Toprak bu, kaftanları yutar gelincikler kalır geriye…

Seçimlere giden yolun köprüden önceki son dönemecinde yansıyan Türkiye’nin fotoğrafı, yaşadığımız topraklara her zamankinden daha dikkatli bakmayı gerekli kılıyor…

Toprak bu, kaftanları yutar gelincikler kalır geriye…

Yusuf Yavuz

Seçimlere giden yolun köprüden önceki son dönemecinde yansıyan Türkiye’nin fotoğrafı, yaşadığımız topraklara her zamankinden daha dikkatli bakmayı gerekli kılıyor…
Cumhuriyet tarihinin en ağır ekonomik bunalımına doğru hızla sürüklenen, kamunun neredeyse tüm kaynaklarının yıkım projelerine ayrıldığı bir ülkede şaşaalı fetih kutlamalarının fitili ateşlendi!
Bir koltukta dört karpuzla meydanları turlayan Cumhurbaşkanı Erdoğan başta olmak üzere AKP’li siyasilerin elinde Osmanlı ve dinden başta halka satacakları bir umut kalmadı. Başbakan Davutoğlu, sandığa sahip çıkmalarını istediği ‘ak gençliğe’ Uhud savaşını referans veriyor!
Cumhurun başı, Diyanet İşleri Başkanlığı’nı sırça köşkün safahatına ortak ederek bu sınırsız lüksü meşrulaştırma telaşında…
Anadolu’nun bir zamanlar buğday üretilen ovaları ak saray bozması apartmanlarla işgal edilmiş durumda. Cumhuriyetin bütün kurumlarının içi boşaltılırken, TOKİ cumhuriyetinin cumhuruna dönüştürülen kalabalık, gelinciklerin, çimenlerin üstüne dökülen betonla inşa edilen evlerde Osmanlı tuğralı perdelerin arkasında Selçuklu motifli abajurlarla avunuyor...
Anadolu’ya kendine ‘Müslüman’ diyen yığınlar eliyle 24 saat güvenlik kameralarıyla izlenen muhafazakâr hapishaneler kuruluyor.
Denizli, Afyon, Isparta, Manisa, Konya, Kayseri…
Gidin bakın taşra kentlerine, derenin taşıyla ağacın kuşunu vurmayı gelenek haline getirmiş mücahit müteahhitlerin ucube siteleri; sokağımızı, evlerimizi, inancımızı, kimliğimizi işgal etmiş durumda!
1950’lerin Amerika’sındaki muhafazakâr orta sınıfın tüketim çılgınlığı bugünün Türkiye’sine nakledilmiş sanki. “Sıra bizde, biraz da biz tüketeceğiz” hoyratlığı binlerce yıllık inceliğin üstünü örtüyor.
Hafta sonlarımız, göl kıyılarımız, parklarımız, sokaklarımız; Swarovski taşlarıyla süslenmiş, dibe vuran bir görgüsüzlüğün işgali altında!
Bir Emir Kusturica filminin tam ortasından geçiyoruz…
Yeryüzünün en güzel yaylaları, dereleri, koyları, kumsalları yağma hırsıyla geri dönüşü olmaksızın tahrip ediliyor. “Burada bir tuvalet ihtiyacı vardı” bahanesiyle koca bir ülkenin korunan alanlarının içine ediyorlar!
Bu, ‘medeniyet’ iddiasıyla yola çıkan bir geleneğin iflasıdır!
İhtiras rüzgârlarıyla şişirilen yelkenlerin hızla belirsizliğe doğru sürüklediği iktidar gemisini terk edenlerin sayısı her geçen gün artıyor…
19 Mayıs kutlamaları geldiğinde karnı ağrıyan, Cumhuriyet kutlamalarında başı dönen zevatın Fetih şovlarına tutunması boşuna değil. Çünkü geçmişini silip atabilecekleri alternatif bir Türkiye yaratmak istiyorlar. Çünkü Cumhuriyet’in kazanımlarına her baktıklarında Mustafa Kemal’in izlerini görüyorlar. Çünkü tarih bilincinden yoksun, Muhteşem Yüzyıl sosuna bulanmış bir ‘Yeni Türkiye’ kurmak istiyorlar… Dünden, gerçeklikten korkuyorlar, geriye çok daha geriye, Osmanlı’nın bulutumsu, soyut ve belirsiz gölgelerinin içine girip kaybolmak istiyorlar.
Kaybolacaklar elbette!
Hem de ne kayboluş…
Bakın, bu topraklarda, kendilerine ‘yeryüzünün hâkimi’ diyen, ‘Allah’ın yeryüzündeki gölgesi’ diyen ne Sultanlar geldi geçti…
Nice gelincikler çiğnendi yağız atların nallarıyla, nice başlar gövdelerinden ayrıldı keskin kılıçlarla; nice taht kavgaları, nice iktidar savaşları verildi de hepsi hiç olmamışlar gibi karışıp gittiler toprağın karnına…
Alaaddin Keykubad… Selçuklu’nun en kudretli Sultanı, yeryüzünün hakanıydı. 1235’te kendisine Beyşehir Gölü kıyısında tersanesi, külliyesi, göldeki adalarda köşkleri olan muhteşem bir saray yaptırdı: Kubad Abad… Dünyaya olan tutkusunu bu muhteşem maviliğin kıyısında bileyledi. Yaşama heybetli Dedegöl’ün yamacında uzanan bu zümrüt ovanın kıyısından hükmetti…
Gün geldi, devran döndü, zamanın tozu örttü sultanın üstünü…
Şimdi taşlar kaldı o görkemli saraydan geriye. Bir de gelincikler. Milyon yıldır yerin yüzünde iktidar çizmeleriyle çiğnendikçe çoğalan, çoğaldıkça yerin yüzünü güldüren incelik, naiflik abidesi gelincikler…
Toprak bu. Kaftanları yuttu, gelincikler kaldı geriye…
O sarayların altında yatan milyarlarca gelincik tohumunu iyi ki de unutuyorlar!
Yorum Ekle
İsim
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.