banner863

Dünyanın maaşını güneş veriyor!

Dünyanın maaşını güneş veriyor!

Türkiye kamuoyu Rusya krizi ve Suriye’deki sıcak çatışmaların yarattığı olağanüstü gündemle boğuşurken tüm dünyanın geleceğini ilgilendiren kararların alındığı Paris’teki ‘İklim Konferansı’nın sonuçlarını tartışmaya fırsat bulamadı. Ancak iklim değişikliği öyle hafife alınacak bir konu değil. Çünkü Prof. Dr. D. Ali Ercan’ın deyimiyle, insanoğlunun her bir dolarlık üretimi, aslında güneşten aldığı enerji sayesinde gerçekleşiyor. Bir başka deyişle, “Dünyanın maaşını güneş veriyor.” 2023 hedefi olarak dünyanın en büyük 10 ekonomisinden biri olmayı hayal eden Türkiye, Paris’teki müzakerelerde iklim fonlarından yararlanmayı talep ederken, TBB Başkanı Prof. Dr. Metin Feyzioğlu Uluslararası Barolar Birliği’ne çağrıda bulunarak dünya barolarının çevre suçları için küresel ölçekte mahkemeler kurmasını talep etti.

İnsanoğlunun bitmek bilmeyen tüketim çılgınlığı ise yaşamın gerçek patronu olan güneşin şimşeklerini dünyanın üzerine her geçen gün biraz daha fazla çekiyor. Tüketime koşut olarak artan endüstriyel üretimin tetiklediği küresel ısınmanın yarattığı etkileri azaltmak için 1995’ten bu yana her yıl dünyanın değişik ülkelerinde organize edilen iklim konferansları bu yıl Aralık başında Paris’te gerçekleşti. Çevre ve enerji konularında çalışmaları bulunan nükleer fizikçi Prof. Dr. D. Ali Ercan, bu yılki iklim konferansına BM tarihinde görülmedik ölçüde katılımın olduğunu belirtiyor. 196 üye ülkenin imzaladığı İklim Sözleşmesi’nde, olumsuz iklim değişikliklerine karşı ilk önlem olarak bu yüzyılın sonuna kadar küresel ortalama sıcaklık artışının 1,5 derece ile sınırlandırılmasının öngörüldüğünü belirten Ercan, konuyla ilgili yaptığı değerlendirmede şu görüşlere yer verdi:

 
 Karikatür: Zeki Beyner

TÜRKİYE GİBİ ÜLKELER ATMOSFER İÇİN KAFASINA GÖRE TAKILACAK
“Buna göre ülkeler öncelikle atmosfere sera gazı salımında kısıntıya gitmek yönünde önlemler alacaklar; bu konuda ekonomileri zayıf ülkelere destek amaçlı 100 milyar dolar tutarında bir bütçenin denkleştirilmesi için zengin ülkeler ellerini taşın altına koyacaklarmış. Beklentiler çok yüksek; buraya kadar her şey iyi-hoş. Tabii ülke yönetimlerinin bu konudaki ciddiyet ve samimiyetleri, gezegenin geleceği için hassasiyet ve sorumlulukları uygulama safhasında anlaşılacak. Ben aslında bu çok geç kalınmış küresel uyanışın pek başarılı olacağını düşünmüyorum. Ülkeler ellerinden geldiğince, koşulların elverdiği ölçüde, yani bir anlamda sıkı bağlayıcılıktan uzak, keyfe-keder moral bir yaklaşımla çevre ve iklim konusunda çaba gösterecekler; bunların başında Türkiye gibi ekonomisi sıkıntıda olan ülkeler geliyor.”

‘ZENGİN ÜLKELERİN FOSİL YAKITLARI AZALTACAĞINA İNANMIYORUM’
Dünyada nüfus artışı ve gelir dağılımındaki adaletsizliğin sürdüğüne dikkati çeken Prof. Ercan, dünya nüfusunun yüzde 60’ından fazlasının çok kötü yaşam koşullarında, yoksullukla ve açlık çektiğini belirttiği değerlendirmesinde, “Milyonlarca insan göç halinde. Terör, savaş, kargaşa tırmanıyor. Bu durumda ülkeler çevre ve iklim meselesine nasıl öncelikle sarılacaklar, belli değil. Zengin ülkelerin refahlarından ödün vermeden fosil yakıt kullanımlarını yarı yarıya azaltacaklarına pek inanamıyorum” görüşünü dile getirdi.

  

‘OTOMOBİLLER HER KM’DE 200 GRAM CO2 SALINIMINA NEDEN OLUYOR’
Dünyanın ortalama sıcaklığının 2015’te ‘+ 15’ dereceye yaklaştığını anımsatan Ercan, bilimsel araştırmaların son 400 bin yıllık dönemde küresel ortalama sıcaklığın +6 ve +17 derece arasında bulunduğunu gösterdiğini belirterek, şu bilgileri verdi: “Yine aynı dönemde atmosferdeki CO2 (karbondioksit) orantısı hiçbir zaman 300 ppm (300 milyonda bir) üzerine çıkmamış. Endüstri çağında, 1800 yılları ve sonrasında atmosfere salınan yoğun CO2 nedeniyle bugünkü oran 400 ppm üzerine çıkmıştır. 2015 itibariyle CO2 salımı dünya ortalaması kişi başına yıllık 5 ton. Dünya toplam CO2 salımının yüzde 3 kadarı deniz ve hava taşımacılığında kullanılan fosil yakıtlardan kaynaklanıyor. Dünyadaki insan kaynaklı CO2 salımında (~35 milyar ton/yıl) kara hava ve deniz taşıma sektörünün payı yüzde 20, elektrik üretiminin payı yüzde 40 kadardır. Otomobiller her kilometre yol için ortalama 200 gram CO2 salımına neden oluyorlar.

17 DERECE AŞILIRSA YAŞAM İÇİN GERİ DÖNÜŞÜ OLMAYAN YOLA GİRİLECEK
Atmosferdeki sera gazlarının etkisiyle küresel sıcaklık önlenemez bir şekilde yılda 0,02 derece (50 yılda 1 derece) yükseliyor. İklim bilimciler ‘kritik eşik’ önünde olduğumuzu, 17 derecenin aşılması halinde geri dönüşü olmayan bir ısınım sarmalına, yani yaşam düşmanı bir atmosferik ortama girebileceğimizi belirtiyorlar. Tabii bu arada dünyanın iklimiyle birlikte fauna ve florasında da meydana gelecek olumsuz değişiklikler insan yaşamını tehlikeye atacaktır. İklim üzerindeki insan etkilerini hemen bugün sıfırlayacak olsak bile, mevcut olumsuz durumun düzelmesi daha uzun yıllar alacak gibi görünüyor.”

 

‘PETROL KRİZİ KAPİTALİZMİN SONUNU GETİRECEK’
“Neresinden baksanız, gezegenin bugünkü gidişatı çok kötü” diyen Prof. Dr. D. Ali Ercan, dünya nüfusunun 2050’lerde 10 milyar sınırına dayanacağına dikkati çekerek, petrolün ekolojik ve teknik anlamda bitişiyle ortaya çıkacak olan ‘petrol krizi’nin baş göstermesiyle kapitalist sistemin finans balonunun patlayacağını ve insanlığın büyük bir kaos yaşayacağını savunduğu değerlendirmesinde, “Üstüne üstlük terör, savaş ve göçler gibi sosyal problemlerin daha yoğun hale gelişi ve olumsuz iklim değişikliğinin tetikleyeceği susuzluk, kuraklık, açlık ve hastalıklar gibi çevre ve sağlık sorunları, savurgan yaşamın ve de kapitalizmin sonunu getirecektir. Karanlık bir tablo görünüyor, ama göz kamaştırıcı müthiş bir aydınlığın da habercisidir bu karanlık tablo. O nedenle tahminim o ki, insanlık 22. yüzyıla belki büyük kıyımdan arta kalan 2-3 milyarlık bir nüfusla ve çok yıpranmış ama büyük bir ders almış ve aydınlanmış olarak girecektir” görüşünü dile getirdi.

‘DÜNYANIN MAAŞINI GÜNEŞ VERİYOR’
“Gezegenimizdeki yıllık toplam üretim aslında güneşten bir yılda alınan enerji sayesindedir” diyen Prof. Ercan, değerlendirmesinde ayrıca şu ifadelere yer verdi: “Bir başka ifade ile 'dünyanın maaşını güneş veriyor' diyebiliriz. Güneşten Dünyamıza akan termal enerji saniyede 1,76x1017 Joule'dür. Bize besin ve enerji olarak yansıyan bu yaşam kaynağından gelen enerjinin yarısı tekrar uzaya yansır. Biyo-sistemler aldıkları güneş enerjisinin yaklaşık yüzde 40 kadarını kullanıma elverişli hale dönüştürebilir. Dünyada kararlı bir biyolojik dengenin devamı için de mevcut biyo-kaynakların yılda 1/40 kadarından fazlasını tüketemeyiz. Bunun dışında fosil yakıtlar milyonlarca yıllık güneş enerjisi birikimi olduğundan yıllık kullanılan 'fosil yakıt' enerjisini de buna eklemek gerekir. Sonuçta şunu söyleyebiliriz. İnsanoğlunun her 1 dolarlık üretimi aslında Güneşten aldığı 700 milyon Joule'lük enerji karşılığıdır. Kabaca; 1$ ≡ 700 MJ.”

‘FOSİL YAKIT DÖNEMİNİN SONUNA YAKLAŞTIK’
Paris’teki iklim konferansının ardından alınan kararları ve gelişmeleri değerlendiren WWF-Türkiye Genel Müdürü Tolga Baştak ise “Yenilenebilir enerjiyi tercih eden küresel bir dönüşümün başladığına tanıklık ediyoruz. Bu, başta kömür olmak üzere fosil yakıt döneminin sonuna yaklaştığımızı gösteriyor. İklim değişikliğinin ekosistemler, insan da dâhil olmak üzere tüm canlılar üzerinde giderek artan etkilerinden korunmak için bu değişimi kuvvetlendirmek ve sürdürmek zorundayız” diye konuştu.

 
 
BÜYÜMEK İSTEYEN TÜRKİYE İKLİM FONLARININ PEŞİNDE
Türkiye’nin Paris’teki müzakereler boyunca önemli bir emisyon azaltım potansiyeli olduğunu belirttiği ve bunu gerçekleştirmek için de 2020 sonrasında iklim fonlarından yararlanmayı talep ettiği ancak anlaşma metnine göre bu beklentinin Türkiye'nin istediği ölçekte karşılık bulamadığı belirtiliyor. Ancak buna karşın önemli bir enerji verimliliği ve yenilenebilir enerji potansiyeline sahip Türkiye'nin önünde hâlâ fırsatların olduğu dile getiriliyor. WWF-Türkiye’nin uzmanlarla birlikte yaptığı analizlere göre, Türkiye'nin önümüzdeki 15 yıl içerisinde rüzgâr ve güneş başta olmak üzere yenilenebilir enerjiyi öne çıkaran bir enerji politikası izlemesinin maliyeti, kömüre dayalı mevcut politikalarla aynı. Türkiye verdiği ulusal taahhüdü yeniden gözden geçirerek iklim müzakerelerindeki pozisyonunu güçlendirebilir.

‘KÖMÜR PROJELERİNE FİNANSMAN BULMAK ZORLAŞACAK’
Türkiye'nin bir yol ayrımında olduğunu belirten WWF-Türkiye Doğa Koruma Yönetmeni Mustafa Özgür Berke de “Paris Anlaşması ışığında, Türkiye'nin kalkınma ve enerji politikalarını gözden geçirmesi gerekiyor. Paris sonrası yeni dönemde özellikle kömür projelerine finansman bulmak giderek zorlaşacak. Türkiye'nin hem iklim değişikliğiyle mücadelede kendi payına düşen sorumluluğu yerine getirmesi, hem de enerjide dışa bağımlığı azaltmak için yenilenebilir enerjiye dair hedeflerini yükseltmesi gerekiyor. Bununla beraber, ulaşım, sanayi gibi karbon ayak izi yüksek sektörlerde düşük karbonlu tercihlere doğru dönüşümü başlatmamız gerekiyor” açıklamasında bulundu.

TBB’DEN DÜNYA BAROLARINA ÇEVRE SUÇLARIYLA MÜCADELE ÇAĞRISI
Öte yandan gelecek için endişe ile izlenen küresel iklim değişikliği konusunda bir girişim de Türk hukukçulardan geldi. Türkiye Barolar Birliği (TBB) Başkanı Prof. Dr. Metin Feyzioğlu, Uluslararası Barolar Birliği’ne (İnternational Bar Asociation-IBA) küresel iklim değişikliğine karşı sorumluluk alma çağrısında bulundu. Feyzioğlu, IBA aracılığıyla tüm ülkelerin barolarının çevre suçları için küresel ölçekte mahkemelerin kurulmasını talep etti.

‘İNSANLIK YOK OLUŞA SÜRÜKLENİYOR’
Küresel ısınma ve buna bağlı iklim değişikliğinin tüm bilim insanlarının kabul ettiği bir gerçeklik olarak insanlığın geleceğini tehdit ettiğine vurgu yapan TBB Başkanı Feyzioğlu, insanlığın yok oluşa doğru sürüklendiğine dikkat çektiği çağrı mektubunda, “Fosil yakıt kullanımına dayanan enerji, endüstri ve ulaşım sektörü insanlığın doğal kaynak ve varlıklarını yok etmektedir. Su-Toprak ve hava kirlenmesinin ulaştığı boyutlar önü alınamaz bir noktaya ulaşmaktadır” dedi.

‘GİDEREK TOTALİTERLEŞEN YÖNETİMLER SORUMLULUK ALMIYOR’
İnsanlığın ve dünyanın geleceği için daha çok sorumluluk alması beklenen ülkelerin siyasi iktidarlarının soruna yeterli duyarlılığı göstermediğine dikkati çeken Feyzioğlu, giderek totaliter hale gelen siyasi yönetimlerin hiçbir sorumluluk alma ihtiyacı duymadığını belirttiği mektubunda, şunları dile getirdi:

‘KÜRESEL ÇEVRE CEZA MAHKEMELERİ KURULSUN’
“Uluslararası Barolar Birliği, bütün dünyadaki avukatlar ve barolar arasında ilişki kurulması ve sürdürülmesini sağlamak, BM prensipleri ve amaçlarını göz önüne alarak, aynı amaçlarla hareket eden uluslararası kurum ve kuruluşlarla işbirliği yapmak ve koordinasyon sağlamak görevlerini üstlenmiştir. Örgütünüzden bu çağrımızın tüm dünya barolarına iletilmesini talep ediyoruz. Ayrıca somut bir hedef olarak; Uluslararası Barolar Birliğini, insanlığın küresel ısınma ve çevresel sorunları nedeniyle karşı karşıya bulunduğu yok oluşu durdurmak için bu sorumluluğunu yerine getirmeyen tüm kişilerin ve siyasi yapıların yargılanacağı ‘Küresel Çevre Ceza Mahkemesi’ kurulması için tüm üyeleri ve uluslararası organizasyonlar nezdinde çalışmalar yapmaya davet ediyoruz.”

Yusuf Yavuz
ulusalkanal.com.tr
Yorum Ekle
İsim
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.