banner863

Türkmenem, ol sebepten ölmüşem


Oktay Yıldırım

Oktay Yıldırım

25 Haziran 2014, 21:23

ABD’nin Taşeronu Önce Menderes’ti
Tayyip Erdoğan, kendisini hep Menderes ve Özal’ın devamı olarak sundu. Propaganda yaparken üçünün fotoğrafları yan yana kullanıldı. Ve yok değil… Var bazı benzerlikleri…
Tarih, 14 Temmuz 1958…
İngilizler tarafından Irak’ın başına getirilmiş olan Kral ve Nuri Said, Batı karşıtı General Abdülkerim Kasım tarafından devrildi, yerine cumhuriyet kuruldu.
ABD’nin istemediği ve Menderes’te de zaten olmayan her şey Abdülkerim Kasım’da vardı. Petrolü millileştirme, eğitim, sağlık ve özellikle kadın hakları konusunda yapılan reformlar... Irak cumhuriyet, Iraklı vatandaş oluyordu. Ortadoğu’da ABD karşıtı milli rüzgârlar esiyordu. ABD bölgedeki hâkimiyetini kaybetmek üzereydi. O kadar panikledi ki, Lübnan ve Ürdün’e asker çıkardı. Ama en önemlisi bölgedeki en sadık taşeronu olan Türkiye’yi harekete geçirdi…
Adnan Menderes hükümetinin ilk tepkisi ne oldu dersiniz? Daha 35 yıl önce bir padişahı devirip cumhuriyet kurmuş bir ülke olarak, devrilen krala destek verdi. Kurulan cumhuriyete karşı tavır aldı. Elbette belirleyici irade kendilerine değil ABD’ye aitti. Tunus, Cezayir, Mısır konularında daha önce nasıl bir uydu gibi hareket ettilerse yine aynısını yaptılar.
Hatta bu kez ABD kılavuzluğuyla bir adım daha ileri giderek Abdülkerim Kasım’a karşı silahlı bir müdahaleye bile kalkıştılar. Gizli anlaşmalarla o kadar içli dışlı olmuşlardı ki, Türk yetkililerine haber bile vermeden Adana’daki askeri üsse Amerikan birlikleri indirildi. Irak’taki muhalifler örgütlendi, desteklendi…
Aynı sıralarda Türk birlikleri de sınıra yığınak yapmaya başladı. Hükümet yetkililerinin tehditkar açıklamaları, yabancı basında sürekli olarak Türkiye’nin Irak’a silahlı müdahalede bulunacağının yazılması muhalefeti harekete geçirdi.
Dışişleri Bakanı Fatin Rüştü Zorlu’ydu. Muhalefete ve halka, “bu manevraların, CHP’nin orduyu tahrik etmemesi için alınan tedbirler” olduğunu söylüyordu. İster inanın, ister inanmayın.
Ordu içinde de bu haksız harekete karşı homurtular yükselmeye başlamıştı. Bunlar da tasfiye edilerek susturuldu. Yeni Genelkurmay Başkanı Rüştü Erdelhun oldu. O, belinden 45 derece bükülerek selam veren ilk Genelkurmay Başkanıydı.
Kuşkusuz bu fedakârlıklar Washington tarafından karşılıksız bırakılmayacaktı. Temmuz 1958’de Washington’daki “Batılı dostlarımız” Türk ekonomisini ve Menderes’i kurtarma programlarını açıklamışlardı. Sermaye ve iş çevreleri de böyle susturuldu. Her şeyin çaresi bulunuyordu.
Halk zaten dini tartışmalar ve tıpkı şimdiki gibi “geçmişle hesaplaşma” teraneleriyle uyutuluyordu. Bugün İskilipli Atıf’ın anılması ya da Seyyit Rıza heykellerinin dikilmesine şaşırmayın. O gün de böyleydi. Mesela daha 8-10 ay önce Said-i Nursi Isparta’da bir askeri birlikte, komutanlar ve hükümet erkânının alkışları arasında cami temeli atabilmişti. Halk da gazetelerde iri puntolarla verilen bu haberlerle susturuluyordu.

ABD Taşeronunu Ortada Bırakıyor
Sonunda ABD’nin talebiyle başlatılan bu hazırlıklar, yine onların talebiyle durduruldu. Çünkü ABD dış politikası Irak’a saldırmak yerine Suudi’lerin desteğini kazanmaya yönelmişti. Bu Menderes’in ortada kalması demekti. Üstelik ABD Dışişleri Bakanı J. F. Dulles Türkiye’nin Irak’a müdahalesine nasıl engel olduğunu Londra konferansında anlatacağını ilan ediverdi.
Böylece ABD, Ortadoğu’yu Türklerden de kurtarmış oluyordu. Açıklaması neydi biliyor musunuz? Aynen şöyle: “Türkiye tarafından tek başına yapılacak bir hareket bizi son derece güç bir duruma sokacaktır. Tüm dünya Türkiye’nin hareketinin ABD tarafından teşvik edildiğine inanacaktır… Kendimizi Arap dünyası ve daha bir çok ülkede karşısında Türkiye’yle aynı safta bulmak gibi ciddi bir problemle karşılacağız…”
Buyurun bakalım. Kasımpaşa literatüründe buna “adam satmak” derler.
Peki, Türkiye’nin bu yanlış bu hareketinin en büyük zararını kimler gördü dersiniz? Irak’taki Türkmenler.
1958 ihtilaline kadar Irak’ta adı bile anılmayan Türkmenler, ihtilal bildirilerinde Irak’ı meydana getiren üç asli unsurdan biri olarak sayılmıştı. Ancak bu fazla uzun sürmedi. Türkiye’nin ABD ile birlikte izlediği düşmanca politikalar sonucunda önce hazırlanan anayasada Türkmenler yok sayıldı. Ardından da NATO taşeronu Türkiye’ye karşı birliğini korumaya çalışan Abdülkerim Kasım, SSCB’de bulunan Molla Mustafa Barzani ile anlaştı. Bunun sonucunda da Türkmenler, çok değil bir yıl sonra, 14 Temmuz 1959’da Kerkük katliamı olarak bilinen felaketi yaşadılar.
Yani ABD güdümlü politikaların bedelini Türkmenler, kanlarıyla ödedi.
Tıpkı şimdi Irak’ta IŞİD ve Barzani’nin ödettiği gibi.

ABD Her Cephede Yenildi
Gelelim Bugüne…
ABD Suriye ve Irak’ta kaybetti. İran’a sokulamadı bile… Rusya’nın Ukrayna hamlesiyle Karadeniz’e de veda etti…
ABD Bu cephelerde yenilince Türkiye’deki PKK açılımı durdu. Başkanlık projesi tıkandı. Her cephede kaybediyordu.
Son çare…
Karşı gibi görünerek AKP-Barzani petrol anlaşmasının yapılmasını sağladı. Fakat Maliki hükümeti bu yasadışı alışverişten dolayı Türkiye’yi uyardı, buna karşılık Barzani referandum tehdidinde bulununca İran ve Rusya Maliki hükümetine destek verdi.
Hal böyle olunca Irak’tan yola çıkarılan ilk petrol tankeri Amerika açıklarından döndü. Yanaşacak liman bulamadı. Tehdit büyüktü anlaşılan…

CIA’nın Çocukları Sahnede
İşte tam da bu sırada ortaya IŞİD çıktı. Daha önce Süleyman Şah türbesini kuşatmışlardı. Ortalığa saçılan dinleme kayıtlarına göre MİT ile ilişkileri olduğunu gösteren konuşmalar vardı. Suriye’de savaşırken AKP hükümeti mermilerini yollamış, Hatay’daki hastanelerde tedavi ettirmişti. Suriye’ye müdahale bahanesi olarak kullanılmaları tartışılıyordu. Alettiler yani…
Musul’a saldırdıklarında ilk hedefleri Türk elçiliğiydi. Tuhaf geldi herkese. Hatta Amerika bile IŞİD karşıtı açıklamalar yaptı. ABD Bağdat büyükelçiliği boşaltıldı. James jeffrey “Ankara’nın Musul’daki elçiliği bilinçli olarak boşaltmadığını” söyledi. Türkiye’yi suçladı. Brookings Enstitüsü, “Tayyip Erdoğan’ın imajının Obama’nın gözünde negatif olduğunu” bile yazdı…
Kuşkusuz sislemeydi bunlar. Arka plandaki ABD-AKP-Barzani ortaklığı saklanmaya çalışılıyordu. Olaydan birkaç gün sonra Erbil’den gelen bir kaynaktan aldığım bilgilere göre Türk elçiliği basına yansıdığı gibi basılmamış, baskından bir gün önce bütün elçilik personeli Erbil’e gelmişti. Erbil’de herkes bunu konuşuyormuş. IŞİD’in esir aldıklarıysa elçilikte çalışan Musullu Türkmenlerdi. Elbette tahmin edeceğiniz gibi Şiiydiler…
Yeni yeni basına yansımaya başlıyor, IŞİD operasyonu Kasım 2013’te İstanbul’da toplanan Atlantik Konseyi Enerji Zirvesi’nde kararlaştırılmış ve ABD Ankara Büyükelçiliği’nden yönetiliyormuş.
Boğaz kesen, insan kalbi yiyen bu vahşiler sürüsünün saldırısı başladıktan sonra Barzani Kerkük’e girdi. Talafer ve Musul için de IŞİD ile Barzani kuvvetleri arasında sözüm ona çatışmalar yaşanıyor. Emin olun ki, bu kısa, göstermelik çatışmaların ve birkaç yüz ölünün ardından IŞİD, Musul’dan da çekilecek. Oralar Barzani’ye teslim edilecek… Tıpkı ABD ve AKP’nin istediği gibi…
Bu arada Türkmen katliamı devam edecek. Yeni Kürdistan’ın Türksüzleştirilmesi gerekiyor değil mi?

Her Şey Koltuk Ve Para İçin
Sıkışan ABD, ilişkinin doğası gereği AKP’yi sıkıştırıyordu. Bu kumpasta diplomatlarını esir vermek bile vardı. ABD kaybederse koltuklar gidecek çünkü. Kuzey Irak petrollerinden alınacak pay dışında para kaynağı da kalmamıştı. Bunun için bu kumpas hayati önemdeydi.
AKP Türk milletini, “Irak Türkmenlerine silah gönderiyoruz” diye kandırıyordu. Ama o silahlar IŞİD’e gidiyordu, daha önemlisi bu açıklamalar Türkmenleri hedef haline getiriyordu…

Dün Menderes, Bugün Tayyip Erdoğan
Binlerce Türkmen katledildi. Binlercesi yerinden yurdundan oldu. Yeniçağ gazetesi manşetten verdi, 125 bin Türkmen Sincar’da çöl ortasında hayatta kalmaya çalışıyor.(24 Haziran)
Ahmet Davutoğlu, sanki bu işin doğrudan sorumlusu değilmiş gibi, elleriyle bu noktaya getirmemiş gibi konuşuyor hala: “Irak’ta yeni bir başlangıca ihtiyaç var.”
Ve bu başlangıcın nasıl olacağını da Barzani söylüyor: “Şu anda Irak dağılıyor, hükümet otoritesini kaybetti, Kürtler kendi geleceklerini belirlemek için bu fırsattan yararlanmalı…”
Haber bültenlerine düşüyor, ABD Savunma Bakanı John Kerry ve Barzani bağımsız Kürdisan için konuşuyor. Bir yandan da PKK ile pazarlık masasına oturtulan devlet görevlilerinin yargılanmaması için kanun yapılıyor.
PKK’nın yayın organı Özgür Gündem gazetesinde örgüt liderlerinden Mustafa Karasu'nun Hüseyin Ali ismiyle yazdığı analizde, özetle: "Türkiye, Kuzey Irak ve Rojava ile Misakı Milli'sini güncellemelidir" deniliyor. Ve Başbakanımızın Başdanışmanı Yiğit Bulut sıkça söylüyor: “Kürdistan kurulursa Türkiye genişler…”
Bu ihanetler çemberinin ortasında bedeli kim ödüyor? Elbette Türkmenler… Suçları da Şii ve Türkmen olmak…
Irak’taki Türkmen liderleri bu yüzden, “yalnız bırakıldık” diye bağırıyorlar… Yok ellerinde mermi filan…
Aynı Davutoğlu, katledilen Türkmenlerin feryatlarına ise “sessiz olun” diye karşılık veriyor… Yalnızar ve katlediliyorlar… Tıpkı 1958’de olduğu gibi…
ABD-AKP-PKK ve Barzani ele ele, her şey Kürdistan için… Bu arada yandaş gazeteler sevinç içinde, Irak petrollerinin parasının Halk Bankası’na yattığını duyuruyorlar.
Ve gelecekte olur da bu operasyon başarısız olursa, işte buraya yazıyorum, ABD bu kez de AKP’yi suçlayacak… Taşeronunu yine ortada bırakacak.


Oktay Yıldırım
ulusalkanal.com.tr 
Yorum Ekle
İsim
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.
Avatar
Murat Vehbi.... - 2 yıl önce
cok dogru,ve cok iyi bir analiz.... bunu anlamak icin o kadar ileri zekali olmakta gerekmiyor... ama gel bunu bizim orumcek kafalilara anlat.... saygilar.
Avatar
TANER ÜNAL - 2 yıl önce
yürekten tebri̇kler
Avatar
melsa - 2 yıl önce
hadi türkler başa...zamanı gelmiş...
Avatar
şamil çatak - 2 yıl önce
doğru sözün üstüne söz söylenmez ey millet uyan o derin uykundan