Tanrıların dağı 40 yılda nasıl şirketlerin oldu

Türk turizminin başkenti olarak gösterilen Antalya, 640 kilometrelik kıyı uzunluğu ile ülkenin en uzun sahil şeridine sahip kenti konumunda. Ancak Gazipaşa’dan Kaş’a kadar uzanan kıyılarda halkın kullanabileceği alanlar neredeyse yok denilecek kadar azalmış durumda.

Tanrıların dağı 40 yılda nasıl şirketlerin oldu

Yusuf Yavuz

‘KIYILAR HEPİMİZİN ORTAK MALI’ SÖYLEMİ NASIL ŞEHİR EFSANESİ OLDU

Milli park, günübirlik alan ve sit alanı gibi niteliklere sahip olan bölgeler birer birer betona boğularak yurttaşların elinden alınıyor. Anayasal olarak kıyıların tüm kamunun ortak malı olduğu gerçeği, pek çok yerde olduğu gibi Antalya’da da çoktan şehir efsanesine dönüşmüş durumda. 2013 yılında 12 milyon turist sayısını aşan Antalya’da yatak sayısı ise 500 bine ulaştı.

ANTALYA’YA 5 YILDIZLI BETON YAĞARKEN
TÜRSAB Başkanı Başaran Ulusoy, geçtiğimiz Ekim ayında yaptığı bir açıklamada, sahil şeridinde artık boş yer kalmadığını belirterek, “Bir sürü yanlış yaptık. Sahil doldu. Kemer ve Antalya’ya otel yapmanın değeri yok. Anadolu’ya yönelmemiz lazım” sözleriyle sektörü uyarmıştı. Ancak sektör temsilcilerinin ve meslek odalarının tüm uyarılarına rağmen yatak sayısının artmaya devam ettiği kentte 200’e yakın 5 yıldızlı otel sayısına şu günlerde yenileri ekleniyor. İspanya’nın toplamından daha fazla olduğu belirtilen Antalya’daki 5 yıldızlı otellerin kıyıları betona boğduğu ve kentin turistik cazibesini öldürdüğü eleştirileri sürerken, hazine ve orman arazilerinden yapılan tahsisler ve teşviklerle çok sayıda yeni 5 yıldızlı otel için girişimler başladı. Çevre ve Şehircilik İl Müdürlüğü’nce yapılan duyurulara göre inşaat sezonunun başladığı Kasım ayından buyana 30’un üzerinde otel için başvuru yapıldı. 20’ye yakını yeni inşa edilecek olan otellerin pek çoğu da kapasite artırımına gidiyor.

TAMİNCE’NİN RÜYASI, PHASELİS’İN KÂBUSU MU OLACAK
Alanya, Manavgat, Serik ve Kemer ilçeleriyle bu ilçelere bağlı beldelerde inşa edilecek otellerin içinde Phaselis antik kentinin burnunun dibinde sit alanı içinde projelendirilen ‘Phaselis Dream’, en çok tepki çeken girişimlerden biri. Rixos oteller zincirinin sahibi iş adamı Fettah Tamince’ye ait Ares Fasilis adlı şirket tarafından inşa edilmesi planlanan 280 yataklı otelin dünyaca ünlü antik kentin dokusuna zarar vereceği endişeleri projeye yönelik tepkileri kamuoyunun da gündemine taşımış durumda.

SON KOYLARIN AKİBETİ KİMİ İLGİLENDİRİYOR
Milli park sınırlarında bulunan ancak Orman ve Su İşleri Bakanlığı tarafından Kültür ve Turizm Bakanlığı’na devredilen otelin arazisi, 2005 yılında da 49 yıllığına Tamince’ye ait Ares Fasilis şirketine tahsis edilerek tapusu devredilmiş. Bölgede çok sayıda oteli bulunan Tamince’nin, Tekirova ve Kadriye beldesinde de iki yeni otel girişimi var. Ünlü Sazak Koyu’nun da Tamince’ye tahsis edildiği iddialarının gölgesinde süren tartışmalar bölgenin son koylarının akıbetini de belirsizleştiriyor.

PHASELİS’İN KADERİ KİMİN ELİNDE?
Phaselis’teki otel projesiyle ilgili yaptığımız haberlerin ardından ilgili kurumlar ve girişimci Fettah Tamince’nin yaptığı açıklamalardan ortaya çıkan tablo özetle şöyle: Koruma Kurulu, “sit alanına müdahale edilmemesi” koşuluyla bölgede otel yapmakta sakınca görmüyor. Orman ve Su İşleri Bakanlığı ise şimdilik bir sakınca görmediği proje için girişimcinin başvurusunu bekliyor. İşadamı Tamince ise “çevreye duyarlıyız, büyük bina değil bungalovlar yapacağız” diyor. Ancak konuyla ilgili görüşlerine başvurduğumuz bilim insanları, otel yapılması planlanan arazinin Phaselis antik kentinin uzantısı olduğunu ve bu alanda yüzey araştırması yaparak kültür mirasına rastlanmamıştır demenin gerçekçi olmadığının altını çiziyor. Antik kentle ilgili varlığı bilinen ancak bugüne kadar ortaya çıkarılmamış bazı yapı kalıntılarının söz konusu alanda olabileceği belirtiliyor. Bu tabloya göre kamuoyu sahip çıkmaz ise Phaselis’in kaderi kurda teslim edilen kuzudan farklı olmayacak gibi görünüyor.

BAŞI UÇURULUP, ETEKLERİ KIRPILAN TAHTALI DAĞININ HÜZNÜ
Aslına bakılırsa bu alana turizm adına kıymamak için sit alanı ya da milli park olması gerekmiyor. Zira bölgenin turizm cazibesini arttıran en önemli zenginlik, bine yakın bitki ve canlı türünü barındıran orman ve kıyı ekosistemi. Mitolojide tanrıların dağı olarak anılan Olimpos (Tahtalı Dağı), Akdeniz’e sokulan eteklerinin her geçen gün biraz daha kırpılmasıyla giderek daha hüzünlü bir bilgeye dönüşüyor. Geçmişteki görkemini ve gizemini, zirvesi on metre kesilerek kondurulan teleferikle şımarık çocuklar gibi her gün tepesine çıkan yüzlerce insanın gürültüsüyle yitiren Tahtalı, turizm masalı uğruna yitirilen gerçek masalların kederini taşıyor. Olimpos antik kentiyle aynı adı taşıyan dağın eteklerine yayılan milli parkın 40 yıllık öyküsü de, en az Tahtalı’nın kendisi kadar hüzünlü…

TANRILARIN DAĞI 40 YILDA NASIL ŞİRKETLERİN OLDU
“Su akar iz bırakır, turist döviz bırakır” vecizesinin ilköğretim ders kitaplarına girdiği 1970'li yıllarda döviz açığı çeken Türkiye, Antalya’da iki ayrı bölgede turizmin geliştirilmesi için planlama çalışmalarına başladı. Bu kapsamda kentin batısında yer alan Beydağları ile Akdeniz’in buluştuğu Antalya Limanı ve Gelidonya burnu arasındaki yaklaşık 80 kilometrelik sahil şeridinde başlatılan ilk planlama çalışması, Danimarkalı Ole Helveg firmasına verildi. Dünya Bankası’ndan sağlanan 25 milyon Dolarlık altyapı kredisi ile ‘Güney Antalya Turizm Gelişim Projesi’ kapsamında bölgede belirlenen 5 ayrı noktada hızlı bir turizm yatırımı hamlesi başladı.

TURİZME KURBAN EDİLEN MİLLİ PARK
Ancak uygulamanın hayata geçirileceği alan, 1972 yılında koruma altına alınan Beydağları Olimpos Sahil Milli Parkı’nın sınırları içerisinde kalıyordu. 69 bin 800 hektarlık alanı kapsayan ve onlarca el değmemiş koy ile binden fazla bitki çeşitliliğini barındıran ormanlarla kaplı milli parkın bir kısmı alan dışına çıkartılarak turizme tahsis edildi. O yıllarda yaklaşık 2 bin nüfuslu bir kasaba olan Kemer’in merkez olarak seçildiği yatırım planına, Çamyuva, Tekirova, Tekerlektepe ve Kızıltepe bölgeleri eklendi. Projeyle, bölgede yaklaşık 30 bin yatak kapasiteli bir turizm alanı yaratılması hedefleniyordu. 1976 yılında proje uygulamaya geçti. Ancak yatırımcıların yeterince ilgisini çekmekte zorlanan dönemin yöneticileri, 1982 yılında bölgeyi ‘turizm alanı’ ilan ettiler.

‘GEL, KİM OLURSAN OL GEL’ DİYE BAŞLAYAN ORMAN YAĞMASI
Devlet eliyle altyapısı hazırlanan alanda yatırım yapacak girişimcilere, ormanlık alandan 49 yıllığına arazi tahsisi, yatırım kredileri, hibeler, vergi muafiyetleri, sigorta pirimi indirimleri, gümrüksüz malzeme ithalatı ve KDV iadesi gibi bir dizi özendirici kolaylıklar getirildi. Dönemin koşullarına göre oldukça cazip olan bu olanaklarla birlikte 1983 yılından itibaren bölgede birbiri ardına oteller ve tatil köyleri açılmaya başlandı. 30 civarında olması planlanan yatak sayısı, 1988’de 52 bine, 1990’da ise 60 bine çıktı.

BANKALAR, KOOPERATİFLER VE BELEDİYELERİN KAPATTIĞI KOYLAR
Bu dönemde ardı ardına yapılan plan revizyonlarıyla, koruma kullanma dengesi kaybolmaya başlarken, Beldibi, Göynük, Kemer, Çamyuva ve Tekirova'daki tüm doğal plajlar ve günübirlik alanlar turizm tesislerinin hizmetine sunuldu. 1986 ve 1987 yıllarında bölgedeki orman arazilerinde gerçekleştirilen turizm tahsislerinden, turizmle doğrudan ilgisi bulunmayan ve yandaş tabir edilebilecek pek çok kişinin yanı sıra kamu kurumları, bankalar ve belediyelerle kooperatifler de yararlandı.

BAKAN EROĞLU SUÇU KÖYLÜYE ATIYOR AMA GERÇEK ÖYLE Mİ?
Geçtiğimiz yıl bir soru önergesini yanıtlayan Orman ve Su İşleri Bakanı Veysel Eroğlu, Beydağları Olimpos Sahil Milli Parkı’nın sınırlarının, milli park sınırları içerisinde yaşayan köylüler ile orman idaresi arasında yaşanan ‘sosyal sorunlar’ nedeniyle 1988 yılında Bakanlar Kurulu Kararı ile küçültüldüğünü kaydetti. Ancak Bakan Eroğlu’nun bu yanıtı gerçeği yansıtmıyor. Çünkü 23 Aralık 1988 tarihli Bakanlar Kurulu Kararına göre, yüzölçümü 69.800 hektardan, 34.425 hektara indirilen milli parkın yarısı turizm yatırımcılarına tahsis edildi, ardından da turizm ve rant baskısıyla çarpık yapılaşmaya kurban edilen Kemer, Beldibi, Göynük, Çamyuva ve Tekirova gibi yerleşimler milli park sınırlarının dışına çıkarıldı.

TARİHİN VE COĞRAFYANIN AYARLARIYLA OYNANIRKEN
Bugün gelinen noktada, yazının başında değindiğimiz otel girişimlerini bir kez daha düşünmek zorundayız. Çünkü bugünlerde Olimpos’un eteklerinde yine planlar, projeler, yenilenme hesapları yapılıyor. Ankara-Antalya hattında rant seferleri yapılıyor, kapalı kapılar ardında haritalar açılıyor. “Zengin kaynakların yoksul bekçisi mi olalım” propagandasıyla sıtmaya tutulmuş gibi kazanma hastalığına yakalanan zevat, tarihin ve coğrafyanın ayarlarıyla oynuyor…

BU YAĞMAYI SEYREDENLER DE HARAMİLER KADAR SUÇLUDUR
Orman varlığının neredeyse tamamına yakını devletin hüküm ve tasarrufu altında bulunan Türkiye’de, tüm kamunun ortak varlığı olan bu zenginlik, her dönemin siyasi iktidarlarınca yağmalanacak ilk kaynak olarak görüldü. AKP iktidarı döneminde, “devlet ormancılığından millet ormancılığına geçiyoruz” söylemiyle hız kazanan orman yağması, iktidar temsilcilerinin şu kadar milyon fidan diktik söylemlerinin gölgesinde daha da hız kazandı. Ormanların sahibi olan kamu, yani halk, koruma altında olan, tüm yurttaşların ortak yararlanabilmesi gereken alanlar birer birer elinden alınırken, kalkınma ve büyüme masalıyla avutuldu. Eğri oturup doğru konuşalım: Hiçbir üretim kültürü ve mirası yaratmadan, yalnızca iktidarlar eliyle halkın ormanını çalarak zengin olan haramileri sadece seyredenler de bu büyük yağmada en az haramiler kadar suçludur.

ulusalkanal.com.tr


beydağlarının sahile bakan kısımlarının önemli bölümü milli park. fot. yusuf yavuz.JPG görüntüleniyor

banner863
Yorum Ekle
İsim
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.