Yunanistan hakkında herşey


Doç. Dr. Sait Yılmaz

Doç. Dr. Sait Yılmaz

20 Temmuz 2015, 10:03

Yunanlılar tüm komşularımız içinde aslında bize tarihi ve kültürel olarak en yakın, en dost olası insanlardır. Ancak, tarihi ve coğrafi nedenlerden kaynaklanan iki ülke arasındaki göç, egemenlik ve paylaşım sorunları bu dostluğu hakkı ile yaşamamıza bugüne kadar hep engel oldu. Yurt dışındaki görevlerim esnasında pek çok kez bu dostluğu tecrübe etme imkânım oldu. Örneğin NATO’ya yeni gelen bir Yunanlı, bir Türk ile ilk karşılaşmalarında önyargılarını yüz ifadeleri ve davranışları ile belli ederdi. Sonra tanıdıkça kısa zamanda dostluk gelişir, öyle bir ilerlerdi ki, aslında düşman olduğumuzu hatırlatarak, şakalaşırdık. Larissa’daki Yunan ordu karargâhına (Hellenic First Army) toplantı için gittiğimde Yunan istihbaratı Atina’dan itibaren peşime takılırdı. İtalyanlar, Fransızlar ve İspanyollar gibi Yunan halkı da Latin dili kullandıklarından doğru dürüst İngilizce bilmez ve konuşamaz. Yunanlı subayı “Sör (Sir)” diyemez, dili dönmez “Ser” der. Larissa’ya gitmek için, biletçi ile İngilizce anlaşamayınca yanıma yaklaşan Yunan istihbaratı elemanları, güvenliğim için beni takip ettiklerini söyleyip, tren bileti almama yardımcı olmuşlardı. Yunan karargâhının duvarları, Türkiye’yi gösteren askeri haritalar ile dolu olurdu. Haritaların üzerindeki silinmiş çizglerin izlerinden, planların Türkiye’ye karşı bir savunma planı olduğu anlaşılırdı. Yunan savunma planının esasını ve kuvvet çoğunluk bölgelerini anlamak, hayatını Genelkurmay ve NATO’da askeri plan yapmakla zamanını geçiren benim için zor bir iş değildi. Yunanlı subaylar NATO’daki görevlerini İngilizcelerini geliştirmek ve bilgisayarlarının alt kenarındaki saate bakarak geçirirlerdi. Bu saat, Yunanistan’a dönmelerine kaç gün kaç saat kaldığını gösterirdi. Bir gün dostum Yarbay Leonidas’a “Yunan ordusu nasıl?” diye genel bir soru sormuştum. Bana, “Biz de iki tür subay vardır, araba oturanlar ve arabayı itenler” cevabını vermişti. Bu samimi itiraf aslında tüm orduların genel sorunudur. Belki bizde daha da çoktur, anlamı; orduda taşın altına elini sokanlar terfi edemezdir. TSK’yı yönetenler, 1990’lardan beri Irak’ın kuzeyindeki gelişmeler karşısında taşın altına elini sokmadı, Ergenekon ve Balyoz operasyonlarında astlarını korumadı. 17 ve 25 Aralık 2013’de kendisi ve bakanları suçüstü yakalanan Erdoğan’ın takındığı kanun tanımaz dik duruşu, masum subaylar için komutanlar kumpas diyerek sergileyemediler. Bugün TSK.nın yeni bir terfi sistemi kadar, askeri alanda 21. yüzyıla ayak uyduracak yeni bir düşünce yapısına ve savunma kültürüne ihtiyacı var. TSK ile ilgili söylenecek çok söz var ama kuruma olan sevgimizden zamanı değil diye bunu hep erteliyoruz. Bugünkü konumuz Yunanlı ve Yunanstan’a neler olduğu..

Yunanlıya tarihsel bakış..

Batı literatürüne göre, Yunanistan Batının hem başladığı hem bittiği yerdir. Mısır ve Mezopotamya barbarlığının yerini alan hümanist idealin başladığı Eski Atina, Batının başladığı yer kabul edilir. Bugünkü Yunanistan topraklarının ilk misafirlerine sıklıkla Pelasgi yani "deniz halkı" denirdi. Yarımadanın bu sakinleri birbiri ardına gelen işgallerle güney kıyılarına ve Ege Adaları'na yayıldılar. M.Ö. 3200 civarında bölgeye yeni gelenler birlikte zamanla Yunancaya dönüşen bir Hint-Avrupa dili oluşturdular. M.Ö. 5. yüzyılda Yunanistan ve Persler arasındaki savaşın Herodot tarafından tutulan kayıtları Doğu ile Batı arasındaki ayırımın başlangıcı sayılır. Antik Yunanistan, M.Ö. 2. yüzyılda Roma İmparatorluğu'nun hâkimiyetine girerek ortadan kalktı. Roma İmparatorluğu'nun 4. yüzyılda bölünmesi ile 1821'e kadar bu topraklar başkenti Konstantinopolis (İstanbul) olan önce Doğu Roma, daha sonra Osmanlı İmparatorluğu tarafından yönetildi. Antik kültürler ve politeist dinler bu dönemlerde yerini Ortadoğu kaynaklı din olan Ortodoks Hıristiyanlığa, 13.-14. yüzyıllardan sonra da Müslümanlığa bıraktı. Yunanistan, hem Hıristiyan hem de Doğu ortodoksudur. Batılı olmakla birlikte ruhani olarak Rusya’ya yakın, coğrafi olarak Brüksel ve Moskova’ya eşit uzaklıktadır. Yunanistan, eski yakın doğu uygarlığının kuzey batı kalesi olmakla beraber, Roma kuzeye doğru taşınırken, Yunan yarımadasının sakinleri kendilerini Avrupa’nın güneydoğu ucunda fakir bir ortamda buldular. Eski Yunanistan, Perikles’in çağında demokratik yeniliklerle Batıyı yarattı ama binlerce yıl Bizans ve Türk hâkimiyeti altında kaldı.

Bugün Türkiye’nin yaşadığı güvenlik sorunlarının hemen hepsinin temelinde yaşadığımız ve kendimize yurt edindiğimiz bu topraklara tarihin geç bir zamanında gelmiş olmamız yatmaktadır. Avrupa’nın büyük devletleri daha 8. yüzyılda bugünkü topraklarına göç etmiş ve ulus-devlet sürecini başlatmışken, bizler 10. yüzyıldan beri bu topraklarda savaşmakla birlikte ancak Atatürk ile birlikte ulus-devlet olmaya başlamanın sancılarını yaşıyoruz. Yaşadığımız toprakların Türkleştirilmesi Avrupa tarihi için oldukça geç bir zamandır. Komşularımızın ve yakın coğrafyadaki ülkelerin çoğu bağımsızlığını Türklerden almış, tarihin izleri hala sıcaktır. Özellikle Yunanistan ile ilgili pek çok tarihi sorun hala çözümlenmeyi beklemektedir. Malazgirt Zaferi’nden 10 yıl sonra kurulan ve sınırları Ege kıyıları ile Marmara Denizi’ne ulaşan Anadolu Selçuklu İmparatorluğu, 227 yıllık yaşam süreci (1081-1308) içerisinde, Batı’da Bizans ve Doğu’da ise Moğol İmparatorluğu ile sürekli mücadele etmek durumunda kalmıştı (1). Yunanlılara göre, Osmanlı İmparatorluğu, hem kökenlerinin selefi olarak gördüğü Bizans İmparatorluğu’nun sonunu getirmiş, hem de Yunan halkının 500 küsur yıl boyunduruk altında yaşamasına neden olmuştur. Bu itibarla, bu beraberlik tarihteki karanlık ve bir daha yaşanması arzulanmayan bir dönem olarak nitelendirilmektedir. Günümüzdeki modern Yunanistan, 1821'de Osmanlı Devleti'nin İngiltere, Fransa ve Rusya karşısında aldığı yenilgiler sonucu, bu imparatorlukların koruma bölgesi olarak, İstanbul'un idaresinden koparılan Mora Yarımadası ve Atina'dan ibaret küçük bir bölgede 'Yunan Krallığı' adı altında kuruldu. İlk Yunan Kralı Bavyeralı aristokrat aileden gelen Otto isminde bir Almandı. Sonraki yıllarda İngiliz ve Fransız yöneticiler, Rumların Doğuya olan benzerliğini, Doğu düşmanlığına dönüştürmeyi başardılar. Gerçekte, Yunanlı tarihçilerden bir kısmının da ifade ettiği gibi, Yunanlılar; Osmanlı yönetimi altında ezilen, cefakâr halktan ziyade İmparatorluğun ortağı gibi yaşamışlardır. Yunanistan Batılı güçlerin de desteğiyle bağımsızlığını kazanması sonrasında, Osmanlı İmparatorluğu aleyhine dört defa topraklarını genişletmiş, ancak kuvvet yoluyla son genişleme teşebbüsü olan Anadolu’nun işgalinde başarılı olamamıştır.

30 Ağustos günü başlayan Büyük Taarruz sonrasında Ekim 1922’de Türk-Yunan Savaşı sona erdi. Yunanlılar, “Küçük Asya Felaketi (Mikrasiatiki Katastrofi)” olarak nitelendirdikleri bu hezimeti hiçbir zaman unutmadılar. Bu mağlubiyet, Türkiye’ye yönelik mevcut düşmanlık politikalarında her zaman yerini korumaktadır (2). Yunanlılar, kendilerini “Hellen (Ellines)” veya Batı’daki tabiriyle “Greeks” olarak tanımlamakta, ancak Türkiye “Yunan” demektedir. Türkiye için 1453 yılındaki fetih ile “Konstantinopolis” tarih olmuş ve yerini “İstanbul” almıştır. Atina’ya gönderilen bir mektupta alıcı adrese “Yunanistan” yazılması durumunda posta muhatabına ulaşmamaktadır. Diğer taraftan, “İstanbul” yerine “Konstantinopolis” yazılı bir zarf da aynı muameleye maruz kalmaktadır (3). Yunanistan bugün, Türkiye’nin ifade ettiği şekilde, halkının “Yunan” ve ülkesinin de “Yunanistan” olarak adlandırmasını kabul etmemekte ve bu isimlendirmeyi düşmanlık göstergesi olarak nitelendirmektedir. Yunanistan’ın bu katı tavrına en büyük sebep, Atina’nın bunu “ulus devlete, milletinin bölünmez bütünlüğüne” yönelik bir tehdit olarak algılayışıdır. Hâlbuki Yunan kelimesi, Doğu milletlerinin İyonyalılara verdiği isim, söyleniş tarzıdır ve İyonyalılar da Helen sayılır (4). Türkiye’de, Ege’nin karşı kıyısının “Ellada” yerine, “Yunanistan” olarak isimlendirilmesi, ülkenin adının Türk diline Yunanistan olarak yerleşmiş olmasından kaynaklanmaktadır. Yunanistan bugün, kökenlerinin Eski Yunan’a, Hellenistik döneme ve Bizans İmparatorluğu’na dayandığı savını ileri sürmektedir. Ayrıca, “demokrasinin beşiği” olarak nitelendirilen Eski Yunan’ın selefi olduğu iddiası da diğer ve özellikle Batı ülkeleri nezdinde itibar görmesini sağlamaktadır. Ancak, bölgenin coğrafi yapısı, mevcut göçler göz önüne alındığında, çağdaş Yunan ulusunun kan bağından öte kültürel bir birliktelikten müteşekkil olduğunu açıkça göstermektedir.

Türk-Yunan sorunları..

Yunanistan, bugüne kadar Türklere karşı hiçbir savaşı tek başına kazanamamıştır (5). Yunanistan’ın bağımsızlığı ve kuruluşu büyük güçlerin desteğiyle gerçekleşmiş, 1897 Teselya Savaşı’nı kaybetmişler, 1922 yılında Anadolu’da yenilmişlerdir. Tarihten gelen, “büyük efendiye” sürekli yenilgi psikolojisi, Yunan halkının bilinç altına yerleşmiştir. Yunanistan, kurulduğu günden beri hep Türkiye’ye yönelik olarak büyümüştür. Yunanistan’ın bağımsızlığını ilan etmesi sonrasında sınırlarını, Osmanlı İmparatorluğu aleyhine 1832, 1881, 1913 ve 1920 yılları olmak üzere toplam dört defa genişletmiştir. Yunanistan’ın, Megali İdea’yı gerçekleştirme arzusu temelinde, Batılı güçlerin desteğiyle Anadolu’yu işgali ve bu sırada bölgedeki Türklere yapılan zulüm, Yunanistan ve Yunanlının olumsuz yönde algılanması için diğer bir sebeptir. “Bizans'ın yeniden diriltilmesi” ya da “Büyük Yunanistan” amacı diye de ifade edilebilen (6)”, Megali İdeanın temelini şunlar oluşturmuştur;
- Yunan milletinin tam istiklâlinin temini,
- Batı Trakya ve Selanik’in Yunanistan’a ilhakı,
- Ege Adaları’nın Yunanistan’a ilhakı,
- Batı Anadolu’nun Yunanistan’a ilhakı,
- Pontus Rum Devleti’nin kurulması,
- Kıbrıs’ın Yunanistan’a ilhakı,
- İstanbul’un işgal edilerek Doğu Roma İmparatorluğu’nun yeniden kurulması (7).

Yunanistan, Kıbrıs’ı daima kendi adası olarak algılamış, bu savında Kıbrıslı Rumlardan da destek bulmuştur. 1974 Kıbrıs Barış Harekâtı ile Yunanistan, Kıbrıs’ı kaybettiğini düşünmektedir. Barış Harekâtı, Yunanlılarda, Türkiye’nin Kıbrıs’ta olduğu gibi gelecekte de başka topraklar da alabileceği korkusunu uyandırmıştır. Bu çerçevede Atina, Ege Adaları’nın silahtan arınmış statüsünü bozmuş ve uluslararası alanda “Türk tehdidi”, “Ankara’nın yayılmacı emelleri” ve “Türkiye’nin toprak talebi olduğu (8)” yönündeki söylemlerine sarılmıştır. Bununla birlikte, Yunanistan’ın, Türkiye’ye olan bakış açısındaki, tehdit algılamaya kadar varacak olumsuz yargının, Türkiye’den de aynı ölçüde karşılık gördüğünü söylemek zordur. Türk kamuoyunda ve devletinde, Yunanistan’da olduğu üzere Megali İdea gibi irridentist (eski toprakların alınması) bir anlayış yoktur. Türkiye, Soğuk Savaş’ın başlamasıyla birlikte ciddi bir güvenlik bunalımı yaşamıştır (9). Bu bunalım, Türkiye’nin ve halkın dikkatini Yunanistan’dan ziyade başka yöne çekmişti. Bu sebeple, 1950’lerde Yunanistan Kıbrıs için girişimlere başlarken, Türkiye “Kıbrıs diye bir sorun yoktur” demiştir. Türkiye’de sürekli konuşulan bir gündem maddesi olmayan Yunanistan, Türk dış politikası için önemlidir ama odağında değildir (10). Ancak, Türkiye, Yunanistan’ı bir tehdit olarak görmese de bir sorun olarak algılamaktadır (11). Lozan Barış Antlaşması, iki ülke arasında bir denge kurmakla birlikte, Yunanistan’ın karşısına, bölgenin kaynaklarının paylaşımı temelinde bundan böyle rakip olacak Türkiye Cumhuriyeti’ni çıkarmıştır.

Bununla birlikte, iki ülkede dönemin liderleri vizyonları, iç gelişmelerde amaçlanan hedefler ve dışarıdan algılanan tehdit çerçevesinde, Lozan Antlaşması’nın bıraktığı sorunların çözümü akabinde bir yakınlaşma sürecine girerek, çeşitli anlaşmalarla bunu pekiştirmişlerdir. Söz konusu yakınlaşma, II. Dünya Savası ve Yunan İç Savaşı sonrasında da farklı dinamikler çerçevesinde devam etmiş, 1950’li yılların ortasına kadar sürmüştür. Ancak, 1950’li yılların ortasında başlayan ve temelde Yunanistan’ın Ada’ya yönelik ihtirasları nedeniyle doğan Kıbrıs meselesi ve buradan kaynaklanan sorunların Ege’ye sirayet etmesi, bu yakınlaşma dönemlerini çok çabuk unutturmuştur. Türkiye ve Yunanistan, ilk defa 1950’li yılların ortalarında, Kıbrıs sorunu ile karşı karşıya gelmişler ve 1960’lı yıllarda Ege Denizi kaynaklı meselelerle uğraşmaya başlamışlardır. Bununla birlikte, Kıbrıs meselesi ve Ege Denizi, Lozan Antlaşması’nın iki ülkeye emanet ettiği Azınlıklara yönelik muamele şeklinin belirlenmesinde etkin bir rol oynamış ve Azınlıklar konusunun sorun olarak gündeme gelmesine neden olmuştur. Türk-Yunan sorunlarını Ege’den kaynaklananlar (Karasuları, Kıtasahanlığı, Hava Sahası ve Fır, bazı adaların uluslar arası antlaşmaların hilafına silahlandırılması, aidiyeti belirsiz adacıklar ve formasyonlar), Kıbrıs-Doğu Akdeniz ve diğer (Batı Trakya Türk azınlığına baskılar, Ekümenik ve Ruhban okulu, NATO ve AB’den kaynaklanan sorunlar, Yunanistan’ın Türkiye aleyhine yaptığı anlaşmalar ve teröre desteği vb.) olmak üzere üç ana gruba ayırabiliriz. 1999 yılında başlayan yumuşama sürecini Yunanistan ve GKRY, Türkiye’nin AB üyelik sürecine sözde desteği karşılığı şantaj vasıtasına dönüştürmüştür. 2002 yılında başlayan istikşafi görüşmeler ve son yıllardaki Yüksek Düzeyli İşbirliği Konseyi görüşmeleri ve güven artırıcı görüşmelerden de temel sorunların çözümüne yönelik bir sonuç henüz çıkmamıştır. Söz konusu sorunlar ilgili yazmakta olduğum kitabın yılbaşına kadar yayınlanacağını müjdelemek isterim.

Yunanistan’ın ekonomik ve siyasi yapısı..

Modern Yunanistan ikili bir mirasla karşılaştı. 1922’de Yunan Ordusu'nun Anadolu'dan mağlup ayrılmasının ardından artık Anadolu'da can ve mal güvenliğini kaybettiğini düşünen 1.069.957 Anadolulu Rum Yunanistan'a göç etmişti. Böylece Yunanistan, üçte ikisi göçmen olan bir ülke olarak derin ekonomik ve toplumsal kriz içine girdi. Diğer yandan Küçük Asya (12) dedikleri Batı Anadolu’nun Türkiye’de kalması ile tüm verimli topraklarını kaybettiklerini düşündüler. Bugünkü Yunanistan’ın toprakları verimsiz ve çorak, tarım alanı azdır. Bu durum Yunanistan’ın yaşadığı her ekonomik olumsuzlukta göç ve toprak konusunu tekrar hatırlamasına yol açmaktadır. İkinci Dünya Savaşı sonrası yaşanan sivil savaş’ta önemli bir istikrarsızlık kaynağı oldu. 1970’lerde yaşanan darbeler de Yunan demokrasisine önemli darbeler vurdu. Ancak, istatistiklere göre 1960-1973 yılları arasında Yunanistan ortalama %7.7 büyüme hızı ile Japonya’dan sonra ikinci büyük ekonomik mucizeyi gerçekleştirdi. 2004 yılında düzenlenen Olimpiyat oyunları da Yunanistan’ın hâlihazırdaki borç krizinin önemli nedenlerinden biri oldu. 2007 yılına kadar Yunanistan %4 civarında büyümeye devam etmişti. BM Ticaret ve Kalkınma Konferansı’na (UNCTD) (13) göre, Yunanistan dünyanın en büyük ticaret filosuna sahip ve dünyadaki taşıma tonajının %15’ini temsil ediyor (14). Karikatürlerde sadece turizm, şişko aptallar ve mutlu emekliler ülkesi olarak gösterilen Yunanlılar çimento, inşaat demiri, gemi yapımı, eczacılık malzemeleri, içecek ve tarım ürünleri ihraç ediyor. Yunanistan’ın AB içinde ekonomik olarak en sıkıntılı ülke olması tesadüf değildir. Yunan iş dünyasının yaklaşık dörtte üçü aile şirketleridir, aile iş gücüne dayanır ve aile dışından birinin üst yöneticiliğe terfi etmesi çok zordur. Vergi kaçırma oldukça yaygındır. Yunanistan’ın en büyük problemi %49 oranına varan vergi kaçırmadır. Yunan ekonomisinde rekabet oldukça azdır ve genellikle hizmet ekonomisi ve turizme dayanır. Üretim oldukça zayıf bir sektördür. Yunanistan’ın dağlık coğrafi arazisi ve yarımada konumu, ülke ekonomisinin, yer altı kaynakları, hayvancılık ve balıkçılık sektörü üzerine şekillenmesine neden olmuştur.

19. yüzyıl sonunda başlatılan pek çok sanayileşme hamlesine rağmen Yunanistan, 20. yüzyılın sonlarına kadar tarım ülkesi olmaktan kurtulamamıştır. 1950 ve 1960’lı yıllarda, ABD’den gelen yardımlar ekonomik kalkınma için umut doğurmuş ve yabancı girişimcilerin denizcilik, ilaç sanayi ve mekanik ürün sektörüne yatırım yapmalarını sağlamıştır. Belirtilen yıllar arasında Yunanistan’ın sanayisi, ekonominin önemli bir parçası haline gelirken, GSYİH’sı Avrupa ülkeleri arasında kayda değer bir artış sergilemiştir. Ancak bu iyimser tablo uzun süre devam etmemiş ve dünyadaki ekonomik krizle birlikte son bulmuştur. 1970’li yıllar yüksek enflasyon, aşırı iç borçlanma, bütçe açıklarının yaşandığı bir dönem olmuştur. Yunanistan’ın, 1981 yılında dönemin Avrupa Ekonomik Topluluğu’na üye oluşu, ekonomik değişiminin temel taşını teşkil etmektedir. Bu çerçevede, korumacı ekonomik politikalar yumuşatılmış, işgücü ve sermayenin hareketliliği serbest bırakılmıştır. Serbest para piyasası ve hizmet sektörünün bir bölümünün özelleştirilmesi, rekabet ortamını yaratarak üretimi arttırmıştır. Yunanistan, AB tarafından, kişi başı GSYİH’sı, Birlik ortalamasının %75’nin altında bulunan ülkelere verilen İkinci Birlik Yapısal Yardım Programı fonlarından yararlandırılmış ve 1994-1999 yılları arasında, alt yapı yatırımları, eğitim programları ve tarımsal destek için 30 milyar ABD doları almıştır. Söz konusu yardım paketiyle Yunanistan’da yatırımlar artmış, işsizlik %10’un altına çekilmiş ve belirtilen yıllar arasında yıllık enflasyon oranı %10’un altına düşürülmüştür (15). AB’nin Yunanistan’a mali desteği bu kadarla sınırlı kalmamıştır. 2001 yılında AB Komisyonu, istihdam ve mesleki eğitime destek amacıyla 1.5 milyar Euro’luk yardımı onaylamıştır. Ayrıca, 2000-2006 yılları için 26 milyar Euro’luk yapısal yardım kararı alınmış ve bir başka proje çerçevesinde de aynı amaçlarla 139 milyar Euro’nun daha aktarılmıştır (16). AB’den alınan yardımlar Yunanistan’ın ekonomisini kalkındırmış, Avrupa Para Birliği’ne katılma kriterlerini sağlamada etkin bir rol oynamış ve işadamlarını ülke içinde ve dışında yatırımlar yapmaya teşvik etmiştir.

Yunanistan siyasi yönden de az gelişmiştir. Yunan siyasi partileri babadan oğula bir anlayış içinde, kahvehane niteliğinde, büyük kişiliklerin merkezinde bulunduğu, çok az örgütsel destek gören yapıdadır. Örneğin, George Papandreou aynı isimdeki büyükbabası gibi ülkede başbakanlık yaptı ve partisi Papandreu Partisi olarak anılmaktadır. Özetle iş dünyası gibi siyasi particilik de aile işidir. İktidardaki partiye sadece bürokrasinin üst kısmı değil, orta ve alt seviyesi de hâkim olduğundan devlet kurumları baştan aşağı politize olmuştur. Batı Avrupa’da yaygın olduğu halde Yunanistan’da ılımlı bir sol ya da modern bir muhafazakâr parti yoktur. Yunanistan, 1981 yılında Avrupa Birliği’ne katıldığında ekonomisi açıkça hazır değildi. Brüksel’in Yunanistan’ı birliğe alma kararı tıpkı 2002’de Avro bölgesine alması gibi ekonomik değil siyasi bir karardı. Avrupa güya tarihsel yönü ile İberya’dan Doğu Akdeniz’e birliği yayma hayalini gerçekleştirmişti. Ama asıl neden İspanya ve Yunanistan’da darbeler dönemine son vermekti. PASOK başbakanı Andreas Papandreou, AB’den ekonomide reform yapmak için aldığı paraları bürokrasiyi büyütmek için kullandı. Böylece Yunanistan az gelişmiş kalmaya devam ederken, Brüksel’in hayali suya düştü. İronik olan ise aşırı sol Andreas Papandreou’nun günahlarının, merkez soldaki oğlu George Papandreou’nun 2009-2011’deki iktidarını yıkmasıdır. Pan-Hellenic Sosyalist Parti (PASOK) aşırı sol bir partidir. Yeni Demokrasi Partisi ise biraz gerici sağ kanat partisi idi. Bu partiler yakın zamanda merkeze doğru kaymaya başladılar. Ancak 1970’lerden beri pek çok radikal grup yaşamaya devam etti. Yunanistan’daki ekonomik kriz ile birlikte bu gruplar tekrar canlandı ve kriz ile baş edilemeyince çimlerde daha da büyüdüler. Böylece, 10.7 milyon nüfusu olan Yunanistan’da 25 Ocak 2015’deki 300 sandalyeli parlamento seçimlerinde SRYZİA iktidara geldi. Yapılmayan reformlar nedeni ile Yunanlıların çoğu önceki hükümetlerin ülkeye ihanet ettiğini düşünüyordu. Borçları karşısında gururu ile hareket eden Yunan halkı, Almanya’nın tasarruf planının ülkeyi kurtaracağını düşünmüyor. Başbakan Çipras ve maliye bakanı Yanis Varoufakis, Brüksel’e karşı Çin ve Rusya’ya yanaşma kozunu oynamaya çalışırken, aslında AB’nin eninde sonunda ülkelerini kaybetmeyi göze almayacağını ve Yunan isteklerini kabul edeceğini hesaplıyorlardı. Onlara göre çıkmasından ziyade Yunanistan’ı Eurozone içinde tutmak daha ucuza gelecekti.

Yunanistan’da ekonomik krizin hikayesi..

Yunanistan’ın yapısal sorunlarıyla bağlantılı bütçe açığı ve kamu borçları bağlamında karşı karşıya bulunduğu sıkıntılar, 2009 yılının sonuna gelindiğinde ciddi bir ekonomik krizin temel parametreleri haline dönüşmüştür. Kamu borç stokunun yüksekliği ve bütçe açığının büyüklüğü, ayrıca kamu teşekküllerinin bütçeye getirdiği yük yanında ekonomik durgunluk, 2010 yılı itibariyle borçlanma temelli bir mali krize dönüştü. Yunan ekonomisi 2010 yılında %4,5 oranında küçülmüştür. Uygulanan sıkı mali politikalar ve alınan tasarruf tedbirleri çerçevesinde, bütçe açığının GSYİH’ya oranı düşüş göstererek 2010 yılında %10,5’e inse de, Yunanistan kamu borçları bağlamında benzer bir olumlu tablo çizememiştir. 2009 yılında %126,8 olan kamu borçlarının GSYİH’ya oranı, 2010 yılında %142,5 civarında gerçekleşmiştir. İşsizlik oranı da 2011 yılında artarak %15 olmuştur. Özetle 2010 yılında Yunanistan’ın IMF ile artan dış borcu için yardım karşılığında ekonomik reform yapmak için imzaladığı anlaşma sonucu yaptığı reformlar ekonomisini %25 küçülttü ve borcu daha da arttı. Yunanistan, bütçe açığının GSYİH’ya oranını 2014 itibarıyla %3’ün altına indirilebilmek için tasarruf tedbirleri uygulama ve bir dizi yapısal reform gerçekleştirme taahhüdü altına girmişti. Bu çerçevede, KDV oranları iki kez artırılmış, akaryakıt fiyatları üzerindeki vergiler yükseltilmiş, 13 ve 14. maaşlar ile kamu sektörü çalışanlarının ek ödemelerinde kesintiye gidilmiş; özel sektör çalışanlarının maaş ve ikramiyelerini belirleyen sektörel toplu iş sözleşmeleri askıya alınmış; zarar eden kamu iktisadi teşekküllerindeki ihtiyaç fazlası personelin, daha düşük ücretlerle diğer kamu görevlerine atanmaları süreci başlatılmış; sağlık ve sosyal sigorta sektörlerinin yeniden yapılandırılması sürecine girilmiş; kapalı mesleklerin açılarak ekonominin rekabet gücünün artırılması hedeflenmiştir. Tüm bu önlemlere rağmen, ekonomideki daralma eğilimi aşılamamıştır.

Problem Yunanistan’ın AB’ye verdiği ekonomik verilerin doğru olmaması ile başladı. Bu yüzden öngörülen mali yardım programları işe yaramadı. Yunanistan gibi üretime dayalı olmayan ülkeler için getirilen kurtarma paketlerinin de ancak kısa vadeli düzelmeler sağlayacağı görüldü. Yunanistan’ın borcunun çoğu IMF ve Avrupa Merkez Bankası’na (ECB), finansal kurumlara olanlar Yunan bankaları üzerinden olduğundan hükümeti çok fazla bağlamıyor. IMF ve ECB’den gelecek para olmadığı için Yunanistan’ın ekonomisi için nakit bulamıyor çünkü para basacak merkez bankası yok. Merkez bankasının olmaması tıpkı Yunanistan, İtalya ve İspanya gibi garanti sağlayacak devlet kurumu olmadığından diğer ülkelerin yatırım yapacak yabancıların da para girişini engelliyor (17). Yunanistan, borcunu ödemek için yollar aradı. Yunanistan’ın şu anki bütçe açığı 352.7 milyar dolar yani GDP’sinin %175’i. İşsizlik oranı Nisan 2015’de %25.6 idi ve bunun %50’den fazlası genç nüfustu. Kişi başına gelir 2006’daki 21.462 dolardan 2015’de 18.146 dolara düştü. Ekonomi 2008’den beri %25 küçüldü, halkın üçte biri yoksulluk sınırında. Yunanistan içinden çıkılmaz bir borç batağında çünkü her borç ödeme daha büyük bir borç planı içinde borçların ödenmesine bağlı olacak. 2015 başında seçilen Syriza’nın lideri Çipras’ın halka vaadi ise AB’nin ekonomik kurtarma paketini kabul etmemekti. Çipras’a göre, kurtarma paketi sorunları çözmeyecek, finansal düzenlemeler ise toplu cezalandırma demekti. Çözüm ise borç verenler Troyka; IMF, ECB ve Avrupa Grubu denen Eurozone ülkeleri bakanları) ile yeniden görüşerek, şartlar kabul edilebilir hala getirilmeliydi. Yunanistan aslında Avrupa ekonomisi ve finans sistemini tehdit edemeyecek kadar küçük bir ülkedir. 2013 yılındaki GDP’si 243 milyar Euro idi. Bu İspanya’nın beşte, İtalya’nın onda, Almanya’nın yirmide birine eşittir (18). Yunan borçları ise tüm Avrupa bankalarının değerlerinin %1’i kadardır.

Birliğin lideri Almanlar için Avrupa’nın geleceği serbest ticaret bölgesinden büyük ihracatlar yapılabilmesi önceliklidir ve Yunanistan’ın borcu ve Euro o kadar önemli değildir. Yunanistan, 30 Haziran 2015 tarihinde 1.7 milyar dolar borucunu ödeyemedi ve referanduma gitti. 5 Temmuz 2015’de Yunan halkına şu soruldu; borca devam ya da muhtemelen AB’den çıkış anlamına gelen hayır (Oxi). Ancak, referandum sonrası Yunanistan’ın yürüttüğü müzakerelerde Çipras’ın üzerinde ısrarla durduğu borçta indirime gitme opsiyonu (hair trash) kesin olarak reddedildi. Çipras’ın devre dışı bırakmak istediği IMF, Mart 2016’da devreye girecek. Çipras’ın derhal yapması gereken reformlar arasında çok direndiği emeklilik sistemi, vergi tabanı ve özelleştirmeler var. Yunanistan merkezli olacak fon Yunan makamları tarafından yönetilecek ama ilgili AB kurumlarının denetiminde olacak. Bu fon Türkiye için Osmanlı İmparatorluğu’nun çökmesine yol açan borç ödeme kurumuna, Bazı batılılar için ise Versay’da Almanya için yapılan düzenlemelere benzemektedir (19). Yunanistan, borçlarını ödemedikçe uzun vadede ekonomik gelişmesi mümkün değildir. Yunanistan, diğer ülkelerle rekabet edebilir bir ekonomi geliştirmek bunun için de üretim ekonomisine geçmek zorundadır. Bunun yanında daha iyi bir vergi sistemine ihtiyacı var. Yunanistan, NATO içinde ABD’den sonra nüfusuna oranla en fazla savunma harcaması yapan ikinci ülkedir. Ancak, Yunanistan’ın AB ve IMF ile görüşmelerinde her ne hikmet ise savunma harcamaları masaya gelmedi. Söz konusu savunma harcamaları içinde zorunlu askerliğe dayalı kara kuvvetleri, Almanya’dan alınacak denizaltılar ve Fransa’dan gelecek uçaklar önemli yer tutuyor (20). Bunun yerine görüşmelerde emekli aylıkları ve vergiler öne çıktı.

Yunanistan’ın AB içindeki geleceği..

Avrupa Birliği’nin Yunanistan konusunda önünde iki seçenek vardı. Ya Yunanistan halkının daha kabul edebileceği bir reform paketi ile yükü paylaşacak ama ülkenin borç sorunları hep devam edecek ya da bütçe programını reddedip, Yunanistan’ı Eurozone’dan atıp, kendi yoluna Yunanistan olmadan giderek sonuçlarına katlanacaktı. Birinci seçenekte Yunanistan için borçlar ve sıkıntılar hep olacak, ikinci de ise Yunanistan için drahmi’ye dönüş kendi ekonomik geleceğini kurmak için tünelin ucunda bir ışık olacaktı (21). Kendi sınırları ve gümrük birliğini kuran, ortak para teşkil eden Avrupa Birliği, küçük üyesi Yunanistan’ın iç borçlarını ödeyerek, onu kurtarmak istemiyordu. En büyük zorluk Yunan isteklerine taviz verilmesini istemeyen Alman kamuoyu baskısı altındaki başbakan Angela Merkel’den geliyordu. Merkel’in iktidar ortağı Hıristiyan Demokrat Parti lideri Hans Michelbach; “Yunanistan ya kabul etsin ya da Euro’yu terk etsin. Eurozone, Yunanistan olmadan da devam edebilir (22)” diyordu. Kuzey Avrupa ülkeleri de Yunanistan’ın cezalandırılması gerektiğine inanan pek çok açıklama yaptılar. Çoğu kuzeyli AB üyesi ülke Yunanistan’ın huylarından vazgeçtiğine inanmıyor, aksine aşırı sosyal fonlara ve vergi kaçırmaya devam edeceğini, Eurozone için şantaj yaptığını sanıyorlar. Bu kriz aynı zamanda Almanya ve Fransa’nın da aynı şekilde düşünmediğini gösterdi. Almanya’nın yanında en çok Doğu Avrupa ülkeleri yer aldı ama onlar da Yunanistan’ın Ruslara yanaşmasından korkuyor. Aslında Yunanistan’ın AB’den çıkması birlik için çok büyük bir kayıp olmayacaktı çünkü AB GDP’si içindeki yeri %2’den az olan Yunanistan zaten vereceği zararı verdi. En zayıf halka Yunanistan’ın Eurozone’dan çıkması ile birlik daha da güçlenecekti.

Yunanistan’ın borcu birliğin GDP’sinin %3.3’ü kadar kimileri bunun diğer üye ülkelerine zarar vereceğini düşünüyordu (23). Asıl endişe, Yunan borçlarının yapılandırılmaması ya da birlikten çıkması diğer ülkelerin durumunu da tetikleyebilir ve ilave yükler getirebilirdi. Yunan krizi, para birliğini son yıllarda siyasi birliğe çevirdi, ulus-devlet mekanizmaları öne çıktı ve finansal birlik bölünme sürecine girdi. Tek para kaynağı olan ECB ise artık mali değil, birlik içinde siyasi bir kuruma dönüşmüş durumdadır. ECB’nin bu hali hem kredisini azaltıyor hem de karşılıklı güvensizliğin kronikleşmesine neden oluyor. Yunanistan konumuna düşen ülkeler bundan sonra; ekonomik yapılarını başta Almanya olmak üzere kuzeyin zengin ülkelerine teslim etmek zorundalar yani onlara iç pazarlarını, ucuz işçilerini, lojistik merkezlerini açmalı, yarı sömürge bir ülke gibi onların ihracat limanı olmalılar. İşte bunlar, Avrupa’nın troykası olan IMF, Avrupa Komisyonu ve Avrupa Merkez Bankası’nın Yunanistan’dan istedikleridir. Yunan krizi nedeni ile AB bütçe politikası 2010 yılında genişlemeden tasarrufa dönüştü. İspanya, İtalya, İrlanda ve Portekiz gibi çevre ülkelerinde de 2010 yılından beri hassas durum devam ediyor. Artık borçlarını ödeyemeyecek hale gelen Kıbrıs Rum kesimi de bu gruba dâhildir (24). Yunanistan’ın euro bölgesinden çıkması ve drahmi’ye dönmesi Portekiz, İtalya ve İspanya’nın da sıkışınca aynı yolu izlemesine neden olabilirdi. Bu da Avrupa Birliği’ni mevcut halinin sonu olması yanında Avrupa finansal sisteminin uzun süreli bir restorasyonu gerektirirdi (25). Almanlara göre Yunanistan, arkasından neyin geldiği bir baraj ve bu riski göze almak yani kapakları açmak istemiyorlar. Yunanistan ekonomisinin küçük olması nedeni ile AB bu krizi şimdilik yönetebiliyor çünkü bir çivi için savaşı kaybetmek istemiyor. ('For want of a nail, the battle was lost'.)

Yunanistan, Avrupa’nın ekonomik kara deliğidir ve birlik içinde kaldıkça pek çok sıkıntının merkezi olmaya devam edecektir. 2009 yılında Avrupa’daki ekonomik krizi tetikleyen Yunanistan oldu. Arkasından 2010 ve 2012’de iki defa kurtarma paketi ve reform sözü ile toplam 240 milyar Euro yardım aldı. Yunanistan’ın aldığı borçların faizi Ocak’taki seçim sonrası %5.5’den %9.5’e yükseldi. Yunanistan ve İspanya’da işsizlik %20’yi, Fransa ve İtalya’da ise %10’un üzerindedir. AB’deki birkaç ülkede yaşlanan nüfusa rağmen, gençlik %40-60 işsiz. Aslında, Avrupa Birliği’nin 28 ülkesinin bir araya gelerek finansal işlerini gönüllü olarak bir sistem dâhilinde yürütmesi en başından beri gerekçi bir varsayım değildi. ABD, bunu Sivil Savaş döneminde bağımsız devletler ve İngiliz kolonileri arasında denemiş, bir federal bütçe sistemi yaratmak istemişti. Bugünkü ABD modeli, klasik Yunan konfederasyonu ile birleşik Avrupa devleti arasında melez bir yapıdır. AB ise halen 28 ülkeyi bir araya getiren bir konfederasyon olamadı, 19 ülke birleşik bir devlet olmak için Euro kullanırken, harcama ve borçları bir merkezden kontrol ediliyor (26). Ortak para; aynı büyüme oranı, enflasyon ve rekabet gücü anlamına geliyor çünkü birliğin zenginleri fakirlerini takviye edecek. İşin aslı, ortada bir birlik ve geleceği var ama aslında egemen ve ulus-devlet olarak Almanya’nın kendi çıkarları çerçevesinde birliği nasıl tek taraflı olarak yönlendirdiğinin filmini izliyoruz. Diğerleri sadece Alman aktörün figüranları ve para Almanya’da olduğu için kimse bu role itiraz edemiyor yani çok taraflılığı savunamıyor. Daha da önemlisi Almanya, kredi mahkûmu ülkeleri karar verme sistemi dışına iterek, onların birlik içi statüsünü iyice düşürmek istiyor.

Sonuç yerine; Yunan ekonomik krizinin olası sonuçları..

Yunanistan jeopolitik olarak önemli bir konumdadır. Çin, Pire limanına büyük yatırımlar yapmaya devam ederken, Rusya’nın Yunanistan ve Güney Kıbrıs Rum Kesimi ile ekonomik ve istihbarat ilişkileri oldukça sıkıdır. Medyada yer alan haberlere göre Suriye limanlarından çıkması halinde Rusya’nın Yunan limanlarını kiralayacağı söylenmektedir (27). Yunanistan, 1970’lerden beri Ruslarla gelişen ilişkilere sahip ve zor zamanlarında bu ülkenin kapısını çalmaktadır. ABD ve AB karşısında Rusya’ya yanaşmayı sürdüren Yunanistan, bu krizde de Ruslara gitti ve 6 Haziran 2015 tarihindeki BRICS toplantısında da gözlemci olarak yer aldı. Para istediğinde Rusya, doğrudan borç para vermeyeceğini ama ülkede bazı varlıkları satın alabileceğini, Yunanistan’dan geçecek Türk akımı için de garanti vereceğini söyledi. Yunanistan’ın iflası, Rusya’ya bu ülke vasıtası ile NATO ve Ukrayna üzerinde ayar yapma imkânı veriyor. Çin ise Yunanistan’a verilecek 10-15 milyar dolar karşılığı AB’yi karşısına almayı riskli bulacaktır. 2001 yılında Papa John Paul II, Atina’yı ziyaretinde 1204 yılında Bizans İmparatorluğu’na yönelik haçlı katliamı için özür dilemişti ama Batı hala sadece dini değil kültür ve tarih birlikteliğine dayanan Yunan-Rus Ortodoks ekseninin farkında değil. Yunanlılar dünyaya büyük ölçüde Ortodoks kilisesi nedeni ile Rusya ile aynı pencereden bakarlar ve bu ülkeyi yardım alacak sıcak bir el olarak görürler. Yunanistan ekonomisinin çöküşü ve milliyetçi politikalara dönmesi hem bölgesel istikrarı hem de Rusya’nın yönettiği enerji rekabetini etkileyebilir. Birinci Dünya Savaşı sonrası dış borç çıkmazına sürüklenen Almanya gibi Yunanlılar da köşeye sıkışınca yeni bir aşırı sağ ya da sol ama aşırı milliyetçi veya faşist bir dalga doğurabilir. Bugünkü sol eğilime karşı sağ dalga gene bir askeri darbe ile gelebilir (28). Böylece AB içinde olmasa da NATO içinde kalabilir ama Rusya ile NATO’dakinden daha yakın olduğunu da artık gizlemeye gerek görmeyebilirler.

Satrançta durum tamamen ümitsiz olduğu zaman, tek çözüm satranç tahtasını yıkmaktır. Yunanistan’ın da yapmaya çalıştığı bu oldu. Yani AB’nin kurallarını kendileri için değiştirmek, bunun için de Yunan halkının referandum mesajını kullanmaktı. Hâlbuki Avrupa Birliği’nin kuruluş felsefesinde ülkelerin AB iradesi ile ülke egemenlikleri üzerinden satranç oynama özgürlüğü yoktur. Almanya’nın birlik üzerinden Yunanistan’a verdiği mesaj çok açıktır; “Borcunu ödeyeceksin, para bulmak için senin ulusal varlıklarını ben satacağım.” Thucydides’in kuralları 1500 yıl sonra tekrar işlemektedir; güçlü olan istediğini, zayıf olan yapması gerekeni yapar. Almanya’ya göre Yunanistan birlik için iki önemli tehlike ortaya çıkarmıştı (29). İlki, ulusal egemenlik üzerinden kurtarma paketi denen acı ilacı hafifletmek yani Yunanistan’ın borcunu birlik daha doğrusu Almanya’ya yüklemekti. Almanya için birlik, “ekonomik büyüme” demekti, başkalarının borcunu ödeme kapısını açmak gelecek için çok tehlikeli idi. Diğer sorun birliğin cazibesi idi yani birileri girip-çıkıyorsa, bu uzun vadede Birliğin geleceğini olumsuz etkilerdi. Birlikten Yunanistan’ın çıkması, serbest ticaret bölgesinin daralması, gümrüklerin geri dönmesi demekti. Yunanistan sonunda bankalarına para gelsin diye birliğe değil Almanya’ya teslim oldu. Yani, Osmanlı’nın Duyun-ü Umumiye’yi kabul etmesi gibi hem sıtmaya, hem ölüme razı oldu. Almanya, birlik adına Yunan ekonomisinin idaresini ele aldı. Yunanistan şimdi hem acı ilacı yutacak hem de Almanya’nın kontrolünde olacak. Üstelik İkinci Dünya Savaşı esnasında Alman işgalinin etkileri hala Yunanlıların hafızasındadır. Yunanlıların kabadayılık ve kendine aşırı güveni Almanların sevmediği şeylerdir. Kıbrıs Rum Kesimi de şu an buna tahammül ediyor ama Alman idaresi Yunan halkını üzdükçe ve egemenlik isteği yükseldikçe, durumun nereye gideceğini kimse bilemez. Türkiye’ye gelince, Yunanistan, bizim için siyasi olmaktan çok ekonomik yönü ile daha önemlidir ve orta büyüklükte bir ticaret ortağıdır. Yunanistan’a dost elini uzatmanın zamanıdır, komşular bunun için vardır. Aman, Suriye gibi yapmayın, orada da iç savaş çıkarmanıza kimse müsaade etmez..

Doç.Dr.Sait Yılmaz
@DocDrSaitYilmaz

ulusalkanal.com.tr

Kaynakça ve Dip Not
(1) Emre Kongar: 21.Yüzyılda Türkiye – 2000’li Yıllarda Türkiye’nin Toplumsal Yapısı, Remzi Kitabevi, (İstanbul, 1998), s.49.
(2) M. Melek Fırat: 1919-1923 Yunanistan’la İlişkiler, (Ed.) Baskın Oran, Türk Dış Politikası Kurtuluş Savaşından Bugüne Olgular, Belgeler, Yorumlar, İletişim Yayınları, Cilt-I, (İstanbul, 2001), s.192-193.
(3) Herkül Millas: Daha İyi Türk-Yunan İliskileri İçin Yap-Yapma Kılavuzu, Türkiye Ekonomik ve Toplumsal Tarih Vakfı Yayınları, (İstanbul, 2002), s.3-12.
(4) İlber Ortaylı: Türklerin Tarihi, Timaş Yayınları, (İstanbul, 2015), s.22.
(5) Thanos Veremis ve Theodoros Kouloumbis, Elliniki Eksoteriki Politiki, Dilimmata Mias Neas Epohis (Yunanistan’ın Dış Politikası, Yeni Bir Dönemin Açmazları), ELİAMEP I.Sideris Yayınları, (Atina, 1997), s.44.
(6) Uğur Yıldırım: Dünden Bugüne Patrikhane, Kaynak Yayınları, (İstanbul), s.34.
(7) Erol Türkmenoğlu: Ortodoks Birliği ve Türkiye (III), B.T.T.D., (Nisan-Mayıs-Haziran, 2005), s.116.
(8) Aleksis Heraklides: Yunanistan ve “Dogudan Gelen Tehlike” Türkiye, Türk-Yunan İlişkilerinde Çıkmazlar ve Çözüm Yolları, (Çev.) Mihalis Vasilyadis-Herkül Milas, İletişim Yayınları, (İstanbul, 2003), s.38-40.
(9) Mehmet Gönlübol ve Haluk Ülman: İkinci Dünya Savası’ndan Sonra Türk Dış Politikası 1945 - 1965, Mehmet Gönlübol vd., Olaylarla Türk Dış Politikası, Siyasal Kitabevi, (Ankara, 1993), s.191-199.
(10) K. Mehmet Büyükçolak: Yunanistan’ın Stratejik Analizi Soğuk Savaş Sonrası Dönemde Yunanistan’ın Savunma Politikaları, Güvenlik Stratejileri, Askeri Doktrini ve Silahlı Kuvvetleri, (Der.) Mustafa Türkes ve İlhan Uzgel, s.82.
(11) Millas Herkül: Geçmisten Bugüne Yunanlılar, Dil, Din ve Kimlikleri, İletişim Yayınları, (İstanbul, 2003), s.60.
(12) Anatolia, Yunanca’da “Doğu” anlamına gelir ve Küçük Asya, Yunanlıların tabiriyle Büyük Asya’nın uzantısı manasındadır.
(13) United Nations Conference on Trade and Development
(14) George Petrolekas: The Real, Great Greek Dilemma, Canadian Global Affairs Institute, (July 3, 2015).
(15) Maria Ververidou: Trends in Greek-Turkish Relations at the Turn of 20th Century, Institute of Economics and Social Sciences, Bilkent University, (Ankara, 2000), s.39-41.
(16) Anadolu Ajansı Basın Bülteni, “AB’nin Yunanistan’a Yardımları Devam Ediyor”, Brüksel, 15 Mart 2001, Saat:15.57, Sayı: AA0147.
(17) Samuel Rines: Greece's Default Nightmare: What You Need to Know, Chilton Capital Management, (June 30, 2015).
(18) Milton Ezrati: Greece: Europe's Great Economic Black Hole, Center for the Study of Human Capital, (January 15, 2015).
(19) Hürriyet: Avrupa, OXI’nin rövanşını aldı, (14 Temmuz 2015).
(20) Paul Gillespie: Nationalist Forces in Greece and Turk9ey could Thrive if Greek Deal Fails, Irish Times, (June 20, 2015).
(21) Rajan Menon: Greece: The Morning After, Saltzman Institute of War and Peace at Columbia University, (July 7, 2015).
(22) Scott MacDonald: Greece's Only Hope, Research for MC Asset Management Holdings (June 30, 2015).
(23) Stephen Grenville: OXI: The Greek Debt Disaster Unfolds, Lowy Interpreter, (July 6, 2015).
(24) George Friedman: Beyond the Greek Impasse, Stratfor, (June 30, 2015).
(25) Robert Haddick: This Week at War: Europe Powers Down, (Nov 4, 2011).
(26) Christopher Whalen: The Unbearable Logic of the European Union, Kroll Bond Rating Agency, (June 19, 2015).
(27) Robert D. Kaplan: Is Greece European? Stratfor, (June 6, 2012).
(28) George Petrolekas: The Real, Great Greek Dilemma, Canadian Global Affairs Institute, (July 3, 2015).
(29) George Friedman: An Empire Strikes Back: Germany and the Greek Crisis, Stratfor, Geopolitical Weekly, (July 14, 2015).

Yorum Ekle
İsim
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.
Avatar
TC Ali Demiral - 1 yıl önce
SÜPER ÇOK TEŞEKKÜRLER !!!!!!
Avatar
süleyman sinav - 1 yıl önce
Hocam güzel bir makale yazmışsın hocam dogutürkistan hakkıda bir analiz yaparsanız severek okuruz gerçeği öğrenmiş oluruz.