banner863

Türkiye’nin gündemi; bindik bir alamete, gidiyoruz felakete..


Doç. Dr. Sait Yılmaz

Doç. Dr. Sait Yılmaz

10 Şubat 2016, 16:22

 Ülkemiz ile ilgili artık uzun vadeli değerlendirmeler yapmak mümkün değil. İşin aslı, ülkenin yönetimi bu kadar irrasyonel işler peşinde iken, kime ve neye rehberlik ettiğimizi düşünerek hayıflanmadan edemiyoruz. Bakın son 14 yılda neler dedik, neler oldu; önce hükümetin henüz anladığı doğrulardan başlayalım sonra hala devam ettiği hatalarını sıralayalım (1);

- 1 Mart tezkeresinin reddi hataydı, Irak’ın kuzeyi ABD, Barzani ve PKK’ya bırakıldı, askerin ile olmadığın yerde söz hakkın olmaz; bugün Erdoğan’da bu hayatı kabul ediyor. Aslında günahını almayalım, bu işi çomaklayan o dönem hükümetin başında olan Abdullah Gül ve Bülent Arınç idi. Aynı Gül, 2004’de ABD ile 1 milyar dolar karşılığı Irak’ın kuzeyine girmeme anlaşması yaptı. Ama hala Irak’ın kuzeyinde Barzani besleniyor, PKK yönelik bir harekât yapılmıyor.

- PKK terör örgütü ile yapılan görüşmeler hatadır, HDP terör örgütünün uzantısıdır; hükümet bunu Habur, Oslo, KCK ve Dolmabahçe’den sonra öğrendi. Ancak, hükümet tekrar müzakere sürecine dönme sinyalleri veriyor. Çünkü başından beri PKK, Irak ve Suriye konusunda yapılan hataların kaynağı olan (Davutoğlu, Akdoğan, Fidan) kişiler hala yürütmenin içinde.

- Atatürkçü kişilere ve TSK mensuplarına yöneltilen darbe saçmalıkları komplodur, bunlar CIA uzantısı Cemaatin marifetidir; Cemaatin ülkemiz için ne büyük tehlike olduğu geç de olsa anlaşıldı. Cemaatin tabanının olmadığı, devlet için bir network olduğu ortaya çıktı. Ancak, AKP’den kopan kişiler, CHP ve MHP içinde bir grup hala Cemaat ile eski döneme dönmek için yoğun bir şekilde çalışıyorlar.

Peki, hükümetin hala göremedikleri nelerdir?

- Türkiye’nin Irak’ın kuzeyindeki çıkarları; PKK’nın temizlenmesi, Barzani’nin devlet kurma fikrinden vazgeçirilmesi, Türkmenlerin haklarının korunması ve 1926 Anlaşması’nın kadük olması yani Irak’ın bölünmesi halinde Misak-ı Milli’nin hayata geçirilmesidir; son 14 yılda AKP hükümeti Irak’ın kuzeyine ABD izin verdikçe girmiş, PKK’nın barınmasını seyretmekte, Barzani devletçiğini beslemekte ve Şii diye Türkmenleri yok saymakta, Barzani’nin Kerkük ve Musul’a yerleşmesine ses çıkarmamaktadır.

- Türkiye’nin Suriye’deki çatışmaların arkasında olması, militan grupları desteklemesi hatadır, Suriye’nin bölünmesi tıpkı Irak gibi ülkeyi terör bataklığına çevirecektir; 2012 yılında Suriye, Arap ülkeleri içindeki en demokratik ve örnek ülke idi. ABD ile BOP kapsamında tetiklenen iç savaş, yüzbinlerce sivilin katli, milyonlarca göç ve PYD’nin ortaya çıkışında en büyük payı Türkiye’ye yükledi. Durum, hiçbir zaman eskisi gibi olmayacak, Türkiye kendi yarattığı bu bataklıktan çok çekecek ve pastayı gene başkaları yiyecek.

- Türkiye’nin çıkarlarının önündeki en büyük engel ABD’dir;
ABD ile çıkarlarımız Irak, Suriye ve Karadeniz’de uyuşmamaktadır. Amerikalıların Adana ve Erbil’deki Konsolosluğu Türkiye aleyhine faaliyetlerin odak noktasıdır. PKK/PYD terör örgütünü desteklenmekte, Irak’ın kuzeyinde bir Kürt devleti kurulması için zamanlama beklenmektedir. Artık dost ve düşmanımıza karar vermek, ABD’nin tek taraflı politikalarına dur demek zorundayız.

- İç ve dış politika din ve mezhep anlayışına göre yürütülmemeli, Atatürk’ün emanet ettiği Cumhuriyet rejimin temel ilkelerinden taviz verilmemelidir; son 14 yılda ülke toplumsal yaşayış bakımından 50 yıl geriye gitmiş, ülke dini ve etnik bakımdan tehlikeli bir biçimde kutuplaşmıştır. Milli çıkarlar yerine mezhep bakışı nedeni ile dış politikada devlet dışı gruplar ile dostluk kurulması, Türkiye’yi yalnız ve istenmeyen ülke haline getirmiştir. Ülkeyi yönetenlerin yolsuzluk ve hukuksuzlukları yanında demokrasinin temeli olan yasama, yürütme ve yargı dengesinin yok edilmesi ülkede rejim sorunu doğurmuştur. Yeni Anayasa çalışmaları ise bu sorunların kaynağı olan Erdoğan’ın konumunu meşrulaştırma amacı taşıyor.

Türkiye, son birkaç aydır içeride ve dış politikada çok sıkıntılı bir dönemden geçiyor. Şartlar gittikçe ülkenin rejimini ve çevresini oldukça hassas hale getiriyor. Tüm bu karmaşık ortam içinde neler olup-bittiğini anlamakta, en yetkin kişiler bile zorlanıyor. Bu makalede, son dönemdeki gelişmeler ile birlikte resimdeki taşları yerli yerine oturtmaya çalışacağız.

Erdoğan’ı anlamak..

Erdoğan, belirli bir siyasi çizgiyi koruyan, tutarlı biri değil. Her sabah dünyaya yeniden başlıyor ve her konuda tamamen kişisel ve pragmatik kararlar alıyor. Erdoğan’ın tüm politikalarının merkezinde ‘ben’ var; parti ve ülke içindeki politikalarının çıkış noktası, kendi konumunu ve meşruiyetini güçlendirmek, ailesini korumak, dış politikasında ise kişisel ortaklıklar var. Girmiş olduğu ve bildiği tek yolda her şey gizli tutulması gerektiği için, etrafında güvendiği sayılı kişilerden bir grup bulunduruyor. Herkesten ve her şeyden şüpheleniyor. Hasımlarına hakaret ediyor, intikam alıyor ve bunun için her yolu kendine mubah sayıyor.

AKP içindeki çekişmelerden, PKK ile mücadeleye, Irak’ın kuzeyinden Doğu Akdeniz ve İsrail’e kadar tüm gelişmelerin doğru çizgisini anlayabilmeniz için Erdoğan’ın kişisel beklentilerini takip etmemiz yeterli. Erdoğan için devletin çıkarları, kişisel çıkarları ile örtüştükçe anlamlıdır. Gelinen aşamada PKK ve Suriye konusunda düştüğü bataktan, başta Davutoğlu olmak üzere 2006’dan beri yakın çevresindeki kişileri suçluyor. Ne demek istiyoruz, yakın zamanlardaki örneklerle anlatalım.

- Erdoğan, 2006 yılından beri Barzani ile kişisel ortaklık tesis ederek, Irak’ın kuzeyinde Kürt devletçiğinin kemikleşmesine, Barzani’nin Bağdat’a rağmen maaşları ödeyebilmesine, Kerkük ve Musul’un demografisini değiştirmesine, Türkmenleri asimile etmesine yardımcı oldu. Erdoğan-Barzani dostluğu Barzani ile Diyarbakır’da birlikte miting yapacak, TBMM’ye davet edecek kadar ileri gitti. Bu kişisel ortaklık, Sünni eksen hayali altında İran, Irak ve Suriye politikalarına da yansıdı. Irak’ın meşru hükümetini by pass edilerek, devlet olmayan Barzani ile Irak’ın enerji kaynakları üzerine anlaşmalar yapıldı.

Şimdi biraz geriye gidelim, Irak’ın kuzeyindeki rant kavgasının aktörlerini daha iyi anlayalım. 2000’li yılların başından beri Irak’ın kuzeyinden çekilen petrol ve doğal gaz rantının baş aktörlerinden birisi Koç ailesi oldu. Gelen petrol ve doğalgazın gidebileceği Türkiye’deki tüm rafineriler (Batman ve Tüpraş) bu aileye aittir. 2002 yılında Nakkaştepe’de Amerikalılar ile yapılan rant paylaşımında Aydın Doğan da bu ekibe dahil olmuştu. Ancak, zamanla Erdoğan işi öğrenip, paylaşımını kendi akrabalarına ve yeşil sermayeye yönlendirmeye başlayınca Koç başta olmak üzere, Küresel Sermaye’nin Türkiye’deki bayileri ile araları bozuldu. Erdoğan, Gezi Parkı olayları sonrası Koç’un İstanbul’daki yol ve köprü ihaleleri ile Deniz Kuvvetleri için gemi ihalesini reddetti (2). Erdoğan, tepkisini açıktan ortaya koyunca, Koç’un da yakın dostu olan Barzani ailesi devreye girdi. Neçirvan Barzani, Ankara’ya kadar gelip, barışmalarını sağladı. Aynı kişi, Mustafa Koç’un cenazesinde de vardı.

Erdoğan-Barzani dostluğunun izleri; Erdoğan’a yakın iş adamlarının kurduğu Powertrans enerji şirketi ile Barzani’nin Kar Grup’u arasındaki ilişkiden takip edilebilir. 2011’de kurulan Powertrans, kuruluşundan 5 ay sonra Bakanlar Kurulu’ndan kara ve demiryolu ile ham petrol taşıma, bir süre sonra da ticaret yapma lisansı aldı. Powertrans, zamanla Irak’ın kuzeyinde faaliyet gösteren Genel Enerji gibi diğer Türk şirketlerini buradan kaçırdı. Halen Powertrans ve Kar Grup ortaklığı, buradaki kuyulardan çıkardıkları ve IŞİD’ten aldıklarını Batman Rafinerisi’ne getiriyorlar. BOTAŞ tarafından 9 Şubat 2016 tarihinde Irak’ın kuzeyindeki 8 milyar m3.lük doğal gaz ihalesi yapıldı. Hattın Türkiye’ye kadar olan bölümünü Kar Grup, Türkiye sınırından Mardin’e kadar olan bölümü ise Türk şirketleri alıyor. Barzani, Erdoğan’ın köşeye sıkıştığını çok iyi görüyor ve bu yüzden bağımsızlık ilanı için yakında referanduma gidecek ve yetkiyi kullanmasa da uygun zaman için elinde tutacak. Irak’ın kuzeyinden Türkiye’yi tamamen silmek için Başika’da askerlerimizi çekmemizi istediğini de unutmayalım.

- Suriye’deki iç savaşın arkasında Erdoğan’ın başını çektiği Suudi Arabistan ve Katar ile Sünni ittifakın mezhep savaşı vardı. Bu iki ülkeye satılan AVM ve benzeri gayrimenkullerin, gelen kara paranın haddi hesabı bilinmiyor. En azından Gezi Parkı’nın Katar’a AVM için satıldığını ve parasının önceden alındığını biliyoruz. Erdoğan’ın son dönemde sarıldığı milliyetçilik, PKK ve Suriye sorunlarında kendi hatalarını örtmek ve konumuna meşruiyet sağlamak için bir kalkan vazifesi görmektedir. PYD, Suriye’nin kuzeyinde IŞİD benzeri kantonlar kurmaya başlayınca, buna ilk tepkiyi Barzani vermiş, 300 milis göndermişti. Bunların Türkiye üzerinden taşınmasına MHP de onay vermişti. O dönemde Ankara, bugün PKK uzantısı dediği PYD ile Ankara’ya kadar davet edip, görüşmeler yapıyordu. Erdoğan’ın PKK ile mücadeleye geri dönmesinin arkasındaki gerçek, 7 Haziran seçimlerinde kaybettiği milliyetçi oyları geri almak ve artık savunamadığı mezhepçi politikalarına milliyetçilik maskesi takmaktı. Nitekim son aylarda Suriye’de de El Nusra ile ilişkisini örtmek için, Suriye ordusu ve Ruslara yem yaptığı Türkmenlerin adını kullanmaya başladı. Erdoğan, şu aralar, içeride ve dışarıda o kadar sıkıntılı durumdaki, kamuoyunu yanına almak, yeni bir milliyetçilik dalgası için Suriye ve Irak’ta bir yerlere, örneğin PYD’ye saldırabilir.

- ABD-İran anlaşması sonrası, İsrail’in Türkiye’ye yakınlaşmasının arkasında öncelikle Türkiye’yi İran’a karşı yanına çekmek, Suriye’de müşterek politika izlemek ve Barzani ile ortak dostlukları var. Fakat asıl mesele Erdoğan’ın Doğu Akdeniz’deki beklentileridir. Doğu Akdeniz’de İsrail’in parsellediği iki (Leviathan ve Tamar) bölgeden doğal gazın çıkarılmasına ABD şirketleri (Noble) fizibilite raporu verdi. Bu doğal gazın çıkarılması ve taşınması için yatırım gerekiyor. ABD, “-Kim doğal gazı alacaksa, o yatırım yapsın” dedi. Erdoğan, “Hemen biz alalım, 500 km. hat döşeyelim” önerisinde bulundu. Yunanistan ise “Biz döşeyelim, Kıbrıs Rum tarafı ya da Yunanistan’a kadar hat çekelim, Avrupa Birliği’ne ihraç edelim” düşüncesinde. Yani masrafları AB’ye ödetecek. Ancak, doğal gazın bulunduğu yataklarda sadece İsrail değil, Kıbrıs ve Mısır’ın da ilan ettiği Münhasır Ekonomik Bölgeler söz konusu. Boru hatları buralardan da geçecek. Bu da Kıbrıs’ta bir an önce bir çözümü dayatıyor. Burada Zeyno Baran’ın kocası CIA’dan meşhur Matthew Bryza devreye giriyor. Şimdilerde Erol Aksoy’un enerji şirketi TURCAS’ın CEO’su olan Bryza, İsrail gazının Türkiye opsiyonlu dışarı çıkarılması için “2016 ortasına kadar Kıbrıs’ta bir çözüme ulaşılmalıdır” direktifini verdikten sonra Kıbrıs’ta görüşmeleri hızlanıyor. Özetle kimse Kıbrıs Türklerini düşünmüyor, enerji anlaşması demek tıpkı Şahdeniz ve Irak’ın kuzeyinde olduğu gibi nema, hangi şirketin cebi dolacak demek.

İsrail konusunu Merkava tankları ile bitirelim. Türkiye, Mavi Marmara ve One Minute krizleri öncesi İsrail’den Merkava tankları ile bir modernizasyon programı uygulayacaktı. Ancak, kriz sonrasında Mustafa Koç’un ihalesini aldığı milli tank projesine geçildi. TSK, Altay tankı için 4 bin km.lik bir test yaptı. 12-15 milyar dolara mal olacak Altay tankının ihracatı da söz konusu idi. Projede nihayet seri üretime geçilme kararı verilmişti. 3 milyar dolar değerinde ilk 250 tank üretilecekti. Mustafa Koç, bir hafta önce teklifini vermişti ama Erdoğan bir bahane arıyordu. Ethem Sancak devreye girdi ve “Bu tankları ben İsrail ile birlikte bir ayda yaparım” dedi. İsrail, Leviathan gazı havucunu, tanka bağlamıştı. Mustafa Koç, Ankara’dan geldiği günün sabahında öldü. Aslında, İsrail ile krizin başlangıcından beri ilişkilerde reel anlamda bir gerileme olmadı, ticaret hep arttı. İsrail, son zamanlarda Erdoğan’a “Obama’dan sonra benim adamım gelecek” oyunu oynuyor. İçeride ve dışarıda dostu kalmayan Erdoğan için İsrail; Doğu Akdeniz, Suriye ve Irak’ın kuzeyinde iyi bir müttefik, kişisel planlarının payandası bir aktör.

Dış politikadaki gelişmeler ve Türkiye için askeri senaryolar..

Putin, Erdoğan’ın Rusya versiyonu; Türkiye ile yaşanan krizi, kendi yalnızlığını unutmak ve meşruiyetini geliştirmek için fırsat olarak gördü. Krizin arkasına saklanarak, milliyetçi kesime oynamayı, iç ve dış politika hatalarını maskelemek istedi. Öyle ki Soğuk Savaş’ın başlangıcından beri ilk defa bir olay, Rusya için milli birlik ve beraberlik malzemesi oldu. Rusya medyası anlaşılmaz ve şaşırtıcı bir şekilde birden yön değiştirerek, en Türkiye yanlısı kesimleri bile Türkiye karşıtı oldu. Aslında uçak düşürme olayından dolayı pek çok Rus düşünür, içten içe Türkiye’ye müteşekkir. Uçak olayından sonra Türkiye, Suriye’den tamamen silindi, mağdur rolü alan Rusya istediğini yapmakta serbest kaldı. Türkiye, sınırın güneyine geçemeyince, Ruslar Kuzeye doğru giden kara harekâtının yönünü Doğuya çevirip, Halep-İdlip yolunu kestiler ve ikmal hattı kesilen Erdoğan’ın militan grupları çaresiz kaldı. Böylece, korumasız kalan 70 bin kişi şimdi Türkiye’ye sınırına geliyor.

Ankara’ya yönelik her düşmanlığı yapma lüksünü kendine hak gören Ruslar, Irak’ın kuzeyinde yeni petrol bölgeleri satın alıyor, dengeyi orada da değiştirmek istiyorlar. Yetmedi, Mısır ile Doğu Akdeniz’de askeri tatbikat yaparak, Ortadoğu’ya tamamen yerleşmeye çalışıyorlar. Erdoğan’ın dostları Suudi Arabistan, Katar yanında Ürdün ve İran da Putin ile yakın ve realist ilişkiler kurdular. Ruslar, ABD ile Suriye’de çözüm konusunda aynı hizaya geldiler. ABD ve Rusya’nın hava ve kara operasyonlarında hiçbir sıkıntı yok, gayet koordineliler. Kürtler konusunda da tam mutabakat, PYD önümüzdeki hafta Rusya’da şube açıyor. Rusların Suriye’deki gerçek müttefiki ise eski solcu Alman başbakanı Merkel. Ülkesinin ekonomik çıkarları için Ukrayna’da olduğu gibi Ruslar ile asla karşı karşıya gelmiyor. Ruslar ile Kuzey Akım II projesini imzalayan Merkel, Suriye’den yeter ki göçmen gelmesin diye Rus askeri operasyonları için açık çek verdi. Türkiye’ye geliş nedeni de tabii ki 70 bin kişi sizde kalsın, bize göndermeyin demek için.

Putin’in etrafındaki güç tabakası içinde pek çok çıkar şebekesi ve mafya var. Daha önceki yazımızda bunlar hakkında bilgi vermiştik. Kafkasya için Putin bir üçlü komite (Rusya-Azerbaycan-Ermenistan) kurmuş durumda ve her biri milliyetçilik oyunu ile kendi iktidarını koruyor. Azeri ve Ermeni liderler ara sıra birbirine saldırarak, birkaç kişiyi öldürerek, kamuoyunun gazını alıyor, ülkenin gündemini karartıyor, konumlarını tartışılmaz yani meşru hale getiriyorlar. Azerbaycan’da Karabağ’dan gelen 1 milyon kaçkını dizginlemek için bu tür çatışma ve gerginlikler kullanılıyor. Yani ortada bir Azeri-Ermeni savaş tehlikesi yok, olağan çatışmalar var. Putin’in amacı, NATO’nun genişlemesine karşı eski BDT sınırlarındaki etki sahasını korumak. Yani Beyaz Rusya ve Ukrayna’dan başlayıp, Kafkasya ve Orta Asya’ya tüm eski Sovyet Cumhuriyetlerini kontrolünde tutmak. Ancak, Ukraynalı liderler; Kırım’ı ilhak eden ve ülkenin doğusunu gizli ordu ile ayaklandıran Ruslarla savaşın yeniden başlayacağını söylüyorlar.

Tablo: Türkiye İçin Askeri Senaryolar

Rusya’nın askeri operasyonlara canının istediği her yerde başvurma keyfiyeti Suriye’de can sıkıcı bir hale geliyor. Rusya, Kafkasya ve Orta Asya’ya dönecek İslamcıları kendine tehdit gösteriyor ama niyeti Esat ile birlikte Suriye’de etkisini koruyup, Doğu Akdeniz’deki gaz projelerinde söz sahibi olmak istiyor. Suriye’deki askeri üsleri ile kendine yeni bir güç projeksiyonu geliştiriyor. Bu ilerisi için bölge ülkelerini tehdit ve caydırma alt yapısı olarak görülmelidir. Türk-Rus askeri karşılaşması savaş alanına yeni bir dönem başlatıyor; iki ülke arasında bir cephe yok ama ciddi bir çatışma riski var. İki ülke uydulardan, haberleşme sistemlerine, lojistik merkezlerden, internet alt yapısına çok farklı hedefler seçebilir. Ancak, Rusya’nın hesaplamadığı şeyler de var; Ortadoğu’da bir mezhep savaşının parçası olmak ve sadece Suriye’den değil Mali’den Afganistan’a pek çok ülkeden İslamcı savaşçının Kafkasya ve Orta Asya’ya getirebileceği tehlikeler. Bu savaşçı transferleri sadece Rusya’yı değil, Orta Asya’da rehin aldığı Türk Cumhuriyetlerini de vurabilir.

Rusya’nın başı Ukrayna’da beladadır ve ambargo ekonomisini vurmaktadır. Bu yüzden Suriye’de minimum güçle azami sonuç almaya çalışmaktadır. 2016’da Ortadoğu’daki çatışmalarının yansımaları Kafkasya ve Orta Asya’yı özellikle Tacikistan ve Kırgızistan’ı vurmaya başlayacaktır. Rusya’nın bu dönemde büyük ve uzun süreli bir askeri harekâta girişme lüksü yoktur. Ekonomisi için Batı Avrupa, özellikle Almanya ile ilişkilerini sağlam tutmak zorundadır. 2016 yılı Rusya için Avrasya Birliği’nin ihtiyaç duyduğu stratejik istikrarı sağlama yılıdır ve bu Rusya’nın hayatta kalması ve refahı için olmazsa olmazıdır. Avrasya Birliği içinde Pan-Asya ulaştırma ve enerji altyapısının kurulması ve 4 milyar dolarlık bir Pazar oluşturulması Rusya için çok önemlidir (3). Her şeye rağmen, Rusya’nın ve müttefiklerinin birbirine satacakları petrol ve doğal gazdan başka bir şeyleri yoktur ve Rus demografisi bu ülkeyi çok fazla taşımaz.

Suriye'nin kuzey sınırındaki, planlı veya plansız, herhangi bir yeni hadise, NATO müttefiki olan Türkleri, Ruslarla açık bir askeri çatışmaya hatta savaşa itebilir (4). Putin, Türkiye’ye mutlaka bir askeri karşılık verme kararlılığında. Örneğin Türk hava sahası içine bir drone gönderip, bunu düşürmeye çalışan Türk uçaklarını vurmayı test ediyor. Türk tarafı Putin’e hedef göstermeme işini öyle abarttı ki, Yunan uçakları Antalya’ya kadar gelip, hava sahamızı ihlal ediyorlar. Rus krizinden beri, Türk Hava Kuvvetleri, Ege Hava Sahasını unuttu. 16 adacığa Yunanlıların yerleşmesine ve sahiplenmesine göz yuman AKP’nin Ege’de milli çıkarları bu kadar yok saymasının açıklaması hala yok.

ABD’nin IŞİD ile ilişkisi, bir zamanlar El Kaide ve Usame Bin Ladin ile olan ilişkisine benziyor. 1980’li yıllarda Ladin, ABD basınında Afganistan’daki savaşın kahramanı olarak ilan edilmişti. Güneye Pakistan üzerinden petrol boru hattı döşenecek ve ihale Ladin’in Suudi Arabistan’daki zengin ailesine verilecekti. 11 Eylül 2001 saldırıları ile Büyük Ortadoğu Projesi’ne (BOP) geçildi. Afganistan ve Irak Savaşları yapıldı. BOP, 2002’den beri birkaç büyük revizyondan geçti. İlki 2006 yılında Irak’ta Sünni kabileleri satın alarak (Amerikalılar buna Anbar Uyanışı diyor), bugünkü IŞİD’in temellerinin atılması oldu. 2005 yılında ABD askerleri tarafından yazılan Irak Anayasası zaten ülkenin bölünmesi için kurgulanmış, Barzani’ye otonom bölge verilmişti. Bu dönemde, Türkiye’nin Irak’a girmemesi için havada istihbarat desteği yalanı uyduruldu. ABD çıkarlarına payanda yapılan AKP+Cemaat ortaklığının kemikleşmesi, Atatürkçü kesimlerin susturulması için kumpas operasyonlarının düğmesine basıldı.

2011’de Arap Hareketleri başlamadan önce sosyal medya üzerinden halk ayaklanmalarının kurgulanması için “akıllı güç” hazırlığı yapıldı. Libya’daki Bingazi saldırısından sonra Ilımlı İslam fikrinden vazgeçildi ve o dönemden beri Erdoğan başta olmak üzere ılımlı İslamcılar müttefik olmaktan çıktı. IŞİD, ABD tarafından yaratıldı ve yaşatılıyor ama bu suçta Suudi Arabistan ve Katar kadar Türkiye de rol aldı. IŞİD petrolü artık Türkiye’ye doğrudan değil, Barzani üzerinden geliyor. Çünkü radikal ve ılımlı İslam arasında bir fark olamayacağı görüldü. Kerry’nin geçen gün yaptığı şu açıklama her şeyi özetliyor; “IŞİD’a karşı PYD ve Esat’ın yanınızdayız.”

Ortada ABD ve Rusya’nın ortak olduğu bir oyun var ve IŞİD, her ikisine de lazım. ABD için başından beri Suriye öncelikli olmadı. Bunu defalarca yazdık ve bu yüzden Türkiye, 2012’den beri yanlış hesaplarla Suriye’yi bölüp, terör bataklığına çevirdi ve PYD elimizde kaldı. ABD’nin başından beri önceliği Irak’ı bölmekti. Irak ve Suriye’de yalnız kalan Amerikalılar, kendi yarattıkları canavar IŞİD ile sözde mücadele görüntüsü altında Ortadoğu rejimlerini ve haritasını yenilemek için uzun bir yol haritası uyguluyor. Kamuoyu baskısı ve ekonomik nedenlerle kendi askerlerini açıktan kullanmak yerine drone (katil insansız hava aracı), özel kuvvetler, CIA operasyonları ve vekilli savaşlar ile kendi planını uyguluyor. Bunları hava kuvvetleri desteklerken, alanda tek müttefikleri olarak gösterdikleri Kürtleri kullanıyorlar. İran ile anlaşma ise, ABD için Ortadoğu’da klasik güç dengesi yerine havuç-sopa stratejisine geçiş demek. İran ile ilgili düşmanlıklar dondurulurken, çanlar artık Suudi Arabistan için çalıyor.

ABD ve BM ile nükleer program anlaşması sonrası, İran; Batı bankalarında rehin tutulan 100 milyar doları, Avrupa ülkelerine büyük projeler şeklinde dağıtıyor. Böylece İran, bu ülkeleri yanına çekerek, ABD’ye karşı kalkan yapmayı hesaplıyor. İran, Sünni blokun önünü kesmek ve Irak’ın bölünmesini önlemekten vazgeçmedi. Burada büyük bir savaş gizli; eğer Barzani Kerkük ve Musul’u ele geçirmeye kalkarsa hem İran hem de ondan daha çok Sünni Araplar büyük bir savaşa hazırlanıyor. Türkiye’nin de müdahil olabileceğini düşünerek, Iraklı bir vekil “Musul kurtarıldıktan sonra Türkiye ile savaşabiliriz” tehdidinde bulundu (5). Burada şu hatırlatmada bulunalım. Atatürk’ün İnönü’ye, onun da ölmeden önce Ecevit’e son vasiyeti Misak-ı Milli idi (6). Yani Irak ve Suriye bölünürse yürürlükten kalkacak 1926 Ankara Anlaşması ile bu topraklardaki hakkımız ahdi hukuk içinde kalıyor.

Suudi Arabistan’ın başındaki Suud ailesi 4 bin kişiden ibaret. Ülkede petrole ve rüşvete dayalı sistem çökmek üzeredir. Yemen Savaşı, halkın isyanını bastırmak için tezgâhlandı. IŞİD’a yönelik savaşa kara birliği verme girişimi de etki alanını genişletme ihtiyacından ve yalnız kalmak korkusundan kaynaklanıyor. Son aylarda Batı medyasında, Suudi Arabistan’da bir iç savaş çıkacağı haberleri boşuna değil.

İç siyasi gelişmeler..

AKP kurulduğundan beri köprünün altından çok sular aktı, sadece cemaat kopmadı, zaman içinde Erdoğan parti içinde pek çok kişiyi hasım belirledi, İslami bazı çevreler ile de yol ayrımına geldi. Şimdi AKP’den başlayarak, iç siyasette neler oluyor özetleyelim.

Abdullah Gül ve Cemaat

Erdoğan’ın en büyük rakibi ne CHP ne de MHP, bir zamanlar yol arkadaşı olan Abdullah Gül, Bülent Arınç ve onun etrafında toplananlar. Abdullah Gül, Ergenekon ve Balyoz komplolarının düğmesine basan kişi. Hüseyin Çelik, AKP içinde Cemaatin temsilcisi idi ve sıkı bir Kürtçü. Erdoğan’ın Bülent Arınç, Hüseyin Çelik, Suat Kılıç, Saadettin Ergin gibi bakan yaptığı ve çok güvendiği kişiler şimdi Cemaat ile el ele onu düşürme planları yapıyorlar. Hamamönü’nde (Ankara) ofis tutanların pek çoğu bunlar. Bu grup, HDP ile flört ediyor ve Davutoğlu’nu yanına çekmeye, sahiplenmeye çalışıyor. Daha çok Bülent Arınç’ın dillendirdiği söylemleri şunlar;

- Kürt sorununu terörsüz biz çözeriz,

- Erdoğan, derin devletin ve Ergenekoncuların kucağına düştü,

- Erdoğan, 28 Şubat’ın, Batı Çalışma Grubu’nun projesidir.

Bu grup yanına; eski MHP’liler, eski sağ (DYP/ANAP/DP) içindeki fırsatçılar ve Ertuğrul Günay gibi solcuları da çekmeye çalışıyor. Ama asıl planları MHP’den bir grubu çekmek ve bunun için bir şebeke kurdular. AKP’nin kuruluş aşamasından bulunan ama sonradan ayrılan Meral Akşener’den fayda umuyorlar. Aydın Doğan ve Eczacıbaşı gibi sermayenin isimleri (Mustafa Koç da vardı) bu grubun yanındadır. Bu grup, en uygun zaman için, ABD ve Merkel’den işaret bekliyor. Almanya’ya kaçan Zekeriya Öz’ün Merkel’e Erdoğan hakkında çok özel bilgiler aktardığı söyleniyor.

Davutoğlu’nun etrafında ise çok az kişi var ve bunların başında Feridun Sinirlioğlu ve Hakan Fidan geliyor. Yalçın Akdoğan, Erdoğan ve Davutoğlu’nun ikisine de yakın oynuyor. Davutoğlu, parti içinde kendine bir taban oluşturmaya çalışıyor ama Erdoğan ile ters düştüğünde Gül-Arınç grubuna kayabilir. A.Gül grubu için Erdoğan’ın Davutoğlu’nu harcanması en kritik gelişmelerden biri olacak.

Erdoğan ise devlet bürokrasisi içinde güçlü. En yakınları Dolmabahçe ekibi; Efkan Ala, Mahir Ünal ve Yalçın Akdoğan. Erdoğan’ın öncelikli gündemi yeni Anayasa, çünkü kendi bekasını sağlamak için olmazsa olmaz diye bakıyor. Erdoğan, Başkanlık sistemine destek için MHP’ye milliyetçilik üzerinden yanaşmayı düşünüyor.

Bu makaleyi bitirirken, basına Erdoğan-Gül görüşmesi yansıdı. Gelen ilk haberlere göre; artan muhalif hareketlerin masaya yatırıldığı, Erdoğan'ın olası bir yeni parti kurulmaması konusunda Abdullah Gül'ü uyardığı iddia ediliyor. Erdoğan’ın muhalif hareketlerin devam etmesi durumunda, daha sert olacağı uyarısında bulunduğu da gelen iddialar arasında (7). 

Anayasa Komisyonu görüşmelerinin başlayacağı gün ortaya Gül ve Babacan değil, Arınç sürüldü. Arınç grubu, Anayasayı engellemek ve HDP’yi yanına çekmek istiyor. Burada MHP kartı önemli o yüzden bu partide neler oluyor, özetleyelim.

MHP

Parti içinde güvenlikçi kanat diye damgalanan Bahçeli ve grubu, terörle mücadele kapsamında Erdoğan’a yakınlaştı ve her zaman olduğu gibi Anayasa için de destek vermesi sürpriz olmaz.

Bahçeli’yi Erdoğan’ın yörüngesinde olmakla suçlayan muhalifler içinde eski MHP kökenlileri yanına çeken sadece Meral Akşener’in ismi öne çıkıyor. Bahçeli eğer Kongre’yi 2018’e ertelerse MHP’den bir grup Akşener başta olmak üzere Arınç grubuna katılacak.

Gül-Arınç-Cemaat ittifakının planı şu grupları bir araya getirmeyi hedefliyor;

- AKP’den kopacaklar (partinin 1/3 milletvekili),

- MHP’den Akşener grubu,

- HDP.

Davutoğlu’nun konumundaki değişimle birlikte düğmeye basılacak (işaret fişeği çoktan atıldı), sonra Erdoğan düşecek.

Erdoğan, Gülen Cemaati’nden sonra diğer cemaatler ve İslami kesim ile de mücadeleye, onları tamamen kontrole hazırlanıyor. Bunların elindeki dershane, üniversite, vakıf gibi tüm imkânları almak istiyor. Erdoğan, kendisinin bunlardan daha katı bir İslamcı anlayışa sahip olduğunu düşünüyor.

CHP

CHP hakkında bilmemiz gereken ilk şey, dışarıdan bir operasyon ile partinin başına getirilen Kemal Kılıçdaroğlu’nun Soroscu olduğu kadar Cemaatçi olduğudur. Kılıçdaroğlu, son Kongre sonrası Parti Meclisi’nde hâkimiyeti kaybetti. Partide farklı gruplar var, bunları özetleyelim;

- Ulusalcı grup (Mustafa Balbay, Tuncay Özkan vd.),

- Liberal grup (Kemal Derviş ekibinden S.Böke vd. Soroscular),

- Şovmenler (Muharrem İnce, Fikri Sağlar, Deniz Baykal vd.),

- Cemaatçiler (Gürsel Tekin, Eren Erdem, Erdoğan ve Binnaz Toprak vd.),

- Kürtçüler (Sezgin Tanrıkulu, Veli Ağababa gibi doğulu milletvekilleri).

CHP son yıllarda hem Atatürkçü çizgiden uzaklaştı hem de Alevi partisi haline geldi. Milletvekillerinin yaklaşık %50’si Alevi. Aleviler, Anayasa Komisyonu’na üye verilmesine karşılar. Zeynep Altıok da Sivas’ta babası yananlardan birisi.

CHP’deki muhalifler bir araya gelip, Kılıçdaroğlu’nun Parti Meclisi’nde kolunu-kanadını kırabilir ve bu yaz yapılacak bir Kongre’de yeni bir başkan seçilebilir. Bu Kongre için Aydın Doğan’ın yıldızını parlattığı dişi Soros, Böke hazırlanıyor. Muharrem İnce de CHP başkanlığı için hazırlanıyor.

HDP

7 Haziran seçimleri ile yıldızı parlatılan HDP’nin sesi, PKK terör örgütünün eylemlerinin başlaması ile kesildi. HDP, PKK’ya açıktan cephe alamıyor ve sözde barış sürecinin yeniden başlamasını bir fırsat olarak umuyor. HDP’nin beklentileri boşuna değil. Erdoğan’ın PKK ile mücadelesi sadece konjonktür ile ilgili çünkü terör örgütünün Irak’taki yuvaları hedef alınmıyor. HDP, 60 milletvekili ile MHP’den daha güçlü olduğu için, Davutoğlu’nun silahsız olanlar ile görüşürüz açıklaması HDP’nin muhatap alınacağı mesajı veriyor. Böylece yeni Anayasa için pazarlık yapmak imkânı olacak.

HDP’yi Erdoğan’ın elinden almak isteyen Arınç Grubu ise “Öcalan ile görüşmelere başlanacak” sözü verecek. Öcalan ev hapsine çıkarıldıktan sonra tabanına “gerisi gelecek” mesajının verilmesi düşünülüyor. Böylece, kamuoyu gözünde PKK’nın dışlanmış olduğu savunması yapılacak. HDP de Öcalan üzerinden konum kazanmaya çalışacak. Öcalan, PKK tarafından bir kambur olarak görülüyor.

Sonuç

Son iki yıldır Türkiye, Erdoğan’ın ideolojik tercihlerine göre şekillenen ve bitmesi beklenmeyen çoklu savaşlara girişti; Suriye, IŞİD ve PKK’dan sonra sırada Rusya tehlikesi var. Etrafımızda kanlı mezhep savaşları ve bölücü örgütün Suriye’de yeni planları var. Ortadoğu’da Türkiye, İran-Rusya-Suriye ekseni ile örtülü bir savaş içinde iken yola çıktığı ABD, Kürtler ile başka hesaplar peşinde. Bir zamanlar Batı ile Doğu arasında kanat, merkez, köprü ülkesi olan Türkiye şimdi Batının IŞİD, terör ve göçlere karşı 'tampon' ülkesi oldu. Türkiye’nin iyi komşuluk ve başkalarının iç işlerine müdahale etmemeye dayalı geleneksel dış politikasının terk edilmesi başımıza büyük felaketler açmaya devam ediyor.

Halep etrafındaki Rus-Suriye harekâtı, Türkiye’ye daha fazla göç yanında yıllardır burada beslediği direniş örgütlerinin nerede barındırılacağı yani bunlara emniyetli bir bölge bulunması sorununu da ortaya çıkardı. Diğer yandan PYD’nin hareketlenmesi ile birlikte Erdoğan öyle sıkıştı ki, nihayet ABD’ye karşı bir tavır aldı. Suriye hava sahasında Rus uçakları Türkiye’nin desteklediği militan grupları vururken, İncirlik’ten havalanan Amerikan uçakları PYD/PKK’yı destekliyor. Türk uçakları ise sınırı aşmıyor ve tıpkı Irak’ta olduğu gibi Suriye’de de yem edilen Türkmenlerimizin halini acı ile izliyoruz. Rus ve Amerikalılar karadaki vekillerini önüne katıp, Türkiye sınırındaki IŞİD’e ait son bölgede pay kapmak için yarışıyor. Amerikalılar gözümüze baka baka, PKK militanlarına madalyalar takıyor, aklımızla alay eder gibi bunun teröre destek olmadığını söylüyorlar.

Ortadoğu’da barış en azından 50 yıl daha mümkün değil. Ne Irak ne de Suriye’de istikrar sağlanabilir. Tıpkı PKK ile müzakerelerden sonuç alınamayacağı gibi. Denklem basittir; iyi bir barış ve istikrar ancak iyi bir savaş ile gelir. Taraflar hala ellerinde silah varken masaya oturuyorsa, bir taraf diğerine boyun eğdirmemişse, o barıştan hayır gelmez. İkinci Dünya Savaşı sonrası barış ve istikrar böyle geldi. Ortadoğu’da barış da ancak çok büyük bir savaş ile gelir. Ancak, ortada barış değil, dış güçlerin emperyalist çıkarları ve onlarla işbirliği yapan kukla bölge yönetimleri oldukça, terör ve istikrarsızlık hep devam edecektir. Ortadoğu’nun sorunu İslamcılar değil, dış güçler ve onların bölgedeki işbirlikçilerinin kendi halklarının eğitim, ekonomi gibi temel ihtiyaçlarını karşılayamayan yönetimleridir.

Türkiye’ye dönecek olursak; bindik bir alamete, gidiyoruz felakete. Ne ABD ne de NATO, artık eski gücünde ve dayanışma içindedir. Milli ve bağımsız kabiliyetlerimizi geliştirmek, kendi yolumuzu çizmek zorundayız. Erdoğan’dan milli politika çıkmaz, Anayasa pazarlığı için Apo ile görüşmeler yakındır. Abdullah Gül ve Cemaat, 2007’ye yani Ergenekon ve Balyoz günlerine dönme, kumpas Türkiye’sinin özlemi içinde. CHP ve MHP’ye gelince; Baykal, Kılıçdaroğlu, Bahçeli gibi liderlerin misyonu hep aynı oldu; partiyi işe yaramaz bir biçimde tutmak. İhtiyacımız, milli politikalar ve çıkarlar peşinde koşacak, milli düşünen bir kadro bulmak. Bu millet, mutlaka Türkiye’nin başına çöreklenmiş, bu menfaat çetelerinden; irtica, bölücü ve mandacılığın merkezlerinden kurtulup, Atatürkçü bir çıkış bulacaktır. İşe Amerikan üslerinden, elçilik ve konsolosluklarından kurtulmakla başlayabiliriz..


Kaynakça
(1) Irak ve PKK ile ilgili öngörülerimizi Sait Yılmaz, Irak Dosyası, Kumsaati Yayınları, (İstanbul, 2008), Kürtler Neden Devlet Kuramaz, Milenyum Yayınları, (İstanbul, 2010), Türkiye’deki Amerika, Kaynak Yayınları, (İstanbul, 2014) kitaplarında ve yazdığım onlarca makalede ifade ettim.
(2) Tuğçe Özsoy: Turkey's Otokar Surges as Erdogan Reveals Private Tank Talks, Bloomberg, (Jan 22, 2016).
(3) Andrey Bezrukov, Mikhail Mamonov, Sergey Markedenov, Andrey Sushentsov: How to Avoid War With Russia, National Interest, (January 29, 2016).
(4) BBC Türkçe: Times'tan Türkiye-Rusya Krizi Yorumu, (09 Şubat 2006).
(5) Vatan: Iraklı Vekil: Musul Kurtarıldıktan Sonra Türk Askeriyle Savaşabiliriz, (8 Şubat 2016).
(6) Aydın Sezer: Tekrar Musul Tekrar Ağar, Referans, (19 Mart 2007).
(7) Yeniçağ: Erdoğan ve Gül 3 Saat Görüştü, (10 Şubat 2016).



Doç.Dr.Sait Yılmaz
Twitter: @DocDrSaitYilmaz
ulusalkanal.com.tr

Yorum Ekle
İsim
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.
Avatar
Süleyman sinav - 11 ay önce
Degerli bir bilim adamisiniz
Avatar
abc - 11 ay önce
Hocam Sizi Tebrik ederim
Avatar
Karatay - 11 ay önce
Sayın hocam teşekkürler .Aydınlatıcı bir yazı...Kaleminize ve aklınıza sağlık...
Avatar
fırat gül - 11 ay önce
mart tezkeresi geçseydi iyi olurdu diyorsunuz, gerçekten olurmuydu? Yurtta Sulh dünyada sulh ilkemize aykırı olmaz mıydı? Bence Irakın bölünmesi halinde misak-ı milli sınırını öne sürmemiz çok akıllıca ama gerçekten yapılabilir mi...