Üreten Türkiye’nin dünyadaki yeri


Mehmet Bedri Gültekin

Mehmet Bedri Gültekin

22 Nisan 2016, 10:05

Teori dergisinin Nisan sayısı, “Atlantik’te tükenmek ya da Asya’da üretmek” adını verdiği çok kapsamlı bir dosya ile çıktı. Türkiye ekonomisinin içinde bulunduğu durum, yaşanmakta olan kriz ve çözümün ne olduğu yedi yazarın değişik konulardaki makalelerinde işlenmiş.

 Mustafa Pamukoğlu’nun makalesi; “Türkiye’nin Asya’daki çözümü: Üretim Ekonomisine Dönüş” başlığını taşıyor. Komşularımız başta olmak üzere Asya’nın belli başlı ülkeleri ile ticaretimiz yıllar içinde rakamlar verilerek inceleniyor.

               Sonuç olarak Türkiye yaklaşık 70 yıldır Atlantik kapısına bağlı olmasına rağmen, ekonomisi bugün Asya’da nefes almaktadır. İthalatımızda ilk üç sırada yer alan ülkeler Rusya, Çin ve Almanya’dır. İhracatımızda da Asya ülkelerinin payı sürekli olarak artmaktadır.
                Kaldı ki AKP iktidarı, komşularımız başta olmak üzere bütün Batı Asya ve İslam ülkelerine yönelik olarak izlediği politika sonucu, Türkiye’nin bu ülkelere yönelik ihracat olanaklarını baltalamıştır.
                Pamukoğlu, Batı ekonomilerinin 2008 yılından itibaren içine düştüğü derin kriz sonrası dünya ekonomisinin, Çin başta olmak üzere gelişen ülkelerin ekonomileri sayesinde ayakta kaldığını yazıyor ve şu sonuca varıyor:
                “Avrasya Tarihsel bağlardan aldıkları güç ile ticari ve kültürel çerçevede ilişkilerini geliştirmeleri gereken ülkeler topluluğudur. Şimdi Türkiye AB kapısında ödev yapmaktan yorulmuş ve yorulacak bir ülke olarak yüzünü Asya’ya dönmek zorunda olduğu bir dönemi yaşıyor.”
Dosya’nın ikinci makalesi Prof. Dr. Aziz Konukman’a ait. “Türkiye’de Ekonomik Kriz ve Üretim Ekonomisinin Olanakları” başlıklı makalede, ekonomimizin içinde bulunduğu durum ve çözüme ilişkin politikalar etraflı bir şekilde incelenmiş.
 
Türkiye’nin borç yükü
Prof. Dr. Esfender Korkmaz’ın Türkiye’nin borç yükü konusunu ele aldığı makalesinde verdiği rakamlar şöyle:
AKP’nin iktidara geldiği 2002 yılında Türkiye’nin toplam dış borç stoku 129.6 milyar dolar iken bu rakam 2015 yılında 406 milyar dolara çıkmıştır. 13 yıl içinde dış borcumuz 3 misli artmış bulunuyor.
               Kısa vadeli dış borçlarımız 16.4 milyar dolardan 120.9 milyar dolara çıkmış. Artış yaklaşık 8 kat.
                Özel Sektörün bu yıllar içindeki dış borcu ise yaklaşık 7 kat artmış. 20.4 milyar dolardan 289.8 milyar dolara çıkmış.
                Kaldı ki iç borçların da bir kısmının aslında dış borç olduğunu düşünürsek tablonun daha da vahim olduğu ortaya çıkar.
                Ve bu tablo, Türkiye gibi Batı Asya coğrafyasının en önemli ülkesini, Suudi Arabistan gibi büyük petrodolar rezervlerine sahip olmaktan başka hiçbir özelliği olmayan, ABD uydusu ve Ortaçağ zihniyetli bir ülkenin peşine takan anlayışların nereden kaynaklandığını anlamamıza da yardımcı olur.
                Kısacası Türkiye borçlanma ekonomisinin sonuna gelmiştir. Ya yeniden üretim ekonomisine dönerek Atatürk’ün tam bağımsız, başı dik ve ekonomik olarak güçlü ülkesi olacak ya da emperyalistlerden ve kuklalarından borç dilenmeye devam edecek ve borç verecek olanların istekleri doğrultusunda olmadık maceralara sürüklenecek ve büyük bedeller ödeyecektir.
                Önemli nokta şudur: Üretim ekonomisine kaçınılmaz olarak dönecek olan Türkiye; Atlantik sistemi içinde kalamaz. Çünkü Atlantik ekonomileri üretici özelliklerini kaybetmektedirler. Üreten ekonomiler, Çin başta olmak üzere gelişen dünyanın ekonomileridir.
 
Çin
              Doç. Dr. Barış Doster bütün yönleriyle Çin ekonomisini ele almış. Çin “Dünyanın Fabrikası”. Satın alma gücü paritesi üzerinden yapılan hesaplamalara göre 2014 yılında ABD ekonomisini geride bırakmış.
               Hali hazırda ABD’nin en büyük dış ticaret ortağı… Afrika’da en fazla yatırımı olan yabancı ülke… ABD’ye en fazla borç veren ülke. Yıllık çelik üretimi Avrupa ve ABD’nin toplamının dört katıdır.
                Büyüme hızı otuz yılı aşkın bir süre yüzde onlarda seyrettikten sonra şimdi de yüzde 7 gibi oldukça yüksek bir oranda devam ediyor. Vb. vb.
                Çin hegemonya peşinde koşmuyor ve karşılıklı yarar temelinde bütün ülkelerle ilişkilerini geliştirmeye çalışıyor ve bu çabasının olumlu sonuçlarını da alıyor.
                Çin, şu anda Türkiye’nin Almanya’dan sonraki en büyük dış ticaret ortağı durumundadır. Gelişmelere bakarak bu ağırlığın önümüzdeki yıllarda daha da artacağını öngörebiliriz.
 
Mutlaka incelenmesi gereken bir dosya
Türkiye ekonomisine ilişkin pakette yer alan diğer makaleler Nazmi kal, M. Uğur Civelek ve Teori dergisinin Genel Yayın Yönetmeni Kuntay Gücüm’e ait. Toplam olarak ortaya son derece doyurucu bir dosya çıkmış.
                Teori’nin Nisan sayısı, Türkiye ekonomisinin yaşamakta olduğu krizden çıkış yolu üzerine kafa yoran herkesin, mutlaka okuması gereken bir dergi olmayı fazlasıyla hak ediyor.
 
Mehmet Bedri Gültekin
ulusalkanal.com.tr


Yorum Ekle
İsim
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.