Bir günde 5 bin yıl nasıl yaşanır?

Bu sorunun yanıtı, Anadolu’nun unutturulmak istenen benzersiz tarihinin sayfaları arasında sizi bekliyor…

Bir günde 5 bin yıl nasıl yaşanır?

Bu sorunun yanıtı, Anadolu’nun unutturulmak istenen benzersiz tarihinin sayfaları arasında sizi bekliyor…

Türkiye’nin 10 yıldır neredeyse hiç değişmeyen siyasi tartışmaları hepimizin enerjisini alıp götürüyor. Gündem odaklı haber ve bilgi akışı ruhlarımızı kütleştiriyor. Toplumun ruh sağlığının giderek daha da depresif hale gelmesinde gündemin ağdalı hallerinin ne kadar etkisi var, ayrı bir araştırma konusu. Biz de çoğunlukla hızına yetişmenin mümkün olmadığı yıkım politikalarının yarattığı acı sonuçları takip etmekten, yazıp çizmekten yoruluyoruz kimi zaman. Oysa üzerinde yaşadığımız toprakların bütün dünyayı kıskandıran inanılmaz öykülerinin peşine düşüp bunları bölüşmenin keyfini yaşamak gibi bir düşümüz var.

İşte bugün, bu soğuk kış gününde sizleri arada yaptığımız yolculuklardan birine daha davet ediyorum. Her zaman yinelediğim, bana göre ‘yeryüzünün keşfedilmemiş son kıtası’ olan Anadolu’nun koynunda içinizi ısıtacak bir yolculuk. Hazırsanız hadi o zaman yola koyulalım…
Kiminizin yolu düşmüştür eminim, ya da Isparta-Konya karayolunun kıyısında ‘Yalvaç’ levhası gözünüze ilişmiştir. Bugün sizi adı “elçi-peygamber” anlamına gelen Yalvaç’a götürmek istiyorum…

TARSUSLU AZİZ PAVLUS’UN YALVAÇ YOLCULUĞU

Yalvaç, bağlı bulunduğu Isparta’ya 105 kilometre uzaklıkta bulunan geleneği fazla bozulmamış bir Anadolu kenti. Eğirdir üzerinden giderseniz Eğirdir Gölü’nün doyumsuz manzarası ve Gelendost ve köylerinin meyve bahçelerinin arasından geçerek keyifli bir yolculukla ulaşıyorsunuz Yalvaç’a. Kışın karlı dağlar, baharda çiçekli yollar, yazın ise rengarenk meyvelerin süslediği bir yol. Bu rota aynı zamanda Selçuklu ticaret kervanlarının da kullandığı bir yol. Ancak binlerce yılın yaşam ve kültür birikiminin izlerini taşıyan Yalvaç’a giden yolların tarihin akışını değiştirecek pek çok ünlü yolcusu da olmuş. Bunlardan belki de en ünlüsü, Hıristiyanlığın kurucusu ve teorisyeni olarak Kabul edilen Aziz Pavlus. Bir başka deyişle St. Paulus. Aslen Tarsuslu olan ve kıl çadır ustası olarak yaşamını sürdüren Pavlus’un, Hz. İsa ile tanışmasının ardından Hıristiyanlığı seçmesiyle başlayan öyküsü, inancını yaymak için Kudüs’ten Roma’ya yaptığı yolculuklarla zenginleşmiş.

Tarihin kırılma dönemlerindeki olayları, dünü bugüne, bugünü yarına bağlayabilen yaşam bilgeliğinin süzgecinden geçirerek tarihin akışını değiştiren insanlardan biri Aziz Paulus. Öyle ki binlerce yılı birbirine ve bugüne bağlayan bu sürekliliği bugün bile Yalvaç’ta somut olarak görmek mümkün. Biz karşımızda yükselen Sultan Dağlarının karlı sırtlarını izleyerek Yalvaç’a doğru ilerlerken Aziz Pavlus’un İ.S 46 yılında inancını yaymak için çıktığı ilk yolculuğun ayrıntılarını kısaca anımsayalım…

2 BİN YIL ÖNCE 100 BİN NÜFUSUN YAŞADIĞI METROPOL

Bugünden yaklaşık 2 bin yıl kadar geriye gidince, Pavlus’un ilk durak olarak bugünkü Yalvaç’ı seçmesinin hiç de tesadüf olmadığı ortaya çıkıyor. O dönem Roma egemenliğinde en parlak dönemini yaşayan Psidia Antakyası (Yalvaç), yaklaşık 100 bin kişiye ulaşan nüfusuyla güçlü bir Yahudi cemaatini de barındıran dev bir metropoldür. Çok sayıda dükkanın çevrelediği ve tarihin ilk şehir planlarından birinin uygulandığı birbirini kesen görkemli caddeleri, Agustus Tapınağı, anıtsal batı kapısı, su kemerleri ve tiyatrosuyla canlı bir kent olan Psidia Antakyası’nda tarihin akışını değiştiren o yolculuk İncil’de ‘Resullerin İşleri’ bölümünde şöyle anlatılır:

‘EY İSRAİL ERLERİ, EY ALLAH’TAN KORKANLAR, DİNLEYİN!’


“Pavlus ve arkadaşları, Pafos’tan (Güney Kıbrıs-Baf) yelken açıp Pamfilya Pergasına (Antalya Perge) geldiler. Pergadan geçip Psidya Antakyasına (Isparta-Yalvaç) geldiler ve Sebt (Yahudiler için dinlenme günü-Cumartesi) günü havraya girip oturdular. Havra reisleri onlara dediler: Kardeşler halka teşvik sözünüz varsa söyleyin. O zaman Pavlus kalktı ve el işareti edip dedi: Ey İsrail erleri ve Allah’tan korkanlar, dinleyin...”

PAVLUS İSA’DAN SÖZ EDİNCE KENTTEN KOVULDU


Güçlü bir hatip olan Pavlus, vaazında Mısır’da ve Kenan diyarında Yahudi kavminin başına gelenleri ve adını anmadan İsa’nın mucizelerini anlatır ve ilgiyle dinlenir. Ancak ertesi Sebt günü daha kalabalık bir gruba konuşan Pavlus’un yeni bir peygamberden söz eden ve İsa’nın öğretisinin yalnızca Yahudilere değil, tüm milletlere açık olduğunu vurgulayan ifadeleri Yahudileri oldukça kızdırır. Kendilerine küfreden ve şehirden atılmalarını isteyen Yahudilere karşı cesaretini toplayıp bir kez daha seslenen Pavlus, “Allah’ın kelamı önce size söylenmek gerekti. Madem ki siz onu kendinizden atıyorsunuz ve ebedi hayata layık olmadığınıza hükmediyorsunuz, işte biz de milletlere dönüyoruz” der ve ardından arkadaşlarıyla birlikte Psidia Antakyasından kovulurlar.

PAVLUS’UN BAŞINI KESEN ROMA, ONUN İNANCINI BAŞ TACI YAPTI!

Rotasını bu kez Likaonya’ya (Konya) çevirler ancak Listra ve Derbe’de yine Yahudi yerli halk ve dini önderler tarafından taşlanmaktan kurtulamazlar. İnancını yaymak için Anadolu’da üç ayrı yolculuk yapan Pavlus, bu yolculukların hepsinde Yalvaç’a mutlaka uğrar. Dördüncü ve son yolculuğunda ise İ.S 65 yılında Roma’da İmparator Nero tarafından balşı kesilerek öldürülür. Ancak bugün Katolik Hıristiyanlığın merkezinin Roma’da olması, Pavlus’un tarihin akışını değiştiren, yüzlerce yıl Hıristiyanları yok etmek için uğraşan bir uygarlığın inancını dönüştürmesinin de altını çizmek gerekiyor. Pavlus’un Hıristiyanlığın ilk vaazını verdiği sinagogun üzerinde inşa edilen ve zaman içinde giderek büyütülen kilisenin, İ.S 375-381 yılları arasında Psidia Antakyasının psikoposluk merkezi yapılmasının ardından yöredeki Hıristiyanlar tarafından ‘St. Paul’ kilisesi olarak adlandırılarak Aziz Pavlus’a adandığını da anımsatalım.

800 YILLIK ÇINARIN ALTINDA YAŞAYAN ANADOLU KÜLTÜRÜ

Geçmişin çarpıcı ayrıntılarını zihnimize kaydedip biz bugünkü Yalvaç’a geliyoruz. Yaklaşık 2 bin yıl önce 100 bin nüfusu barındıran Psidia Antakyasının eteğinde kurulan ve bugün Isparta’nın en büyük ilçesi olan Yalvaç’ta SDÜ’ye bağlı bir yüksekokul olması ilçeyi gençler açısından hareketli kılsa da bugün kent merkezinin nüfusu 35 bin civarında. Köyleriyle birlikte ancak 100 bin nüfusa ulaşıyor ilçe. Yine de bölgenin önemli bir ticaret merkezi. Merkezde yer alan ve her zaman hareketli bir buluşma yeri olan Çınaraltı, adını etrafını ‘kıraathane’lerin çevrelediği 800 yaşındaki ulu çınardan alıyor. Eskiden okuma evi olarak farklı bir misyonu bulunan bu kahvelerin dokusu kısmen de olsa geçmişi yansıtıyor. Çınaraltı kahvelerinde kış günlerinde çayı ve kahvenin yanında bardakla sıcak süt de satılması, bu bölgenin incelikli farklılıklarından biri.

‘YAVAŞLAYIN, YALVAÇ’TASINIZ’

Biz de önce Çınaraltı’nda birer yorgunluk çayı içip şehri gezmeye koyuluyoruz. Yalvaç’a gelmeyeli neredeyse 10 yıldan fazla olmuş. Bu arada değişen pek çok şey var elbette ama yine de eski çarşıyı, arastaları dolaşmak insanı geçmişe götürüyor. Eskiden eşek sırtında köyleri gezerek kumaş satan esnafın yurdu olan Yalvaç çarşısında halen kanaatkar manifaturacılar var. Tezgahlardaki renk renk çiçekli, dallı güllü basmalar, Cumhuriyet’in ilk yıllarındaki Anadolu’yu yansıtıyor. Ekim 2012’de Türkiye’nin Sakin Şehir’leri arasına katılarak Uluslararası ‘Citta-Slow) sertifikası alan Yalvaç’ta köklü geçmişe ve kültürel mirasa sahip çıkma bilincinin ilçeyi yönetenlerce benimsenmesi oldukça sevindirici. Yalvaç çıkışına yerleştirilen ‘Yavaşlayın, Yalvaç’tasınız!’ yazılı trafik uyarı levhası, hem yavaş şehir kimliğine hem de sürücülerin yavaş gitmesine dikkat çekiyor.

FIRINCININ HAKKI FIRINCIYA

Bu amaçla geçmişte her mahallede bulunan ve kadınların çalıştırdığı fırınlar restore edilerek hizmete açılmış. Anadolu’nun dayanışma kültürünü yansıtan mahalle fırınlarında geçmişte her kadın evinde hazırladığı hamurları getirip ortaklaşa ekmek ya da çörekler pişiriyorlarmış. Pişirdikleri her 15 ekmek için de fırıncıya ‘hak’ veriyorlar. Tıpkı değirmenlerdeki gibi. Biz de Yalvaç’ın mahalle fırınlarından yükselen kokulara daha fazla dayamayıp birine dalıyoruz. Fırında kadınların hakimiyeti var. Biri kürekte, biri hamur tezgahının başında, biri tezgahta, çeşit çeşit çörekler, ekmekler pişiriyorlar. Haşhaşlı katmer, kabaklı çörek, yağlı ekmek, ‘hamursuz’ adı verilen, tereyağı, tahin ve patatesle yapılan çöreklerin lezzeti oldukça iddialı, fiyatları da bir o kadar da ekonomik.

DEVLETHAN CAMİİ’NDE DİLE GELEN TARİH

Biz de fırından çıkan sıcak ekmek ve çöreklerden alıp torbamızı dolduruyoruz ve doğruca Çınaraltından alıyoruz soluğu. Çay ve çörek ziyafetiyle karnımızı doyurduktan sonra Çınaraltı’nın hemen karşısında bulunan ve 14. yüzyılda Selçuklular döneminde II. Kılıçarslan’ın kardeşi Devlethan adına yapılan Devlethan Camii’nin dikkat çeken mimariyle başbaşa kalıyoruz. Devlethan Camii’nin sıvasız dış duvarlarında ilk dikkatimizi çeken şey, binlerce yıllık kültürel mirasın ve inançların izlerinin bir araya gelmesi oluyor.

TAŞA İŞLENEN İNANÇ VE KÜLTÜR

Yalvaç’ta binlerce yıllık inanç ve kültür birbirini besleyerek bugüne ulaşmış ve Devlethan Camii’nin duvarlarında “ben Anadolu’yum, görüyor musun?” diye sesleniyor, gören gözlere. Kökleri Mezapotamya’ya dayanan ay tanrısı Men tapınağının somut ve soyut kalıntılarının üzerinde yükselen Agustus tapınağı, Ağustus tapınağının taşlarıyla örülen Musevi sinagogu ve onun üzerinde Pavlus’un ilk vaazını vermesinin ardından yapılan Kilise… Neredeyse hepsinden birer parça var Devlethan Camii’nin duvarında. Üzerinde Roma yazıları, haç ve çeşitli inançları yansıtan süslemeler bulunan taşlar, sütunlar, İslam’ın harcıyla örülen duvarda biraraya gelmiş. Bugün din ve kültür üzerinden yapılan kısır tartışmalara bakıldığında, adeta binlerce yıl ötesinden hepimize gülümsüyor Devlethan Camii’nin duvarındaki taşlar...

YALVAÇ’TA SÜREN ‘HAMURSUZ’ GELENEĞİ

Hamursuz adı verilen Yalvaç’a özgü çöreğin de Yahudi inancından önemli bir yeri olan Hamursuz Bayramı (Pesah) boyunca mayasız ekmek tüketilmesini çağrıştırması da ayrıca ilginç. Yalvaç hamursuzu da mayasız hamurdan yapılıyor. Bu, Anadolu kimliğinin kendi köklerine ve inançlarına karşı hiç bir kompleksinin olmadığını gösteren nasıl da büyük bir kapsayıcılık değil mi?

CAMİ DUVARINDA HAZİNE ARAYAN MUTASARRIF

Ispartalı tarihçi ve siyasetçi Böcüzade Süleyman Sami, Devlethan Camii hakkında bilgiler aktarırken ilginç bir ayrıntı veriyor. Buna göre 1874 yılında Isparta Mutasarrıfılarından birisi, kazayı teftişe gittiğinde cami duvarındaki resimli taşlardan birinin arkasında define olduğunu söyleyen kılıksız bir dervişin sözüne inanıp taşı parçalatır. Taşın arkasında bir şey çıkmayınca da adamı hapse attırır ve sökülen taşın yerini onarttırdığını aktaran Böcüzade, “tarihi eserlerin mutasarrıflar tarafından bile ne şekilde tahrip edildiğini gösteren hazin bir örnektir” notunu düşer.

TRAKTÖR FARLARIYLA KAZILAN TARİH AYAĞA KALKIYOR


Yalvaç’da dericilik ve keçecilik gibi geleneksel zanaatların yanında, semercilik, bakırcılık, at arabası yapımı ve demircilik de zamana direniyor. Eski Yalvaç evleri restore edilerek kullanıma açılıyor. Her hafta pazartesi günleri dualarla açılan Yalvaç pazarı, civar köylerden getirilen ürünleri bulmak mümkün. Yalvaç’ın kasaplarında üretilen geleneksel sucuk, manda ve inek kaymağı, yöreye özgü peynirler ve her türlü taze yerel ürün de sizi bekliyor. 1990’lı yılların başında belediye ve Yalvaç Müzesi’nin girişimleriyle traktör lambası ışığında mütevazı koşullarda başlayan Antiocia kazıları, 2008 yılından bu yana SDÜ tarafından sürdürülüyor. Bugün antik kentin önemli bir bölümü ortaya çıkarılmış durumda. Antik kenti dolaşırken 2 bin yıl önceki caddenin altından kanalizasyon sisteminin geçtiğini öğrenmek çarpıcı. Roma döneminden kalma 11 kilometrelik su kemerlerinin 200 metrelik bir kısmı tüm görkemiyle hala ayakta.

YALVAÇ’TA BİR GÜNDE 5 BİN YILI YAŞAMAK

Yalvaç’ın değerlerini yaşatmak ve tüm ülkeyle paylaşmak adına girişilen çabaların tek bir sloganı var: “Bir günde 5 bin yıl!” Bu hiç de yanlış bir slogan değil. Çünkü Yalvaç ve çevresinde gerçekten de neolitik çağdan bugüne uzanan uygarlıkların ayak izlerinin üzerinde bir günde 5 bin yıldan daha da uzun bir tarihe dokunabiliyor insan. Ancak Yalvaç’a sizin de yolunuz düşerse en az iki gününüzü ayırımanız bu görkemli geçmişi daha çok sindirmenizi sağlayacaktır. Men kutsal alanını mutlaka ziyaret edip Agustus tapınağının bulunduğu tepede oturup sessizliği uzun uzun içinize çekin. Bu bölgenin güçlü bir enerji alanı olduğunu mutlaka hissedeceksiniz. Müzeyi, ‘Anlatan Meydan’ı, eski camileri, çarşı- pazarı, güleç yüzlü dost canlısı esnafı ziyaret edip çaylarını için. Mahalle fırınlarından ekmek, Yalvaç hamursuzu ya da çörek alıp, Çınaraltında sıcak süt ya da yanında gül lokumuyla servis edilen Türk kahvesi için. Deri çantalar ya da keçeye meraklıysanız tam size göre dükkanlar var Yalvaç’ta. Ama eğer otomobilinizle gidiyorsanız dönüş rotanızı mutlaka Hoyran Gölü civarına çevirin. Taşevi plajında durup Eğirdir Gölünün uzantısı olan Hoyran Gölünün dingin güzelliğini seyredin. Eğer şanslı gününüzdeyseniz göç eden su kuşlarının size özel danslarını da izleyebilirsiniz…

Fotoğraflar:



































Yusuf Yavuz
ulusalkanal.com.tr


banner863
Yorum Ekle
İsim
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.