banner863

Dövüle sövüle, isyan ede bastırıla bu coğrafya bizim!

“Biz Yörükler, ölene ‘öldü’ demeyiz. ‘Öte dünyaya göçtü’ deriz. Bizim için yaşamak yalnızca bu dünyaya ait bir şey değildir. Yaşamak bizim için sonsuza değin süren bir şeydir. Yörük, evrile savrula, düşe kalka, dövüle sövüle, isyan ede bastırıla, devletine sahip çıka, sürüle; ne olursa olsun bu coğrafyanın gerçek sahibidir.”

Dövüle sövüle, isyan ede bastırıla bu coğrafya bizim!

 Yusuf Yavuz

Geçtiğimiz hafta sonu Anadolu’nun öz çocukları Sarıkeçili Yörüklerinin konuğu olarak Mersin Aydıncık’taydık. Kolaylaştırıcılığını üstlendiğim iki bölümden oluşan panelde, Sarıkeçililerin direnerek sürdürdüğü Türkiye’deki göçebe keçi yetiştiriciliğine ilişkin sorunlar enine boyuna tartışıldı.

Kamu kurumu temsilcilerinden keçi yetiştiricileri birliklerine, akademisyenlerden sürü sahiplerine kadar konuyla ilgili pek çok kişi panelde bir araya geldi. Panel dışındaki zamanlarda da hararetli bir tartışma ortamı oluşması, buluşmanın yararlı olduğunun kanıtıydı…

Keçi meselesiyle doğrudan ilgili olanların dışında panelin ikinci bölümünde konuşan gazeteci- yazar Banu Avar, hem Sarıkeçili Yörüklerinin yaşam mücadelesine destek vermek hem de gündemdeki gelişmeler hakkında görüşlerini paylaşmak için Aydıncık’ta olmaktan mutlu olduğunun altını çizdi.

BANU AVAR: ‘ONLAR MİAMİ’YE KAÇARLAR BİZ BİR ARAYA GELMELİYİZ’
Konuşmasında Türkiye’nin bir yıl içinde bölünme riskiyle karşı karşıya kalabileceğine işaret eden Avar, özetle “bu memleket hedef ülkedir. Bu ülke için bir şey yapacak olanlar yukarıda oturan, ayakkabı kutusunda para saklayanlar değil, bizleriz. Onlar kaçıp giderler, Miami de orada burada evleri vardır. Bunun için bizler iyi düşünmek zorundayız. Kendi gücümüze güvenmeliyiz. Hani ince ince makarnalar vardır, tek bir tanesini pıt diye kırıp atarsın ama koca bir erişte demetini hayatta kıramazsın. Bunu unutmamamız lazım diye dolaşıyorum. Ne yapabileceğimiz konusunda konuşuyoruz. İşçiler, esnaflar, Yörükler, Türkmenler, şehit aileler, partilere bölünmeden bir araya gelip konuşmalıyız” şeklinde birlikteliğe vurgulayan bir konuşma yaptı.

YÖRÜKLERİN ‘MUSTAFA AĞABEY’İ
Panelin ikinci bölümünde konuşan bir başka isim de Yörük-Türkmen dernekleri kurucusu Mustafa Kaya oldu. Tapu ve Kadastro Genel Müdürlüğü eski Hukuk Dairesi Başkanı olan Kaya, ülke genelinde Yörük Türkmenler arasında bilinen bir isim. Bunun nedeni ise özellikle 1990’lı yıllarda hızlanan göçerleri iskân politikalarının yarattığı zorunluluk. O yıllarda iskân edilmek istenen göçerlerin sorunlarına yakından tanıklık eden Kaya, kendisinin de çadırda doğan bir Yörük olduğunu söylüyor.

KİMLİK YİTİMİ VE KAYBOLMUŞLUK DUYGUSU ÖRGÜTLENMEYİ DOĞURDU
Köklü bir kültürün kaybolmanın eşiğine gelmesinin kimlik yitimine de yol açacağını düşünen Kaya, o yıllarda birkaç arkadaşıyla birlikte Yörük kültür derneklerinin kuruluşuna öncülük etmiş. Kaya, Yörükler açısından o yılların atmosferini şöyle anlatıyor: “Yörük kültür derneklerinin kimlik yitimi ve kaybolmuşluk duygusundan kurtulmak gibi bir işlevi var. İskân meselesinin yoğun olduğu dönemlerde ülkenin pek çok bölgesinde Yörüklerin yaşadığı coğrafyalarda dolaştık. Şanlıurfa Karacadağ’dan, Samsun Çarşamba’ya kadar pek yerdeki Yörüklerin sorunları vardı. Bu sorunları çözmek amacıyla bir Yörük derneği kurulmasının yararlı olacağını düşündük. Çünkü Yörükler kentlere göçünce hem belli değerlerini yitirdiler hem de şehirleşmenin doğal sonucu olarak kimlik kaybına uğradılar. Bu kimlik kaymasının da ülkeye verebileceği zararı da görüyorduk. Biraz da ülkenin yaşadığı bu günleri öngörüyorduk açıkçası.”

TOPLUMSAL REFLEKSLER BİREYSEL İKBALE KURBAN EDİLMEMELİ
Kuruculuğunu üstlendiği ve bugün sayıları ülke genelinde bini geçen Yörük derneklerine eleştiriler de getiren Kaya, toplumsal reflekslerin siyaseten oya ve bireysel ikbale tahvil edilmesinin doğru olmadığını savunarak, bunun çok riskli sonuçlar doğuracağını söylüyor. Kaya’ya Yörük derneklerinin yöneticileri göre bireysel ikbal peşinde koşarlarsa, tüm Yörükler ayazda kalır! Bunun önüne geçebilmek için toplumsal gücü iyi analiz etmek ve doğru yönetmek gerektiğine işaret ediyor.

3 BİN YILDIR ANADOLU’DAYIZ
Yörüklerin herkesin bildiği gibi Alparslan ile 1071’de Anadolu’ya geldiğine inanan gruptan olmadığının altını çizen Kaya’ya göre göçebe hayvancılık yaparak geçimini sağlayan Yörükler en az 3 bin yıldır Anadolu coğrafyasında varlar. “Biz Anadolu coğrafyasına intikal ettiğimiz günden beri 3 bin senedir ben anamın dolamasından tutuyorum. Benden önce de tutanlar vardı” diyor.

DÖVÜLE SÖVÜLE, İSYAN EDE BASTIRILA BU COĞRAFYA BİZİM

Dolama Yörük kadınlarının kullandığı geleneksel bir giysi. Bugünkü sistemin toplumu uyuşuk olarak tutmak üzerine kurgulandığına işaret eden Kaya, “Benim Yörüklükten anladığım bu uyuşukluğu ortadan kaldırmaktır” diyor ve ekliyor: “biz Yörükler, ölene ‘öldü’ demeyiz. ‘Öte dünyaya göçtü’ deriz. Bizim için yaşamak yalnızca bu dünyaya ait bir şey değildir. Yaşamak bizim için sonsuza değin süren bir şeydir. Bu geçmişteki inancımızda da böyleydi, şimdi de böyle. Bizim Müslümanlığımız da başkasına benzemez. Ama pratik olarak Yörük, evrile savrula, düşe kalka, dövüle sövüle, isyan ede bastırıla, devletine sahip çıka, sürüle; ne olursa olsun bu coğrafyanın gerçek sahibidir. Ve gayretimizle aklımızı bilimi ve önderimiz Mustafa Kemal’in yol ve yöntemlerini önümüze aldığımız sürece bu coğrafya bizim ve Yörük sonsuza kadar bu coğrafyada göçmeye devam edecektir.”

BU KÜLTÜRÜ YAŞATMAK OLAKANSIZ DEĞİL
Küresel finans odaklarının güdümüne sokulan tarımsal ve hayvansal üretimin giderek “gıda emperyalizmi”ne dönüşmesinin ardından boşaltılan tarlalar, keçilerden arındırılan dağlar, koyun ve sığırların boşaltıldığı meralar ve yaylalar bugün iş makinelerinin, otoyolların ve konuttan sanayiye yıkım projelerinin işgalinde. Binlerce yıllık üretim geleneğinin yarattığı sosyolojik ve kültürel mirasın tek tip bir kültürsüzlüğe indirgenmesinin adım adım hesaplanarak uygulamaya konulan büyük bir oyun olduğunu bugün daha net görebiliyoruz. Çıkartılan yasaların düzenlediği bölüşüme, eğitim ve öğretimle dayatılan çarpık algılar da eklenince Anadolu kırsalındaki benzersiz bir kültür, üzerinde yaşayan insanlarca bile “uygarlaştırılması gereken” bir gerilik olarak görülmeye başlanmış. Başta Sarıkeçililer olmak üzere Anadolu kırsalında varlığını sürdüren kadim kültürlerin geleceğe taşınmasına yönelik çabalar için epeyce geç kalındı. Ancak yine de bu kültürü yaşatabilmek olanaksız değil…


ulusalkanal.com.tr


Yorum Ekle
İsim
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.