banner863

Türkiye’ye bin yıllık mektup var!

Yörükler’in binlerce yıllık tulum peyniri yasaklandı, kara çadırların direği sızlıyor…

Türkiye’ye bin yıllık mektup var!

 Yusuf Yavuz

Sarıkeçili Yörükleri, binlerce yıldır yaşam biçimlerini değiştirmeden göç kültürünü sürdürerek yaşıyor. Ancak keçileri, develeri ve çoban köpekleriyle yılda iki kez Torosları aşarak varlıklarını sürdürmeye çalışan Sarıkeçililerin üzerindeki modern yaşamın baskısı her geçen gün artıyor. Kimliklerini, kültürlerini ve yaşama biçimlerini korumak isteyen Sarıkeçililer, 22-24 Mayıs tarihleri arasında Konya’nın Çumra ilçesinde gerçekleştirilen ’10. Göç Yürüyüşü’ etkinliğinin ardından bir bildiri yayınladı. Bildiri, Sarıkeçililerin varoluş çığlığını içeren, Türkiye’ye yazılmış binlerce yıllık bir mektup özelliği taşıyor.


TOROSLARDAN YÜKSELEN BİNLERCE YILLIK ÇIĞLIK DESTEK BEKLİYOR
Anadolu’nun onlarca Yörük boyundan biri olan Sarikeçililer, binlerce yıldır yürüyerek Toroslar’ı arşınlıyorlar. Ancak zamana direnerek varlıklarını sürdürme çabası veren Sarıkeçililer üzerindeki modern yaşam baskısı her geçen gün artıyor. “Bizler doğanın çocuklarıyız” diyen Sarıkeçililer, dilini iyi bildikleri bir coğrafyada kış aylarını Mersin Sahillerinde, yaz aylarını ise Konya ve Karaman bölgesindeki yaylalarda geçiriyor. Geçmişin göçebe üretimini çok az değişimle sürdüren Sarıkeçililer, bürokratik engeller ve çeşitli baskılardan bunalmış durumda.

‘KENDİ TOPRAĞIMIZDA BİZDEN HAVA PARASI İSTİYORLAR’
Sarıkeçililer Derneği Başkanı Pervin Çoban Savran, yaz aylarını geçirdikleri Konya yaylalarında kendilerine gayri resmi otlakiye ücreti dayatması yapıldığını söylüyor. Hadim’e bağlı Oduncu ve Bademli köylerindeki meralarda keçilerini otlatmak isteyen Sarıkeçili göçerlerden 2 aylık süre için 7 ila 9 bin lira arasında gayri resmi otlatma parası talep edildiğini dile getiren Savran, “bizden, kendi topraklarımızda keçilerimizi otlatabilmemiz için hava parası isteniyor. Bize ‘bu parayı ödemezseniz sizi rahat bırakmazlar’ deniliyor. Bu konuda yetkililerle görüştük. Bir çözüm üretmeye çalışıyorlar. Biz kadimden gelen haklarımızı biliyoruz ancak idarecilerimiz göçerlerin varlığı konusunda yerel halka bilgilendirme yapmalı. Her yıl aynı sorunlarla boğuşmaktan yorulduk” diye konuştu.

“Bu kültürün sonsuza dek sürmesini istiyoruz. Kültürün korunması ve sorunlarımızın çözülmesi için yardıma ihtiyacımız var”
diyen Savran, sorunlarını anlatabilmek için 22-24 Mayıs tarihlerinde Konya’nın Çumra ilçesinde gerçekleştirdikleri ’10. Göç Yürüyüşü’ etkinliği kapsamında bir panel gerçekleştirdiklerini dile getirdi.

‘ÇADIRIN ŞEKLİNİ DEĞİL, KÜLTÜREL ÖNEMİNİ KONUŞTUK’
Yurt içi ve yurt dışından çok sayıda konuğun yanı sıra Konya Valisi Muammer Erol’un da katılımıyla gerçekleşen “Geçmişten Günümüze Kara Çadır” başlıklı panelin ardından bir sonuç bildirgesi yayınladıklarını kaydeden Savran, “Yapılan konuşmalarda karaçadırın şekli, biçimi, ölçüleri, eni boyu, yüksekliği, derinliği üzerinde durulmamıştır. Hemen bütün konuşmacılar ‘karaçadır’ı Yörüklüğün ve bu sosyal hayatı yaşayan insanların ve onların oluşturduğu milli kültürün sembolü olarak değerlendirmişlerdir” diye konuştu.

‘YÖRÜK KÜLTÜRÜNÜN ANILARDA KALMASI ALGISI YANLIŞ’
Panelde, Orta Asya’da ‘Oba’ olarak adlandırılan silindirik yapılı kubbeli çadır ile Anadolu’daki kara çadırın karşılaştırılarak anlatıldığına değinen Savran, şöyle konuştu: “Türk kültürünün en eski temel taşlarından olan çadırın kültürümüzün Türk toplulukları üzerindeki önemine değinilmiştir. Karaçadır adı altında toplanan bir yaşam ve kültür biçiminin ve bu milli kültürü yaşatmaya çalışan insanların sorunları üzerinde durulmuş ve çareler önerilmiştir. Yörük kültürümüzün; kültürel değerlerin paranın egemenliği karşısında sahipsiz bırakılması sonucu olarak, kaybolmaya terk edilmesi nedeniyle anılarda kalmasının yeterli olacağı, yaşatılmasına gerek olmadığı algısının yanlışlığı vurgulanmıştır.

‘BU KÜLTÜR KAYBOLURSA ASLA GERİ GELMEZ’
Bu kültür değerleri toplamı ve hayat tarzının kaybolması halinde yeniden canlandırılmasının asla mümkün olamayacağı, bu nedenle kaybolmadan devlet eliyle sahiplenilip, desteklenip yaşatılması gerektiği belirtilmiştir. Yörüklerin; geçmişten devam ediyor olmakla birlikte, bugünkü baş başa kaldığı sorunların devlet politikalarının süreklilik içinde değil, dönemsel anlayış değişiklileri, yerel yönetici ve bürokrasinin keyfi davranışları nedeniyle büyüdüğü vurgulanmıştır.”
Panelin ardından hazırlanan sonuç bildirgesinde, Sarıkeçililer’in yok olmadan kültürlerini yaşatabilmeleri için tespit edilen çözüm yollarını da kamuoyu ile paylaşan Savran, bu konudaki önerileri ise şöyle sıraladı:

GASP EDİLEN HAZİNE VE ORMAN ALANLARI ESKİ HALİNE DÖNDÜRÜLMELİ
“Yörükler hayatlarını, günlük yaşayışlarını hayvanlarının iklime bağlı hareketleri ve beslenme ihtiyaçlarına göre düzenleyen göçebe topluluklardır. ‘Otlatma Yönetmeliği’ yeniden düzenlenerek, konaklama otlatma alanları göç yolları, hazineden ve ormandan gasp edilen alanlar yeniden eski yapısına döndürülerek, bulundukları yerlerin yerel yöneticileri ve Yörüklerin de fikirleri sorularak yeniden değerlendirilmelidir. Ağaçlandırma çalışmalarının, Yörüklerin binlerce yıldır kullandıkları göç yollarını kapatmak için değil, ormandan gasp edilmiş arazilerin yeniden eski yapısına kavuşturulması için yapılmasının gerekliliği vurgulanmıştır.

GIDA TARIM VE HAYVANCILIK BAKANLIĞI’NA BÜYÜK İŞ DÜŞÜYOR
Yörüklerin hareket mevsimleri ve alanları yetkililerce de bilinmektedir. “Nakil belgesi” uygulaması yetiştiricilerden kaldırılmalı sadece tüccarlara uygulanmalıdır. İlle de gerekiyorsa; ilkbaharda ve sonbaharda olmak üzere iki kez verilmelidir. Her ilden bir başka ile bazen her ilçeden bir başka ilçeye geçerken verilen nakil belgeleri ve ücretleri zulüm olmaktan çıkartılmalıdır. Yörüklerin yaylada veya sahilde hayvanları bulaşıcı hastalıklara karşı zaten denetim altında ve insana gösterilebilecek özenle gözetim altındadır. Göç yolu üzerindeki yerlerde her hangi bir bulaşıcı salgın olmadıkça mevsim dışı aşı uygulaması zorunlu olmaktan çıkartılmalıdır. Zamansız ve gereksiz aşılarla yavru atma, et ve süt kalitesinin bozulmasına meydan verilmemelidir.

‘AB BAHANESİYLE TULUM PEYNİRİ GETİRİLEN YASAKLAMA KALDIRILSIN!’
Yörüklerin geleneksel hayvan hastalıkları tedavi yöntemleri veterinerlik fakültelerince değerlendirilmeli ve uygulamaya konulmalıdır. Sayım ve kontrol için takılan küpe uygulaması hayvanların hareketlerini kısıtlamakta yayılım sırasında canlarını acıtmaktadır. Bunun yerine enleme esasına dayalı çetele defteri uygulamasına geçilmelidir. Çobanlarımıza güvenilemiyorsa, hayvanlarımızın hareketlerini daha az kısıtlayıcı küçük klipsler takılmalıdır. Üreticiye sayı başına verilen desteğin, Küpe, nakil belgesi, aşılama ücreti vs. masraflar yüklenerek geri alınmasından vazgeçilmelidir. Peynir tulumu için gerekli hijyen, kalite, uzmanlarca belirlenmeli, gerekirse sürekli kontrol altında tutulmalı, bu çerçevede: Avrupa Birliği uyum yasaları bahanesiyle ‘tulum peyniri’ne getirilen yasaklama kaldırılmalıdır. Keçi ürünlerini (süt, yoğurt, yağ, peynir, kıl ve gübre) değerlendirmek için bakanlık gerekli önlemleri almalıdır.

ÇOCUKLARIMIZIN EĞİTİM VE SAĞLIK SORUNLARINA ÇÖZÜM BULUNSUN
Yatılı bölge okulları yerine; taşımalı eğitim konusunda olanak ve kolaylık sağlanmalı, okul çağında çocuğu olan ailelerin okullara yakın bölgelerde kışlamaları kolaylaştırılmalıdır. İlköğretim çağındaki Yörük çocuklarının; sonbaharda yayladan sahile göçte geç başladığı sürede ve ilkbahar döneminde okuldan erken ayrıldığı sürede eğitimlerini sürdürebilmeleri için, gönüllü ve stajyer öğretmenler yardımıyla eğitimleri mobil okul uygulamasıyla devam ettirilmeli, gerekiyorsa sınavlarla kontrol altında tutulmalıdır. Hayvan Bakımı ve Üreticiliği Meslek Liseleri açılmalı, yapılacak pozitif ayrımcılıkla isteyen Yörük öğrenciler bu okullara alınmalıdır. Yörük öğrencilerin göç sırasında devam edemedikleri dersler açık lise ya da bütünleme benzeri bir yöntemle sınavlar düzenlenerek telafi edilmelidir. Sosyal devlet Yörükler için de varlığını ortaya koymalıdır. Yörükler sağlık hizmetlerinden sosyal devlet kurallarının gerektirdiği şekilde yararlanabilmelidir.

‘KARA ÇADIR YOK OLMASIN, BU KÜLTÜR SONSUZA DEK SÜRSÜN!’
Aile ve Sosyal Politikalar Bakanlığı, Avrupa Birliği Bakanlığı, Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı, Gıda Tarım ve Hayvancılık Bakanlığı, Kültür ve Turizm Bakanlığı, Milli Eğitim Bakanlığı, Orman ve Su işleri Bakanlığı ve Sağlık Bakanlıklarımızdan yeterli görülen sayıda uzmanın ya da yetkilinin; yayladan sahile veya sahilden yaylaya ve baştan sona bir kez birlikte göç etmesini talep ediyoruz. Umuyoruz ki; Yörüklüğün, geldiği öncesi bilinmeyen zamandan bugünlere, tüm göç yollarını, dağları, vadileri koyakları, her konuda nasıl bir açık etnografya müzesi gibi işleyip biçimlendirerek onun temel öğesi haline geldiği görülecektir. Sonuç olarak bizler: devletimizin yüzünü dönüp bize sahiplenici bir gözle bir kez bakabilmesiyle tüm sorunlarımızın büyük ölçüde çözülebileceğine inanıyoruz. Devran dönsün, Sarıkeçililer yürüsün, bu kültür sonsuza dek sürsün. Kaybetmemek umuduyla ilgililerimize ve milletimize arz ederiz.”
Yorum Ekle
İsim
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.