Yasal mücadele yolunu kapatan kim?


Mehmet Bedri Gültekin

Mehmet Bedri Gültekin

20 Kasım 2016, 12:19

Elazığlı CHP’li dostumuzun söyledikleri üzerine tartışmaya devam ediyoruz:

Bir kısım HDP milletvekilinin tutuklanması ve aynı Partiden bazı belediye başkanlarının görevden alınması, bazılarının tutuklanması üzerine dile getirilen görüşlerden biri de, bu tedbirlerle yasal mücadele yollarının kapatıldığı ve PKK’nın silaha başvurmasına haklılık kazandırıldığıdır.

Bu görüşü dillendirenler eğer bilerek bu şekilde konuşmuyorlarsa, daha bir yıl öncesinde hep beraber yaşadığımız gelişmeleri unutmuş görünüyorlar.

7 Haziran seçimlerinde büyük bir başarı elde etmenin hemen ardından şiddet eylemlerine tek yanlı olarak başlayan ve tam 47 gün boyunca terör eylemlerini ısrarla sürdüren kimdi?

Karakollara taciz ateşi, yollarda kimlik kontrolleri, kamyon-TIR yakmalar, 7 Haziran 24 Temmuz arasında işlenen 7 cinayet. Son olarak Ceylanpınar’da evlerinde uyurken katledilen iki polis memuru…

Murat Karayılan ve Cemil Bayık’ın 15 Haziran 2015 dolaylarında “Artık açılım süreciyle bir yere varılamadığının ortaya çıktığı ve kendi yöntemleriyle mücadeleyi sürdürecekleri” yollu açıklamaları “yasal mücadelenin” neresine oturtulacaktır.

Belediyelere ait araçlarla hendek kazmak, PKK silahlarını taşımak veya dağdaki elemanlara yemek taşımak nasıl bir “yasal mücadele” olmaktadır?

15 Temmuz 2015 günü toplanan Demokratik Toplum Kongresinde kabul ve ilan edilen “Demokratik Özerklik” kararı ile Sur, Nusaybin ve Cizre gibi yerler başta olmak üzere bir çok yerde artık bundan böyle Türkiye Cumhuriyetinin otoritesinin tanınmayacağının ve kendi yasalarının geçerli olduğunun ilan edilmesi ne anlama gelmektedir?

Terör örgütünü açıktan açığa savunacaksınız, “sırtınızı terör örgütüne dayayarak mücadele ettiğinizi” söyleyeceksiniz ama Cumhuriyet savcıları sizi ifadeye çağırdığı zaman, “Ben bu savcıları tanımıyorum” diyecek ve ifade vermeye gitmeyeceksiniz!

Demek, bütün bunların “yasal mücadele hakkı” açısından bir sakıncası yok ama Devletin bütün bu kanunsuzluklar karşısında susmayıp en sonunda yasaları uygulamak için harekete geçmesi “yasal mücadele yollarını kapatmak” oluyor!
 
“Milli Devlet Direnir, Milli Ordu Direnir”

Gerçekte olan şudur: PKK açılım sürecinde elde ettiği mevziler ve arkasına aldığı ABD desteği ile nihai hedefine çok yaklaştığını ve bir hamle ile başarıya ulaşacağını düşündü.

ABD’nin Suriye’de koridor hamlesine giriştiği koşullarda Türkiye’de de kendi egemenlik alanlarını yaratabileceğini sandı. Bu amaçla harekete geçti. Ama çok geçmeden yanlış hesap yaptığı ortaya çıktı.

Hiçbir milli devlet, savaş meydanında yenilmeden egemenlik alanlarından bir kısmını başka bir güce bırakmaz.

Son yirmi yılın gelişmeleri bu gerçeği tekrar tekrar doğruladı. Yugoslavya, Irak, Suriye, Lübnan, Sudan ve Afganistan örnekleri gözlerimizin önünde yaşandı.

“Milli Devlet Direnir, Milli Ordu Direnir!”

 Nitekim TSK da, 24 Temmuz 2015 günü harekete geçti. Bıçak kemiğe dayanmıştı ve Vatan Savaşı başladı.
 
İspanya, ETA, Harri Batasuna

Dünyanın hiçbir ülkesinde bir yasal siyasal güç, teröre başvurmayı bir demokratik hak olarak savunamaz.

Arkada kalan dönemde PKK bir yandan teröre başvurdu öte yandan yasal olanaklardan yararlanarak Meclise girdi, belediye başkanlıkları kazandı ve diğer yasal olanakları sonuna kadar “değerlendirdi.”

Dünyanın hiçbir ülkesi böyle bir duruma izin vermez. Bu durumun tek bir örneği yoktur.

İspanya’da ETA, bir yandan teröre başvururken öte yandan Harri Batasuna adı altında yasal parti olanaklarını kullanmaya çalıştı.

Harri Batasuna yasaklandı. Hiçbir Batılı ülke İspanyayı, bu tedbiri almış olmasından dolayı” anti demokratik” olmakla suçlamadı.

Türkiye de, AKP’nin 14 yıllık gafletinin ardından yanlıştan dönmüştür ve yapılması gerekeni yapmaktadır.
 
HDP’ye karşı alınan tedbir, teröre karşı alınan tedbirdir

HDP, PKK silahının gölgesinde aldığı oyları, halkın demokratik yollardan kendisine sunduğu destek olarak göstermek istemektedir. Şakağında PKK namlusu ile sandık başına giden yurttaşın verdiği oy, o yurttaşın kendi iradesi ile verdiği oy değildir.

Gerçeğin böyle olduğu son ayların gelişmeleri ile tartışmasız biçimde ortaya çıkmıştır. Tutuklanan milletvekilleri ve belediye başkanlarının arkasında ciddi bir halk desteğinin olmadığı ortaya çıkmıştır.

Partinin yaptığı protesto çağrılarına hiç kimsenin itibar etmemesi çok önemli bir göstergedir.

Gerçek şudur: HDP hiçbir zaman yasal mücadele yolunu ciddi bir seçenek olarak benimsemedi. PKK’nin şiddet eylemlerine karşı çıkmak bir yana kendi bağımsız iradesi hiçbir zaman olmadı.
Kararları Kandil aldı. HDP, Kandil’in kendisine verdiği rolü oynadı.

Onun için milletvekillerinin tutuklanması veya belediye olanaklarını terörün emrine veren başkanların görevden alınması yasal mücadele yollarının tıkanması olarak değerlendirilemez.

Mehmet Bedri Gültekin
ulusalkanal.com.tr
Yorum Ekle
İsim
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.