Türkiye’nin Irak’taki muhatabı kim?


Mehmet Bedri Gültekin

Mehmet Bedri Gültekin

26 Ekim 2016, 12:37

Başbakan Binali Yıldırım, 22 Ekim günü birçok televizyonda canlı olarak yayınlanan söyleşisinde Kuzey Irak’taki muhataplarının Bağdat yönetimi değil Kuzey Irak Bölgesel yönetimi olduğunu söyledi. Başbakan’a göre bu politikanın dayanağı Irak Anayasası. (Önemli not: Söz konusu Anayasa’yı Irak değil, ABD yaptı.)

Başbakan aynı söyleşide Barzani yönetimi ile PKK arasında çatışma olduğunu, bundan dolayı Barzani’nin PKK’ya karşı, Türkiye ile birlikte hareket edeceğini söyledi.

Ertesi gün basın yayın kuruluşları, Barzani peşmergelerinin Başika’da konuşlu olan Türk askeri birliğinin tank ve topçu desteği ile Başika kasabasını IŞİD’ den aldığını duyurdular.
 
ABD ne yapıyor?

Musul sorununda doğru politikanın ne olduğunu belirleyebilmek için öncelikle ABD’nin ne yaptığına bakmak gerekir.

Musul, ABD’nin İkinci İsrail projesinde ve Akdeniz’e kadar uzanacak koridor stratejisinde, kilit öneme sahip bir şehirdir.

ABD, bu amaçla iki önemi hamle yaptı.
  1. Ankara ile Bağdat Hükümeti’ni karşı karşıya getirdi.
  2. Barzani ve PKK’yı “kara gücü” olarak Musul Operasyonunda değerlendirdi. Şuanda altı koldan Musul’a yönelik sürdürülen harekatın beş kolunda Peşmerge var. (Nasname.com)
Bu durumda AKP Hükümetinin izlemekte olduğu politikanın Türkiye’nin çıkarlarına uygun olduğunu söylemek mümkün değildir. Şimdilik inisiyatif ABD’de görünüyor. ABD’nin bölgede kazanacağı her mevzi Türkiye’nin aleyhine olacaktır.
 
Barzani ve ABD

En büyük yanlış Barzani’nin Türkiye’nin müttefiki olabileceği konusundaki görüştür. Barzani yönetiminin bugün izlemekte olduğu politikanın ABD’den bağımsız olduğunu düşünmek gerçeklere gözleri kapamaktır.

Barzani, ABD’nin 2. İsrail projesinin Irak ayağıdır. Varlığını ABD’ye borçludur.

Suriye’de ABD koridorunu müdahale etmek zorunda kalan Türkiye’nin, Musul’da, “Koridor”un bir başka aktörüyle iş tutması anlaşılır değildir.
 
Barzani ve PKK

Barzani ile PKK arasında çelişme ve çatışmanın olduğu bir gerçektir.

Ama bu çatışmalar çıkar çatışmalarıdır ve sonuçta her iki gücün bugün, ABD denetiminde olduğu büyük gerçeğini ortadan kaldırmaz.

2015 yılında Ayn-el Arap’a (Kobani) PKK’ya yardıma giden Barzani peşmergeleriydi.

Gene PKK ve Barzani güçleri bir yıl önce Irak’ta Sincar bölgesinde ortak operasyon yaparak bölgeyi denetimlerine aldılar.

Kerkük’te IŞİD’e karşı, Peşmerge’nin ve PKK’nın beraber hareket ettiği herkesin bildiği bir gerçek.

Her şey bir yana PKK’nın ana karargâhı 1998 yılından bu yana Barzani bölgesindedir. Kandil’in yanı sıra bütün Türkiye-Irak sınırı boyunca PKK kampları vardır ve şimdi de Sincar ikinci bir Kandil haline getirilmiş bulunmaktadır.

Bütün bunları mümkün kılan, her iki gücün ABD’nin bölge planları içinde roller üstlenmeleridir. PKK,  Obama’nın deyişiyle ABD’nin “sahadaki kara gücü”dür. Barzani ise ABD’nin Irak’taki “sadık” müttefiki…
     
İşbirlikçiler arasındaki çıkar çatışması, sonuçta aynı patronun adamları olduğu gerçeğini ortadan kaldırmaz.
 
Doğru politika

Gelişmeler, geldiğimiz aşamada Türkiye için biricik çıkış yolunun komşularıyla işbirliği yapması olduğunu tekrar tekrar gösteriyor.

Rusya ile yeniden dostluk ve işbirliği politikası, Türkiye’nin nefes almasını sağladı. Amerikan koridoruna müdahale, bu sayede mümkün oldu.

Suriye’de eski politikanın terk edileceği yönündeki işaretler bile emperyalistleri ve işbirlikçilerini panikletmeye yetiyor.

Bir yandan böyle gelişmeler yaşanırken öte yandan “Musul’da bizim muhatabımız Bağdat değil Barzani’dir” demek bölge devletlerinin emperyalizme karşı dayanışmasını baltalar. Türkiye’nin kendi ayağına kurşun sıkması anlamına gelir.

El İbadi yönetiminin çeşitli konulardaki yanlışları, Ankara’nın Irak’ın toprak bütünlüğünü ve devlet egemenliğini tanımamaya varan politikasının gerekçesi olamaz.

Türkiye’nin askeri olarak Irak’ta ve Musul’da olması doğrudur. ABD’nin Irak haritasını değiştirmek için fiilen harekete geçtiği koşullarda Türkiye’nin, milli çıkarlarına aykırı oldu bittilere sessiz kalması düşünülemez. Fırat Kalkanı operasyonunda olduğu gibi gerektiğinde kendi bağımsız inisiyatifiyle ve bölge ülkeleriyle birlikte harekete geçmesi en doğal hakkıdır.

Türkiye ısrarla ve inatla, bölge ülkelerinin toprak bütünlüğünü, devlet egemenliklerini savunmalı ve ABD emperyalizminin bölge devletlerini parçalama ve 2. İsrail kurma stratejisine karşı olarak, bölge devletleri arasında güvenlik başta olmak üzere her alanda işbirliğini savunmalıdır.
           
Mehmet Bedri Gültekin
ulusalkanal.com.tr
Yorum Ekle
İsim
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.