Tehlikenin farkına varalım: O gemiler boğazlarımızdan geçti


Mustafa Kaya

Mustafa Kaya

07 Nisan 2017, 15:36

Konu sadece Suriye’de bir hava üssünün vurulması değil. Bölgesel anlamda ciddi sonuçlar doğuracak gelişmeler söz konusu.

Bir hafta kadar önce ABD Başkanı Trump’un Birleşmiş Milletler Daimi Temsilcisi Niki Haley, Suriye politikasında önceliklerinin Suriye Devlet Başkanı Beşar Esad’ın devrilmesi olmadığını söylemişti.

Trump’ın seçim öncesi mesajları da bu yöndeydi: “Önceliğim IŞİD ve diğer terör örgütleri” demişti ABD Başkanı…

Önceki ABD Başkanlarından George W. Bush 2000 yılında göreve geldiğinde önceliğini vergi indirimi ve eğitim reformu olarak ilan etti. ABD Ulusal Güvenlik Belgelerinde “başka ülkelere müdahale” konusunda temkinli ifadeler vardı.

Ancak 11 Eylül ile birlikte ABD Yönetimi’nin parametreleri birden değişti… Arkasından Afganistan ve Irak işgalleri geldi.

Peki; bugün de tarih tekerrür mü ediyor?

“Bütün tarihsel büyük olaylar, hemen hemen iki kez yinelenir” der Hegel; Marks’ın düzeltmesiyse şöyledir: İlkinde trajedi; ikincisinde komedi olarak

Tarihi ayrıntılara girmeye gerek yok ama; Marks’ın tanımında ilki Napolyon Bonapart’tır; ikincisiyse ilkinin karikatürü gibi yaşayan III. Napolyon’dur.

Benzetme doğrudur; Bush dönemi bölgemizde tüm acısıyla yaşanan ve acıları halen devam etmekte olan bir trajedidir.

Trump dönemi öyle görünüyor ki ABD açısından bir “komedi” halinde tekerrür edecektir. Önce bunu anlamak gerekir.


 
Erdoğan’ın Müdahale Hevesi

Görülüyor ki; Suriye’deki Şaryat Üssü’ne yönelik füze saldırısı sonrası ABD’nin bölgede varlığını tekrar göstermeye başladığı yorumları yapılıyor. Rusya ve İran’ın varlığına rağmen ABD’nin, halen bölgeye müdahale edebilecek kapasiteyi elde tuttuğu değerlendirmeleri gündemde.

Öyle ki; Cumhurbaşkanı Erdoğan ve hükümet çevrelerinden gelen açıklamalar, memnuniyetle karışık heveslenme görünümü taşıyor.

Erdoğan: Lafta kalmasın.

Beklenti açık: ABD, kendi askeri kuvvetiyle Suriye’ye müdahale eder mi?

ABD’nin bölgemizdeki askeri kapasitesine ilişkin saptamamızı önceki yazılarımızda belirtmiştik. ABD bölgede taktik varlığını korumaya çalışsa da “stratejik olarak bir iflasın” eşiğinde. ABD’li uzmanlar bizzat bu değerlendirmeyi paylaşıyor.

İşte bu nedenle Trump Yönetimi’ndeki ABD, önceden Rusya’ya (siz bunu Suriye’ye olarak okuyun) haber vererek ve yüzlerce kilometre uzaktan seyir füzeleri kullanarak Şayrat Hava Üssü’ne saldırdı.

Suriye’deki hava üslerine yönelik olası bir operasyon senaryosu ABD Savaş Çalışmaları Enstitüsü’nün 2013 ve 2015 tarihli raporlarında yer alıyordu. Kullanılması öngörülen füzeler arasında Şayrat Hava Üssüne atılan Tomahawk seyir füzeleri de vardı.

Ancak raporlarda dikkat çekici ayrıntılar var: Tomahawk’ların tek başına hava üssünün işleme kapasitesini ortadan kaldıramayacağının altı çiziliyor.

Ayrıca kimyasal silah depolarının vurulması durumunda da kimyasal sızıntının ortaya çıkabileceği; çünkü Tomahawkların kimyasal içerikleri tamamen yakarak yok edecek kapasiteye sahip olmadığı belirtiliyor.

Eğer hedef Suriye’nin hava üssünü işlemez hale getirmek ve kimyasal silah depolarını yok etmekse tek başına Tomahawk füzelerinin gösteriden başka bir işe yaramayacağı vurgulanıyor.

Mutlaka bombardıman uçaklarının kullanılması ya da karadan müdahale edilmesi gerekiyor.


 
Uçuruma Doğru Koşar Adım…

2013 yılında Suriye’ye kimyasal saldırı düzenlendiği bahanesiyle müdahale gündeme geldiğinde Obama Yönetimi de benzer bir açmaza düşmüştü.

Obama Yönetimi pekala seyir füzeleriyle Suriye’deki hedefleri vurabilirdi ancak; bunun gösteriden öte bir anlam taşımadığı iyi biliniyordu. Bunun yerine Rusya ile yapılan anlaşmayla BM gözetiminde kimyasal silah depoları ortadan kaldırıldı.

Trump Yönetimi, Obama’dan farklı olarak “gösteri”ye daha fazla önem veriyor. Dış politikadaki hamlelerini iç kamuoyuna mesaj olarak kıymetlendiriyor.

Gözden kaçan bir bilgi: ABD seyir füzeleri Suriye’yi vururken bir tane bile ABD uçağı Suriye hava sahasına yaklaşamadı.

Sıcak bilgi: Rusya, Suriye hava sahasının daha da güçlendirileceğini açıkladı.

Trump Yönetiminin algı operasyonuna Erdoğan ve Hükümetin de “kanması” ise ciddi tehlikeleri beraberinde getiriyor.

Bölgede bütün büyük güçlerin kuyruklarının birbirine değdiği bir dönemde Türkiye’nin temkinli ve basiretli bir dış politika yürütmesi gerekirken ABD gösterisine katılması kötü sonuçlar verir.

ABD tekrar bölgeye dönüyor diye sevinenler nasıl bir uçurumun hemen yanı başında bulunduklarını göremiyorlar ya da görmek istemiyorlar.

Suriye’ye saldırı Türkiye’ye haber verilmeden yapılırken saldırıyı yapan gemiler yakın zamanda Boğazlarımızdan geçti.



Tomahawkları fırlatan USS Porter, 10 Şubat’ta Karadeniz’deydi. USS Porter, Rus jetlerinin taciz uçuşlarıyla gündeme geldi. Rus savaş uçakları neredeyse sıfır mesafede USS Porter’ın üstünden uçarken kameralar kayıttaydı.

USS Ross da yakın zamanda Karadeniz’deydi. İstanbul Boğazı’ndan geçerken çekilen görüntüler ABD Ordusu tarafından yayınlandı.

Bir hafta kadar önce Rusya uyardı: Karadeniz’e giren ABD savaş gemileri çok sayıda seyir füzesi taşıyor, tehdit kaynağı…

Bir not: USS Ross ve USS Porter Doğu Akdeniz’den Suriye’ye saldırırken Türk Deniz Kuvvetleri, “Deniz Yıldızı-17 Tatbikatı” kapsamında 26 gemi, helikopter ve deniz karakol uçaklarının iştiraki ile Karadeniz’de büyük bir tatbikat gerçekleştiriyordu.

Konu daha da derinleştirilebilir ancak özetin özeti şu:

Erdoğan ve AKP Yönetimi bölgede ABD’nin peşine takılmaya devam ederse ABD’nin dünyaya yaşatacağı “komedi” Türkiye açısından bir “trajedi”ye dönüşebilir.

Mustafa Kaya
ulusalkanal.com.tr
Yorum Ekle
İsim
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.