.

Sosyal demokrasi Kemalizm’in solunda değil, karşısında

Sosyal demokrasinin Kemalizm’in solunda olduğu, Kemalizm’le birbirini tamamlayan kavramlar olduğu tezi de bütünüyle uydurmadır.

Sosyal demokrasi çok genç ve nispeten canlı olduğu 1920’lerde de Kemalizm’in sağındaydı. Sağındaydı ne demek; sosyal demokrasi ve Kemalizm tamamen birbirine karşıt saflardaydı.

Türkiye 1. Dünya Savaşında Çanakkale'de ve diğer cephelerde aynı zamanda sosyal demokrasiyle savaştı. . İtilaf Devletleri hükümetlerinde sosyal demokratlar iktidar ortaklarıydılar.

İstiklal Savaşımızda ve sonrasında da durum farklı değildi. Kim Mustafa Kemal’i desteklediyse sosyal demokrasi ona karşı oldu; kim Türkiye ile karşı karşıya geldiyse destekledi ve kucak açtı.

Bugün farklı mı? Türkiye'ye yönelik bölücü hareketin başını Avrupa'nın sosyal demokrat partileri çekiyor. PKK'nın merkez üssü Kandil'de değildir; Avrupa'dadır.

Kemalizm bir mazlum millet devriminin programıdır. Sosyal demokrasi ise 100 yıldır mazlum milletleri boğmaya çalışan dünya emperyalizminin tarafındadır.

Kemalizm, bugün de Asya, Afrika ve Latin Amerika’nın milli bağımsızlık ve egemenlik için ihtiyaç duyduğu, başvurduğu ve uyguladığı kapsamlı bir programdır. Eskimemiştir, aşılmamıştır, geride kalmamıştır, modası geçmemiştir.

Mazlumlar dünyasında sosyal demokrasi yok

Sosyal demokratların fikir babaları Kautsky’lerin, Bernstein’lerin programlarından yola çıkarak devrim yapmış, bağımsızlığını ve egemenliğini sağlamış, kalkınmasını ve halkın refahını başarmış dünyada tek bir örnek var mıdır?

Ezilen dünyada sosyal demokrasinin hiçbir itibarı yok, esamesi de yok.

Asya, Afrika ve Latin Amerika’nın mazlum milletlerinin gözünde sosyal demokrasi emperyalizm ve kapitalizmle özdeştir; o sistemin bir unsurudur.

Sosyal demokrasi 19. Yüzyılın ikinci yarısında Avrupa’da işçi hareketi içinde ortaya çıktı. O dönemden bu yana Avrupa merkezli bir akım olarak kaldı. Emperyalist-kapitalist ülkelere göre biçimlenmiş olduğu için dünyanın büyük ezilenler coğrafyasında kendine bir alan bulamazdı. Sosyal demokrasinin zaten hiçbir dönemde böyle bir isteği ve iddiası olmamıştır.

Atatürk’ün “mazlumlar dünyası” dediği dünyanın yoksul ülkelerinde sosyal demokrasinin sınıfsal tabanı da yoktu. Zamanla kapitalizmin gelişmesiyle bir siyasi harekete taban oluşturacak düzeyde işçi sınıfı ortaya çıktığında ise sosyal demokrasi çoktan emperyalist bir siyasi akıma dönüşmüştü. İşçi hareketi özelliğini kaybetmiş, kapitalizmin sol ayağı haline dönüşmüştü.

Sadece Avrupa’da değil, tüm ezilen dünyada sosyal demokrasi için artık bir varlık alanı yoktur. Tersine kaderini emperyalizmle birleştirdiği için milli bağımsızlık mücadelelerinde hedef tahtasındadır.

20. yüzyılın başlarında kapitalizm emperyalist aşamaya ulaştı. Dünya “çok sayıda ezilen ulusla muazzam zenginliğe ve güçlü silahlı kuvvetlere sahip bir avuç ezen ulus arasında ikiye bölündü. Emperyalizmin en belirgin özelliğidir bu.

Sosyal demokrasi bu saflaşmada yerini bilinçli olarak ezenler tarafında belirledi. Zenginler kulübünde yer aldı ve emperyalist kampın temel iki siyasi akımından biri haline geldi.

Dünya çapındaki ezen-ezilen milletler saflaşması, tek tek ülkelerin içine de yansıdı. Sosyal demokrasi burada da yerini şaşırmadı; emperyalizmle işbirliği halindeki bir avuç işbirlikçi burjuvaziyle birlikte oldu.

Hindistan’dan Çin’e, Vietnam’dan Küba’ya, Asya, Afrika ve Latin Amerika’nın sömürgeciliğe ve emperyalizme karşı mücadelelerinde sosyal demokrasi yoktur ya da “düşman” saflarındadır.

Hindistan’da İngiliz sömürgeciliğine karşı mücadelenin önderi J. Nehru, Çin’in kurucusu Sun Yat-sen ve partisi, Endonezya’yı Hollanda sömürgeciliğinden ve feodalizmden kurtaran Sukarno ve partisi, Arap dünyasında Fransız ve İngiliz sömürgeciliğine karşı Baas hareketi…Özetle Asya, Afrika ve Latin Amerika'da milli-devrimci hareketlerin hiçbirinde sosyal demokrasi yoktur ya da “düşman” saflarındadır.

Hâlâ Sosyal Demokrasi diyenler Hollande'ye baksınlar

Fransa'da iktidardaki Sosyal demokrat partinin ve lideri Hollande'nin ekonomi ve özelleştirme politikalarında Sarkozy yönetiminden hiçbir farkı yoktur.

Dış politikada; Suriye, Libya ve Ortadoğu politikalarında ABD emperyalistlerinden en ufak bir farkı yoktur. Hatta saldırganlıkta kraldan çok kralcıdırlar. Libya'ya saldıran ABD liderliğindeki koalisyon güçleri içinde Fransa en önde yer aldı.

Sosyal demokrat Cumhurbaşkanı Hollande'nin politikaları Fransa halkı içinde tepkiyle karşılandı: “Hollande Sarkozyleşti” deniyordu.

Hollande daha seçim öncesinde, Kaddafi ve Esad gibi emperyalizme direnen liderleri kastederek “diktatörlere karşıyız, onlarla görüşmeyiz” demişti. Görüşmemekle kalmadı, fazlasını yaptı.

Ama iktidara geldiğinde tıpkı Tayyip Erdoğan gibi Suudi Arabistan, Katar, Ürdün, Fas krallarını Elysee Sarayı’nda ağırladı. Kimin diktatör olduğunu belirleme yetkisinin Amerika’ya ait olduğunu anlamıştı!

Sosyal demokrasinin ABD’den bağımsız bir dış politika yeteneğinin olmadığı bir kez daha görüldü.

Günümüzde Fransa'da sosyal demokrat iktidar, ABD ordusu ile birlikte Kuzey ve Orta Afrika'da sömürge seferleri yürütüyor.

Sosyal demokrasi deyince dünyada Almanya’dan sonra ilk akla gelen ülke olan Fransa’da durum budur. Bu politikaların sol ile ya da sosyalizmle ne ilgisi var? Sonradan görmeler, dönekliğin genel karakterine uygun olarak emperyalizme yaranmada çok daha öndeler.

Sosyal demokrasi, barış ve nispi refah dönemlerinde göreve çağırılan kapitalizmin ihtiyat kuvvetidir. Yıllardır aynı rolü sürdürüyor. Liberaller ve sosyal demokratlar aralarında adeta bir işbölümü yapmışlardır; emperyalist devletleri nöbetleşe yönetirler.



Turhan Özlü
ulusalkanal.com.tr


Yorum Ekle
İsim
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.