banner863

Çevre Bakanlığı yıkımların üzerine tüy dikecek!

1993 yılından bu yana yürürlükte olan ÇED yönetmeliği, aradan geçen süre içerisinde üç kez köklü değişikliğe uğratıldı

Çevre Bakanlığı yıkımların üzerine tüy dikecek!

Yusuf Yavuz

Son bir kaç yıldır üç harfli bir kısaltma Türkiye’nin gündeminden neredeyse hiç düşmedi: ÇED! Geniş anlamıyla enerjiden madenciliğe, sanayiden ulaşıma hemen her türlü yatırım için yürütülmesi zorunlu olan Çevresel Etki Değerlendirmesi.


1993 yılından bu yana yürürlükte olan ÇED yönetmeliği, aradan geçen süre içerisinde üç kez köklü değişikliğe uğratıldı. Bir başka deyişle çevre kıyımına yol açacak biçimde budanarak içi boşaltıldı. Özellikle AKP hükümetleri döneminde Türkiye’nin dünya mirası olan pek çok değerinin üzeri göstermelik ÇED şalıyla örtülerek binlerce yılık tarih, doğa ve kültür mirası yok edildi.

Hasankeyf, Allianoi, Munzur, Camili, Köprüçay, Alakır ve ülke genelinde onlarca vadi ÇED kararlarıyla telafisi mümkün olmayacak biçimde parçalandı, değersizleştirildi. Dahası insansızlaştırıldı…

HASARLARLA BOĞUŞMAKTAN TESPİT YAPMAYA ZAMANIMIZ OLMADI!
Bu, üzerinde yatırım yapmaya elverişli görünen ve hareket eden her değere ateş edilen bir tür ‘altına hücum’ furyasıydı. Bu toprakların binlerce yıllık tarihinde görülmemiş yıkımdan kurtulabilen alan kaldı mı bilmiyoruz. Hasarlarla boğuşmaktan hasar tespiti yapmaya zamanımız olmadı!

BAKAN GÜLÜCE: ‘STRATEJİK ÇEVRESEL DEĞERLENDİRMEYE GEÇECEĞİZ’
Şimdi bunca yıkımın üstüne Çevre ve Şehircilik Bakanı İdris Güllüce’den gelen bir açıklamayı içimiz burkularak okuduk. Bakan Güllüce, Stratejik Çevresel Değerlendirme’ye (SÇD) geçmeye hazırlandıklarını açıkladı. İçimiz burkuldu, çünkü Bakan Güllüce’nin açıklamasının satır aralarında bugüne kadar uygulanan ÇED süreçleriyle 22 yılda bu ülkenin neleri kaybettiğinin özeti gibi duran ifadeler yer alıyor.

2016’DA HAYATA GEÇECEK
Stratejik Çevresel Değerlendirme ile çevresel değerlendirme en başta yapılacağı için ÇED uygulamalarının da rahatlayacağını söyleyen Bakan Güllüce, özetle şunları dile getirdi: “nerelere yatırım yapılacağı çok önceden belli olacak, yatırımcı da tedbirini önceden alarak ÇED sürecine girecek. SÇD, ÇED’in bir üst aşaması olarak biliniyor. ÇED gibi belli bir faaliyete değil, daha geniş bir bölgeyi kapsayacak ölçekte planlanıyor. Hazırlanan taslak yönetmelikte, şeffaf, uzlaşıya dayalı ve daha kaliteli plan ve programların hazırlanması hedefleniyor. Yani bu uygulamanın ÇED sürecini de daha ve etkin hale getirmesi bekleniyor. SÇD’nin, dokuz ayı aşkın süredir dört sektör üzerindeki pilot uygulaması devam ediyor. Su yönetimi, yenilenebilir enerji, tarım ve bölgesel kalkınma şeklinde belirlenen pilot uygulamaların ardından 2016 yılında Bakanlık olarak bu çalışmayı ülke genelinde hayata geçireceğiz.”

BAKANLIK KORUMADAN ÇOK YIKIMI DÜŞÜNÜYOR
Bakan Güllüce’nin SÇD’ye yönelik ifadeleri yaldızlanmış ama içi boş bir kalkınma planının kamuoyuna sunulmasından başka bir şey değil. Zira Çevre ve Şehircilik Bakanlığı’nın korumadan ziyade ne olursa olsun yatırıma, dolayısıyla yıkıma yönelik bakış açısı bu ülkedeki korunan alanların önündeki en büyük tehditlerden biri oldu adeta. Köprüçay havzasında Bakanlık oluruyla neredeyse inşatı bitme aşamasına gelen Kasımlar Barajı ve HES projesi ilgili çevre düzen planına daha iki hafta önce işlendi. Bir başka deyişle Bakanlık önce projenin yapımına izin verdi, inşaatın bitmesine yakın da proje çevre düzeni planına işlendi. Çünkü çevre düzeni planında projenin uygulanacağı alanın bir kısmı ormani bir kısmı ise tarım arazisi olarak görünüyordu.

ÇED SÜRECİ KAMU SPOTUNDAKİ GİBİ İŞLEMİYOR
Kısacası, Bakanlığın hazırladığı ve halkın zekasıyla alay edercesine ekranlarda döndürülen ÇED içerikli kamu spotunda olduğu gibi işlemiyor süreç. Mersin Akkuyu’da kurulması planlanan nükleer santral için Bakanlıkça verilen ÇED Olumlu kararının Türkiye’yi ziyaret eden Rus lider Putin’e jest olsun diye ziyaret gününe denk getirilmesi bunun en açık kanıtı. Yöre halkının karşı çıkmasına rağmen yönetmeliğin özüne aykırı biçimde, üstelik sahte imza iddialarıyla tartışmalı hale gelen bir ÇED raporuyla nükleer santral inşa etmek herhalde dünyada başka hiç bir ülkede görülebilecek bir şey değil.

Özü itibariyle her türlü yatırımın yaratacağı olumsuz etkilere karşı çevreyi, insanı, canlıyı, kısacası yaşamı korumayı ve bu etkileri en aza indirmeyi amaçlayan ÇED sürecinin 22 yılda nasıl işlediğine kısaca bir göz atmak, Bakan Gülüce’nin açıklamasıyla kamuoyuna duyurduğu Stratejik Çevresel Değerlendirme hakkında da fikir vermeye yetiyor.

1993’TEN BU YANA 44 BİN PROJEYE ONAY, 32 PROJEYE RED VERİLDİ
Çünkü Çevre ve Şehircilik Bakanlığı ÇED İzin ve Denetim Genel Müdürlüğünün geçtiğimiz yıl açıkladığı verilere göre, yönetmeliğin yürürlüğe girdiği 1993 yılından bu yana geçen süre içerisinde 2 bin 999 projeye ‘ÇED Olumlu’ kararı verilirken, 40 bin 782 de ‘ÇED Gerekli Değildir’ kararı verildi.

Kıyılardan yaylalara, derelerden meralara bunca yıkım ortadayken Bakanlığın 1993’ten bu yana verdiği ÇED Olumsuz kararı verdiği proje sayısı ise sadece 32!

SÇD, ÇEVRESİ ŞEHİRCİLİĞE KURBAN EDİLEN ÜLKENİN ÜSTÜNE TÜY DİKMEK
Bakan Güllüce’nin duyurduğu ‘Stratejik Çevresel Değerlendirme’ adımı, artık yıkılmadık dağı, deresi, ovası, merası kalmayan, çevresi şehirciliğe kurban edilen bir ülkenin molozları üzerine tüy dikmekten başka bir anlam ifade etmiyor.
Ülkenin dört bir yanındaki bunca değer Bakanlık oluruyla katledilirken hiç mi stratejik değildi?
Yorum Ekle
İsim
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.