Ukrayna’da barış mümkün mü, neler olabilir?


Doç. Dr. Sait Yılmaz

Doç. Dr. Sait Yılmaz

10 Mart 2015, 14:16

 Giriş

Yaklaşık bir yıl önce Ukrayna’nın demokratik seçimle gelmiş başkanı,Amerikan kurgusu bir darbe ile değiştirildi. Maydan meydanında keskin nişancıların (sniper) ateşleri ile 21 kişi öldü, başkan ülkeden kaçtı.Kiev’de Amerikan yanlısı bir hükümet kuruldu. Demokrasi havarisi ABD, pek çok ülkede olduğu gibi gene kendisinden olmayan ama seçimle işbaşına gelmiş bir hükümeti çıkarlarına uygun görmemişti. Ardından, Rusya kendi azınlıklarını koruma gerekçesi ile Kırım’ı işgal etti, self-determinasyon ile kendine bağladı. Rus etnik azınlığın yoğun olduğu Doğu Ukrayna’da ayrılıkçıları desteklemeye devam ediyor. ABD son 25 yıldır üç ülkede geniş kapsamlı bir demokrasi daha doğrusu dönüşüm için uğraşıyor; Ukrayna, Türkiye ve Suriye. Bu oyunun detaylarını daha önce anlatmıştık (1). Ukrayna konusu daha çok havuz dolduracak bir konu çünkü uluslararası ilişkiler açısından yeni bir dönemin başlangıcının ötesinde çok önemli değişimlerin işaretlerini veriyor. Ukrayna ile birlikte Soğuk Savaş Sonrası dönem bitti ve büyük güç mücadelelerinin başladığı döneme geçtik. Nitekim NATO Komutanı Amerikalı orgeneral Philipp M. Breedlove, Eylül 2014’te şu açıklamayı yaptı (2); “Biz (son 25 yıldır) NATO ile ilgili çalışmalarımızı Rusya’nın ortak (partner) olduğu varsayımına göre yaptık, şimdi herşey değişiyor.” Bugüne kadar Ukrayna’da dört ateşkes ilan edildi. Sonuncusu olan Şubat 2015’deki ikinci Minsk ateşkesi siyasi bir çözüm için yol haritası da öngörüyor. Taraflar şimdilik ateşkese riayet ediyor ama henüz kalıcı bir siyasi formül konusunda anlaşma yok. Fransa ve Almanya, yeni Misnk ateşkesi ile ABD’nin bölgeyi silahlandırarak savaşa sokmasının önüne geçmek içinateşi şimdilik kontrol altına aldı. Rusya ise bu anlaşma ile şimdiye kadar yaptıklarını meşru hale getirmiş oldu yani ayrılıkçıların ele geçirdiği hatlar ve Kırım’ın yeni statükosu belgelendi. Neler oluyor, nereye gidiliyor? Konuyu anlamak için büyük resimden bakmak, bunun için de sabırla biraz geriye gitmek zorundayız.

Büyük güç sistematiği ve Ukrayna...

1985 yılında ABD’nin önde gelen tarihçi ve diplomatlarından George F. Kennan, Foreign Affairs dergisinde yazdığı “Morality and Foreign Affairs” başlıklı makalesinde (3) Amerika’nın dış politikasında düzmece moral değerleri kullanma eğilimini eleştiriyordu. Kennan’a göre; “Demokrasinin, Amerikalıların anladığı gibi, ne insanlığın olması gereken geleceği ne de ABD hükümetinin böyle olması için bir görevi vardı”. Kennan, Pulitzer ödülü kazanan ve 1917-1920 yılları arasında ABD-Sovyet ilişkilerini anlatan kitabında da Kasım “1917’de Petrograd’ı ele geçiren Bolşeviklerin de ilk açıklamasının demokratik barış” üzerine olduğunu söylüyordu (4). Kennan, samimi olmayan bu tür dış politikaya “gösteriş diplomasisi (demonstrative diplomacy)” adını veriyor. Kennan’a göre gösteriş diplomasinin amacı, istenen değerleri yükseltmekdeğil, diğer ülkelerin halkı içinde muhalafeti tahrik ederek, iç karışıklık yaratmaktır. Bu tür diplomasiyi modern hali ile ABD, 1983’te NED’i kurduğundan beri uyguluyor. O yıllardan beri demokrasi ve insan haklarının küresel çerçevede Amerikan anlayışına göre geliştirilmesi için Mc Cain Enstitüsü, NED, NDI, IRI, USAID ve benzeri pek çok kurum bu işle görevlendirildi. Demokrasi, ABD yumuşak güç kurgusunun siyasi boyutta kullanılması için gerekli konsept çerçevesini oluşturdu. ABD Dışişleri Bakanlığı ve USAID, uzun yıllardır Ukrayna üzerinde çalışmakta idi. ABD, Ukrayna için demokrasi geliştirme programına 1991 yılında başladı.2013 yılında ABD-Ukrayna Vakfı Konferansı’nda konuşan ABD Dışişleri Bakanlığı Avrasya İşleri Yardımcısı Victoria Nuland, 1991 yılından beri Ukrayna’da demokrasi geliştirme işlerine 5 milyar dolar harcadıklarını açıklıyordu.Eylül 2013’te NED’in başkanı Carl Gershman, Ukrayna’nın en büyük ödülünün sadece Rusya’nın yakın çevresinin kaybının değil aynı zamanda Putin’in de iktidarı kaybetmesinin önünün açılması olduğunu söylüyordu. Ukrayna’daki rejim değişikliği ile ABD, artık Moskova’ya sadece 480 km. uzakta idi. ABD bu işte yalnız değildi, Avrupa Birliği ve Soros benzeri uğursuz vakıf, dernek vb. yapılar bu kurgunun içinde idi. 2004-2013 yılları arasında AB, Ukrayna içindeki yandaş grupları desteklemek için 496 milyon Euro harcadı (5).

ABD’nin kuruluşundan beri yenilmez olma diğer bir deyişle “muzafferlik (triumphalism)” olgusu tıpkı “Amerikan istinascılığı (American exceptionalism)” gibi siyasi kültürünün bir parçası oldu. Yeni kurulan Amerikan devletinin İngilizleri dize getirişi Tanrı’nın yeni bir İsrail yarattığı şeklinde yorumlara da yol açmıştı. George Washington, vaat edilmiş topraklar için için savaşan İsrail ordularının komutanı Joshua ile kıyaslandı (6). Muhafazakar Ronald Reagan da, askeri-sanayi kompleksinin desteği ile Sovyet Birliği’nin çöküşüne neden olduğu için “muzaffer” tanımlamasına sokuldu. Ancak, gözden kaçan Reagan görevi Ocak 1989’da bıraktı, çöküş ise ancak Aralık 1991’de mümkün oldu. Reagan’ın Sovyetler Birliği büyükelçisi Jack F. Matlock, o dönemde Reagan’ın ne Komünist yönetimin çözülmesinin ne de Sovyetler Birliği’nin çöküşünün peşinde olmadığını söylemişti (7). Reagan’ın yaptıkları karşı tarafta hüsnü kuruntunun (wishful thinking) artmasına neden olmuştu. Bu kuruntu, Gorbaçov’u ABD gücü karşısında “karşılıklı güvenlik (mutual security)” konseptine götürmüştü. Konseptin mimarı olan onun dış politika danışmanı Anatoly Chernyaev, karşılıklı güvenliği şu şekilde açıklamıştı (8); “Güvenliğimizi zayıflatmayı konuşmuyoruz, güvenlik olmadıkça herhangi bir anlaşma da olmayacaktır.” Ancak, bu konsept başarısız oldu ve Soğuk Savaş bitince AB ve NATO’nun doğuya doğru önlenemez genişlemesi başladı. Artık kimse Gorbaçov’un karşılıklı güvenlik konseptini hatırlama ihtiyacı duymuyordu. Soğuk Savaş’ın sıfır toplamlı anlayışına dönülmüştü. Almanya’nın İkinci Dünya Savaşında Rusların verimli topraklarına ulaşarak kendilerine hayat sahası sağlaması (Lebensraum) için önce yolu açması yani Polonya’yı işgal etmesi gerekmişti. Amerika için ise Rusya’ya giden yolun üzerindeki dünyanın ekmek sepeti Ukrayna, Polonya’ya kıyasla çok daha büyük bir ödüldü.

Muzaffer ABD’nin lideri George H.W. Bush, Alman Başbakanı Helmut Kohl’ü Almanya birleşmeden Gorbaçov’a verdiği NATO’nun doğuya doğru genişlemeyeceği sözünü unutmaya ikna etti. Bush’un muzafferci savunma bakanı Richard Cheney ve onun asistanı Paul Wolfowitz, meşhur Savunma Planlama Rehberi’ni (Defense Planning Guidance) hazırlamışlardı. Bu rehber “Wolfowitz doktrini” olarak tanındı. Mart 1992’de New York Times’a sızdırılan doküman, Amerikan muzafferciliğinin yeni bir dönemini başlatıyordu. Doktrin, ABD’nin küresel rolü için potansiyel rakipleri caydırıcı ve saldırgan bir mekanizma öngörüyordu. Böylece Soğuk Savaş döneminden sonra ABD’nin hep yeni müttefikler edinme, Amerikan yanlısı hükümetleri Doğu Avrupa’dan Ortadoğu’ya sürekli artırma stratejisi başladı (9). Ortada olan gerçek; Rusya zayıflamıştı ve yeniden dirilmeden sürekli içeri doğru genişlemek lazımdı. Clinton’un dışişleri bakanı Madeleine Albright şöyle diyordu (10); “Kuvvet kullanmak zorunda isek kullanırız, biz Amerikayız, biz öncelikli bir ülkeyiz, dik durmak ve diğer ülkelerden daha fazla geleceğe bakmak zorundayız.” Wolfowitz’in doktrini ile birlikte sadece bölgesel olarak genişlemenin ötesinde, savunma amacının dışında egemen ülkelere yönelik rejim değişiklikleri ve iç savaşları öngören yeni tür bir saldırı sistemi uygulanmaya başlandı. Zbigniew Brzezinski, 1997 yılında yazdığı Büyük Satranç Tathası isimli kitabında Ukrayna’yı Avrasya satranç tahtasında yeni ve önemli bir boşluk olarak görmüş, Ukrayna olmadan Rusya’nın tekrar bir imparatorluk kuramayacağını söylemişti (11).

ABD’nin Ukrayna politikası çelişkileri…

1991 yılında hem NATO hem de ABD dışişleri bakanı James Baker, Ruslara Ukrayna’nın tarafsız (nötr) kalacağı ve silahlandırılmayacağı sözünü vermişti. Rusya, o dönemden beri yeni NATO üyesi yapılan altı ülke ile çevrelendi. 1999 yılında Polonya, Macaristan ve Çek Cumhuriyeti’nden sonra 29 Mart 2004’de Estonya, Letonya, Litvanya, Sovenya, Bulgaristan, Slovakya ve Romanya da NATO’ya katılıyordu. Ancak, Ukrayna ve Gürcistan gibi Ruslara oldukça yakın taşların yerinden oynatılması zordu ve onlar için yeni saldırı metodu kullanıldı. 2005’deki Turuncu Devrim ile Ukrayna seçimleri yönlendirildi ve Amerikan yanlısı yeni Ukrayna hükümetine dahil edilen Bush hükümeti dışişleri bakanlığının Avrupa ve Avrasya İşleri dairesinden Daniel Fred, Ukrayna’nın ile NATO’ya giriş için gerekli ayarların yapmak üzere görevlendirildi. Batının çift kapsamlı genişlemesi karşısında Rusya devlet başkanı Putin ise 2007 yılındaki AB Lizbon Anlaşmasına kadar bekledi. 13 Aralık 2007 tarihli Lizbon Anlaşması, AB’ye katılan ülkelerin savunma ve güvenlik yapılarını NATO ile uyumlu olmaya davet ediyordu. 2008 yılında Bükreş’teki NATO Zirvesi’nde Ukrayna ve Gürcistan’ın NATO’ya davet edilmesine Rusya ilk tepkisini verdi. Fransa ve Almanya, bu zirvede Bush’uUkrayna ve Gürcistan’ı NATO’ya davet etmekten alıkoymaya çalışmıştı. Mayıs 2008’de Polonya’nın Ukrayna da dahil altı eski Sovyet ülkesi ile AB içinde bir ortaklık program (EaP) (12) başlatmak istemesi de Rusya’yı rahatsız etti. Ardından Gürcistan’ın Güney Osetya’ya saldırtılması ile başlayan Rus müdahalesi geldi. Rusya, Batının genişlemesine dur demek için karşılık verdiğini söylüyordu.

Ukrayna krizinin kökeninde uluslararası sistemin yapısal sorunları (tek kutuplu dünyanın asimetrik güç dengesi ve Amerikan muzafferciliği/istisnacılığı) ile Ukrayna’nın bağımsızlığını kazandıktan sonraki ülke inşa süreci ve iç gerginlikler etkili oldu. Rusya’nın krizdeki rolü bu iki kökene göre daha ikinci planda ve Washington, Brüksel ve Kiev’e tepki şeklinde idi.Ukrayna’nın kuruluş aşamasında üç birbirinden ayrı ve çözülmesi zor sosyal ve siyasi eğilim ortaya çıktı. Bu üç eğilim sırası ile Turuncu, Mavi ve Altın renkleri ile kodlandırıldı. Turuncu eğilim Galiçya ve Batı Ukrayna’da yaygındı ve aşırı milliyetçi Ukraynalılar Rusya karşısında kendilerinin mağdur olduğunu düşünüyordu. Rus dili ve azınlıklarına iyi gözle bakmıyorlardı. Mavi eğilimde olanlar çoğulcu idi ancak Turuncular gibi özgür ve birleşik Ukrayna’dan yana idiler. Turuncu’dan farkları Rus azınlıklar ve Rusya ile iyi geçinme fikrinde olmaları idi. Altın grubu ise zengin ve yolsuzluğa karışmış oligarkların ülkede siyasi ve ekonomik üstünlük kurma eğilimini temsil ediyordu. Kuçma, Yuşenko, Timoşenko, Yanukoviç gibi liderler bu grubun içinden çıkmış ve diğer gruplar ile kendi çıkarları için işbirliği yapmıştı. Başlangıçta devrik başkan Yanukoviç, hem AB hem Ruslar için kabul edilebilir bir ortaktı. Ancak, AB ile ortaya çıkan anlaşmazlık ve IMF yerine yardımı Rusya’dan almak istemesi rejim değişikliğini tetikledi. ABD, AB’nin yaşadığı tereddütü yaşamadan (Victoria Nuland’ın; “Fuck the EU” sözü teyid ediyor), darbeyi önceden kurgulamıştı. Böylece bir yanda; Ukraynalılaştırma ve Rusya karşıtı Kiev yanlıları, diğer yanda Moskova’nın desteklediği federalleşme yanlısı bölgesel direniş ortaya çıktı. Sonuçta, 2004 yılından beri oynanan Turuncu devrim senaryosunun 2013 versiyonu Ukrayna için vahim sonuçlar doğurdu. Bütün bu olup-bitenlerden sonra gelinen aşamada ABD, Rusya’yı cezalandırarak durumu iyileştirme arayışı içindedir. Putin’in oligarşik otoritercilik ile suçlayan ABD, Ukrayna içinde oligarklar ile yeni bir hükümet kurdu. Özetle, Wolfowitz doktrini yürürlüktedir; ABD yeni kukla ülkeler edinmek ve bölgesel rakiplerini ufalamaya devam etmek istiyor.

Bugünlerde ABD’deki yeni muhafazakârlar ve liberal uluslararasıcılar, Putin’in niyetini anlamaya çalışıyor (13). Derin şüphe senaryoları; ateşkes sonrası Putin’in bundan sonra en azından Ukrayna’yı ekonomik, kültürel ve askeri olarak domine etmeye çalışacağı ile Baltık ülkeleri üzerinde de aynı askeri müdahalelere devam edeceği alternatifleri arasında değişiyor. ABD’nin tehdit olasılıkları arasında Rusya’nın Macaristan, Bulgaristan, Yunanistan, Sırbistan üzerinde de yeni etki sahası geliştirme niyeti, hatta Fransa ve İngiltere’de Le Pen ve Farage gruplarını destekleme girişimi de var. Eğer Putin, Doğu, Orta ve Batı Avrupa’da bir etki sahası kurma niyetine sahipse 1960’ların domino teorisine dönülme riski bulunuyor.Obama, 2009’dan itibaren realizm ile liberal müdahalecilik arasında bir yaklaşımla ama tektaraflılıkta Bush’un mirasını devam ettirdi.Obama döneminde bütçe açığı bir trilyon dolar daha arttı ve 18 trilyon dolara varan borç, gittikçe artma eğilimindedir. Daha kötüsü Ukrayna için 90 milyar dolar civarında bir ödenek için Obama’nın bir planı da yoktur (14).ABD, Ukrayna için yeni bir strateji ararken Ukrayna’yı silahlandırmanın iyi bir fikir olup-olmadığı tartışılıyor. Ruslar, Kırım’da karmaşık bir harekâtı süratle ve başarı ile uyguladılar.Amerikan uydu resimlerine göre; Ukrayna içinde Rusya’nın takviyeli 4. Muhafız Tümeni bulunuyor. Ukrayna’da şu anda Rusların 400 tank ve 10 bin kadar asker ile çatışmalara dâhil olduğu tahmin ediliyor. Henüz Ruslar hava kuvveti kullanmadı.Ukrayna ise ABD’den daha aktif katılım ve yılda bir milyar dolar savunma yardımı istiyor. Ukrayna, ABD’den özellikle tanksavar ve hava savunma sistemleri istiyor. Almanların verdiği haberleşme amaçlı insansız hava araçlarının Rusların gelişmiş sistemleri karşısında işe yaramadığı görülüyor. TOW tanksavar silahları Özgür Suriye Ordusu’na da verildi ama işe yaramadı, sonuçta ÖSO yok olma aşamasına geldi. Libya’da da verilen silahlar ise bugün kendilerini hedef seçti. Şimdi IŞİD, Amerikan araçları kullanıyor, Şii militanların eline M1A1 Abrams tankları geçti (15).

ABD yaptırımları veRusların niyeti..

ABD’nin enerji fiyatlarını düşürerek Rus ekonomisine zarar verme planının ne kadar sonuç vereceği tartışılmalıdır. Rus ekonomisi petrol ve doğal gaza bağımlıdır. Hidrokarbonlar doğrudan ya da dolaylı olarak Rus ihracatının yaklaşık %70’ini temsil ediyor. Rusya üzerinde uygulanan ekonomik yaptırımlar hem ruble’nin devalüe edilmesine hem de enflasyonun çift haneli gelmesine neden oldu. Ancak bunlar çok ciddi boyuta ulaşamadı ve S&P, Rusya’nın notunu Türkiye ile aynı olan BB+’ya indirmekle yetindi. Rusya’nın 2013 yılında 525 milyar dolar ihracatının 300 milyar dolardan fazlası petrol ve doğal gaz ile ilgili idi. 2014’te petrolün varilinin 109 dolardan 60 dolara inmesi ile Rus enerji gelirinin 180 milyar dolar bir düşüş ile 340 milyar dolar civarında olması bekleniyor. Petrodolar akışındaki değişiklikler ruble’nin %80 civarında devalüe edilmesine neden oldu. Genel kanı enerji fiyatlarını düşürerek Rusya’nın düşmeyeceğidir. Bunun sebeplerinin başında Gazprom ve Rosneft gibi Rus enerji şirketlerinin büyük rezervlere sahip olması ve hükümet desteği gelmektedir. Yani Rusya, ihracatta kullanmak için yeterli iç tüketim rezervine sahiptir. Rusya bir yandan ithalatçılar ile fiyatları yeniden ayarlarken, diğer yandan ithalatın dolar yerine ruble yapılması yolunu kullanabilir. Fiyatların hep böyle düşük gitmesi de diğer bütün üreticilere de zarar verecektir. Yıl sonuna kadar petrolün varil fiyatının en azından 80 dolara çıkması bekleniyor (16). Uygulanan yaptırımlar Rusya’nın gelirlerini %50 azaltmış olsa da, bu ülkenin çok ciddi bir krizde olduğu anlamına gelmiyor. Aralık 2014 itibarı ile Rusya’nın döviz stoku 330 milyar dolar ve dövize endeksli borcu 150 milyar doları geçmiyor (17). Bu borcun 60 milyar doları offshore holdiglerinden alınmış. Ülkeden sermaye kaçışı 2013’de 60 milyar dolar iken, 2014’de 50 milyar doları geçmedi ve 2015’te 70 milyar doları geçmesi beklenmiyor.

Rusya devlet başkanı Medvedev geçenlerde eski başbakanlardan Viktor Çernomidin’e ait bir şakayı hatırlattı. Çernomidin, bir gazetecinin sorusu üzerine Ukrayna’nın Türkiye’den sonra AB üyesi olabileceğini söylemişti. Bunun üzerine Türkiye’nin ne zaman AB üyesi olabileceğini soran gazeteciye, gülerek “asla” demişti. Bugün için Putin’in önerisi Doğu Ukrayna’da isyancıların elinde tuttuğu Donetsk ve Luhansk bölgelerine otonomi verilmesi, Ukrayna hükümetininin sosyal ve kamu hizmetlerinden yararlanacak bir bütçe kabul etmesi. Brüksel ise Ukrayna’nın bunu kabul etmesinin ülkenin bölünmesinin kendi eli ile finansmanı anlamına geldiğini düşünüyor. Rus Dışişleri Bakanlığı sözcüsü Alexander Lukashevich aynı zamanda Doğu Ukrayna için BM barışı koruma gücü görevlendirilmesi teklifinde bulundu. Rusya, bir yandan Doğu Ukrayna’daki ayaklanma hareketlerine destek vermediğini iddia ederken, diğer taraftan Doğu Ukrayna sınırına daha fazla asker gönderme ve tatbikat yapma işaretleri veriyor.Putin ise şöyle dedi (18); “Kimse Rusya’ya karşı askeri üstünlük sağlayabileceği hayaline kapılmasın.. Dıştan gelebilecek her türlü baskıya eşdeğer yanıtımız bulunduğu çok iyi bilinmeli." Ukrayna’da güçlü konumda olan Rusya, ekonomisi Batının yaptırımları ile mücadele ederken Ukrayna’da harekât alanına komuta etmeye devam ediyor. Rusya devlet başkanı Putin basın mensuplarına “Rusya’nın dışarıdan baskı ya da zorlama değil, saygı beklediğini” söyledi. Batı medyası ise, Putin paranoyası içinde Rusya’nın durdurulması gerektiğini temasını işliyor.

NATO’nun genişlemesi korkusu yaşayan Rusya, bir yandan da kendi etki sahasını geliştiriyor. Ancak, Putin yalnız, müttefiklere ihtiyacı var ve başarısı Ukrayna ile sınırlı kalabilir. Şimdilik Türkiye’yi enerji koridorları için doğal müttefik seçmiş durumda. Ukrayna yerine yeni hattı Türkiye’den geçirmek istemesi, biz istediğimiz için değil, kendisi öyle yapmak zorunda olduğundandı. İngiliz sahillerinden Kuzey Kore’ye kaslarını germeye başlayan Rusya, Almanya ve Fransa’nın arabuluculuğu ile Ukrayna’daki kazanımlarını meşrulaştırdı. ABD, Ruslara sağlanan bu diplomatik yardım koridorundan memnun değil. Çin ve Hindistan ise liberal düzene karşı Rus meydan okumasını izliyor, sessiz kalıyorlar ancak Rusya’nın kazanımlarına hep sessiz kalmayıp, Batı korosuna da katılmaları her an mümkün (19). Batı ve Çin, Putin’in 1945’de Yalta Anlaşması’nı yapan Sovyetler gibi yeni bir etki bölgesi yaratma planı peşinde olduğunu düşünüyor. Gene Batılılara göre, Rusya kendi kampını kurmaya çalışıyor, ilk zaferi olarak gördüğü Kırım’dan sonra gözlerini Avrupa’ya çevirecek (20). Ruslar kendine müttefik ararken; Macaristan, Güney Kıbrıs, Yunanistan, Bulgaristan, Makedonya, Sırplar ve Türkiye’nin daha fazla ticaret yapmak için sıraya girmiş olması not ediliyor. ABD’nin yaptırımları Rusya’nın müttefiklerinin belirlenmesine yarıyor. Şimdilerde ABD; Ukrayna ordusunu, militan grupları ve paralı askerleri Rusya’ya karşı silahlandırıyor.Amerikan şirketlerinin Doğu Avrupa ülkelerini yutmaya devam ettiğinden kimse bahsetmiyor.

Minsk anlaşması uygulanabilir mi?

Eylül 2014’de yapılan Minsk Anlaşması, çatışmaların en son bulunulan mevzilerde sonlandırılmasını ve ateşkesi öngörüyordu ama asla uygulanmadı. Kerry, diplomatik çözüm için Rus tarafına üç adım atmasını önermişti; ağır silahları sivil nüfusu hedef almayacak bir mesafeye çekmek, yabancı kuvvet ve ağır teçhizatı Ukrayna’dan çekmek ve Rusya-Ukrayna sınırını kapatmak. Doğu Ukrayna’daki çatışmalarda şimdiye kadar 5.000’den fazla kişi öldü.Şubat 2015’de Kiev’e gelen ABD Dışişleri Bakanı John Kerry, ABD’nin diplomatik bir çözüm istediğini ancak Ukrayna’ya savunma sistemleri tedariki de dahil tüm seçeneklerin gözden geçirildiğini söylemekteydi. İngiltere Dışişleri Bakanı Malcomb Rifkind, Ukrayna’ya daha iyi silahlar verilmesinin Putin’i savaşmamak konusunda daha iyi ikna edeceğini açıklıyordu. ABD’nin Ukrayna’yı doğrudan silah desteği planının arkasında ABD ve Rusya arasında Ukrayna’da bir vekilli savaş olduğu düşüncesi yayılmaya başladı.ABD’nin Ukrayna’yı silahlandırma isteği Avrupalıları diplomatik için çözüm için harekete geçirdi. Önce Merkel ve Hollande Kiev’de Ukrainian Başkanı Petro Poroshenko ile biraraya gelip, Minsk Anlaşması’nın yürürlüğe girmesi için gerekli adımları konuştular. Şubat 2015’de ateşkesin yapılması, Doğu Ukrayna’daki grupların Kiev kuvvetlerini Donetsk bölgesi dışına atmaları nedeni ile kaçınılmazdı (21). Almanya, Fransa, Ukrayna ve Rusya arasında yapılan görüşmelere ABD doğrudan katılmadı.Ukrayna Temas Grubu temsilcilerinin“Minsk mutabakatlarının uygulanması için birtakım önlemler alınmasını öngören anlaşma”yı imzalaması ile ateşkes 15 Şubat 2015’de başladı.

BM Güvenlik Konseyi'nde de Rusya'nın Minsk'te uzlaşıya varılan ateşkes taslağı oybirliğiyle kabul edilmesine rağmen BM temsilcileri arasında sert tartışmalar yaşandı. ABD Başkan Yardımcısı Joe Biden, Rusya'nın anlaşmayı ihlal etmesi durumunda bunun Moskova'ya bedelinin ağırlaşacağını söyledi (22). Minsk anlaşmasına uygun olarak hazırlanan uygulanacak tedbirler protokolü ile iki taraf arasındaki ateşkes hattı boyunca 70-100 km. arasında bir tampon bölgeden karşılıklı kuvvetlerin çekilmesini öngörülüyor (23). Ateşkes anlaşması daha önce karşılıklı ihlaller yüzünden uygulanmayanlar ile aynı riskleri taşıyor. Anlaşma, öncekilerde olduğu gibi ağır silahların silahsızlandırma bölgesi dışına çıkarılmasını öngörüyor ama taraflar silahları çekmek yerine saklayarak, aldatma yoluna gidiyor. Anlaşma aynı zamanda Ukrayna hükümetinin iki ayrılıkçı bölgeye özel statü verilmesini öngören yasalar çıkarmasını da öngörüyor. Buna göre bu bölgelerin kendi polisi olacak ve Rusya ile doğrudan ticaret yapabilecekler (24). Anayasa değişikliklerinin halk oyuna sunulacak olması ayrı bir sorun teşkil ediyor. Bu bölgelerin özel statüsü sağlanmadan Ukrayna hükümeti Rusya sınırlarına dönemeyecek. Rusya’nın istediği Ukrayna’nın tarafsızlaştırılma isteği henüz masada tartışılmadı. Doğudaki ayrılıkçı bölgeler Ukrayna’nın dış politika tercihleri için veto hakkı da umuyor. Ancak, bu anlaşma yürümezse dördüncü bir ateşkesi sağlamanın çok geç olacağının herkes farkında. O yüzden siyasi çözüm için herkes bir şeyler yapmak istiyor.

Minsk anlaşması bir yandan iki taraf arasında çatışmalarla ortaya çıkan sınırları meşru hale getirdi, taraflar birbirini tanımış oldu. Çatışmalar şimdilik dursa da ertelenmiş de olabilir. Bu dönemde ABD’nin Ukrayna hükümet kuvvetlerini eğit-donat faaliyetlerinin geleceği, Ukrayna’nın yeni bir çatışmaya hazırlanması gibi sorular devam edecek. ABD, Ukrayna’ya anti-tank, uçaksavar ve anti-havan sistemleri göndermeyi planlıyor.Şimdiye kadar masaya merkezi yetkilerin ne kadar dağıtılacağı yani federalizmin ve özerkliğin derecesi gelmedi. Dil, kültür ve dini haklar konuşulmadı. Af yasası, seçimler, AGİT gözlemcileri, ateşkesin nasıl uygulanacağı ile ilgili pek çok konu hala üzerinde çalışılmayı bekliyor. Tampon bölgeye barış gücü girmeden, anlaşmanın siyasi ve ekonomik yönleri üzerinde mutabakat sağlanmadan gelecek için ümitli olmak mümkün değil. Öte yandan, Ukrayna’daki çatışmalar yaklaşık 1.5 milyon Rusça konuşan Ukrayna’lı yer değiştirmesine neden oldu. Ukrayna’nın derin sorunları devam ediyor. Ukrayna’da yaklaşık 100 kişi ülke servetinin %80-85’ini sahip, bu yüzden ülkenin GDP’si 2014 yılında bile 1991 yılı seviyesine ulaşamadı. 2014’ün ilk çeyreğinde işsizlik %9.3 oranında idi (25). Avrupa ve Rusya’ya sürekli göç devam ediyor. Avrupa’da yolsuzluğun en fazla olduğu Ukrayna için IMF, 12 Şubat 2015 tarihinde 17.5 milyar dolarlık yeni bir kurtarma paketi kabul etti (26). En büyük endişe yapısal reform adı verilen bu paraların da oligarklar tarafından gene yutulacağıdır.Çürümüş Ukrayna; ekonomik kriz içindeki Rusya ile sorunlarla dolu Avrupa ve azalan güç ABD arasında yeni ve daha büyük bir savaşın alanı da olabilir.

Ukrayna ve sonrası..

Ukrayna’da ateşkes ile çalışmalar devam ederken Münih’te yıllık Güvenlik Konferansı yapılmakta idi. Alman Savunma Bakanı’na göre; Ukrayna’ya silah göndermek ateşe benzin dökmekti ve Alman silahları gönderilmeyecek diyerek tamamen diplomatik çözümden yana olduklarını ortaya koymuştu. Almanya başbakanı Merkel’in Putin ile birlikte üzerinde çalıştığı çözümü; Avrupa Birliği ve Rusya arasında bağlantısız (herhangi bir tarafa bağlı olmayan) bir tampon ülke olarak, Ukrayna içinde etnik Ruslara ve ülkenin doğusundaki Rusça konuşan Ukraynalılara güçlü özerklik hakları vermek (27). Böylece ABD’nin Ukraynayı Rus etki sahasından çıkarma planından vazgeçiliyor, diğer yandan Kırım Ukrayna’dan kopuyor. Kırım’daki Türk varlığının gündeme gelmesi sözkonusu bile olmadı.Kırım, Rusya’nın doğal parçası olarak görülüyor. Almanya, bu çözümün tek alternatifinin çatışmalara devam edilerek, Ukrayna’nın kaderinin tek taraflı olarak Ruslara bırakılması olduğunu düşünüyor. Hollande’ye göre yeni görüşmeler Ukrayna’nın toprak bütünlüğüne dayalı olarak sürdürülecek. Polonya ve Baltık devletleri Ukrayna’daki gelişmeler konusunda ABD’den daha şahin iken; Almanya, Fransa, İngiltere, Danimarka, Hollanda, Finlandiya ve Çek Cumhuriyeti; Ukrayna’ya silah gönderilmesine karşı çıkıyor. ABD’nin şahin kanadı Cumhuriyetçilere göre ise Ukrayna’ya yardım edilmemesi halinde, şu an mümkün olan federalleşme bile yakın zamanda mümkün olmayabilir.

ABD, 1990 yılında 300 bin civarında olan kuvvet civarını 2015 itibarı ile yaklaşık 67 bin mevcuda indirdi. Bunlar en çok İtalya Almanya ve İngiltere’de konuşlanmış durumdadırlar. Obama, 2010’ların başında Avrupa’daki 15 askeri üssün daha kapatılması kararı almıştı. Bu azaltmaların nedeni ABD’nin bütçe sıkıntıları kadar Rusya’ya olan bakışı ile ilgili idi. Bu indirimlerin temelinde Rusya ile balayının devam ettiği 1997’de yapılan NATO-Rusya Ana Sözleşmesi (Founding Act) bulunmakta idi. Sözkonusu sözleşme öngörülebilir bir gelecekte Doğu Avrupa’da sürekli konuşlu kuvvetlerin azaltılmasını istiyordu. Ancak, Rusların Kırım’ı ilhak etmesi, Ukrayna’nın Donbass bölgesini işgali ve NATO sınırları boyunca saldırgan olarak tanımlanan devriye faaliyetleri yeni bir kuvvet yapılanmasını başlatıyor. ABD’nin Rusya’ya ilk tepkisi Avrupa Teminat İnisiyatifi (European Reassurance Initiative) çerçevesinde 1 milyar dolarlık bütçe ile eğitim ve tatbikatlar için rotasyonel kuvvetler gönderilmesi oldu. NATO’nun Baltık ülkelerine yönelik daha fazla hava devriye uçağı gönderilmesi ve birkaç günde hazır olacak 5 bin kişilik bir yüksek hazırlık kuvveti oluşturulması çalışmaları bunu izledi. İngiltere bu güce bin asker ve Baltık bölgesinde devriye görevi yapacak 4 adet RAF Typhoon uçağı ile katılacağını açıkladı.NATO, Avrupa’daki reaksiyon kuvvetinin 13 binden 30 bine çıkaracağını açıkladı. NATO ayrıca Ukrayna sınırına yakın ülkelere yeni NATO komuta-kontrol birimleri kuracak. NATO, Rusya ile krizin devam etmesi halinde 1979’larda olduğu gibi ittifak sınırlarından başlayarak ön savunma konseptine geçmeyi tartışıyor (28). Önümüzdeki on yıllar için Doğu Avrupa ile ilgili yeni bir NATO yapılanması çalışması başlatıldı. Caydırıcılık adına başlayan bu çalışmalar geçici ve rotasyonel kuvvet takviyelerini öngörmekle birlikte, zamanla kalıcı hale gelebilir.

Çanlar, Ortadoğu ve Asya-Pasifik gibi Avrupa için de çalıyor. Son birkaç hafta içinde Avrupa’da üç önemli anlaşma yapıldı; Brüksel’de AB ile Yunanistan arasında bu ülkeyi Avro Bölgesi (Eurozone) içinde tutma, Cenevre’de İran ile nükleer görüşmelere devam kararı ve Minsk’te Ukrayna için yol haritasının kabulü. İlk anlaşma ile Yunanistan’ın borçlarının üstüne yatma girişimi şimdilik engellendi, ikinci anlaşma ise İran’ın nükleer programını sınırlamak için ne kadar uranyumu zenginleştirmesine izin verileceğine odaklandı. İran ile masada olmak ABD için Suriye, Irak ve IŞİD meselesinde yanına çekebilmek için de önemli. İran ve Hizbullah’ın Irak ve Suriye’de IŞİD’e karşı mücadelesi ABD’nin işine gelirken, İran ABD tarafından Hizbullah’ın tanınmasını umuyor (29). İsrail ise durumu kendisi için endişe ile izliyor ve ABD’yi açıkça eleştiriyor. İran ile görüşmelerin 2016’ya kadar çeşitli testlerden geçerek devam edecek olması, Suudi Arabistan’ın da yakından izlediği bir süreç olacak. Doğu sınırlarında istikrar isteyen Almanya, Minsk’teki ateşkes anlaşması ile Ukrayna için yeni bir süreç başlattı. Almanya, ABD gibi Rusya’nın toprak kazanma derdinde olduğunu düşünmüyor ve ABD’nin bölgedeki gerilimi tırmandırmasını tehlikeli buluyor. Almanya, Rusya’ya yakınlaşarak Ukrayna yol haritası ile Eurozone’u korumak istiyor. ABD ise İran’a yakınlaşarak Ortadoğu yol haritası için Rusya’ya karşı bir denge arıyor. ABD’nin Rusya’yı çevreleme stratejisi Almanyasız bir işe yaramaz, öte yandan Eurozoen krizi de kısa sürede bitmez.

Sonuç

ABD ve NATO müttefikleri Ukrayna’da çökmekte olan 2.Minsk ateşkesini izlemeye devam ediyor.Şu anda Ukrayna’daki dengeler, Rusya’nın ABD’nin askeri bir seçenek kullanmayacağını bilmesi ve onun dışındaki aktörlerle (AB, Ukrayna Kiev hükümeti) ile bir çözüm bulma arayışına oturmuş durumdadır. ABD ise bir yandan çıkarlarını korumak, diğer yandan Rusya’nın askeri müdahalede daha ileri gitmesini önlemek için caydırıcı kuvvet gösterilerine başvurmaktadır. Ancak, caydırma ile provakasyon arasında ince bir çizgi vardır ve durum her zaman birden değişebilir.Ukrayna’ya ABD’nin demokrasi geliştirme operasyonu Kırım’ın tamamen kaybı, ülkenin doğusunun ise özerkleşmesi anlamına geldi. ABD, uzun zamandır Gürcistan ve Moldova’ya da demokrasi yardımı yapıyor. ABD Dışişleri Bakanı Kerry, bu ülkelerdeki muhalif demokrasi hareketlerini örgütlemek için para yardımı yapılacağını açıkladı. Bu da ABD’nin demokrasi geliştirmekten ne anladığının en açık kanıtıdır. Ukrayna’ya dönecek olursak, son 25 yıl, büyük güçlerin paylaşım savaşı sürdükçe bu ülkenin kendi kendini yönetemeyeceğini gösterdi. Batılıların varsayımında; NATO’nun Ukrayna’nın güvenliğini sağlaması değil, Ukrayna NATO’nun güvenliği için rolünün önemi var. Sonuç olarak, büyük güç çekişmelerinin, sonu gelmeyen dış odaklı ülkeleri karıştırma operasyonlarının sonucu olarak binlerce masum insan gerçekleri hiç anlamadan ölmeye devam ediyor.Ukrayna krizi, Türkiye’ye doğunun enerji kaynaklarını Avrupa’ya taşıma konusunda yeni enerji projeleri sağlıyor. Ancak Rusya’nın Ukrayna yerine boru hatlarını ülkemizden geçirmesi; NATO üyesi Türkiye, yeni Ukrayna mı oluyor? sorusunu ortaya çıkardı (30).Rusya için Türkiye, öncelikle doğal gaz satışı ile on milyarlarca dolar kazanç kapısı bir müşteri, daha sonra üçüncü ülkelere gaz ihracı için potansiyel bir enerji hattı rotasıdır. Ama Türkiye’nin Sünni cihatçılar, Hamas ve Müslüman Kardeşler ile ilişkileri tıpkı Kafkasya’daki İslamcılar gibi Rusya’nın yakın takibindedir.


Doç. Dr. Sait Yılmaz
@DocDrSaitYilmaz

Kaynakça ve Dipnotlar

(1) Bakınız ulusal.com.tr’deki; “Amerikan Müdahaleceliği ve Ukrayna” (21 Mart 2014) ve “Yeni Dünya Düzeni ve Demokrasi Geliştirme (05 Mayıs 2014)” başlıklı yazılarım.
(2)Reuters: Top NATO Commander Questions Russian Intentions Toward Moldova, (Sep 15, 2014).
(3) George F. Kennan: Morality and Foreign Affairs, Foreign Affairs, Winter 1985-1986, http://www.foreignaffairs.com/articles/40521/george-f-kennan/morality-and-foreign-policy
(4) George F. Kennan: Russia Leaves the War, Princeton University Press, (1956), p.57.
(5)Richard Sakwa: Frontline Ukraine: Crisis in the Borderlands, I.B. Taurus, (2015), p.90.
(6)Richard M. Gamble: The War for Righteousness: Progressive Christianity, the Great War, and the Rise of the Messianic Nation, Isi Books, (2003), p.10-11.
(7)Francis Fitzgerald: Way Out There in the Blue: Reagan, Star Wars and the End of the Cold War, Simon & Schuster; (2001), p.467.
(8)Walter C. Uhler: Gorbachev’s Revolution, The Nation, (Dec. 31, 2001), p.44.
(9) Patrick Tyler: U.S. Strategy Plan Calls for Insuring No Rivals Develop, New York Times, (March 8, 1992). www.nytimes.com/1992/03/08/world/us-strategy-plan-calls-for-insuring-no-rivals-develop.html.
(10)Sakwa: ibid, p.227.
(11)Zbigniew Brzezinski:The Grand Chessboard: American Primacy And Its Geostrategic Imperatives, Basic Books, (1998), p.75.
(12)Eastern Partnership (EaP) program
(13)James Carden: Why Ukraine Doesn't Get a Say on NATO, National Interest, (Feb 20, 2015).
(14)David Boaz: The Real Problem with Obama's State of the Union Address, Cato Institute, (Jan 21, 2015).
(15)Michael Kofman: How to Start a Proxy War with Russia, Wilson Center,(February 5, 2015).
(16)Akhilesh Pillalamarri: Oil Prices Collapsed. Russia Won't, The National Interest, (Feb 26, 2015).
(17) Andrei Movchan: A Dangerous Game: Russian Debt Roulette, Carnegie Moscow Center, (February 22, 2015).
(18) Nerdun Hacıoğlu: Rusya Devlet Başkanı Putin, Batı'ya Sert Çıktı, Hürriyet, (21 Şubat 2015).
(19) Peter Harris: Putin's Gambit, Global Panorama, (March 2, 2015).
(20) Fiona Hill: This Is What Putin Really Wants, The Brookings Institution, (February 24, 2015).
(21)John McMurtry: Ukraine, America’s “Lebensraum”. Is Washington Preparing to Wage War on Russia?Global Research, (February 18, 2015).
(22) BBC Türkçe: ABD'den Rusya'ya Ateşkes Uyarısı, (19 Şubat 2015).
(23)Nicolai N. Petro: Ukraine or the Rebels: Who Won in Minsk?, National Interest, (February 13, 2015).
(24) Nikolas K. Gvosdev: Europe's Desperate Hail Mary to Save Ukraine, National Interest, (February 13, 2015).
(25)Walter C. Uhler: Seeking the Truth about Ukraine,Global Research, (February 21, 2015).
(26) Mark Varga: Exposed: Ukraine's Massive Witch Hunt, The Atlantic Council, (Feb 26, 2015).
(27) Robert W. Merry: Ukraine Is NOT Munich, National Interest, (February 18, 2015).
(28)Marik String: NATO Unleashed: Stopping Russia in Its Tracks, Atlantic Council,(March 5, 2015).
(29) Reva Bhalla: The Intersection of Three Crises, Geopolitical Weekly, (February 24, 2015).
(30)Dorian Jones: Could Turkey Become the New Ukraine? Eurasianet.org, (Feb 10, 2015).



Yorum Ekle
İsim
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.