Yeni dönem partisini çıkaracaktır


Mehmet Bedri Gültekin

Mehmet Bedri Gültekin

28 Eylül 2015, 16:11

 Gerek halk içinde gerekse Partimiz saflarında yaygın olan kanaat, 1 Kasım seçimlerinden çok farklı bir sonucun çıkmayacağı şeklindedir. Bu düşünce karamsarlığın ve ataletin kaynağıdır. Öncelikle Partililerin bu yanlış düşünceden arındırılması gerekmektedir. Parti’nin durumu doğru kavraması, halkı da aydınlatmanın ilk adımıdır.

Seçimlere bir ay vardır. Olağanüstü bir dönemdeyiz. Olağanüstü dönemlerde bir ay çok uzun bir süredir. Normal zamanlarda on yıllar içinde meydana gelen gelişmeler, olağanüstü dönemlerde haftalar hatta günler içinde gerçekleşir. Önemli olaylarla birlikte kitleler, büyük yığınlar halinde sabahtan akşama saf değiştirebilir. Onun için 1 Kasım günü halkın nasıl bir yönelim içinde olacağını bugünden kestirmek mümkün değildir. Ama gelişmelerin yönüne bakarak bugünkünden daha kötü olmayacağını söyleyebiliriz.

Nitekim daha bugünden farklı sonuçları mümkün kılabilecek önemli veriler vardır.

Dolayısıyla 1 Kasım seçimlerine doğru giderken göz önüne alınması gereken en önemli nokta, 7 Haziran öncesinden bambaşka bir dönemde olduğumuzdur. Koşullar değişmiştir. Dolayısıyla hiçbir siyasi Parti, 7 Haziran öncesindeki konumu ve sandıkta almış olduğu sonuç ile değerlendirilemez. Partiler için söz konusu olan elbette bütün diğer kurumlar, tek tek kişiler ve bir bütün olarak halk açısından da geçerlidir.

Gerek Siyasal Partiler ve gerekse kitleler açısından yeni koşullara uygun farklı konumlanmaları zorlayan etkenleri şöyle sıralayabiliriz:

7 Haziran seçim sonuçları
Birinci olarak 7 Haziran seçim sonuçlarıyla birlikte ortaya çıkan gerçekler vardır. Dört Parti Meclise girdi ama görüldü ki Türkiye artık Sistem Partileri açısından yönetilebilir bir ülke olmaktan çıkmıştır. Çünkü AKP başta olmak üzere Meclis’te temsil edilen Partilerin, Türkiye’nin çözüm bekleyen önemli sorunlarına hiçbir çözümleri yoktur.

Böyle olduğu içindir ki seçimin hemen ardından Türkiye, yeni bir seçimi konuşmaya başladı. Oysa bu Partiler açısından düşünüldüğünde, seçmenin tercihini onların lehine değiştirecek herhangi bir gelişme yaşanmamıştı. Hatta tam tersi gelişmelerin söz konusu olduğu söylenebilir.

Üstelik kamuoyu yoklamaları da üç aşağı beş yukarı aynı sonuçların alınacağını gösteriyordu. Buna rağmen Türkiye’nin erken seçime götürülmesi, AKP başta, Sistem Partilerinin çaresizliğini ve gelişmelerin peşinden sürüklendiğini ortaya koyuyor.

7 Haziran sonuçları halkın güçlü bir arayış içinde olduğunu gösterdi. Arayış, dördüncü Parti’nin Meclis’e girmesi ve AKP’nin yıkılması ile sonuçlandı. Ama arayışın 7 Haziran’da yöneldiği adres yanlıştı. Halk, yağmurdan kaçarken doluya tutuldu. Gelişmelerin bu gerçeği ortaya çıkarması kaydedilmesi gereken önemli bir durumdur.

1 Kasım’dan sonra arayışın, bu sefer doğru adresi bulma yönünde daha da derinleşeceğini söyleyebiliriz.

PKK’nın harekete geçirilmesi


7 Haziran sonuçlarının en büyük kazananları ABD ve onun bölgedeki “kara gücü” PKK oldu.

PKK, bölgedeki yerel yönetimleri almasının ardından 80 milletvekili ile Türkiye siyasetinde kendisinin de ummadığı bir ağırlık elde etti. Ama aynı PKK 7 Haziran seçimlerinin hemen ardından, Kars-Ardahan-Iğdır yöresi başta olmak üzere şiddet eylemlerine yeniden başladı.

Kürt nüfusun çoğunlukta olmadığı bu yörenin seçilmesi de anlamlıdır. PKK bu eylemleriyle Türkiye’nin, İran ve Kafkasya’ya, daha doğrusu Doğu’ya açılan kapısını kapatmak istemektedir. Daha doğrusu böyle bir isteğin olduğu anlaşılıyor ama bu istek PKK’ya ait olamaz.

Türkiye’nin İran, Kafkasya ve Orta Asya ile bağını koparma yönündeki eylemlerin ABD’nin bölge politikası açısından bir anlamı vardır. PKK kendi aklıyla değil, ABD’nin aklıyla harekete geçmiştir. 

HDP’nin güçlenmesinin, barajı aşmasının Türkiye’de terör eylemlerinin yoğunlaşması anlamına gelmesi, bu Partinin barajı aşması durumunda barış olacak düşüncesiyle oy veren yurttaşları yeni baştan düşünmeye zorlayacaktır.

TSK’nın 24 Temmuz’da harekete geçip AKP’nin “Açılım” politikasını sona erdirmesinin ardından PKK, saldırıya uğradığını ve meşru savunma yaptığını iddia ediyor. Gerçekler tam tersini gösteriyor. PKK şiddet eylemlerine 7 Haziran’ın hemen ardından başladı. TSK uçaklarının havalandığı 24 Temmuz tarihine kadar Örgütün; yol kesme, şehirlerde kimlik kontrolü yapma, araba yakma, karakol ve kışlalara taciz ateşi açma ve adam öldürme şeklinde gerçekleştirdiği eylemler yüzlercedir. Sadece 7 Temmuz - 23 temmuz tarihleri arasındaki 16 günlük süre içinde 96 eylem gerçekleştirmiştir. Bütün bu eylemler gazete arşivlerinde kayıtlıdır.

Bölgedeki yerel yönetimlerin tümünde iktidar olan, yüzde 13 oy oranı ve 80 milletvekiliyle Türkiye siyasetinde çok önemli bir ağırlık elde eden ve son 7 yılda AKP’nin fiili koalisyon ortağı olan PKK’nın, bütün bu avantajlarını deyim yerindeyse teperek şiddet yoluna başvurması, hiç kimsenin şüphesi olmasın, en başta Kürt yurttaşlarımız tarafından değerlendirilmektedir.
Bu değerlendirmenin PKK (HDP) lehine olamayacağı açıktır.

TSK açılımı bitirdi

Üçüncü olarak zikredilmesi gereken gelişme, TSK’nın 24 Temmuz’da PKK’ya karşı harekete geçmesidir. Uçakların havalanması ilk adım oldu. Açılım masalı böylece bitti. PKK’nın elini kolunu sallayarak bölgeye yerleşmesi dönemi sona erdi.

Dolaysıyla 24 Temmuz, tarihi bir dönüm noktasıdır. 7 Haziran seçimlerinin ardından içine girilen yeni dönemin nasıl bir dönem olduğu bütün açıklığıyla ortaya çıkmıştır. Vatan savunmasında yeni bir aşamaya geçilmiştir. Ve herkes, bütün Partiler bu Vatan Savaşı’nın yanında veya karşısında olmak şeklinde safını belirleyecektir.

Uçakların PKK kamplarını bombalaması kaçınılmaz olarak kara harekatıyla tamamlanacaktı. Nitekim Eylül ayının ortalarından itibaren TSK şehir merkezlerinden başlayarak kara harekâtına da girişti. PKK’nın, güvenlik güçleri ile karşı karşıya geldiği her yerde bir savaş yürütme kapasitesinde olmadığı bir kez daha ortaya çıktı. Dolaysıyla PKK’nın, 7 Haziran sonrası yöneldiği şiddet hareketleriyle gerçekte intihar ettiğini söyleyebiliriz.

İntihar çizgisinin 1 Kasım seçimlerine ne ölçüde yansıyacağını bugünden kestirmek zordur. Ama bu gidişin, PKK’ya şu veya bu nedenle destek olan kitleyi terör baskısından kurtaracağı açıktır.

Ekonomik kriz
Doların 3 TL’nin üzerine çıkması ile kendini gösteren ekonomik kriz, önemli sonuçlar doğuracaktır. Türkiye, artık çevrilemeyecek bir hale gelmiş borç yükü altında Cumhuriyet tarihinin en ağır krizine adım atmıştır.

Borcu borçla çevirme dönemi artık kapanmıştır. Şimdi zincirleme iflaslar beklemek gerekir. Borç krizi hiç şüphe yok, herkesi ilgilendirmektedir. Çalışanlar işsiz kalacaktır. Milyonlarca esnaf etkilenecektir.

Ama çevrilemeyecek borç yükünden en fazla etkilenecek toplum kesimi işverenler olacaktır. Çünkü Türkiye’nin borcunun çok önemli bir kısmı özel sektör borcudur. İflaslarla birlikte özel sektör varlıklarının yabancıların eline geçmesi, fabrikaların kapanması söz konusudur. Dolayısıyla önümüzdeki dönem iktidar arayışı, sadece toplumun emeğiyle geçinen kesimleri açısından değil aynı zamanda hakim sınıfları açısından da söz konusu olacaktır.

Türkiye her konuda olduğu gibi ekonomide de yol ayrımındadır. Ya üretim ekonomisine yönelerek krize çözüm üretecek ya da sonu bölünmeye varacak ağır bir fatura ödeyecektir.


Halk PKK’nın (BDP) eylem çağrılarına itibar etmiyor
PKK’nın 7 Haziran seçimlerinin hemen ardından başlattığı saldırıların sonrasında, 24 Temmuz’da TSK’nın harekete geçmesiyle AKP’nin “Açılım Politikası”nın bitmesi, halkın tepkileri açısından da yeni bir durum yaratmış bulunuyor.

PKK için elini kolunu sallaya sallaya silah depolama, muhaliflerini sindirme ve her türlü “özgürlük”ten sonuna kadar yararlanarak egemenlik alanları inşa etme dönemi arkada kalmıştır. Bu durum PKK’nın sahip olduğu psikolojik üstünlüğün sona ermesi demektir. TSK’nın 24 Temmuz’da harekete geçmesi, herkesi bulutların üzerinden yere indirmiştir.

Bu gelişmenin yol açtığı ilk sonuçlar şöyledir:

PKK’nın, ilan ettiği sözümona “özerklik” alanlarını kuracak bir askeri gücü yoktur. Görüldü ki PKK’nın, “Demokratik Özerklik” ilan ettiği yerlerde güvenlik güçleri ile karşı karşıya gelebilmesi dahi söz konusu değildir.

Yollara patlayıcı döşemek ya da pusu kurmak, bir şehir ya da bölgede “egemenlik” ilan etmeye yetmez. Adına ne derseniz deyin bir devletin egemenlik sınırları içinde yeni bir egemenlik alanı iddiası olan, herşeyden önce o devletin silahlı gücünü savaş alanında yenmek durumundadır. Abdullah Öcalan İmralı sorgusunda ve mahkemede Türk Ordusunu yenmelerinin mümkün olmadığının ortaya çıktığını söylemişti. Anlaşılan aradan geçen 16 yıldan sonra PKK bu gerçeği yeniden öğrenmek durumundadır.

Kürt yurttaşlarımız PKK’nın özerklik hamlesini tasvip etmediklerini eylemli

olarak gösterdiler. Silopi, Cizre, Yüksekova, Silvan ve Varto’da, PKK’yı güvenlik güçleri ile başbaşa bırakarak tavırlarını ortaya koydular. En son, ‘Cizre’ye yürüme’ çağrısında da görüldüğü üzere halk, HDP’nin güvenlik

kuvvetleriyle karşı karşıya gelme yönündeki isteklerine itibar etmiyor. 1 Eylül Dünya Barış Günü dolayısıyla düzenlenen etkinliklere katılımın bir çok şehirde yüzlerle ifade edilen sayılarda kalması, daha iki ay önce yüzde 13 oy almış bir Parti açısından fiyaskodur.

Bu tablo, halkın, özellikle Kürt yurttaşlarımızın PKK’nın seçimlerin hemen ardından giriştiği şiddet eylemlerine cevabı olarak okunmalıdır.

Bölücü teröre karşı halk hareketi yükselmektedir

Yurdun dört yanında gerçekleşen Mehmetçik miting ve yürüyüşleri, içinde bulunduğumuz dönemi karakterize eden eylemlerdir. 17 Eylül günü Ankara’da 14 kuruluşun ortak girişimi ile gerçekleşen büyük yürüyüş, aynı zamanda yeni dönemdeki yeni saflaşmanın nasıl olacağını göstermektedir. Halk hareketi Vatan Savunması temelinde yükselmektedir.

Vatan Savunmasında en önde olan Siyasi Parti, geleceğin Türkiye’sini yönetecektir. Tayyip Erdoğan ve AKP liderliği bu gerçeği saptadığı için, şimdi sahte milliyetçi söylemlerle oy avcılığına soyunmuşlardır. CHP’nin vatan savunması konusunda net olmayan politika ve tavırları AKP’yi güçlendirmektedir.

CHP’nin, Vatan Partisi’nin ittifak çağrısını reddetmesi

Vatan Partisi, bölücü terörü sona erdirmek, Türkiye’yi AKP iktidarından kurtarmak ve Milli Hükümeti kurmak hedefini gerçekleştirmek için CHP ile seçimde birlikte hareket etmek teklifinde bulundu. Genel Başkan Doğu Perinçek CHP genel Başkanı Kılıçdaroğlu ile yaptığı görüşmede; “koltuk pazarlığı” yapmayacaklarını, CHP’ye, 131 olan milletvekili sayısını 200’ün üzerine çıkarma olanağını sunduklarını, bunun yol ve yöntemini beraberce belirlemek teklifini yazılı olarak verdi. Bir hafta süren görüşmelerin ardından CHP yazılı cevabında, mevcut milletvekili sıralarına dokunamayacaklarını, milletvekili çıkardıkları sırayı takip eden 1. ve 2. sıralara da Vatan Partisinden hiçbir ismi koyamayacaklarını bildirdi.

CHP’nin tavrı iktidar olmak istemeyen bir Partinin tavrıdır. Mevcut milletvekili sıralarına dokunamayacakları şeklindeki cevaplarında da samimi olmadıkları YSK’ya sundukları listeyle birlikte ortaya çıktı. CHP; “Önseçimle belirledik, dokunamayız” dediği milletvekillerinden üçünü aday göstermedi, yerlerine yeni aday gösterdi. Milletvekillerinin seçildiği sıraların arkasındaki sıralarda ve hiç milletvekili çıkarmadığı illerde ise büyük değişiklikler yaptı.

Vatan Partisi, CHP’ye, Vatan Partisi ile işbirliğini reddederek AKP iktidarına son verme olanağını değerlendirmediğini bildirdi. CHP’nin bu tavrının arkasında gerçekte ABD vardır. CHP yönetimi ABD’nin vatanseverlerin birleşmesine karşı olan tutumuna boyun eğmiştir. Hiç şüphe yok CHP, halkın ve CHP tabanının özlemlerine tamamen ters olan bu tavrının sonucunu 1 Kasım seçimlerinde görecektir. Bu sonuç; bir yanıyla AKP’ye kaybettiği çoğunluğu yeniden ele geçirmek fırsatını sunmak ise, diğer yanıyla da CHP’nin yerel seçimler ve Cumhurbaşkanlığı seçimleri ile birlikte içine girdiği intihar sürecinde daha ileriye gitmesi olacaktır.

Sistemin dört Partisi ile Vatan Partisi başbaşa kalmıştır

7 Haziran seçimleri, bir yanıyla ABD’nin kazanması ve Türkiye’nin kaybetmesiyle olumsuz bir tablonun ortaya çıkması olarak değerlendirilebilir. Bununla birlikte aynı zamanda şöyle bir gerçeğin ortaya çıktığı da söylenebilir: Şimdi siyaset sahnesinde sistemin çözümsüzlük içinde çırpınan dört Partisi ile sistem dışı Vatan Partisi başbaşa kalmışlardır.

7 Haziran seçimlerine katılan çok sayıda Partinin bu sefer olmaması tablonun netleşmesi yönünde bir gelişmedir. Ama en önemlisi halkın, Meclis’te temsil edilen dört Parti’ye alternatif olarak sadece Vatan Partisi’nin olduğu bir tabloyla yüzyüze gelmesidir.

Bu bakımdan halk açısından çözümün adresine ulaşmak bugün düne göre daha kolay hale gelmiştir.

Yeniden karar zamanı

Bu gelişmeler, Sistem Partilerinin hiçbirisi tarafından öngörülmedi. Onun için çaresizlik içinde çırpınıyorlar. Seçimden hemen sonra “yeniden seçim” demeleri çaresizliklerindendir.

Sözünü ettiğimiz gelişmeler, herkes açısından içinde yer alacağı tarafın büyük bir netlikle ortaya çıkması anlamına geliyor. Bir tarafta ABD ve onun “karadaki gücü” PKK var. F Tipi örgüt de önemli bir darbe yemekle birlikte bu saftadır.
Karşılarında ise Türkiye bulunuyor.

Vatan Partisi, Türkiye cephesinin merkezindedir. Bütün bu gelişmeleri önceden öngörmüştür. Seçimden sonra yükselen Vatan mücadelesinin ön cephesindedir. Bütün Örgütü ve 550 milletvekili adayıyla Edirne’den Hakkari’ye; Ardahan’dan Muğla’ya Bütün Türkiye’ye çıkış yolunu göstermektedir.
Vatan Partisi bu seçime “Böyle Gitmez, Artık Vatan Partisi” sloganıyla katılıyor. Slogan bir gerçekliğin, bir ihtiyacın ifadesidir. Bu gerçekliğin seçim sonuçlarına yansıması Vatan Partisi örgütlerinin çalışmasına bağlıdır.

7 Haziran seçimleri ile ilgili olarak söylediğimiz gerçeği bir kez daha yazabiliriz. 1 Kasım’da alınacak sonuç ne olursa olsun Türkiye, Sistem Partileri tarafından yönetilebilir bir ülke olmaktan çıkmıştır. 1 Kasım’dan hemen sonra Türkiye, içine sürüklendiği çıkmazdan kurtuluşun nasıl olacağını daha kuvvetle tartışacaktır.

Türkiye, 1 Kasım seçimlerinde Vatan Partisi etrafında toplanacak kuvvet oranında, sonrasındaki büyük mücadelelerden başarıyla çıkma şansına sahip olacaktır.
Vatan Partisi, yaşamakta olduğumuz kader günlerinde Türkiye’nin mecburiyetidir.

[email protected] 
Yorum Ekle
İsim
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.
Avatar
Hasan Kemal - 2 yıl önce
1 Kasım'dan sonra Vatan Partisi öne çıkmalıdır,çıkacaktır.Lakin önyargılı ve ABD dezenformasyonu altında kalan toplum yanlış yönlendirilmektedir.Sayın Başkan Doğu bey,Onursal Başkan olarak kalmalı ve Sayın Ümit Kocasakal acil olarak aktif görev almalıdır.Vatan Partisi bu şekilde yapılacak ilk seçimde tek başına iktidar olacaktır.