banner863

Vazgeçtim, boşver...


Levent Kırca

Levent Kırca

04 Mayıs 2014, 12:09

Kaptı beni arkadaşım, getirdi Bodrum’a... Bir haftadır, onun deniz manzaralı evindeyiz. Benimle ilgileniyor, eksik olmasın...

Ben sancılıyım. Yeni oynayacağımız oyunu yazıyorum. Temiz hava, bol gıda... Diyebilsem keşke... Diyemiyorum... Çünkü, detoks yapıyoruz. Diyet, biraz sert. Bir gün maydanoz yiyoruz, bir gün yeşil soğan. Ispanak ve yer yer de marul. Beni Bodrum’a otlatmaya getirmiş anlaşılan. Banyosunda bir kantar var. Her gün don paça üzerine çıkıp tartılıyorum. Bir haftadır iki ambar ot yememe rağmen, kantar çok ısrarlı hep aynı kiloyu gösteriyor. Kilo düşmüyorsa eğer, ben niye inek yaşamı yaşıyorum.

Her neyse... Bütün bunlar benim iyiliğim için. Bana öyle söylüyor.

1 Mayıs

1 Mayıs Polis Bayramı’nı izledik televizyondan. Polisler bir aşağı, bir yukarı koştu durdu. Yaralanan gazeteciler... Vatandaşlar iki gözü iki çeşme, çoluk çocuk etkilenmiş... Yavrular hüngür şakır...

Bütün dünyada İşçi Bayramı zevkle, keyifle kutlanmış. Ama Türkiye’de durum ortada. Ülke, gazeteci özgürlüğünde sondan birinci. Birinci ol da, ister “önden” ister “geriden” fark etmez.

Arkadaşımın evinin güvertesine, isteği üzerine bir Türk bayrağı aldık. Tabii gizli gizli, kırtasiyeci el altından gazeteye sarıp verdi bayrağı. Poşete koymadı ki, aralıktan kırmızısı görünmesin.

Eve geldik. “Ben bayrağı balkona asacam” dedi. Yapma etme dediysem de, dinletemedim. Az sonra bayrak denize karşı dalgalanıyordu. Allah’tan site boştu, birkaç balıktan başka kimse görmedi. Balık aklı, onlarda hafıza olmadığı için, akıllarında tutamazlar diye düşündüm. Hoş bir balkon. Tayyipya’nın Başkanı Bay Tayyip’in konuşma yapacağı türden. Burada bir balkon konuşması yapsa... Ancak, halka hitap edemez. Şöyle denize karşı, balıklara bir konuşma yapar. Balıklar da, onun konuşmasını anlamayacağı için, denizde düzen bozulmayacaktır. Allah göstermeye, ya balık akıllı olsaydı, alık olmasaydı... O zaman denizdeki yaratıklar gruplara ayrılacak ve birbirinin gözünü oyacaktı. Dişi balıklar örtünecek, büyük balık küçük balığı değil, küçük büyüğü yutacak, deniz kısmen özelleşecek, TOKİ denizaltında evler yapacak. Ahtapotlar kol gezecek, yengeçler mitleşip yan yan geçecek, akıntı yer değiştirecek, rüzgar kıble ve keşişlemeden değil, farklı yönden esecek. Özgür balıklar, balık hanede göz altına alınacak. Trol serbest bırakılacak, balık yumurtaları ayakkabı kutularına konacak, Reza Zarrab dalgıç olacak. Amerika, denizaltısıyla gelecek. Bazı balıklar cemaat olacak ve deniz altındaki yirmi bin fersah, deniz altında yirmi bin mescit olacak. Evet boş hayaller bunlar. İyisi mi deniz yerinde dursun. Tayyip balkona çıkmasın.

Vazgeçtim, boşver...

Okan Bayülgen

Ünlü Türk düşünürü Okan Bayülgen, Taksim’e 1 Mayıs’ta girmeyi başaran tek insan. Daha önceleri; örneğin, Gezi olayları sırasında parkta boy gösteren, pardon kısa boy gösteren Shakespeare Okan, orada şiirler okumuş, gençleri destekler gibi yapmıştı. Yapma Okan, sen akıllı bir adamsın. Paran var, malın mülkün var. Adalet senin mülkünün temeli. Seni burada görürlerse, seni bu mülkten mahrum ederler.” Gel sen parka girme, teğet geç” diyen arkadaşlarına, “Evet, haklısınız” diye karşılık vermiş. “Neden park civarındaydın?” diyenlere ise; “Hava güzeldi, sıcaklık yoğundu. Bu güzel yazdan kalma günde insanlar kaynaştı. Fakat ben kaynaşmadan oradan uzaklaştım. Kısmen oradaydım ama... Aklım başımda değildi” deyivermiş.

Artık o kan, bu kan değil. Kanı bozulmuştu. 1 Mayıs’ta baktı ki, Taksim’de kimse yok, bir tek polisler cirit atıp, kutlama yapıyor. O da, polis kardeşlerini yalnız bırakmadı. Onların yanına koştu. Birlikte resimler çekildi. İstanbul aynı İstanbul’du. Ama o kan, artık kansızdı ve drakula olmaya karar vermişti.

Bilmem biliyor musunuz? Drakulalar, göğüs bölgelerine kazık sokularak hakkın rahmetine kavuşurlar.

Soner Yalçın

Hapishaneden çıktığında tanıdım kendisini ve kız arkadaşını. Az sonra, ne iyi etmişim de tanımışım dedim. Çok sonra, gurur duydum tanımaktan. Benim tipim, tam kafama göre.

1 Mayıs gecesi, Dündar’ın programında izledim. Gördüm ki, sadece iyi bir yazar değil, iyi bir konuşmacı da. Güzel konuştu. Doğrusu zevkten, dört köşe oldum. Bir de ödül almış. Kollarım kabardı. “Ben ne biçim adamım, ne arkadaşlarım var” dedim, aynaya bakıp. Ne demiş adamın biri; “Söyle arkadaşını, söyleyeyim sana kim olduğunu”. Kimmişim ben be!...

Bizimkiler

Ben Bodrum’da sancı çekip, “Haziran” oyunumu doğurmaya çalışırken, azıcık uzak kaldım partiden.

Biz 1 Mayıs’ı Kadıköy’de kutladık. Acaba neden böyle yaptık, Taksim’e çıkmadık?” diye düşündüm. Ve cevabını alabilmek için, değerli eski başkan Hasan Basri Özbey’i çevirdim. İyiki de çevirmişim. Hem bayramını, hem kandilini, hem de, doğum gününü kutladım. Zira Mayıs’ın 1’inde doğmuş. Erenlerden yani, sordum soruşturdum ve aldım cevabımı. Başkanımız Perinçek kimsenin hükümet baskısı yüzünden Taksim’e çıkamayacağını, Tayyipya’dan Tayyip’in oyununa gelmemek, onun dizayn ettiği tuzağa düşmemek için; “Bak, gördün mü? Gene ortalığı karıştırıyorlar”cı, olmamak için “Gelin hep beraber Kadıköy’de taze, serbest bırakılan Paşalarla, işçileri de yanımıza alarak paşa paşa kutlayalım” demiş. Ne güzel söylemiş. O’nun yaptığı, önceden gördüğü bazı şeyleri ben yaşadıktan sonra anlayabiliyorum.

Önde Perinçek, arkada ben... Peşisıra, yürümeye devam. Evet... Yakında, Gezi olayları sırasında şehit edilen genç devrimcileri anlatan oyunumuz “Haziran”la Haziran’da karşınızda olacağız.

Sevgiler, saygılar, mutlu yarınlar hepinize...

Levent Kırca
ulusalkanal.com.tr


Yorum Ekle
İsim
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.
Avatar
sydneyden turan - 3 yıl önce
iyiki varsin levent abi aman devam durmak yok.