banner863

Tükenmişlik ve hayata Atatürkçe bakmak


Ömer Yıldız

Ömer Yıldız

01 Aralık 2015, 14:20

 Yaşanan iç ve dış olaylar nedeni ile insanlarımızın aklı dumura uğramış durumda. Çünkü yaşanan olayların sebep ve sonuçlarını doluya koyuyor aldıramıyor, boşa koyuyor dolduramıyor.
Ne yazık ki hiç kimse kendini güvende hissetmiyor. İşlerin daha iyiye gittiğini düşünmüyor.
İnsanlar endişeli ve haklı olarak soruyor,
“Türkiye nereye gidiyor?”
İşte Suriye politikamız.
Ne yapmak istiyorduk da ne oldu? Anlayanınız var mı?
Dış politikamız tamamen Arap saçına döndü. Milyarlarca dolar zarara uğradık.
Kuzey Irak’ı Akdeniz’e bağlamak isteyen ABD’yi durdurmak için Fırat’ın batına geçecek PKK’yı yani PYD’liler vuracaktık hani? Ne oldu?
Büyük ve cilalı laflar sabun köpüğü gibi havada patlayıp yok oluveriyor.

****
ABD, Türkiye’nin “Fırat’ın batısı” inadını kıramayacağını görerek, diğer çözümlerini kullanmaya başlamıştır. Türkiye’nin Suriye konudaki efelenmesine sessiz kalmakla beraber, Kuzey Irak’ı Akdeniz’e bağlama planı çerçevesinde, Kuzey Suriye Kürt koridorunu gerçekleştirmeye devam etmektedir.
ABD’nin bu planını tek başına veya İsrail ve AB’ ile birlikte silah ve askerleri ile başarması elbette olasıdır. Ancak böyle bir olup bittiyi Irak yaşanmışlığından sonra dünya kamuoyunu anlatması mümkün değildir.

ABD, fiiliyatta gerçekte kadim dostu, dünyaya silah satma ortamını sağlamada ebedi müttefiki Rusya’yı devreye sokarak, Türkiye kilidini açmaya karar vermiştir.

Bir önceki yazımda da ifade etmiştim. Türkiye, ABD ve Rusya tarafından kumpasa getirilmiştir.

ABD, Türkiye’yi Suriye’den uzak tutmak için Rusya ile anlaşmıştır. Anlaşmanın karşı şartı, Esat’ın Suriye’nin başında kalması, Rusya’nın Suriye’de varlığını artırmasıdır ve ABD bu iki şarta da evet demiştir.
Bu ikili zannımca Kürt Devletinin ilanı konusunda derin bir mutabakat içindeler.
Suriye parçalandıktan, Kürt Devleti kurduktan sonra ana hedefleri, BOP çerçevesinde Türkiye olacaktır.

Ne yazık ki Türkiye’nin bu oyunu bozacak diplomatik barışçıl olanakları tükenmek üzeredir.

Türkiye’nin elindeki yegâne koz, ABD’nin Türkiye’deki üslerini kapama, Kuzey Irak’a gümrük kapılarını kapama ve ambargodur. Ancak bu argümanları da blöften öteye bir mana ifade etmemektedir.

Türkiye dış dünyada diplomatik açıdan bir tükenmişliğe doğru sürüklenmektedir.

AB ve ABD, Suriye planını gerçekleştirmek için Türkiye’yi yed-i emin olarak kullanmaktadır.
Türkiye, emperyalistlerin yersiz yurtsuz koyduğu Suriyelilerin bakımını, doyurmasını ve koruyup kollamasını üslendiği gibi aynı zamanda ABD’ye ve AB’ye fiili destek verirken dünya ülkeleri ajanlarının, örgütlerinin, silah araç ve gereçlerinin kendi topraklarından geçişine sessiz kalarak yed-i eminlik yapmaktadır.

AKP ve dolayısı ile Cumhurbaşkanı, ne kadar iyi niyetli olursa olsun Türkiye’yi bir çıkmaza doğru sürüklemektedirler.
Çünkü karşılarında, günlük kaygılarla dış politika yürüten ülkeler yoktur.
Dış politikanın kontrol edilemez aktörlerine tabi olmak durumunda kalan Türkiye, ne yazık ki ülke içinde de huzursuzluklar yaşamaktadır.
AKP, dolayısı ile cumhurbaşkanı, daha demokrat görünme adına ülkenin Güneydoğusunun güvenliğini sağlamada aşırı çekingen ve tereddütler yaşamaktadır. Böyle davranmalarının bir nedeni, izlenen Suriye politikaları da olabilir. Fakat yaşanan olaylar toplumu endişeye ve ayrışmaya sevk etmektedir.

AKP, olağanüstü halin ilan şartlarını da aşan tehlikeli güvenlik ihlallerini lokal çözümlerle geçiştirmeye çalışarak büyük bir hata içine düşmektedir. Gidişat çok tehlikelidir. AKP, tehlikeli gidişi durdurmak için Güneydoğuda sıkıyönetim ilan etmek zorundadır.

Çünkü açılım sürecinde PKK, hükümetin ve mülki idarenin hoşgörüsü ile şehirlere yerleşmiş ve örgütlenmesini en yüksek seviyeye çıkarmıştır.

PKK, ülke çapında aşırı derecede silah ve mühimmat yığınağı yaparak toplu başkaldırı için hazırlıklı hale gelmiştir.
Bu belayı artık basit polisiye tedbirlerle, küçük önlemlerle savuşturmak mümkün değildir.
Hukuki olanaklardan yoksun, yaptırım gücü zayıf kolluk kuvvetlerinin yapacağı tek şey, önce kendilerini sonra da diğer devlet kurumlarını korumaktır. Halkı PKK’nın baskısından kurtarmadan olayları durdurmak mümkün değildir.

****

Diyarbakır Baro Başkanı Tahir Elçi’nin ve polislerimizin öldürülme şekli ibretlik ve akıl almaz bir olaylar silsileridir.

PKK eylemleri, AKP’yi yeni anaysa sürecine kadar istim üzerinde tutmak içindir.

PKK, AKP ile imzaladığı Dolmabahçe açılım anlaşma maddelerini, HDP üzerinden yürüttüğü siyasetle ve YENİ CHP vasıtası anayasal güvence altına almak istemektedir. PKK, AKP’yi ayrılıkçı Kürtler lehine anayasa yapmaya zorlarken, nefret ettiği Atatürk ve değerleri ile Türk Milletini de anayasadan çıkarttırmak istemektedir. Başka gerekçeleri olsa da AKP yöneticileri de tıpkı PKK gibi anayasadan Atatürk ve değerlerini ve Türk Milletini çıkarmak için can atmaktadır.
Korkarım ki mecliste bulunan PKK uzantısı HDP, AKP ve YENİ CHP üçlüsü bu ortak amaçlarını gerçekleştirmek için el ele vereceklerdir.

Eğer anayasal durum gerçekleşmezse PKK, ABD ve Rusya’nın aktif silah desteğini de arkasına alarak Türkiye’yi iç savaşa sürüklemeye çalışacaktır.

AKP’nin izlediği yanlış politikalar ülkede ayrışmaya ve kutuplaşmaya sebep olmuştur.

AKP, Cumhurbaşkanının istekleri doğrultusunda, YENİ CHP ve HDP destekli olarak Türk Milletsiz ve Atatürksüz yeni bir anayasayı hayata geçirmesi ile birlikte Türkiye’de ciddi bir Türklük sorunu başlayacak, yüz yıllardır birlikte yaşamış insanlar bir daha bir araya gelememek üzere bin yıllık kardeşliği parçalayacaklar ve daha fazla etniksek bazda ayrışarak Türkiye’yi ciddi bir bölünme sürecine sokacaklardır.
Bu süreç sonunda yerden biter gibi Ermeni ve Pontus örgütlerinin çıkması kimseyi şaşırtmamalıdır. Çünkü ayrılıkçı Kürtler, PKK sürecinde sadece figürandırlar.

Türkiye’nin bu beladan kurtulmasının ve refaha kavuşmasının birçok çözüm yolu vardır.

Halka sevinç yaşatacak ve umut verecek çözümlerle yola çıkacak bir partinin başarısız olması mümkün değildir.
Gerek meclis iç gerek se meclis dışı siyasi partiler, kitle partisi olmadıkları sürece, bir düşünce kuruluşundan öteye gidemeyeceklerdir.

Çok yüksek düzeyde parlak fikirler ve söylemleri olan fakat sadece kendilerine hizmet eden bir örgütlenme yapısına sahip partilerin, sadet zinciri (piramidi) mantığından öteye gidemedikleri görülmektedir. Sadet zinciri mantığında hareket eden partilerin örgüt piramtinin tepesinde bulunan elitlerinin particilik oyunu sadece parti yöneticilerini mutlu etmektedir. Bu kısır döngünün kırılması gerekir.
Türkiye’ye sunacağım kalıcı çözüm önerileri esasında bilindik şeyler olsa da tekrar etmekte fayda vardır.

Türkiye’nin ekonomik ve toplumsal yapısı Atatürk’ün vatanı kurtardığı ve devleti kurduğu esaslarda saklıdır.
Bu esaslar, ülkemizin ve milletimizin hayatın gerçekliğinden doğan ekonomisi karma sitem üzerine kurulan altı silindirli (altı ok)(altı ilke) dev bir güç olan Kemalizm’de fazlası ile vardır.
1- Türkiye yıllardır kangrene dönen AB üyelik sürecinden vazgeçmelidir. Yirmi yıldır süren Avrupa gümrük birliğinden çıkmalıdır.
2- Türkiye mevcut üniversitelere yoğun araştırma bütçeleri ayırmalı, devlet ve vakıf üniversitelerine yıllık ticari karşılığı da olabilecek bilimsel mucitlik ve bilimsel projeler gerçekleştirme zorunluluğu getirilmelidir.
3- Türkiye moral değer açısından uluslararası alanda temsil kabiliyeti olan sanat ve spor alanlarında yetenekli gençlere her türlü karşılıksız destek sağlanmalıdır.
4- Türkiye’nin köylerdeki miras nedeni ile parçalanmış toprakları ve tapu sorunları çözülmeli. Köyün yer altı ve yer üstü olanaklarını değerlendirmek üzere KÖY VAKIFLARI kurulmalıdır. Bu vakıflar köye dönüşü hızlandıracağından şehirlerinin iş ve nüfus baskısını azaltacaktır.
5- Milli sanayiyi ayakta tutacak, kaliteli imalat ve ürün verecek işletmelere gümrük korumaları getirilmelidir.
6- Nereden buldun yasası çıkarılmalıdır.
7- Mali sitemde vergi oranları düşürülmelidir. Vergisini ödemeyenlere karşı en ağır yaptırımlar konmalıdır.
8- Gelir dağılımında mutlak adalet sağlanmalıdır.
9- Yenilenebilir enerji alanında bilimsel çalışmalara öncelik verilmeli ve enerjide dışa bağımlılık sıfırlanmalıdır. Rüzgâr ve güneş enerjisi kullanım şartları basitleştirmeli ve kredilendirilmelidir. Enerji tasarrufu enerji üretmek kadar önemlidir. Tedbirler alınmalıdır.
10- Yargı tam olarak bağımsız olmalı. Yargısal araştırması için polisten bağımsız olarak bir yargı kolluk kuvveti kurulmalıdır. Yargıçlığa başlama yaşı, kırk yaş ve üzeri olmalıdır. Yargıçların vicdan ile cüzdan arasına sıkışmayacak kadar bir gelire kavuşturulmalıdır.
11- Türkiye’de Diyanet işleri başkanlığı tekrar gözden geçirilmeli. Din ve siyaset ayrılmalı. Gerekli görüyorsa devletin ibadet hanelere yardımı kesilmeli. Halk veya mahalle kendi ibadet hanesinin masraflarını karşılamalı veya Diyanet İşleri başkanlığı tüm inançların fiilen temsil edildiği bir yapıya kavuşturulmalıdır.
12- Yerel yönetimlerin ekonomik ve idari gücü artırılmalıdır.
13- Türkiye seçim sitemi değişmeli. İki turlu seçim esası ile başkanlık sitemine geçilmelidir.
14- Türkiye sosyolojik bir planı olmalı. Üniversitelerin sosyoloji kürsüleri aktif olarak kullanılmalı. Sosyolojik bir plan çerçevesinde MİLLİ EĞİTİM sistemi matematik ağırlıklı milli bir eğitim veren özgür düşünceli öğrenciler yetiştirecek şekilde organize edilmelidir. Milli eğitimim idaresine liyakatli, kendi içinden insanlar getirilmelidir.
15- Tarım alabildiğine desteklenmelidir.
16- Türkiye açık bir müzedir. Türkiye’nin her bölgesi bir turizm cennetidir. Turizm sektörü desteklenmelidir.
17- Türkiye NATO ile ilişkilerini gözden geçirmeli ve özellikle ordu kurmaylarını ve generallerini NATO anlayışından çıkararak Kurtuluş Savaşını yapan ve kazanan Milli Ordu anlayışına kavuşturmalıdır.
18- Türk Ordusunun kurmay ve general terfi sistemi baştan sona yanlıştır. Türk ordusu generalleri ve dolayısı ile generalliğe hazırlanan albaylar, her terfi döneminde adeta sözleşmeli personel veya transfer dönemini bekleyen futbolcu halet-i ruhiyesine girmektedir. Çareler bulunmalıdır. Mesela kurmay subaylar, diplomat subaylar, karargâh subayları ve komuta kademesi subayları şeklinde yetiştirile bilir.
19- Türk Milli ordusunun temeli olan ALAY DÜZENİ tekrar devreye sokulmalıdır. Kapatılan alaylar açılarak kıta subaylarının mesleki hedefsizliklerine son verilmelidir. Ordunun muharip güçlerinin idaresi Kıta subaylarına bırakılmalı. Ordudaki general sayısı azaltılmalı, kurmaylık sınavlarına giriş binbaşı rütbesinden başlamalıdır. Atatürk’ün dediği gibi, mektebi aslinin kurmay mektepleri değil kıtlar olduğu unutulmamalıdır.
20- Türk Ordundan elli iki yaşında kadrosuzluktan emekli edilen personeli, özlük hakları muhafaza edilerek devletin başka kurumlarında istihdam edilmelidir. Mesela, yatılı bölge okul idareciliği, askerlik şube başkanlığı, iç tedarik, belediyeler vs. gibi.

Her şeyden önemlisi de Türkiye, Atatürk ilke ve devrimlerine dört elle sarılmalıdır. Atatürkçülük ve laiklik rakı kadehlerinden ziyade zihniyette olmalıdır. Atatürkçülük, nutuk atmak yerine, dünyaya ve olaylara Atatürk gözü ile Atatürkçe bakmakla mümkün olacağı her yaşta insana öğretilmelidir.

Yıllardır Atatürkçülük üzerinde ülkeyi sömüren ve yan gelip yatanların ülkemizin bugün yaşadığı olaylardan birinci derece sorumlu olduğu unutulmamalıdır.

Esasında Atatürkçülük, Türk Milletinin ve Türk vatanının yararına iş yapmak değil midir?

Atatürkçülük barış ve kardeşlik değil midir?

Türk düşmanlığı yaparak, Kürt düşmanlığı yaparak, din düşmanlığı yaparak veya Kürtçülük, Türkçülük, dincilik üzerinden siyaset yaparak mevki elde edenlerden, maddi çıkar sağlayanlardan bu ülkeye fayda gelir mi?
Hangi inançtan, hangi etik kökenden, hangi siyasi görüşten olursa olsun makam ve memuriyetini kullanarak çoluk çocuğunu zengin edenlerden bu ülkeye fayda gelir mi?

Tükenmişliğe dur demek için,
Ulusun ve vatanın menfaatlerini korumak için, Gençlerimize ve gelecek nesillerimize sağlam ve güçlü bir devlet ve vatan bırakmak için
Hepinizi dünyaya hakça ve Atatürkçe bakmaya davet ediyorum.

Ömer Yıldız
Ulusalkanal.com.tr
Yorum Ekle
İsim
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.