banner863

Köylülerin toprak rüyası nasıl kabusa döndü

71 yıl önce topraksız çiftçilere toprak dağıtmak için kanun çıkaran TBMM'de yer yerinden oynamış, büyük toprak sahibi milletvekillerinin tepkisiyle kanun uygulanamamıştı. Türkiye son 12 yılda Belçika'nın yüz ölçümü kadar tarım toprağını kaybetti, geriye sembolik bir Toprak Bayramı kaldı...

Köylülerin toprak rüyası nasıl kabusa döndü


Yusuf Yavuz
Bir santimi yüzlerce yılda oluşan yaşam kaynağımız olan topraklarımızı hızla kaybediyoruz. 1945 yılında topraksız çiftçileri topraklandırmak için çıkartılan ve 11 Haziran'da kabul TBMM'de kabul edilen 'Çiftçiyi Topraklandırma Kanunu'nun 71. yılında bir açıklama yapan Ziraat Mühendisleri Odası (ZMO), 2002 'de 26,5 milyon hektar olan Türkiye'nin toplam tarım arazisinin son 12 yılda yüzde 10 azalarak 23,9 milyon hektara gerilediğini duyurdu.

1945 yılında topraksız çiftçilerin toprak edinmelerini sağlamak amacıyla çıkartılan 'Çiftçiyi Topraklandırma Kanunu'nun TBMM'de kabul edildiği 11 Haziran tarihini takip eden ilk Pazar günü, 'Toprak Bayramı' ilan edildi. Yıllardır yaşamın vazgeçilmezi olan toprağın önemini vurgulayan çeşitli etkinliklerle kutlanan Toprak Bayramı, bu gün ne yazık ki toprak için yas tutulan bir güne dönüştü.

DOĞANIN VE YAŞAMIN VAZGEÇİLMEZİ
Toprak Bayramı dolayısıyla Ziraat Mühendisleri Odası (ZMO) tarafından konuyla ilgili yapılan açıklamada, toprağın,  doğanın ve yaşamın vazgeçilmez varlıklarından biri olduğuna dikkat çekilerek, "Toprak ve su medeniyetlerin var olmasında, ilerlemesinde daima önemli rol oynamıştır. İşte bu nedenledir ki,  yaşamın sürdürülebilirliği açısından, toprak varlığının korunarak yönetilmesi büyük önem taşımaktadır" görüşüne yer verildi.

TOPRAKSIZ KÖYLÜLERİN RÜYASINDAN GERİYE SADECE 'TOPRAK BAYRAMI' KALDI
Türkiye'nin toprak mülkiyet sisteminde çok önemli değişiklikler yapması beklenen ancak siyasi sonuçları itibariyle önemli gelişmelere neden olan Çiftçiyi Topraklandırma Kanunu'nun uygulamaya geçirilemediği anımsatılan ZMO açıklamasında, "Büyük toprak sahibi milletvekillerinin tepkisi ile karşılaşan Kanun, bu milletvekillerinin yeni bir siyasi oluşum içinde yer alması, çok partili düzene geçilmesi ve iktidarın el değiştirmesine kadar uzanan sürecin unsurlarından biri olmuştur. Uygulamaya geçirilemeyen kanundan bugün geriye sadece 'Toprak Bayramı' kalmıştır. Toprak Bayramı günümüzde, çıkarılış amacından farklı olarak, topraklarımızın korunması ve önemi konusunda kamuoyunda farkındalık yaratılması amacıyla kutlanmaktadır" denildi.

'1 SANTİM TOPRAK YÜZLERCE YILDA OLUŞUYOR'
Toprağın, gıdanın başladığı yer olduğuna vurgu yapılan açıklamada,  şöyle denildi: "Gıdamızın yüzde 95'i doğrudan ya da dolaylı yollarla topraktan gelmektedir. Sağlıklı ve yüksek kaliteli gıda ürünleri ancak sağlıklı topraklarda yetişen bitkilerden elde edilir. Topraklar dünyada biyoçeşitliliğinin dörtte birini bünyesinde barındırır. Karbon döngüsünde önemli rol oynayarak iklim değişikliğiyle mücadele ve ona adapte olma konusunda da yardımcı olur. Topraklar suyu depolayarak ve filtreleyerek sellerin ve kuraklığın olmasını engeller. Ancak toprak sınırlı bir varlıktır. Kaybedildiğinde veya bozulduğunda insanların yaşam süresi içinde tekrar kazanılamaz. 1 cm2 toprağın oluşması için yüzlerce yıl gerekir. Topraklar yenilenebilir varlıklar değildir. Bu nedenle toprakların korunması gıda güvenliği ve sürdürülebilir gelecek için büyük önem taşımaktadır.

'İNSANLIK HALEN TOPRAK SAYESİNDE AYAKTA DURABİLİYOR'
Tarih boyunca insanlığın, toplumların ve ulusların yaşamında en önemli mülkiyet araçlarından biri olan toprak uğruna birçok savaşlar yapılmıştır. Toplumlar yüzyıllarca kendilerini güvencede hissetmek için, toprağı yaşamlarının, bedenlerinin bir parçası gibi görmüşlerdir. İnsanlık halen, toprak varlığı ve üretkenliği sayesinde ayakta durabilmektedir.

'TARIM TOPRAĞI POTANSİYELİMİZ SINIRDA YENİ BİR AVUÇ TOPRAK YOK'
Bizleri doyuran, doğaya-canlılara ev sahipliği yapan toprağa saygı, her toplumun sosyolojik, kültürel ve politik açıdan temel önceliklerinden biri olmalıdır. Ne var ki; erozyon ve benzeri doğal yitim süreçlerinin yanında, her şeyi rant ve kolay kazanç sayan politikalar nedeniyle de topraklarımızı kaybediyoruz. Tarım arazilerimiz potansiyel sınırına ulaşmış, 'bir avuç' yeni arazi bulma olanağı neredeyse kalmamıştır. Buna karşın, altyapının götürüldüğü her arazide, her türlü yatırımın gerçekleştirilmesi mümkün iken, tarım arazilerinin amacı dışında kullanımına yönelik girişimlere her geçen gün bir yenisi eklenmektedir."

12 YILDA 3 MİLYON HEKTAR (YAKLAŞIK BELÇİKA KADAR) TOPRAĞIMIZI KAYBETTİK
Türkiye İstatistik Kurumu (TÜİK) verilerine göre; 2002'de 26,5 milyon hektar olan Türkiye'nin toplam tarım arazisinin, son 12 yılda 2,6 milyon hektar azalarak 23,9 milyon hektara indiği (Yaklaşık Belçika'nın yüz ölçümü büyüklüğünde) belirtilen ZMO açıklamasında, bu süreçte tarım arazilerinin yüzde 10'unun üretim dışında kaldığına dikkat çekilerek, ayrıca şu görüşlere yer verildi:

'VERİMLİ TARIM ARAZİLERİ AMACINA UYGUN KULLANILMALI'
"Sadece ülkemizde değil, tüm dünyada toprak varlığı gelecek için alarm vermektedir. Korumaya yönelik yeni yaklaşımlar tercih edilmediği takdirde, 2050'de küresel düzeyde kişi başına düşen ekilebilir ve verimli arazi 1960'taki düzeyin dörtte birine inecektir. Dünyada ve Türkiye'de sürekli artan nüfusun doyurulabilmesi için toprakların ve verimli tarım arazilerinin korunarak, amacına uygun kullanılması zorunludur.

'TÜRKİYE SAHİP OLDUĞU TOPRAKLARI KORUMAK ZORUNDA'
Açlığın, yoksulluğun, eşitsizliklerin yaşandığı bir dünyada ülkemiz sahip olduğu zengin toprak varlıklarını çok iyi korumak ve geleceğe aktarmak zorundadır. Toprak ve su gibi temel varlıklar sadece ülkelerin ve o ülkede yaşayan insanların değil, tüm canlıların ortak malı ve mirasıdır. Ziraat Mühendisleri Odası olarak, toprakların korunması ve sürdürülebilir kullanımı için mücadelemizi sürdürmeye devam edeceğiz."

TOPRAK AĞASI MİLLETVEKİLLERİ KÖYLÜNÜN TOPRAKLANMASINI İSTEMEDİ
Mayıs 1945'te TBMM'ye sunulan ÇiftçiyiTopraklandırma Kanunu'nun 1. maddesi, bu yasayla toprak verilenlere ve yeterince toprağı bulunup da üretim araçları eksik olan çiftçilere gerektiğinde sermaye ve demirbaş verilmesini de içeriyordu. Kanunun getirdiği bir başka yenilik ise, ağalık düzeninin ve Osmanlı'dan Cumhuriyete doğrudan intikal eden 'yarıcılık', 'ortakçılık' gibi feodal toprak düzenine ilişkin uygulamaların önünü kesecek düzenlemelerdi. Buna göre Çiftçiyi Topraklandırma Kanunu, toprakların düzenli olarak işlenmesini sağlamak amacıyla dağıtılan toprağın ortakçılığa, kiraya verilmesini engellerken, yasaya aykırı hareket eden maliklerden toprağın geri alınmasını öngörüyordu.

MENDERES, ORAL VE SAZAK GİBİ TOPRAK SAHİPLERİNDEN SERT MUHALEFET
Özel kişilere ait toprakların 5 bin dönümü geçen bölümleriyle, yasanın yürürlüğe girmesinin ardından işletilmeyen topraklarının tamamının kamulaştırmasını da öngören Çiftçiyi Topraklandırma Kanunu, bu içeriğiyle Andan Menderes, Cavit Oral, Emin Sazak ve Halil Menteşe gibi Meclisteki büyük toprak sahibi milletvekillerinin sert muhalefetiyle karşılaştı. Adı geçen vekiller, kanunu büyük toprak sahipleri açısından zararsız hale getirecek bir komisyon oluşturdular. İçeriği etkisizleştirilen yasanın TBMM'de kabul edilmesinden sonra ise büyük toprak sahibi milletvekilleri, CHP'den ayrılarak mecliste muhalif bir grup oluşturdu.

DP, TOPRAK KANUNUN YARATTIĞI ÇATLAKTAN DOĞDU
Bir süre sonra ise Demokrat Parti'yi kuran muhalif grup, yasanın uygulamasını başlatacak olan tüzüğün çıkartılmasını 1947'ye kadar geciktirdi. Bu grubun üyesi  olan büyük toprak sahibi vekillerden Cavit Oral, 1948'de Tarım Bakanlığı'na getirildi. Demokrat Parti döneminde ise Çiftçiyi Topraklandırma Kanunu'nun 24 maddesi değiştirildi. 1973 yılında ise kanun, yeni çıkartılan 'Toprak ve Tarım Reformu Kanunu' ile birlikte tamamen yürürlükten kaldırıldı. Böylece bugün Türkiye'nin yaşadığı pek çok siyasal ve sosyal sorunun temelinde yer alan toprak meselesi, büyük toprak sahibi olan siyasilerin eliyle çözümsüzlüğe itildi.
Yorum Ekle
İsim
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.