banner863

Yüzde 45’le savaş çıkarılabilir mi?


Mehmet Ali Güller

Mehmet Ali Güller

02 Nisan 2014, 10:42

Seçim sonrası Washington’dan yapılan ilk açıklamanın mesajı netti: “Pensilvanya’dakini unutun, bizim müttefikimiz Ankara.”

Mesajı veren ABD Dışişleri Bakanlığı Sözcüsü Marie Harf “Türk hükümetiyle ikili bir ittifaka sahibiz. Türkiye yakın bir NATO müttefiki.” diyerek ayrıca Erdoğan’a bağlı olduğu yükümlülükleri anımsattı.

Yani Erdoğan’ı çizmeyen ABD, 30 Mart seçim sonuçlarını esas alarak “reel politika” yapıyordu.

Peki, bu durumda haklı olarak sorabilirsiniz: O zaman 17 Aralık neden yaşandı?

Had bildirme operasyonu

Pek çok kez dile getirdiğimiz o gerekçe özetle şu:

ABD Erdoğan’dan çok da memnun değildi. Çünkü Erdoğan güç zehirlenmesi yaşadı ve zaman geçtikçe kendisini o koltuğa oturtanları bir ölçüde dinlememeye başladı. Üstelik Erdoğan kimi görevleri de Türkiye’deki muhalefet nedeniyle yerine getiremiyor, zaman kaybediyordu.

Fakat dünya çapında güç erozyonuna uğrayan ABD’nin de pek seçeneği yoktu: Erdoğan’sız AKP mümkün değildi. AKP’siz bir hükümet seçeneği de gerçekçi değildi. AKP’nin bölünmesi ise kontrol edilemeyecek sorunları yaratacaktı. ABD’ye göre en iyisi Erdoğan’ı terbiye etmekti.

17 Aralık yolsuzluk operasyonunun asıl anlamı buydu: ABD Cemaati kullanarak ve pek çok kirli çamaşırı ortalığa dökerek Erdoğan’a haddini bildirecekti. ABD “deliğe süpürme” tehdidiyle Erdoğan’ı hizaya sokacaktı.

ABD’nin takvim sorunu

AKP ve medyası bu nedenle bol zikzaklı politikalar izledi.

Örneğin AK Medya 17 Aralık’ın arkasında önce ABD’nin olduğunu yazdı, asıl hedefin İran olduğunu savundu. Erdoğan açık açık ABD’nin Ankara Büyükelçisi Francis Ricciardone’nin düğmeye bastığını söyledi.

Ama AK Medya sonra çark etti ve “operasyonun arkasında Washington değil, neo-conlar var” diye hatta “Obama iyi, çevresi kötü” diye yazdı.

Aslında ABD-Erdoğan ilişkisi iki soruna bakarak anlaşılabilirdi. ABD için Erdoğan’ın iki temel görev vardı; Açılım ve Suriye. Erdoğan bu konulardaki Atlantikçi politikaya bağlıydı ama ilerletemiyordu, sorun buydu. Yani ABD ile Erdoğan arasında bir görüş farkı yok, yapamama sorunu vardı.

Erdoğan içerideki muhalefeti, halk hareketini, yıkılma riskini de görerek zaman zaman adımlarını yavaşlatıyordu. Ama ABD’nin zamanı değerliydi. Zira geri çekilirken mevzi yaratmak istiyordu. Ortadoğu’dan atılmadan önce Irak’ın kuzeyini Suriye’nin kuzeyinden Akdeniz’e açabilmesi hayatiydi. Son Öcalan Açılımı da zaten bu hedefin gereğiydi.

Suriye’de iş uzadıkça ve başarı sağlanamadıkça, Rusya mevzi kazanıyordu. Bu kez Washington Moskova’ya karşı yeni cepheler (Ukrayna) açmak zorunda kalıyordu.

‘Suriye’ye kumpas’ı kim deşifre etti?

İşte 17 Aralık operasyonuyla Erdoğan yeniden bu çizgiye sokulmuş oldu. Nitekim Erdoğan seçim gecesi çıktığı balkonda, “Suriye’yle savaş halindeyiz” diyerek ABD’ye “tamam” mesajı vermiş oldu.

IŞİD’in sözde “Süleyman Şah Türbesi’ne saldırırız” tehdidi üzerinden savaş naraları atılması da, ihlal iddiasıyla Suriye uçağı düşürülmesi de, “Suriye’ye kumpas” toplantısında MİT’in “gerekirse Türbe’yi biz bombalarız, Suriye’ye adam gönderir Türkiye’ye 8 füze attırırız” demesi de, daha sandıklar seçmenin önüne gelmeden Erdoğan’ın ABD’ye “tamam” dediğinin göstergesiydi zaten...

O nedenle yeni bir kuvvet sahaya inmiş ve Erdoğan’ın savaş tezgâhını deşifre etmişti!

Yüzde 90 bile yetmez!


Peki, ABD’ye “tamam” diyen AKP sandıktan çıkardığı yüzde 45 ile Suriye’ye saldırabilir mi?

Yanıtı şöyle verelim: Sandıktan yüzde 90 çıkartsa bile kardeşi kardeşe düşüremeyecekler!

Ve önemle belirtelim: Tankların önünde duracak kuvvet, Türkiye’nin yeni çözüm adresi olacaktır!

Mehmet Ali Güller
ulusalkanal.com.tr


Yorum Ekle
İsim
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.